Image
026. Sayı (Ocak 2011)

Soçi’den Azak Denizi’ne Büyük Çerkesya

Darya Aslamova*
Kimin İçin?
1.Bölüm
Darya Aslamova, Krasnodar Eyaleti ve üç Kuzey Kafkas Cumhuriyetini Rusya’dan koparmaya yönelik yeni Büyük Çerkesya Politik Projesinin arkasında kimlerin olduğunu araştırdı.
Provakatörler Soçi Olimpiyatlarını Hedef Aldılar
Bu konu benim için geçtiğimiz bahar muhteşem İstanbul şehrinde iken genç siyasi analist Mehmet Perinçek’le Ermeni Soykırımı hakkında yaptığımız tartışma sırasında başladı.
Mehmet; ‘Soykırım 20. yy. da halkların birbirine şantaj yapması için icat edilen politik bir malzeme derken birden; “Siz Ruslar Ermeni kardeşlerinizin Ermeni soykırımını Dünya’ya kabul ettirmeyi başarmalarına alkış tutarken bu soykırım gömleğini size de dikiyorlar, haberiniz yok” dedi.
“Ne demek istiyorsunuz” diye dikkat kesilerek, “Açlıktan (kıtlıktan) mı söz ediyorsunuz?” dedim. “Sadece o değil. Çerkes soykırımından söz ediyorum” dedi. “Kastettiğiniz Kafkasya savaşları ise üzerinden yüzyılı aşkın süre geçmiş çatışmaları kim tekrar gündeme getirir ki? Soykırım nedir? Sonuçta yalın kılıç yapılan vahşi bir savaş vardı. Rus İmparatorluğu yeni toprakları savaşarak ele geçirdi ve oradaki halkları egemenliği altına aldı. Birçok insan kaybı yaşandı ama sonuçta insanlar ellerinde silahlarıyla öldüler” dedim ve ekledim; “Eğer bunu soykırım olarak değerlendireceksek o zaman tüm savaşlarda yaşananları da soykırım saymalıyız”.
“Ben de sizi buraya getirmeye çalışıyordum” diyerek açıkladı; “Gürcistan’ın ilk hamlesiyle büyük bir oyun başlıyor. Bu oyunda oyuncular çeşitli, hedefler de farklı. Gürcülerin hedefi; olimpiyatları engellemek, en azından olimpiyatı kirletmek.” (Olimpiyat kurallarına göre; olimpiyatlar büyük çapta ölümlerin yaşandığı yerlerde yapılamıyor, bunu söylerken olimpiyatların yapılacağı yer olan Krasniy Polyana’da bir zamanlar yüzlerce Çerkes’in öldüğünü belirtiyor.) “Amerika’nın hedefi ise; Kafkasya’da yeni bir çatışmayı ateşleyerek bu bölgeyi Rusya’dan koparmak. Türkiye de bu oyunu uzaktan dikkatlice izlemekte tabi ki. Bu arada Türkiye’nin elit askerlerinin Çerkes olduğunu da unutmamak gerekir” diyerek sözlerini “Çerkes Soykırımı sözünü daha çok duyacaksanız ve bu pek yakında başlayacak” diyerek bitirdi.
Mehmet haklı çıktı. Mart ayında Tiflis’te Çerkesler hakkında uluslararası konferans düzenlendi ve burada Rus İmparatorluğu’nun yaptıkları sorgulandı; Çerkeslerin sürgüne maruz bırakılarak, bu küçük halkın soykırıma uğratıldıkları kararı çıkarıldı. Amerikan delegasyonu ise; Rusya toprakları içindeki Çerkeslerin bağımsızlıklarını kazanmaları gerektiği çağrısını yaptı. Gerçi Çerkeslerin çoğunluğu bu konferansı boykot ettiler ama bunu Rusya’dan çekindikleri için değil, Abhazlarla kardeşlik bağlarından dolayı yaptılar. Çünkü Çerkesler ve Abhazlar birbirleriyle akraba halklar.
Planlanan bu Çerkes Sorunu atağı daha aslında iki yıl önce İsrail Doğu Ortaklığı Enstitüsü ve onun Başkanı Avraam Şumuleviç tarafından yapılmıştı. Makale serilerinden “Kanlı Krasniy Polyana, soykırım toprağında yapılacak olimpiyatlar Rus ayısı için bir tuzak”, “Çerkeslere yönelik saldırı” başlıklı makaleleri epey ses getirmişti. İsrail’deki pozisyonu ile liberal “hipersiyonist” Şumuleviç’i ben her zaman akıllı ve ince bir düşman olarak görmüştüm ve düşmanları iyi dinlemek lazımdır.
Makaleyi sinirden titreyerek okudum ve kendi kendime; 19.yy. ortalarında yaşanan olaylarla ilgili “Çerkes Soykırımı propagandası yapan Avraam neden burnunun önünde devam eden Filistin Soykırımı ile uğraşmıyor” diye söylendim. Kafkasya çok ince bir mesele. Hatta bu anlamda, toplumsal damarlara düşecek bir damla zehrin hiçbir doktorun tedavisini yapamayacağı bir kansere dönüşebileceğini anlamak için uzman olmaya gerek yok.
Bunun için Şumuleviç’e yazarak provakatörlükle suçladım. Yanıtı ise, ona özgü tavrı ile şöyle oldu; “Bıçağı çok iyi kullanabilen ve insan anatomisinden de çok iyi anlayan bir insan düşün. Bu insan çok küçük bir hareketiyle bir insanı öldürebilecek bir katil de olabilir, çok iyi bir cerrah da! Beceri aynı ama görevler farklı olabilir. Ben böyle birisiyim. Tarihi iyi bilen, olayları çok iyi anlayıp nereye ne kadar gidebileceği çok iyi düşünülmüş bir patlamayı yaratabilen ya da bu patlamayı durdurabilen birisiyim. Rus yetkililer, benim makalelerimden ders çıkarıp yerde yatan tırmığı kaldırmaları gerekirken tekrar üzerine basıyorlar. Tırmığın orda durması benim suçum değil ki, oraya bırakanların yani kendilerinin suçu!”.
Bu yılın Haziran ayında Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’nin (KÇC) başkenti Çerkesk’te yapılan toplantıda sürgün deyiminin kabul edilerek otonomi isteğinde bulunulması gösterdi ki Şumuleviç Yeni Kafkasya kıvılcımını yaratmaya çalışanlara katılmasa da önceden bilgisi vardı.
Kim Bu Çerkesler?
“Çerkesler bizden nefret ediyorlar. Biz onları bereketli otlaklarından attık; köyleri yıkıldı, tüm kabileleri yok edildi… Çerkes halkıyla dostluk umutsuzca. Onlar savaşan soydaşlarına her zaman yardıma hazır… Buralar hep onların zalimlik rivayetleriyle dolu. Kırım Tatarlarının silahsızlandırıldığı gibi onları da silahsızlandırmadıkça, kan davalarını kendilerinden sonra gelenlere miras bıraktıklarından onları yatıştırmak için başka bir çare yok gibi. Kama ve kılıç tenlerinin bir parçası gibi ve doğan çocuk konuşmaya başlamadan onları kullanmayı öğreniyor. Onlar için öldürmek basit bir vücut refleksi. Bir yandan esirleri satma umudunu taşırlar ama bir yandan da onlara acımasız davranırlar… Geçenlerde bir askeri vuran bir Çerkesi yakaladılar. O ele geçmesinin nedenini silahının geç ateşlenmesine bağladı. Böyle bir halkla ne yapılabilir. Tek çare onları Karadeniz’in doğusunda bırakıp Türkiye ile ticari ve tüm ilişkilerini kesip bize yaklaşmamalarını umut etmek.” (A. Puşkin-Erzurum’a Yolculuk)
Ama ne Rus İmparatorluğu’nun Karadeniz’in doğusunu elde etmesi, ne binlerce Çerkes’in savaşlardan, açlık ve salgın hastalıklardan ölmesi, ne de birçoklarının Türkiye ve Ürdün’e göçleri uzak tutamadı Çerkesleri Ruslardan. Çerkesler 101 yıl Taman’dan Soçi’ye kadar güçlü Rusya’ya karşı direndiler.
Çerkesler’in ve Akraba Halklarının Bugün Yaşadığı Yerler
Kabartaylar, Adığeler, Çerkesler, Şapsığlar; hepsi aynı millet. Kendilerine Adığe diyorlar. (Tüm dünyada Çerkes olarak bilinseler de). Rus İmparatorluğu’nun son dönemlerine kadar sürekli rahatsız ve tehlikeli olarak görüldüler ve ancak devrimden sonra kendi deyimleri ile ‘Lanet Bolşevikler’ iktidarı ele geçirince onlar için özgürlük geldi ve Çerkes sorunu kapatıldı. Sovyet yönetimi kendi yöntem ve manevralarıyla hoşnutsuz tüm sesleri susturdu ama bir taraftan da onların ağzına bir parmak bal çalmak için yerel kültürel çalışmalara, şarkılara, edebiyata önem verdi. Kendileri söylemekten hoşlanmasalar bile birçok Kafkas halk kültürü yazılı hale geldi.
Sovyetlerin dağılmasından sonra Büyük Çerkesya hayali dört bölgeye; Karaçay-Çerkes, Kabartay-Balkar, Adıgey ve Krasnodar Eyaleti’ne serpiştirilmiş Adığeleri tekrar heyecanlandırmaya başladı. Eski hayallerinin büyüsüne öylesine kapılmışlar ki Büyük Çerkesya’nın komşu halkların haklarına zarar vermeden kurulabilmesinin pratikte nasıl olabileceğine dikkat etmemişlerdi. Sadece yerel Adığeler değil elliye yakın ülkede yaşayan bir buçuk milyona yakın zengin ve güçlü Çerkes de, bulundukları yerlerde eylem hazırlıkları ile bu çekici hayalin peşine düştüler. (Devam edecek)
*Komsomolskaya Pravda özel muhabiri
Çeviri: Fatih Dinçer                                                                                  

YORUMLAYIN

Sayın okurumuz, yorum yapabilmek için üye olmanız gerekmektedir. Üye girişi yapmak için tıklayınız.

600 karakter kaldı

Henüz yorum eklenmemiş

GAZETE

ARAMA EKLENTİSİ

Banner

KÖŞE YAZILARI