Image

CHP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Bekaroğlu: “Farklılıkların kendisini ifade edebileceği bir hukukun oluşturulması gerekiyor”

Farklılıkların kendini ifade edebileceği bir ortam hazırlamamız gerekiyor siyaset olarak. Bugün tek tipleştirme bölünme sebebi olabilir. Farklılıkların kendisini ifade edebileceği, ortak yaşayabileceği bir hukukun oluşturulması gerekiyor. Böyle bir Türkiye birlik bütünlük içinde kalabilir.

Röportaj: Ahmet Cevat Benk

-Tıp doktorusunuz,Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde öğretim üyesiydiniz, mesleğinizi bırakıp siyasete girdiniz. Bir tıp doktorunun siyaseti tercih etmesi ender görülen bir durumdur. Özel bir nedeni olmalı. Hangi durum sizin siyaseti tercih etmenize neden oldu?

-Evet doğru. Siyaseti tercih etmeme büyük ölçüde 28 Şubat kararları neden oldu. Tıp doktoru iken de insan hakları savunucusu bir insandım, bir aktivist idim. 28 Şubat kararları ve bunların uygulamaları yaşamın her alanında olduğu gibi Trabzon’da da, Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde de kendini hissettirdi. Bu dönemde yaşanan baskılar beni siyasete itti. Ankara’da Fazilet Partisi yöneticisi olan arkadaşları arkadaşları arayıp “Neden böyle oluyor? Bu baskılar neden?” diye sormaya başladığımda; “Söylemek istediklerini gel burada söyle” dediler. Danışmanlık yapmamı istediler. Ben de gittim mağdur olanların yanında siyasete başladım.

-Anti-demokratik tutum ve baskılar mı buna neden oldu?

-Evet. Aynen öyle oldu. Siyasete plansız girmiş oldum. İnsan hakları savunucusu olarak yaptığım işleri bu defa siyasetin içinde yapmaya başladım.

-RP, SP,HAS PARTİ gibi partilerde milletvekilliği, yöneticilik ve siyaset yaptınız. Kamuoyu sizi muhafazakâr bir isim olarak biliyor. Ancak; Türkiye’deki diğer muhafazakâr kesimlerden de ayrı tutuyor. Yani ortalama muhafazakâr kesimden daha farklı değerlendiriyor sizi. Bu nedenlerle CHP’ye gelişiniz ile birlikte CHP’den bir takım tepkilerin geldiğini gördük. Ancak çok büyük tepkiler değildi. Tepki gösteren partililerin bu tutumları değişti mi? Değişmesi için neler yaptınız?

-Şöyle ifade edeyim. Bu muhafazakârlık çok tartışmalı bir kavram, siyasal muhafazakârlık diye bir şey var. Ancak, o benim yanımdan geçmez. Ben asla siyasal muhafazakâr değilim. Dindar bir kişiyim. Dinimi yaşayan bir insanım. Ben kendimi bildim bileli dindarlıkta özgürlükçü, adaletçi, eşitlikçi bir pencere açar, hayatı oradan okurum. Bundan dolayı insan hakları savunucusu bir siyasetçi olarak ilgilendiğim konular hep bu tür konular oldu. Bundan dolayı insanlar hep “Evet bu kişi dindar, sağ siyasal partiler içinde yer alıyor, ancak dillendirdiği şeyler, daha çok solun ilgilendiği hak, özgürlük, eşitlik kavramları” olarak değerlendirdi ve “Müslüman Sol, Solcu Müslüman” gibi kavramlarla adlandırıldılar beni. Bu isimlendirmeler çok önemli değil aslında, asıl olan ne yaptığımız. Siyasetin,devletin, insanların kimliği ile, yaşam tarzı ile, inançlarla, giyimlerle ilgilenmemesi, sadece onları güvence altına alma açısından ilgilenmesi gerektiğine inanırım. Bunların hak ve özgürlükler alanına konulmasını, siyasetin malzemesi olmamasını savunurum. Devletin görevinin, insan hakları ve özgürlüklerinin yanı sıra insanların ekmeklerinin güvence altına alması gerektiğini savunurum. Siyaseti böyle okurum. Bu kimliğim herkes tarafından bilinir. Bunu saklamam. Bunları söyleyerek savunarak geldim CHP’ye.

-Davet mi edildiniz CHP’ye?

-Evet. Bunları sayın Genel Başkanla konuşarak geldim. Kendisinin de CHP’de yeni bir sosyal demokrat hat oluşturma çabasında olduğunu görüyordum. Bu durumu konuştuk, bu çerçevede katkı sağlayabileceğimi karşılıklı düşündük. Bir de Türkiye’de müthiş bir gerginlik var. Bu gerginliğin azaltılması gerekiyor. Yaşam tarzları, inançlar ve kimlikler konusuna, bireysel hak ve özgürlükler açısından bakılması gerektiğine ilişkin bakış açımı herkes bilir. Türkiye’de kimlikler ve yaşam tarzları üzerinden siyaset yapılıyor ve bu, toplumu tehlikeli bir şekilde kutuplaştırıyor. BU kutuplaşmayı ortadan kaldırmak gerekiyor. Bu baskıyı iktidar partisi kaldıramaz. Zira iktidar partisi kimlik siyaseti üzerinden siyaseti devam ettiriyor. Bu siyasetten rant elde ediyor. Kimlik siyaseti sona ererse AKP’nin iktidarı da biter. Bu durumu ancak CHP değiştirebilir. Eğer CHP, kimlik siyasetinden çekilirse diğerleri de açığa düşer. CHP, sosyal demokrat bir parti olarak siyasetini kimlikler, inançlar ve yaşam tarzları değil de eşitlik, adalet, özgürlük gibi değerler üzerine kurarsa Türkiye rahatlar. Sayın Kılıçdaroğlu bunu yapıyor.

CHP’ye yakın gibi gözüken bazı çevreler ve yine iktidar çevresinden bir grup, benimle ilgili aleyhte yazılar yazdılar, sosyal medyada kampanyalar yaptılar. İşin ilginci, CHP’ye yakın gibi gözüken bazı yayın organları ile iktidara en yakın iki gazete aynı kelimelerle manşetten aleyhimde asılsız haberler verdiler.

CHP’nin ana gövdesinden, buradan hiç bir tepki görmedim. Türkiye'nin her yerine gidiyorum, örgütlerle çalışıyorum. Tepki aldığım da oluyor. Çalışıyorum. Doğu, batı, güney her tarafa gidiyorum. Elbette birileri çıkıyor bir şeyler soruyor. Bazısı meraktan soruyor, bazısı suçluyor. Ben HAS Parti’de iken de SP de iken de çeşitli tepkiler alıyordum. Bu doğal bir durum. Ben sözü olan bir politikacıyım. Sözü olan politikacılara bu tür tepkiler olur doğal olarak. Ancak; olağan dışı bir tepki ile hiç karşılaşmadım.

 

-Tam da bu noktada CHP’ye geçişinizle birlikte partiye mevcut düşüncelerinizle entegrasyon sürecinde, az önce açıkladığınız solda olması gereken azınlıkların, ötekilerin, kısaca dinsel ya da etnik farklılıkların hak ve özgürlükler ile diğerlerinin haklarını savunma, hukuklarını koruma gibi politikaları kabullendirme ya da partiye entegre etmede sıkıntı yaşayacağınızı düşünüyor musunuz?

-Böyle bir sıkıntı var tabi. CHP kurucu bir parti. Bu ülkede yaşanan bütün gerginliklerde, sorunlarda var olmuş bir parti. Taraf olmuş bir parti. En son 28 Şubat gibi bir süreç yaşamışız. Şimdi 28 Şubat’ı başka bir biçimi ile yaşatan bir iktidar var. Bundan dolayı yaşam tarzı endişesi yaşayan insanlar var. Burada özgürlükçü bir söylemin tutturulması, ısrarla savunulması, bunun parti politikası haline getirilmesi kolay değil ama mümkün ve şart. CHP, sosyal demokrat bir parti. Bunun içinin doldurulması gerekiyor. Başka bir şey daha var. Türkiye 1930’ların 40’ların 60’ların Türkiyesi değil. Farklı bir dünyada yaşıyoruz. Bütün kimlikler ortaya çıkmış, hak talepleri var. Kürt diyor “benim dilim”, Çerkes diyor “benim dilim”, Laz diyor “benim kültürüm”. Azınlıklar yine öyle. Herkes kendi hak ve özgürlüklerini kullanmak istiyor. Kendi kimliği ile yaşamak istiyor. O halde Türkiye’de özellikle sosyal demokrat bir partinin, tüm kimliklerin birlikte yaşayabileceği bir formül bulması gerekiyor. Bunun formülü sosyal demokrasidir.

Nedir o? Kimlikler, hak ve özgürlükler siyasetin konusu değil, doğrudan insan hakkıdır. Bu şekilde olursa sorunlar biter. Bunun anayasal güvencesini oluşturmak lazım. Eskiden farklılıklar bölünme sebebi olarak görülüyordu. Bence bugün tektipleştirme bölünme sebebidir. Farlılıkları bastırmak mümkün değildir. Farklılıkların haklarının verilmesi ve kendini ifade edebilmesi birlikte yaşamanın teminatıdır. Farklılıkların kendini ifade edebileceği bir ortam hazırlamamız gerekiyor siyaset olarak. Bugün tek tipleştirme bölünme sebebi olabilir. Farklılıkların kendisini ifade edebileceği, ortak yaşayabileceği bir hukukun oluşturulması gerekiyor. Böyle bir Türkiye birlik bütünlük içinde kalabilir.

-Kısmen söylediniz ama ek olarak tüm bu söylemlerin anayasal güvence altına alınması gerekmiyor mu? Söylediklerinizden anayasal vatandaşlığı mı anlamalıyız?

-Kesinlikle hukuki bir güvencesi olacak,olmalı. Bu anayasa tekçi, tek tipçi, baskıcı, anti-demokratik. Bu anayasa ile demokrasi olmaz. Bu anayasanın değişmesi lazım. Hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması gerekir. Bu anayasa ile hak ve
özgürlükler kullanılamaz.

-Anayasal vatandaşlık mı diyorsunuz?

-Eşit yurttaşlık diyorum. Biz öyle diyoruz. Bunu formüle ederek anayasaya koymak gerekiyor.

-CHP’nin bugüne kadar getirdiği bir çizgisi var. Bu çizgi sizin şu ana kadar anlattıklarınızla bire bir örtüşmüyor. Sonuçta CHP bir siyasal parti, tavandan tabana bir takım alışkanlıkları var. Bu söylediğiniz ve olması gerektiğini iddia ettiğiniz konuları partiye,gelenekleri olan partiye özellikle parti tabanına kanıksatmanız zor olmayacak mı? Ne yapacaksınız bunun için?

-Bakın şunu söyleyeyim; CHP’nin gelenekleri, aslında hak ve özgürlüklerin savunulmasına engel teşkil etmez. Bu ülkede, 70’li yıllarda o zamanki dünyada hak ve özgürlüklerin sol hareketlerin yükseldiği dönemde rahmetli Bülent Ecevit, gerçekten devlet statükosuna, parti statükosuna karşı çıktı. İsmet İnönü'nün karşısına çıktı, kazandı. “Toprak işleyenin su kullananın” dedi. “İnsanca hakça bir düzen” dedi. Milletten karşılık aldı, oyu yüzde kırk üçe çıktı. Birinci parti oldu. Sonra CHP seçmeni en çok kitap okuyan, bunları anlayabilecek bir seçmendir.

Ne var ki Türkiye 12 Eylül sonrası yerle bir oldu. İnsanların üzerinden adeta silindir geçti. Daha sonra bu kötü gidişin uzatmalarını doksanlı yıllarda gördük ve yaşadık. Hem Kürt meselesi nedeni ile, hem de 28 Şubat meselesinde gördük. İnançlar, kültürler baskı altına alındı. İnsanlar kimlikler üzerinden kutuplaştı. İnsanlar geriye döndü, biz buna psikolojide regresyon diyoruz. Saplanıp kaldı insanlar. Bütün toplumun rehabilitasyona ihtiyacı var. Eğer özgürlükleri hayata geçirmezseniz bu ülkede birlikte yaşanması, huzur bulunması mümkün değildir. Siz hiç kimseye “kimliğinle yaşama” diyemezsiniz. Kürt’e de, Çerkes’e de diyemezsiniz. Dememelisiniz de. Farklılıkları zenginlik olarak görmeliyiz. Bu coğrafyada farklılıklara kendini ifade edebileceği alanlar açılmazsa, biz bu ülkede huzurlu yaşayamayız. CHP seçmeni buna çok yabancı değil. Bu konuda çok sıkıntı yaşayacağımızı sanmıyorum. Aslında bu gerginlikler, kutuplaşmalar azaldıkça insanlar bir araya gelip huzurlu yaşayacaklardır. Çağdaşlık bir yaşam tarzına sarılmak, onu yüceltmek, başka yaşam tarzlarını geri görmek değildir. Çağdaşlık insanların yaşam tarzlarına saygı göstermektir.

-Çağdaşlıkla, modernist yaşam birbirine karıştırılmamalı mı diyorsunuz?

-Evet. Bana göre çağdaşlık bütün yaşam tarzlarına saygılı davranmaktır. Şu yaşam tarzı çağdaştır demek yanlıştır. Çağı bugün olarak kullanacaksak, geçerli olan bu düşüncedir. Bu günün ihtiyacı da budur, gerekli olanı da budur. Bana göre çağdaşlık özgürlükçülüktür, çoğulculuktur. Ben çağdaş uygarlık seviyesinden bunu anlıyorum. İnsanlar kimliklerinde, inançlarında, yaşam tarzlarında serbest olacak, farklılıklara saygı gösterilecek, hakları kullanırlarken eşit olacaklar ama elbette Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak tasada ve kıvançta bir olacağız, ortak kaygılarımız, sevinçlerimiz olacak.


-Siz bildiğim kadarı ile Laz’sınız.

-Evet, Lazım,anadilim Lazca.

-Cumhuriyet tarihi boyunca,Lazlar da diğer halklar gibi asimile oldular, dilleri ve kültürleri bir çeşit baskı altında tutuldu. Dersim olayı var ortada, Çerkes Ethem olayından sonra, Gönen-Manyas civarında yaşayan Çerkesler doğu illerine sürgün edildiler. Bu baskılar ve asimilasyonist politikalarla CHP yüzleşecek mi, ne diyorsunuz?

-Buradan CHP’yi sınava tabi tutmak acaba haksızlık oluyor mu, olmuyor mu? Bu günün CHP’si için. 1930’lar, 40’lar Türkiyesi şimdiki Türkiye değildi. İmparatorluk yıkılmış gitmiş,travmalar yaşanmış,yenilmişlik, parçalanmışlık korkusu dünyada yeşermiş; milliyetçilik, ulus devletler inşa süreçleri, böyle bir ortamda yaşanmış olaylar. Bir devlet olarak yaşanmış, tek parti, başka parti yok ki. Dönemin koşullarında anlaşılabilir şeyler bunlar. Tabi ki acıları, sürgünleri, katliamları, idamları, ölümleri onaylamak anlamında söylemiyorum bunları. Tarihi, tarihin koşulları içinde değerlendirmek lazım. Bunun faturasını bugünkü CHP’ye, Kılıçdaroğlu’na kesmenin bir mantığı yok ki. CHP 40 senedir bir şeyler söylüyor. Sol diyor, özgürlük ve adalet diyor, emek diyor, insan hakları diyor. Sayın Kılıçdaroğlu yeni bir sosyal demokrat program inşa ediyor. Şimdi her konuda, her tartışmada, geçmişi, yaşanan acı olayları CHP’nin karşısına çıkarmak, bunların hesabını sormak ne kadar doğru? Zaten Sayın Kılıçdaroğlu, “Geçmişimizle yüzleşiriz, gerekirse özür dileriz” diyor.


-Devlet yapmıştır, CHP yapmamıştır diyorsunuz öyle mi?

-Dersim’i konuşuyoruz. Bakın her şeyden önce Dersim mağduru olan Kemal Kılıçdaroğlu’nu kendisine genel başkan yapmış olması CHP’nin bu konuda tek başına önemli bir adım attığı anlamına gelir. Ne diyor CHP’nin Genel Başkanı: “Bunlar olmuştur, acılar yaşanmıştır. Cumhuriyet tarihinin en belirgin olayıdır değil mi Dersim? 1937-38’de yaşanmıştır. O halde bu konunun araştırılması için TBMM’de komisyon kurulsun, uzmanlar ve tarihçiler bu konuyu araştırsın, devlet özür mü dileyecek, ne gerekiyorsa yapılsın” diyor. Bunları yapabilecek olan da AKP’dir. Ancak, AKP bunların hiç birini yapmıyor, bu olayı kendi lehine kullanmaya çalışıyor. Başka ne yapabilir CHP genel başkanı bu konuda?

-Türkiye’de yoğun bir Kürt nüfusu yaşıyor. Hükümet, Kürt sorununa yönelik bir çözüm süreci içinde, sorunu çözebileceğini iddia ediyor. Konu ile ilgili CHP’nin bir politikası var mı? Bu soru her sorulduğunda; “SHP’nin konu ile ilgili bir Kürt raporu vardı. Bu rapor çok ileri bir rapordu” deniliyor. Ancak,CHP’nin bazı yöneticileri ya da milletvekilleri tarafından yapılan açıklamaların bu raporu ezip geçtiğini görüyoruz. Bu konu ile ilgiliçok samimi bir sorum var. Örneğin, Urfa’daki kişinin sınırın hemen karşısında akrabası var, arada suni tel örgüler var. Bu durum çok ilkel bir durum. 21. Yy. ’a yakışmayan görüntüler var orada. CHP’nin bu vatandaşlarımızın sorunlarını çözecek projesi, ya da çalışması var mı ya da olacak mı?

-Şimdi şöyle söyleyeyim;1989 yılında SHP’nin hazırladığı Kürt raporu yaşama geçirilebilseydi, bugün yaşanan sorunların birçoğu yaşanmazdı. Bu kadar acılar yaşanmaz ve maddi kayıplar olmazdı. Fakat 1989’dan sonra, 90’larda bambaşka şeyler yaşandı ülkede. Çok sert çatışmalı ortamlar oldu. Bu ortamda tüm taraflar başka yerlere savruldu. CHP de savrulanlardandı. En çok da, o bölgede yaşayanlar savruldu. Acılar, kışkırtmalar, karşılıklı cenazeler, cenazelerden elde edilmeye çalışılan siyasal çıkarlar, provokasyonlar yaşandı. Bana göre tüm taraflar o 1989 raporunun gerisine düştü. Ancak; bugünkü CHP, özellikle Kılıçdaroğlu’nun başkan
olması ile birlikte gerçek anlamda bir sosyal demokrat program yaparak uygulamaya çalışıyor. Programın ana ögesi eşitlik ve adalet. Kürt meselesinin de, bu çerçevede çözülmesini söylüyoruz. CHP bu konuyla ilgili görüşlerini kitap haline getirmiş olup, bir kanun teklifini de TBMM’ye vermiştir. Ama CHP iktidar değil. İktidar bir şeyler yapıyor.

Hükümet bu alanla ilgili bir şeyler yapmaya kalktığında sayınKılıçdaroğlu her zaman desteğini belirtti. “Kredi veriyoruz hükümete” dedi. Hükümet ne yaptı? “Siz kimsiniz de bize kredi vereceksiniz?” diye reddetti teklifi. Neyse, onları bıraktık. Bu dönemde CHP özgürlükler konusunda, başörtüsü de dahil bireysel hak ve özgürlüklerle ilgili hükümetin getirdiği hiçbir şeye karşı çıkmadı, aksine destekledi. Türban sorunu da böyle çözüldü. Kürt meselesinde de aynı durum var. En son getirdikleri çerçeve yasayı da destekledik. Yönteme itiraz oldu, muhalefete bilgi vermeden yapılmasına karşı çıktık. Kürt meselesinin temelinde eşit yurttaşlık sorunu var. Bir grup Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının kendisini özgür ve eşit hissedememesi meselesi bu. Tamam terör oldu, insan hakları ihlalleri sorunları yaşandı, ekonomik sorunlar var, ancak asıl mesele eşitsizlik. Aidiyet sürekli yıprandı. Temeli eşit yurttaşlık talebi. Bunu görelim. Bir kısım insan kendini eşit yurttaş gibi görmezken, başka bir grup insan ülkenin bölüneceği kaygısına kapıldı. Bunun için anayasayı eşit yurttaşlık üzerinden tanımlayacaksınız. Seçim yasası ve siyasi partiler yasasını değiştireceksiniz, seçim barajını düşüreceksiniz. Yerel yönetimleri geliştireceksiniz. Yerel yönetimlerin geliştirilmesiile ilgili CHP’nin bir çekincesi yok. Avrupa Yerel Yönetim Şartı hayata geçirilsin istiyor. Dil ile ilgili de CHP’nin geldiği yer önemli. Anadil ya da dilin başka bir şekilde öğretilmesine de karşı değil. Kamu hizmetinde kullanılmasına da karşı değil.

Sadece şöyle bir görüşümüz var. CHP, Türkiye’nin birlik ve bütünlüğünü savunuyor; toplumun parçalanmasından yana değil. CHP eğitim konusunda şunu söylüyor; eğer birlikteysek ki herkes öyle diyor, o zaman ortak ve resmi dilin öğrenilmesi, eğitimin devam etmesi koşuluyla anadil eğitimine evet. Ortak dilin öğretilmesi iki şey için çok önemlidir.

1-    Herkes ortak dili kullanıyorsa ülke bölünmeyecek demektir.

2-    Eşit yurttaşlık ancak bir ülkede ortak bir dilin olması ile mümkündür.

Ne demek bu? Bu şu demek; Muğla’da bir üniversiteden mezun olan ve Türkçe konuşan bir kişi, bir memur, herkes Türkçeyi bildiği için gider Hakkari’de memuriyet yapabilir, hizmet verebilir. Ağrı’da üniversiteden mezun olan bir mühendis, hem bir yabancı dil, hem anadil bildiği için Çanakkale’de açılan bir pozisyona, Amasya’daki bir üniversiteden mezun olan bir mühendisle eşit olarak başvurabilir. Bu, eşit yurttaşlık için gereklidir. Tabi ki güven arttırıcı başka önlemlerin alınmasını da savunuyoruz. Bir şey daha söylüyoruz, hak ve özgürlüklerin pazarlığı olmaz. Bir demokratik devlet, vatandaşlarının hak ve özgürlükleri için pazarlık etmez, tam tersine bu eksikleri gidermek için tedbirler alır,hayata geçirir. Yalnız şöyle bir şey var. 30 senedir elinde silah olan bir örgüt var. Bunun elemanları silahları nasıl bırakır, topluma tekrar dahil edilmeleri için nasıl planlar yapılır, bunu da devletin ilgili birimleri yapar. Biz AKP’nin Kürt sorununun çözümünü oyaladığı, sorunu çözmeyeceği, çözemeyeceği kanaatindeyiz. Hem kurucu olan bir parti olmamız, hem sosyal demokrat bir parti olmamız hasebiyle bu sorunu biz çözebiliriz.

-Peki o halde hemen bağlantılı bir soru sorayım. Ola ki ileride siyasi konjonktür uygun hale gelir, ya da seçim matematiği bunu gerektirirse HDP ile ortak bir seçim ittifakıya da koalisyon düşünür müsünüz?

-Yakın bir zamanda Diyarbakır’da bu soruyu Genel Başkanımıza gazeteciler sordu. Sayın Kılıçdaroğlu böyle bir şeyin olmadığını söyledi. Bugün için böyle bir görüşme yok. Ama “yarın gün gelir, siyasetin ihtiyacı olabilir, o zaman düşünülür” dedi. Ben birkaç şey daha ifade edeyim. CHP düşünce ve ifade özgürlüğüne inanır. Bizim için hakaret, şiddet, ayrımcılık, ırkçılık gibi konular düşünce özgürlüğü sınırlarının dışındadır. Şiddet, ırkçılık, hakaret gibi şeyler yoksa biz herkesle her şeyi konuşuruz.

-Çerkeslerle ilgili bir sorum olacak. Geçen hafta İstanbul’da Adıge Dil Derneği tarafından uluslararası bir sempozyum yapıldı. Akademisyenlerin verdiği istatistiki bilgiler oldu. Örneğin Türkiye’deki 5 milyon Çerkes nüfusunun sadece 2,3 milyonu soyadını biliyor. Yine 5 milyon nüfusun sadece 600 bini dilini konuşabiliyor. Toplam dil konuşanların içinde 0-30 yaş arasında konuşabilen hiç yok. Çerkesler diyor ki, biz dünyanın en eski halklarındanız, Kafkas dilleri dünyanın en sesli dilleri olmasına rağmen, gelişmiş ülkeler bu tür dilleri korumak geliştirmek için para harcarken, üstelikte biz bu ülkenin vergisiniveren vatandaşları olduğumuz halde neden dilimizin yok edilmesini engelleyecek tedbirler alınmıyor? Örneğin TRT 50 kanal olmasına rağmen neden bir kanal da bizim dilimizle yayın yapmaz, neden bir radyo tahsis edilmez, neden okullarda dilimizle eğitim öğretim yapılmaz diye soruyorlar? CHP ne düşünür bu konuda, iktidara gelirlerse Çerkeslerin bu sorunlarını çözecek misiniz?

-Dil sorunu önemli bir sorun. Sadece Çerkeslerle ilgili bir sorun da değil. Üstelik sadece Türkiye’de de değil, dünyanın birçok ülkesinde de halen sorun dil. Örneğin Gürcistan’da Lazların bir kolu olan Megrellere dilleri kullandırılmıyor. Ciddi bir asimilasyon yaşanıyor Gürcistan’da.

Bu konuda AKP döneminde ufak tefek de olsa bir takım yenilikler yapıldı. Özellikle seçmeli derslerin ilkokullarda okutulması önemli bir adım. Mesela Doğu Karadeniz’de, Rize’de 5. sınıftaki Laz öğrencilerin hemen hemen tamamı Lazca dersini seçti. Birkaç ilçede yakın bir zamanda Lazca dersi seçilerek tamamlanacak.

Tabi büyük problemler var. Bu dillerin branş öğretmenleri yok. Başka branşlardan öğretmenler giriyor derslere gönüllü olarak. İşte yeni yeni üniversiteler bölümler açılmaya başlandı bu alanlarla ilgili. Düzce Üniversitesi ve Çorum Üniversitesi’nde girişimler var. Lazların bu konuda avantajları var. Lazlar otokton halk olması nedeni ile 600 bin Lazın yaklaşık 200 bini Doğu Karadeniz’de yaşıyor. O nedenle Çerkeslere göre işleri biraz daha kolay. Çerkesler dağınık yaşadıklarıiçin biraz sıkıntılı. Ancak, bir dilin kaybolması insan öldürmekten beterdir. Bu dilin korunması için devletin bu işe kafa yorması lazım. Görevidir. 5 milyon Çerkes toplumundan bahsediyoruz ki bir kişi bile olsa korunmalı dil. Dünyada dilleri kurtarmakla ilgili ne gibi araçlar varsa, hepsi getirilmeli. CHP iktidarında bu konu bizim önceliğimiz olacak. Üzerimize düşeni yapacağız.

-Türkiye’de 600 bin civarında Abhaz vatandaşı bulunmakta. Ancak, Gürcistan’ın Abhazya’yı işgalinden sonra ortaya çıkan duruma bağlı olarak, Abhazy abağımsızlığını ilan etmişti. Bağımsızlıktan sonra AKP Çerkeslerle olan politikasını değiştirdi. Bürokrasideki Çerkesler bir şekilde uzaklaştırdı. Başka nedenleri var mı bilmem ama başka bir sebep görmüyorum. Biliyorsunuz Abhazya eski bir bağımsızdevlet. Stalin döneminde Abhazya Gürcistan’a bağlanmış. Türkiye’deki Abazalar kendi anavatanları olan Abhazya’ya gidiş gelişte sıkıntılar yaşıyor. Türkiye Abhazya’yı tanımıyor. Tanımama nedeniyle gümrükler, gidiş gelişler Rusya üzerinden yapılıyor. CHP ne yapacak bu konuda? Abhazya’ya doğrudan seferler başlatacak mı, ya da tanıyacak mı Abhazya’yı?

-Abhazya’nın tanınmaması konusu, devletler politikası ile ilgili tabi ki. Kıbrıs’ı biliyorsunuz, 1974’ten bu yana 40 sene geride kaldı. Halen tanınmıyor. Bu teknik bir konu. Türkiye’de hiçbir partinin Çerkeslere önyargılı bakacaklarına inanmıyorum. Devletler hukuku diye bir şey var, oraya çarpıyorlar. Ancak, bu işi insan hakları ihlali noktasına getirmemek lazım. Siyaseten tanımayabilirsiniz ancak; seyahat özgürlüğüdür, vizedir vb. sorunlardan dolayı kimse mağdur edilemez.

-Özetle “devletler hukuku ile ilgili bir durum, biz iktidara gelsek bile yapacak birşey yok mu” diyorsunuz?

-Hayır. Elbette her platformda destekleriz. Halklarımız dost ve kardeştir ama hemen tanırız demek yanlış olur. Hukuk ile ilgili bir olaydır bu. Sonuç olarak BM’de ve diğer uluslararası platformlarda takipçisi olacağız.

-Çerkesler bilindiği gibi 1860’lardan başlayarak 1900’lü yılların başına kadar dünyanın birçok ülkesine sürgün edildiler. Rusya bir çeşit soykırım uyguladı Çerkeslere. En azından Çerkesler böyle tanımlıyor bu durumu. Bu durumun önemli verileri de var. Örneğin Soçi Olimpiyatları’nın yapıldığı bölgede bir tek Çerkes kalmayıncaya kadar öldürüldüler. Bununla ilgili Çerkesler her 21 Mayıs’ta bulundukları her ülkede etkinlik yaparlar. Çerkes soykırımı ile ilgili parlamentoya bir teklif gelse nasıl davranırsınız? Ya da birey olarak ne tepki verirsiniz?

-Ben bırakın Çerkes soykırımını karıncalar için bile ayağa kalkacak biriyim. İster Çerkes, ister Ermeni, ister Kürt olsun, ister zenci olsun ayağa kalkarım soykırım deyince, katliam deyince. Bu konuda parti de tanımam. İnsan hakları konusunda aleyhte gelişecek her türlü duruma tepki veririm. Bu soru daha önce de soruldu bana, “CHP’de böyle bir şey yaşarsanız ne yaparsınız?” diye. “Hemen terkederim” demiştim. Başka konularda alınan kararlara uyabilirim ancak, insan hakları ihlalleri ile ilgili asla. Yine aynı noktadayım.

Mesela Filistin ile ilgili İsrail’in haklılığını onaylayacak bir durumda benim orada bir saniye durmam mümkün mü? Olmaz öyle şey. Ben Rize’nin Fındıklı ilçesindenim. Bizim en büyük ağıtlarımız Çerkes sürgünü döneminde yazılmış ağıtlardır. Ben büyükannemden, dedemden bunları dinleyerek büyüdüm. İnsanların eli kolu kırılmış, çocuğu öldürülmüş, babası, annesi ölmüş, gelmişler buralarda aylarca kalmışlar. Bu acıları yaşamış halklarız biz. Ekmeğimizi paylaşmışız. Ben bunları derinden yaşamış birisiyim. Lazlar da benzer durumları yaşadılar. Onlar da Kafkaslardan geldiler. Benim için mazlum mazlumdur. Güney Afrikalı da olsa hiçbir şey değişmez. Ne gerekiyorsa yaparım.

-Çerkesler’den her dönemde 10-15 milletvekili hiçbir çaba sarfetmeksizin parlamentoya girerdi. Genelde farklı farklı partilerden girerlerdi. Ancak özellikle Gürcistan–Abhazya savaşı ve ardından Abhazya’nın bağımsızlığından sonra gerek devlet bürokrasisinde gerek parlamentoda Çerkeslerin göreceli bir şekilde azaldığını görüyoruz. Bürokraside yok denecek kadar az hale gelirken parlamentoda üçü CHP’de, diğer partilerdekilerle birlikte toplam milletvekili sayısı 5’i geçmez. CHP’nin bu konuda bir politikası olacak mı?

-Biliyorsunuz bizim seçimlerle ilgili kanunumuzda böyle bir uygulama yok. Anayasa’da uygun değil kota milletvekillerine. Söylediğiniz temsil şekli İran ve Lübnan gibi ülkelerde var. Çerkesler kitle partilerinden seçime katılarak parlamentoya girerler. Bu konuda Çerkeslere yapılacak negatif ayrımcılığa şiddetle karşı çıkarız CHP olarak. Bürokraside bir şeklide temizlik yapılmışsa bu da suçtur, ayrımcılıktır. Karşısında oluruz bu tutumların.

-Çerkesler arasında sizin laiklik anlayışınızla ilgili bir tartışma var. Mesela evrensel laiklik, CHP’nin benimsediği laiklik, bireyin inanç özgürlüğü gibi konulara nasıl baktığınızı anlatabilir misiniz?

-CHP ile ilgili şöyle bir algı var yıllardan kalma; “CHP din düşmanıdır”. CHP’nin yöneticileri diyor ki, bu konularda yanlışlar yapıldı. Biz bu konuda özeleştiri yaptık, yapıyoruz. Sayın Genel Başkan kurultayda “Biz kimlikleri, inançları siyasetin konusu yapmıyoruz. İnançlar ve özgürlükler önemlidir. İnançların, kimliklerin önünde bir engel varsa biz kaldırırız” demiştir. 28 Şubat yakın zamanlarda olmasına rağmen Genel Başkanımız bu konuda net politikalar ortaya koymuştur. CHP’yi izlesin, dinlesinler. Geçmişte bazı yanlışlıklar yapılmış olabilir ama bugüne bakmak gerekir, CHP, onun Genel başkanı bugün ne diyor, ona bakmak gerekir.

-CHP’nin tabanı genelde aydınlardan, modernist diyelim ve memurlardan oluşuyor. Oysa nüfusun üçte ikisi Ostim, Siteler, Sincan Organize Sanayi Bölgesi gibi yerler ve kırsal alanda yaşıyor. CHP’nin bu alanlarla ilgili doğru politikaları olmadığını zaten seçim sonuçları bizeveriyor. Gelir durumu ya da eğitim düzeyi yüksek olan yerlerden yüksek oy alıyor, ancak diğer alanlardan düşük oy alıyor. Bu benim tespitim değil, seçim sonuç istatistiği. Bu durumu değiştirmek için CHP ne gibi bir politika değişikliğine gidecek?

-Bakın bunun sebebi Türkiye’de uygulanmakta olan kimlik siyasetidir. Özellikle 28 Şubat kararlarından sonra ve AKP döneminde kimlik siyaseti tavan yapmıştır. İnsanlar yaşam tarzlarına ve kimliklerine göre diziliyor ve taraf oluyorlar. Siyasette de diziliyorlar. Siyasette kolay işler bunlar. Öbürleri kötü, şeytan, şeytan olmayacaksan bu tarafa gibi. Bizden olanlar bu tarafa, sizden olanlar o tarafa şeklinde. Böyle olunca da reel siyasetteki emek, adalet, eşitlik, özgürlük üzerindeki dizilme işi, en azından erteleniyor ya da gölgeleniyor. Böyle bir dönem yaşadı Türkiye 90’lı yıllardan bu yana. Aslında bu iş yavaş yavaş aşılıyor.

CHP, sosyal demokrat bir parti. Emekten, fakirden, fakir fukaradan oy alması gerekir. Bu iş sadece Türkiye ile ilgili de değildir. Post modern zamanda neo-liberal dönemde işçi üretim biçimlerinin ve yaşam tarzlarının değişmesi ile ilgilidir. Neo-liberalizm yani vahşi kapitalizm, sosyal devletin yok edildiği dönemdir. Sermayenin daha çok alacağım dediği, parayla yapılabilecek harcamaların yapılmadığı için insanların madenlerin 1000 metre dibinde kaldığı bir ekonomik sistem. Bütün dünyada ezmeye başladıkça, tekrar sol değerler yükselmeye başladı. CHP de bunun farkında. Elbette bugünden yarına olmayacak ama olacak, CHP daha çok mağdurların, ezilenlerin partisi olacak, buralardan oy alacak.

-Seçmende sürekli bir kriz korkusu var. Türkiye’de bu kadar çok yolsuzluk olmasına rağmen, halk bu yolsuzlukları sineye çekerek AKP’ye destek vermeye devam ediyor. Seçmen CHP’ye güvenmiyor. “Sanayide yok, gecekondularda yok, kobilerde yoklar. Bunlar ekonomiyi yönetemez” diyorlar ya da kaygı duyuyorlar. Seçmenin bu düşüncesini nasıl değiştireceksiniz?

-Bunlar tabi ki biraz ezberletilmiş şeyler. Tabi propagandalar yapılıyor. Geçmişte CHP’de bir konformizm yaşanmış. Mevcut durum iyi diye gidiliyor. Ancak bunlar değişiyor. CHP bunları anlatacak araçlar bulacak. Seçmen özellikle AKP’ye oy veren seçmen görüyor. Daha sonradan şehre gelen, yaşam tarzı ile inançları ile sosyal statüsü ile daha çevrede bırakılmış insanlar AKP’ye destek verdi. Onlar bizim gibi diye AKP’ye oy verdi. Bu bizim gibilerde bir piramit oluşmaya başladı,sınıflar oluşmaya başladı. Piramidin altı genişledikçe daha da ezilmeye başladılar, diğerleri ise bir sürü yolsuzluklarla tepelere çıkmaya başladılar. AKP’nin tepenin partisi olduğu görülmeye başladı. Eğer CHP gerçekten inançların yaşam tarzlarının değil de, sosyal değerlerin partisi olduğunu gösterebilirse, o iş bozulacak. Siz demediniz ama ben diyeyim, CHP tuzu kuruların partisi olmayacak. CHP artık başka konularla ilgileniyor. “Sen madende çalışıyorsun, o madende parayla yapılacak işler yapılmadığı için sen ölüyorsun. Dünyanın her yerinde bu işler böyle oluyor” dedikçe, onlar da durumun farkına varıyorlar.

-Gazete Yayın Kurulu adına teşekkür ediyorum. 

YORUMLAYIN

Sayın okurumuz, yorum yapabilmek için üye olmanız gerekmektedir. Üye girişi yapmak için tıklayınız.

600 karakter kaldı

Henüz yorum eklenmemiş

GAZETE

ARAMA EKLENTİSİ

Banner