Image

Komünistlerin İmam Şamil hakkında fikir değiştirmeleri ve onun sebepleri

Yine bu resmî iddiaya göre: Şamil çarlığa karşı mücadelesinde devamlı ve samimî olmamıştır. Zira Şamil, güya mürteci bir hareket olan müridizme dayana¬rak alelumum Ruslara karşı çapışmıştır.

Komünistlerin İmam Şamil hakkında fikir değiştirmeleri

ve onun sebepleri

 

Ahmed Magoma

 

 

Sovyet hükümetinin resmî temsilcileri ve Komünist partisi rüesası bütün milletlerarası toplantılarda milletlerin millî haklarının hâmisi ve müdafii kesilirler. Komünist matbuatının iddiasına göre, güya şahsın bütün demokratik hürriyet­lerini garanti eden ve en ileri bir anayasaya malik bulunan Sovyetler Birliği, milletlerin işbirliğine misal sayılabilecek «harikulade» bir teşkilât olduğu gibi, istikbalde bütün dünya milletlerinin birleşmesine canlı bir örnektir.

 

Bolşevikler propagandalarındaki bütün dikkatlerini Asyalı ve Afrikalı millet­lere, bilhassa müslüman milletlerine veriyor, kendilerini bu milletlerin hakikî dostu olarak gösteriyor ve bol keseden vaitlerde bulunmak suretile millî dava­larına her zaman müzahir olacaklarını söylüyorlar.

 

Asya ile Afrikada muhtelif sebeplerden dolayı Bolşeviklerle işbirliği yapmağa taraftar adamlara rastlandığını esefle kaydetmek lâzımdır: bazıları bolşevizmin mahiyetini bilmedikleri için komünist vaitlerine inanıyor, diğer bazıları da millî davaları için Sovyetlerden istifade etmeyi münasip görüyorlar.

 

Aynı motiflerle Bolşeviklerle işbirliği yapan şahsiyetler 1919-1920 yıllarında Kafkasya milletlerinden de çıkmıştı. Fakat onların akıbeti çok feci oldu: kendi milletleri için hiç bir fayda temin edemeyen bu şahsiyetler safdilliklerinin pahasını hayatlariyle ödediler; onlar, 1930 yıllarında, burjuva-milliyetçi suçuyle kurşuna dizildiler.

Bolşevik niyetlerinin hakikî mahiyeti hakkında kendilerini hayallere kap­tıranlar için Sovyetlerin îmam Şamil ve onun temsil ettiği millet hakkındaki düşünceleri öğretici bir ders teşkil edebilir. îmam Şamil temsil ettiği milletin millî emellerinin gerçekleştirilmesi için kahramanca çarpışırken Kafkasya’nın da şöhretini bütün dünyaya yaymıştı.

Şimalî-Kafkasya kendi hürriyet ve istiklâli için çarlık Rusyasına karşı uzun süren anudane bir mücadele yürütmüştür. XVII. asrın 80-inci yıllarından 1864 yılına kadar devam eden bu mücadele, kısa fasılalarla, hemen hemen 80 yıl sürmüş ve tarihte «Kafkasya muharebeleri» adı altında maruf olmuştur. 1834 de Şamil’in imam seçilmesiyle bu mücadele tam manasiyle muntazam harp şeklini almış ve İmam Şamil’in bizzat idare ettiği bu Kafkasya istiklâl harbi kendisinin esir düştüğü 1859 yılına kadar devam etmiştir.

 

Şamil, imamlığı devrinde büyük bir devlet adamı ve dahî bir ordu kumandanı olduğunu ispat etti. Şamil Şimalî Kafkasyayı birleştirer8ek ona meşrutî krallğı hatırlatan bir devlet şekli verdi. Bu devlette teşriî iktidar vazifesini «Divan-Hane » den ibaret olan parlamento görüyordu. Bu devirde vatandaş hukukunu tayin eden bir sistem ve «Nizam-ı Şamil» adiyle tanınmış bir kanunlar mecellesi tanzim edildi. Şamil, memleketin malî ve iktisadî işlerini de yoluna koydu, bunları da bir nizam ve sisteme tâbi kıldı ve muntazam surette çalışan bir devlet mekanizması meydana getirdi.

 

Rus askerî muharrirlerinden General Fadeev'e göre: Şamile karşı «harp ve darp görmüş ve fedakârlığa amade 280 binlik bir ordu sevkolunmuştu. Bu ordu ile Mısırdan Japonyaya kadar bütün kıt'ayı fethetmek mümkündü».1

 

Şamil’in kahramanlığı, hasleti ve başka bariz meziyetleri onun adını millî kahraman hâlesiyle bürümüştü.

 

Avrupa’nın ileri düşünen tabakası Şimalî Kafkasya millî kurtuluş hareketine sempati besliyor ve liberal matbuat tamamile vatanlarını müdafaa edenler tara­fında bulunuyordu.

 

Kari Marks ve Engels de manen Şamil’i desteklemekte idiler. Umumiyetle onların ve haleflerinin Şamil hareketine karşı alâkası prensip itibarile bu hareketin ideolojisine olan alâkadan neş'et ediyordu. Proletarya ihtilâlinin gerçekleşmesinde milliyet meselesinin büyük bir ehemmiyet taşıdığını kabul eden onlar, kendi gayelerine ermek için, millî kurtuluş hareketlerini, bir vasıta olarak, istismar etmek istiyorlardı. Bu sebepledir ki, kendi programlarını fiiliyatta gerçekleştirecek olan umumî siyasetle ilgili olarak, şu veya bu muayyen tarihî şartlar dahilinde komü­nistler millî kurtuluş hareketleri hakkındaki alâkalarını değiştiriyor, bu hareket­lerden bir kısmı bazen «ileri» ve «inkılâp», diğerleri ise «geri» ve. «irtica» hareketi oluyor ve zamanla bunlar da ad ve yer değiştiriyorlardı. Pek tabiidir ki, «sosyalizm kuruluşu» yolunda yürürken, Sovyet milliyet siyasetinin aldığı şekil­lere göre ve muhtelif merhalelerinde Şamil hareketi dahi muhtelif şekillerde tefsir ve takdir edilmiştir. İmam Şamil’in gerçekleşmesi uğrunda mücadele ettiği fikirlere komünistlerin görüşleri malûmdur: şeriatı bir irtica hareketi olarak kabul ederler; milliyet meselesi ise, onlar için, proletaryanın menfaatlerinden ibaret yüksek prensiplere tâbi ve şartlara bağlı talî bir mana taşımaktadır.

 

Bu görüş, mantık neticesi olarak, onların doktrinlerinden, dünya görüşlerin­den yâni diyalektik materyalizmden neş'et etmektedir.

 

Komünistlerin İmam Şamil’in faaliyeti hakkındaki hakikî düşüncelerini anlamak için, Marks'in nazariyesinden, anahtar mahiyetinde olan bir prensibini misal olarak aşağıya almakta fayda görüyoruz.

 

Onların materyalizm felsefesinin temelini madde teşkil eder. Bu madde yalnız reel ve her şeyin iptidası olmakla kalmaz, belki aynı zamanda «düşünüş» kabiliye­tine de malikti.2 Onların düşüncesine göre, «maddenin en yüksek mahsulü» olan tefekkür de dahil, dünyada her şey maddeden doğar.3 Komünistlerin kanaatine göre, «bütün tabiat hâdiseleri birbirlerine bağlı olup, hareket halindeki maddenimuhtelif şekillerinden ibarettirler».4 Yine onların kanaatince, Yunan feylesofu Heraklit'in dediği gibi, «dünya bir küldür, tanrılardan hiç biri ve insanlardan kimse tarafından yaratılmamıştır, bir kanun nizamı dahilinde alevlenen ve yine bir kanun nizamı dahilinde sönen canlı bir ateş olup, ebediyen de öyle kalacaktır».5

 

Şunu da kaydetmek lâzımdır ki, Marks nazariyesinin temelinden zayıf oldu­ğuna bir çok ilim adamı tarafından zamanında işaret edilmiştir. Fakat, Marks nazariyesinin tenkidi bu makalenin mevzuunu teşkil etmediği için, biz âlimlerin bu mütalaalarına burada temas etmiyoruz. Yalnız şu kadarını söyleyebiliriz ki,

Marks'ın istinat ettiği «madde», onun ölümünden sonra, büyük değişikliklere maruz kalmıştır. On m; «bütün tabiat hâdiselerinin hareket halindeki maddenin muhtelif şekillerinden ibaret» olduğu hakkındaki iddiası, muhtelif tabiat hâdisele­rini izaha muktedir olmadığı için, iflâs etmiş sayılmaktadır. Muhtelif tabiat hâdiselerini izah etmek için, başta Einstein nazariyesi olmak üzere, Quant mekanik nazariyesi ve «fizik» idealistleri adını taşıyanlar tarafından meydana atılan muhte­lif nazariyeler işte bu sebeple yaratılmıştır. Bu nazariyeler arasında maddeyi kö­künden reddedenleri de vardır.

 

Buna rağmen komünistler biricik bir hakikat olarak telâkki ettikleri nazariye­lerinin her sözüne fanatikçesine inanır ve ilim adamlarının tabiat hâdiselerini afakî bir tahlile tâbi tutmak teşebbüslerini «burjuva-afakiliği» suçuyle cezalan­dırırlar.

 

Yukarıda bahsi geçen iddialardan Marks şu neticeleri çıkarmaktadır: maddî dünya bir hakikat olarak mevcut olduğu için, cemiyetin hayat tarzı da bir realite­dir. Böyle olunca şuuru bu realitenin bir tezahürü olarak almak lâzımdır.

 

Marks'a göre: hayat tarzım tayin eden, insanların şuuru olmayıp, aksine olarak, cemiyetin hayat tarzıdır ki insanların şuurunu tayin eder.6

 

Bu prensipten hareket eden marksistlere göre, cemiyetin fikirlerini, nazariye­lerini, görüşlerini ve siyasî müesseselerini tayin eden maddî hayat şartlarıdır. Bu şartlar sisteminin başlıca kuvveti ise yaşamak için zarurî maddeleri istihsal etmek tarzından ibarettir, insanlar arasında servete ve emlâke göre münasebatı tayin eden de bu istihsal tarzıdır. Cemiyetin hukukî ve siyasî teşkilâtını tayin eden âmil ise bu münasebattır. Marksistler diyorlar ki: müşterek mülkiyet hayatı yaşayan iptidaî cemiyetlerde, kölelik nizamı cari bulunan cemiyetlerde, feodalite devrinde ve kapitalizm sisteminde cemiyetlerin fikir ve nazariyeleri başka başka olduğu gibi, gelecek komünist cemiyetinde de, kendine mahsus olmak üzere, tamamile başka fikir ve nazariyeler hâkim olacaktır. .

 

Komünistlerin iddiasına göre, insan cemiyetinin tekâmül seyrinde kapitalizm­den çıkıp en yüksek basamağı işgal eden komünist cemiyetine ne kadar süratle geçilirse insanlık için o kadar iyidir. Çünkü, diyorlar, halk kitlelerini seferber hale getiren bu geçiş yeni fikirlerin doğuşunu tesri eder. Yâni cemiyetin maddî hayat tarzı eski bir merhaleyi en yüksek yeni bir merhale ile değiştirmek gibi yeni vazi­feler vazettiği zaman yeni fikirler doğar.

Kapitalist nizamı yaşayan bir cemiyette bu fikirler Marks'm idelerinden ibaret­tir. Çünkü kapitalizmden - sosyalizme geçişe yardım etmektedir. Komünistlerin kanaatınca, bu sebeple, proletarya yalnız Marksın fikirlerine istinat etmeli ve ömrünü yaşamış oîan eski cemiyetlerin işine yarayan fikirlere karşı mücadele etmelidir. Marks'a >iöre: «Her devrin hâkim fikri hâkim sınıfın fikri»7 olduğu tabiî olarak, komünistler ahlâk, itikat ve din gibi manevî unsurları, «dünya medeniyetinin en yüksek mertebesine»,8 yâni s^yalizm nizamına, ulaş­maya engel telâkki ederler. Başka bir ifade ile, insanlığın asırlar boyunca devam eden say ve gayretinin bir mahsulü olan bütün manevî değerler muzır unsur olarak ilân ediliyor. Onların yerine ikamesi teklif olunan komünist ahlâkını ise bizzat Lenin şöyle tarif etmektedir:

 

«Biz diyoruz ki, soyguncu cemiyeti yıkmağa yarayan ve onun yerinde yeni komünist cemiyeti kuracak olan proletaryanın birleşmesine yardım eden herşey ahlâkidir. Biz ebedî ahlâk kaidelerine inanmıyoruz ve ahlâk hakkındaki türlü türlü masalların yalan olduğunu ifşa ediyoruz».9

 

İşte, komünistlerin «gaye vasıtayı doğrultur» prensibinden bol bol faydalan­makta olduklarının sebebi budur.

 

Komünistlere göre, komünizm için faydalı olan herşey mubahtır. Merhamet, kabahat, sadakat, yalan, katil ve sairenin iyi veya fena olması komünizme faydalı veya zararlı olup olmamasiyle takdir edilir.

 

Komünist partisi proletaryanın en yüksek bir makamı, «erkânı harbiyesi» ve saadetlerin en üstünüdür; binaenaleyh insanların hareket ve fiilleri hakkında bir hüküm vermek için yegâne selâhiyet sahibi bu partidir.10 Bu sebepledir ki, Sovyet hükümetinin bütün cinayetleri komünistlerce tabiî, ahlâkî ve asil bir hareket telâkki edilmektedir. Meselâ, Sovyet hükümeti bir taraftan milletlerin istiklâl hakkını müdafaa ederken diğer taraftan onaltı milleti esareti altına almış ve bu milletlerin müstakil devlet hayatlarına nihayet vererek servetlerini yağma ve memleketlerini kolonize etmiştir. Sovyet hükümeti kurduğu tedhiş idaresinde türlü türlü bahanelerle umumî katliâmlar ve idamlar tertip etmekte, 15 milyondan fazla günahsız insanın ıztırap çektiği temerküz kamplarında köle emeğinden faydalanmakta ve tamamile günahsız insanları akrabalarının hareketlerinden mesul tutmaktadır.

 

Sovyet hükümeti 7 Nisan 1935 tarihinde 12 yaştan itibaren çocuklar için ölüm cezası kabul etmiştir (ikinci dünya harbinden sonra kaldırılmıştır); aile efradını açlıktan kurtarmak endişesiyle sakladığı bir miktar buğdayı devlete teslim etmeyen babasını tedhiş idaresine ihbar ettiği için köylüler tarafından öldürülen Morozov adında bir çocuğa Moskovada bir heykel vazeden Sovyet hükümeti, bir milletin topyekûn katledilmesini takbih eden milletlerarası muahe­deyi imza ettiği halde, Kafkasya’da, Kırımda, îdilboyunda (Almanları) ve Muhtar Kalmık Cumhuriyetinde umumî ve topyekûn katliâm ve tehcirin failidir ve ikinci dünya savaşından sonra 1.200.000 kilometre kare arazi işgal eden 24 milyon insanı, Sovyetlerle harp halinde olmadıkları halde, kendi işgali altına almıştır. İstilâ altındaki bu milletlerden Macarların hürriyet ve istiklâl hamlelerini tank­larla, kan ve ateş içinde boğduğu ve bu barbarlığın bütün dünyaya malûm bulunduğu halde, Sovyet hükümet reisi Bulganin Amerika Birleşik Devletleri cumhurreisinin mektubuna verdiği cevapta, «Sovyetler Birliği hükümetinin Macar devleti ile olan münasebetlerinde başka devletin işine müdahale etmemek prensibine dayandığı »nı utanmadan ileri sürmektedir. Sovyet hükümeti şimdiye kadar bu gibi 100-ü mütecaviz milletlerarası muahedesini ihlâl etmiştir. Bunu yaparken de milletlerarası ahlâk kaidesi hakkındaki prensibini şöyle izah etmekte­dir: «Düşman kapitalist devletlerle mahsur bulunan işçi devleti, harici siyasetinde yalanın çok lüzumlu ve faydalı olduğuna kanidir».11 Sovyet hükümeti bir taraftan dinin «millet için bir afyon» olduğunu iddia ve anayasa ile dinî propagandayı menederken, aynı anayasaya göre din aleyhindeki propagandaya müsaade etmekte ve 30 yıl devamınca «mabudlaştırmış» oldukları Stalini ahmak ve budala ilân etmektedir.

 

Bütün bunlar komünistlerin ahlâk anlayışlarına göre tabiî ve asil hareketlerdir. «O zaman öyle icap ediyordu, şimdi ise böyle lâzımdır» kaidesine göre hareket eden komünistler bugün yerlerin dibine geçirdikleri Stalini yarın affederek eski «Generalissimus ve milletlerin babası» payesini yine kendisine iade edebilirler.

 

İmam Şamil’in faaliyeti hakkında hüküm vermek isteyen insanların manevî serveti, işte budur.

 

Marks'ın yukarıya naklettiğimiz prensiplerinden çıkan mantıkî netice şeriatın muzır bir ideoloji olarak reddedildiğidir. Şeriat hakkındaki menfî görüşleri komünistleri en iğrenç yalan ve iftiraya kadar götürmektedir. İddia ediyorlar ki: «Şeriat, müslüman emekçilerini iktisadî ve siyasî esaret altında tutmak için, VII. asırdaki askerî-dinî idareden itibaren, hâkim (derebeyi, tüccar ve sanayici) sınıflar tarafından birçok asırlar boyunca tanzim edilmiş»12 ve «esir ticaretinin inkişafını kolaylaştırmak suretile insan üzerindeki mülkiyet hakkını kanunileştirmiştir».13

 

Komünistlerin milliyet hakkındaki görüşleri «proletaryanın vatanı yoktur» (Komünist beyannamesinde) prensipiyle taayyün eder. Yâni işçi sınıfının men­faatleri talep ederse bir komünist kendi milletine, kendi vatanına ve kendi dev­letine karşı mücadele yürütmek mecburiyetindedir. Komünistlere göre, komünizm bütün dünyada muzaffer olduktan sonra ise ne devlet kalacak, ne de milliyet farkı. «Devlet makinesi, çıkrık ve tunç çekiç ile birlikte, eski çağlar müzesine konacaktır»14 diyen Engels, 16. 2.1875 tarihiyle Bebel'e yolladığı mektubunda şunu da ilâve ediyor ki: «Yalnız devlet yok olduktan sonradır ki, hürriyetten bahsedilebilir».15 Bu sebeplerden dolayıdır ki, komünistler milliyet meselesini, tarihin muayyen devirlerinde ihtilâl hareketini takviyeye çok yarayan bir vasıta olarak kabul ederler.

*

Şimalî Kafkasya’nın dinî ve dünyevî reisi bulunan İmam Şamil’in komünistler tarafından sevilmeyeceği ve kendisine sempati beslenmiyeceği yukarıdaki iza­hattan sarahaten anlaşılmaktadır. Fakat Şamil, en kanlı düşman telâkki ettikleri Rus çarına karşı mücadele ettiği için, Kari Marks ve Engels tarafından desteklen­mekte idi. 1848 Macar ihtilâli çar orduları tarafından amansızca bastırıldıktan sonra, Rus çarına Kari Marks ile Engels tarafından «Avrupa’nın jandarması» adı verilmiş, çarlık Rusya ise «her türlü tahakkümün ocağı», «Garp emperyalizminin ihtiyat kuvveti» ve «feodalite irticainin mesnedi» şöhretini kazanmıştı. Rusya «Doğu Avrupa da bir köpek ile bir tutuluyordu».16

 

Kari Marks ile Engels'in Şamil mücadelesini desteklemesi, işte bu mülâha­zalardan ileri geliyordu. O devirde Macar ve Lehlilerin isyanlariyle Şamil idare­sindeki Kafkasya istiklâl mücadelesinin Kari Marks tarafından ileri inkilâp hamlesi sayılması, Çekler ile cenup slâvlarının millî kurtuluş hareketlerinin ise irtica addedilmesine sebep, birincilerin (yâni Macarlar, Lehliler ve Kafkasyalı­ların) Rus çarlığına karşı çarpıştıkları, ikincilerin ise Rus çarlığına ve Rus istipdadına Avrupada bir üs vazifesini görmekte oldukları idi. Kari Marks, bilhassa İmam Şamil’in mücadelesine büyük ehemmiyet vermekteydi; onun askerî hare­kâtını dikkatle takip eder, idare ettiği Kommunistische Zeitschrijt dergisinde Kaf­kasyalıların göstermekte oldukları emsalsiz kahramanlığı sık sık kaydederek dünya umum efkârını bu hareketi desteklemeğe çağırırdı.

 

Kari Marks bir yazısında diyor ki: «Kafkasya dağlıları tarafından Rusya’ya karşı başlayan umumî bir taarruzunda Şamil parlak bir zafer elde etmiş ve en az 23 top ganimet almıştır».17 Başka bir yazısında ise şöyle diyor: «Kahraman Çerkesler Rusları yeniden bir kaç hezimete uğrattılar. Ey milletler, hür kalmak isteyen insanların nelere muktedir olduklarını onlardan öğreniniz».18 Kari Marks «büyük demokrat» olarak vasıflandırdığı Şamil’in şahsiyeti hakkında da derin bir sempati beslemekte idi.19 Engels ise Şamil’in mücadelesini son derece takdir etmekte idi. Geçmişte ve şimdi dağ muharebesi başlıklı makalesinde yazıyordu ki: «Kafkasya’da ki mücadelenin Kafkasya dağlılarına verdiği şeref hissesi, bütün dağ mücadelelerinden daha fazladır».20

 

Marks ile Engels İngiltere hükümetinin İmam Şamil hareketi hakkındaki siyasetini, bilhassa o devirde İngiltere hariciye siyasetini idare eden Lord Palmerston'un alâkasını şiddetle tenkit eden çıkışlar da yaparlardı. Kasım 1836 da Şimalî Kafkasya sahillerine giden ve Bell kardeşlerine ait «Wiksen» gemisinin Suhum-Kale'de Ruslar tarafından tevkif ve nezaret altına alınmasına karşı alınan tedbirleri Kari Marks ile Engels, «cesaretsizlik» addetmişlerdi.

 

İngiltere hükümeti, hür bir memleket olan Çerkesistan sahillerine giden geminin serbest bırakılmasını talep ediyor. Rus hükümeti ise, Edirne muahe­desine istinaden Çerkesistan’ı Rusya’nın bir kısmı addederek bu talebi reddetmekte idi. Halbuki, bu hâdiseden evvel, aynı şartlar dahilinde tevkif edilen gemiler serbest bırakılarak sahiplerine iade edilmişlerdir.

 

Bu mesele İngiltere Avam Kamarasında müzakere edildiği zaman, Lord Palmerston'un pozisyonu birçok hatipler tarafından şiddetle tenkit edilmişti. Lord Palmerston çar hükümetinin ileri sürdüğü hukuk normalarının esaslı olduğunu kabule meyyal idi. Avam Kamarası 16 rey ekseriyetiyle ona itimat beyan etti. Bu meseleye temas eden Kari Marks şu satırları yazmıştı:

                       

Bu onaltı rey tarihin seslerini boğmaya kâfi değildir. Graf Nesselrode (Rusya’nın o zamanki hariciye nazırı) nin iddia ettiğine ve Lord Palmerston'un da tekrarladığına rağmen, silâhlarının sesi Kafkasya’nın Rusya’ya ait olmadığını bütün dünyaya ilân etmekte olan Kafkasya dağlılarını, bu onaltı rey, mücadeleden vazgeçtiremez.21

 

Kari Marks'ın teklifi üzerine «İşçilerin Milletlerarası Birliği» (I. Enternasyo­nal) kuruluşu münasebetiyle neşrettiği beyannamede, İngiltere Avam Kamara­sının kararını takbih ederek diyordu ki:

 

Kafkasya kalelerinin Rusya tarafından nasıl ele geçirildiğini ve kahraman Lehi-stanın nasıl imha edildiğini Avrupa yüksek sınıfları utanmaz bir tasvipkârlık, ikiyüzlü bir takdir ve yahut ahmakçasına bir kayıtsızlıkla seyrediyorlar.22

Proletarya sınıfının elindeki bütün vasıtalarla bu meselede kendi hükümet­lerinin çarlığı destekleyen siyasetlerine karşı mücadele etmesi lâzım geldiğini kaydeden beyanname ilâve ediyor ki: «Bu, işçi sınıfının kendi kurtuluşu uğrun­daki mücadelenin bir parçasıdır».

1864 de, Çerkes Meclisinin dağılması ve «Kafkasya muharebesi »nin nihayete ermesi üzerine Kari Marks Engels'e şunu yazıyordu:

 

1815 den bu yana (yâni Rusya idaresinde mukaddes ittifakın kurulduğu Viyana kongresinden sonra — A. M.) iki meseleyi en ciddî hâdise olarak telâkki ediyorum. Bunlardan biri Lehistan isyanının bastırılması, diğeri de Kafkasya’nın zaptıdır.23

 

Lenin ile haleflerinin Şamil hareketinin ideolojisine olan görüşleri daha sert ve menfî idi: Lenine göre, din uyuşturucu bir vasıta idi ve proletaryayı iktisadî esarette tutmaları için cemiyetin üst tabakalarına yardıma yarardı. Milliyet mese­lesine ise, tarihen geçici ve ikinci derecede ehemmiyeti olan bir mevki ayrılmıştı. Fakat amelî siyaset taktik bakımından bu meselelere başka türlü yaklaşmayı emrediyordu.

 

Lenin bütün ve parçalanmaz Rusya taraftarı idi. Partinin 1903 (Temmuz-Ağustos) de vukubulan II.kurultayında eyaletlere mahallî idare selâhiyeti veril­mesi hakkında programa bir madde ilâvesine bile muhalefet etmiş ve Rusçanın «umumî devlet dili olarak» muhafaza edilmesini istemişti.24  Fakat kendisine ihtilâlin dahi tabiyecisi unvanı verilen Lenin, mahkûm milletlerin millî kurtuluş hareketindeki dinamizmin çarlıkla mücadelede mühim rol oynayacağını da takdir etmekte idi. Üstelik Lenin, Batıda ihtilâlin «proletarya ile müstemleke ve yarı müstemlekelerdeki kurtuluş hareketinin ittifakı» sayesinde mümkün olacağına kani idi. Lenin’in milliyet meselesiyle meşgul olmasının sebebi bu mülâhazalardan ileri geliyordu. Onun bütün gayreti müstemleke memleketlerini «emperyalist burjuvazinin ihtiyat kuvveti halinden ihtilâlci proletaryanın ihtiyat kuvveti haline» getirmek için münasip bir formül bulmaktan ibaret olmuştur.25 Bu mülâ­hazalarla milletlerin tayini mukadderat ve millî birer devlet olarak yaşamak hakkı şiarını parti programına ilâve etmeyi faydalı bulmuştu. Fakat, milliyet meselesinin bu şekilde halli onun siyasî programına zıttı. Çünkü Leninin siyasî programı bütün milletlerin birleşmesini ve vahit bir iktisat sistemine dayanan müttehit ve sınıfsız bir dünya cemiyeti yaratılmasını derpiş etmekte idi. Bu sebepledir ki, Krakov yanındaki Poronino mahallinde 1913 yılında toplanan merkez komite ve partinin aktif çalışanları milliyet meselesi hakkında 5 maddelik bir karar sureti kabul etti. Bu maddelerin dördü milletlerin kendi mukadderatlarını bizzat ken­dilerinin tayin etmek ve millî devlet kurmak haklarını tanıyor, beşinci maddede ise şu ihtiraz kaydı ilâve ediliyordu: «Milletlerin kendi mukadderatlarını bizzat kendilerinin tayin etmek hakkını tanımak hususundaki bu talebi, ayrılmanın (Rusyadan) maksada uygun olup olmaması meselesiyle karıştırmamak lâzımdır».26

 

Lenin’e göre, hangi milletin istiklâl ilân etmek hakkına malik olabileceği hak­kında karar vermek selâhiyeti Bolşevik partisine ait idi. Bundan başka Lenin komünistlere milliyet meselesine iki türlü yaklaşma usulü gösteriyordu: «Tahak­küm eden millete mensup sosyalistler milletlerin ayrılmak hürriyetine malik olduklarını müdafaa edecek, mahkûm milletlerin sosyalistleri ise milletlerin bir­leşmek hürriyetine malik bulunduklarını savunacaklardır».27

 

Lenin Rus olmayan milletlerin Rusyadan ayrılmak isteyeceklerini iddia ediyor ve eğer icap ederse bu husustaki maddenin programdan çıkarılmasını da mümkün görüyordu. Bunu Kavkazskiy Raboçiy Listok (Kafkasya işçi yaprakcığı) gazetesinin müdürü Şaumyana 1913 yılı kasım ayında gönderdiği mektuptan da anlamak mümkündür. Şaumyan milletlerin millî devlet kurmak hakkına malik olduklarına dair parti programına bir madde koyulmasına itiraz ediyordu. Lenin onu teskin ederek diyordu ki: « Ortada ayrılmak hakkından başka mutlak bir karar yoktur ve olması da tasavvur edilemez».28

 

İdeolojisi hakkında menfî bir kanaatte olmasına rağmen Lenin, Şamil’in adına «hürmet» beslemekteydi. 1917 de Kafkasya’ya gelen bolşevik propagandacıları Şamil’in hatırasını hürmetle andıktan sonra nutuklarına başlar ve herkesi Şamil’in başlamış olduğu «iş» uğrunda mücadeleye davet eder ve bunun da Leninin emri üzerine yapıldığını saklamazlardı. Hesapla hareket eden bir strateg sıfatiyle Lenine İmam Şamil’in tanınmış adı yalnız dahilde değil, bütün şark müslüman dünyasında da lâzımdı.

 

Komünistlerin Ekim ihtilâlini dünya ihtilâlinin başlangıcı saydıklarını nazar­dan uzak tutmamalıdır. Bu maksatla Merkezî Avrupada, yâni Almanya, Maca­ristan ve diğer yerlerde proletarya ihtilâli yapan Sovyetler şarkı da Avrupa’ya karşı isyana çağırmışlardı. Bu maksatla komünistler Mart 1919 da «Komünist Enternasyonali» (Komintern) teşkil ettiler.

 

Avrupadaki hâdiselerin proletarya için ehemmiyetini küçümsemeden Bolşevikler dünya ihtilâlinin bu merhalesinde başlıca ehemmiyeti, bilhassa müslüman milletlerin mühim rol oynadıkları, şarka veriyorlardı. Stalin “Şarkı Unutmayınız” başlığı altında bir kaç makale neşretti. 1919 yılının martında Bolşevikler müstem­leke milletlerinin tam manasiyle müstakil millî devlet kurmak hakkına malik bulunduklarına dair bir beyanname neşrettiler ve bu milletlerin millî kurtuluş mücadelesini proletarya ihtilaliyle bağlamağa çalıştılar. Moskovada komünistler tarafından «Islâmı Kurtarma Cemiyeti» adı altında bir teşekkül kurulmuştu. «Müslüman komünistleri »nden ibaret bir konferans davet etmişlerdi. Burada Stalinin okuduğu bir raporda Asya milletlerinin dünya ihtilâlinde oynayabilece­kleri rol tebarüz ettiriliyordu. Bu çıkışlar esnasında İmam Şamil’in çarlık Rusya’ya karşı kahramanca mücadelesinden defalarla bahsedilmiş ve Kari Marks ile Engels'in İmam Şamil lehindeki neşriyatı tekrarlanmıştır. Şimalî Kafkasyalıların Şamil’in kahramanlık destanlarını unutmadıklarını ve onun manevî büyüklük ve kudreti karşısında her zaman diz çöktüklerini Bolşevikler pekala biliyorlardı. Bolşevikler aynı zamanda İmam Şamil’in bütün Müslüman dünyasındaki şöhretini de hesaba katmakta idiler.

 

Bolşeviklerin İmam Şamil hakkında hesaba kattıkları arasında aşağıdaki hâdiseler de vardı: 18 Eylül 1917 de Dağıstandaki Andi köyünde Şimalî Kafkasya­lılar büyük bir toplantı yapmışlardı. 1848 de aynı köyde İmam Şamil tarafından çağrılan parlamentonun kabul ettiği anayasayı hatırlayan bu toplantı Şimalî Kaf-kasyanın derhal istiklâlini ilân etmesinde ısrar etmişti. Toplantı bu istiklâli İmam Şamil’in esir düşmesiyle inkitaa uğrayan devlet hayatının devamı telâkki etmek­teydi.29

 

Bolşevikler, o zaman sabık çarlık Rusya’sı dahilinde yaşayan 37 milyonluk Müslümanların büyük imamın hatırasına nasıl hürmet ettiklerini de biliyorlardı. Mayıs 1917 de Moskova da «Umumî Rusya Müslüman Kurultayına» toplanan bu Müslümanların mümessilleri İmam Şamil’in torunu Zahid Şamil’i «Müslüman Merkezî Komitesi» riyasetine sürekli alkışlar arasında intihap etmişlerdi. Bu sebeplerden dolayıdır ki, Bolşevikler 1918 de Şimalî Kafkasya’nın Dağıstan kıs­mını muvakkaten işgal ettikleri zaman, bütün resmî devairde İmam Şamil’in res­mini astıkları gibi, kendisine Dağıstan’ın başkenti Temir-Han-Şura'da, İmam Şamile karşı savaşmış olan Rus Generalinin heykeli yerinde, bir heykel vazetmeğe dahi karar vermişlerdi. Sabık Rusya imparatorluğunun enkazı üzerinde kurulan devletlerden ilk sırada tanınmaya mazhar olanlardan birinin de milletin iradesiyle kurulmuş olan Şimalî Kafkasya’dan ibaret olmasını kısmen bununla izah etmek mümkündür. 1919 da General Denikin'in beyaz ordusuna karşı kendi istiklâli uğrundaki mücadelede kanlara boyanan Şimalî Kafkasya’ya tekrar tekrar hitap eden Bolşevikler, Şimalî Kafkasya milletini « Şamil’in başladığı işin » gerçekleşmesi uğrunda çarpışmaya davet ediyordu. Sovyet Rusya’nın o zamanki hariciye komi­seri «Yoldaş» Çiçerin tarafından yapılan bu müracaatnamelerin birinde şöyle deniliyordu:

 

“Sovyet Sosyalist Cumhuriyetinin başkalarına ait arazileri zapt edip buralarda Sovyet rejimi kurmayı hiç bir zaman aklından geçirmediğini bütün dünyaya ilân ederiz. Sizin cumhuriyetinize gelince, Şimalî Kafkasya’nın işçi ve köylüleri, Sovyet Rusya orada Sovyet hükümeti kurmak için cumhuriyetiniz üzerine elde silâh olarak yürümek niyetinde değildir. Sovyet Rusya milletlerin tayini mukadderat hakkı pren­sibine sadıktır. Kafkasya Müslümanları. Kendi cumhuriyetinizin idare şeklinden memnun iseniz barış içinde yaşayınız ve gelişiniz ve bizimle iyi komşuluk münasebetleri kurunuz.” 30

 

Denikin’in hezimetini müteakip, «Şimalî Kafkasya’yı Müdafaa Şurası»nın askerî kıt’aian kızıl ordu ile temasa geldikten sonra Nisan 1920 de Temir-Han- Şura’da bir geçit resmi tertip edildi. Bu geçit resminde Sovyet seferi kolordusu komutam Smimov şöyle bir nutuk kat etti:

 

“Büyük Şâmil’in torunları! Ecdadınızın istiklâliniz uğrunda çarlık Rusyasına karşı büyük fedakârlıklar talep eden muharebeler yürüttüklerini biliyoruz. Sizin beyaz eşkiya çetelerine karşı savaşınızı da dikkade takip ediyorduk. Bu savaşınız İmam Şamil’in hakiki ahfadı olduğunuzu ispat etti. Sovyet hükümeti sizin istiklâ­linizi tanıyor, hayatınızı arzu ettiğiniz gibi kurunuz. Fakat bizim sizinle beraber büyük bir vazifemiz daha var: sizin kardeşiniz olan şark Müslümanlarını batı emperyalisterinin esaretinden kurtarmalıyız.”31

 

Denikin mağlûp edilmiş ve Rusya’da iç harbi nihayete ermek üzere idi. Bolşevikler artık beyazlan zayıf düşürecek yardımcı kuvvetlere ihtiyaç duymuyorlardı. Ona göre bu geçit resminden bir kaç gün sonra Sovyetler verdikleri vaitleri geri alarak « Şimali Kafkasya’yı Müdafaa Şurası» azalarını haince tevkif ettiler ve mem­leketi işgale başladılar. İmam Şamil’in adına henüz dokunmuyorlardı. Bu ad onlara şark siyaseti ve yakında daveti beklenen «Şark Milletleri Kurultayı» için lâzım olacaktı. İmam Şamilin adı sık sık zikrolunan bu kurultay 1920 yılının eylülünde Bakûde toplandı. Kurultayın riyaset divanında Enver Paşa ile yanyana Dağıstan’ın genç delegesi bayan Tatu Bulaç oturuyordu.

 

Aynı kurultayda Marks’ın nazariyelerini bir kenara atıp «gaye vasıtayı doğrultur» prensibinden hareket eden Macar komünisti Bela-Kun: «Asyanın sanayi proletaryasına sahip bulunmayan geri memleketlerinde komünist ihtilâlinin mümkün olduğunu»32 ispata çalışıyordu.

 

Bu kurultaydan kısa bir zaman sonra, aşağıda göreceğimiz gibi, Sovyetlerin şark siyaseti değişti ve hariçteki propaganda için İmam Şamilin şöhretine ihtiyaç kalmadı. Bununla beraber komünistler 1930 yılına kadar bu ada karşı saygı ve sevgilerini esirgemediler. Bunun da başlıca olarak iki sebebi vardı:

 

Ağustos 1920 de Şimali Kafkasya da isyan başlamıştı. Bu isyanı tahrik eden âmillerin başlıcası Moskovadan gelen «irşadçının» Dağıstan köylerinden birinin camiinde duvara astığı bir resim olmuştu. Bu resimde Hazreti Muhammed arkasında eli kamçılı bir burjuvayı taşımakta idi. Buna karşı hiddetlenen halk ayaklanmıştı. İsyan kısa bir zamanda Dağıstandan Çeçenistana da sirayet etmiş ve Sovyet hükümeti için ciddî bir tehlike arz etmeğe başlamıştı. Mücadele istiklâl uğrunda ve «Şamilin tahakkuku için mücadele ettiği gaye uğrunda» yapılıyordu. Bu münasebetle, bizzat Stalin’in Dağıstana gelmesine zaruret hasıl olmuştu. Dağıstan’ın asilerden henüz temizlenmemiş kısmından seçilmiş mümessiller top­lantısında, 13 Kasım 1920 de, maruzada bulunan Stalin, Dağıstan’ın Sovyet Rusyaya bağlı bulunmasından fayda temin edeceğini ispata çalışıyordu. «Şamilin taha­kkuku uğrunda mücadele ettiği ideallere» Sovyetlerin hürmet ve saygı göstereceği hakkında teminat veren Stalin, iktisadî gelişmesi için Dağıstana maddî yardımda bulunacağını vaad etmiş ve sözlerini şöyle bitirmişti: «Şeriat ahkâmına göre yaşamak istiyorsanız öyle yaşayınız, biz buna karşı değiliz».33

 

Dağıstan mümessilleri Şimalî Kafkasya vahdetinin muhafaza edilmesini rica etmiş ve bu ricaları üzerinde ısrar etmişlerdi. Sovyetler bu ricayı ifa etmediler. Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyetinin Merkezî icra Komitesi tara­fından 20 Ocak 1921 de alınan karar ile Şimali Kafkasya iki cumhuriyete taksim edildi. Bunlardan biri Dağıstan diğeri de Dağ (Gorskaya) Cumhuriyeti idi. Bu Dağ Cumhuriyeti de az zaman sonra muhtelif muhtar ve mümtaz vilâyet ve "cumhuriyetlere parçalandı ve 1924 de Dağ Cumhuriyeti tamamile tasfiye edilmiş oldu.34

 

Yukarıda bahsi geçen isyan Mayıs 1921 de nihayete erdi. Bolşevikler İmam Şamil’in adına dokunmamayı bu defa dahi tercih etmişlerdi.

 

2. 1921 de Sovyet hükümetinin bütün tasavvurlarının iflâs ettiği anlaşıl­mıştı. Bolşeviklerin proletarya ihtilâli hususunda Orta Avrupa’ya olan ümitleri suya düşmüştü ve Asya dahi ayaklanmamıştı. îç harpten ise dahilde iktisadî bir hercümerc ve tahribat elde edilmişti ki, bu da «Sovyet rejimini tehdit eden bir durum vücude getirmekte idi».35 Bundan dolayı Lenin, «yeni hücumdan evvel kuvvet toplamak maksadı ile»36 «mola vermek» için biraz ricat lüzumuna ihtiyaç hissetti.

 

X. Parti kongresinin kararı üzerine Mart 1921 de Sovyet hükümeti «Yeni İktisadî Siyasete» (NEP'e) geçti. «Yeni iktisadî Siyaset» serbest ticarete ve sana­yide bir dereceye kadar hususî teşebbüse müsaade ediyordu. Sanayinin yeni baştan ihyası için Sovyet hükümetinin krediye, mühendis ve teknisyene ihtiyacı vardı. Yâni Sovyet hükümeti garp devletlerinin iktisadî yardımına muhtaçtı. Bolşevikler garp devletlerine mütebessim bir çehre ile müracaat ediyor, fiilen ve yahut hukuken kendisini tanıtmağa çalışıyor, dış ticaret vekâleti kuruyor, muahe­deler aktediyor ve şark siyasetinde «teneffüs» için ara verme devrine giriyordu. Müslüman devlet ve siyaset adamlarının Bolşeviklerin şark milletleri hakkındaki niyetlerinden şüphelenmeğe başlamaları ve hayal sukutuna uğramaları, Bolşeviklerden uzaklaşmaları, Enver Paşanın bile 1922 de Türkistan’da Kızılordu’ya karşı savaşırken şehit düşmesi, bununla izah edilebilir.

 

1921 den 1929 yılına kadar olan devrin bir dereceye kadar liberalizm devri olduğu kabul edilebilir: memleketin iktisadiyatını ihya etmekle meşgul bulunan Bolşevikler milletlere «şekil itibarile millî, muhteva itibarile sosyalistik kültür» yaratmak için tam bir selâhiyet vermişlerdi.

 

Bu devirde Şimalî Kafkasya’da, bilhassa Dağıstanda Şamil hakkındaki eski şarkılar ve destanlar tekrarlanıyor, daha yenileri yazılıyor, imam Şamile dair tetkikler intişar ediyordu, imam Şamile dair en çok yazı yazan Mahaç-Kala (Sovyet Dağıstanın merkezi) da Türkçe olarak intişar eden Maarif Yolu dergisi idi. Şiirlerine göre bir kaç defa Stalin mükâfat ve nişanlarına mazhar olmuş bulunan Şimalî Kafkasya şairlerinden Süleyman Stalski ile Çadasa Hamzat ve diğerleri İmam Şamil’i bu devirde millî kahraman olarak terennüm ediyorlardı. 1927 de Üç İmam unvanı altında İmam Şamil’i idealize eden bir eser intişar et­miştir. Şamil’in Abadzeh'lere gönderdiği sefaret heyeti adlı bir eser dahi çıkmıştır ki, burada imam Şamil bütün Kafkasya milletlerinin rehberi olarak gösterilmektedir.

 

1928 de Dağıstan’da öğretmen olarak yaşamış olan bayan Nessena'nın yazdı­ğına göre: «Bütün Dağıstan mekteplerinde İmam Şamil’in resimleri ve dağlıların istiklâl uğrundaki savaşlarını tasvir eden tablolar bulunuyordu. Çocuklar millî kahramanın manevî kudret ve şöhretine saygı ve tazim ruhunda yetiştiriliyordu».37 Her taraftan ona dair hatıraları yaşatan eserler toplayan «Şamil müfrezesi» kurul­muştu.

 

Sovyetler Birliğinde liseler ve yüksek mektepler için yazılmış bütün ders kitaplarında ve muhtelif ansiklopedilerde Şamil, memleketinin hürriyet ve istiklâli için çarpışmış millî bir kahraman olarak gösterilmiştir. Onun mücadelesi ileri bir inkılâp hâdisesi olarak ele alınmıştır. Sovyetler Birliği Tarihi şöyle yazıyordu:

 

Şamil mümtaz siyasî bir rehber ve cesur bir kumandan idi. O, kendi milletini çok güzel biliyordu. Şamil dağlıların devlet teşkilâtını kurarken ve çar kolonizatörlerine karşı mücadeleyi idare ettiği zaman dahî bir teşkilâtçı olduğunu göstermişti. Şamil müstakil bir devlet kurmuştu. Şamil’in çarizme karşı olan ve yerli feodalleri de hedef ittihaz etmiş bulunan faaliyeti demokratik ve progresif bir mahiyet taşı­makta idi.38

 

Büyük Sovyet Ansiklopedisi 1934 de intişar eden 61 inci sayısında şöyle yazı­yordu: «Şamil geniş halk kitlesi içinde büyük bir otoriteye malikti.39

 

30 uncu yıllarda «ana hatları» belirmeğe başlayan Sovyet siyaseti anlaşıldıktan
sonra kızıl diktatör devrinde İmam Şamil’in şöhretine nihayet verilmesi beklene­
bilirdi. Bilindiği gibi, tek memlekette sosyalizm kurulabileceğini iddia eden
Stalin, permanan inkılâp taraftarı Troçkiyi mağlûp etmişti. Fakat Staline göre,
tek memlekette sosyalizmin tahakkukunu temin etmek ve onu burjuva münasebetlerinin yeniden hortlamasından korumak için, «hiç olmazsa bir kaç memlekette
proletarya diktatörlüğünün kurulması şarttır».40 Bu gayeye ermek için Stalin
yekpare bir Sovyet milleti, muazzam bir sanayi ve kuvvetli bir ordu vücude
getirmeyi lüzumlu görüyordu. Komünizm yalnız Sovyet askerlerinin süngüleri ucunda yayılabilecekti. Marksa göre: «İnsan fertlerinin tarihen teşekkül
etmiş camiasından ibaret olan millet dört temele dayanmaktadır: müşterek dil,
müşterek arazi, müşterek iktisadî hayat ve müşterek psikolojik âmiller».41 Bu
prensiplerden hareket eden Stalin 30 uncu yıllarda Rus dili ve Rus kültürü temeli
üzerine bir Sovyet milleti yaratmağa girişti. Bu maksatla, 1927-1928 yıllarında,
«NEP'e» nihayet vermeğe başlayan Stalin, köylüler için müşterek ve vahit iktisadî bir hayat tarzı kurmak için, 1929 da köy ziraatını kollektifleştirmeğe girişti. 1934 den itibaren Stalin kendi nutuklarında sık sık «büyük vatan» tabirini kullanmağa başlamıştır.

 

1936 dan sonra intişar eden kitaplarda Hırıstiyanlığın progresif bir karakter taşıdığı ispata çalışılıyor. 1936-1937 yıllarında millî cumhuriyetlerin münevver tabakası imha ediliyor. Aynı tarihlerde Sovyetler Birliğinin Müslüman cum­huriyetlerinde latin alfabesine nihayet verilerek Rus alfabesi kabul ettiriliyor ve Rus dilinin öğrenilmesi mecburî kılınıyor. Rus olmayan milletlerin memleket­lerini istilâda büyük rol oynamış bulunan Rus kumandanlarının hatırasını anmak emir olunuyor.

 

Rus dil ve kültürü etrafında yekpare bir Sovyet milletinin teşekkülünü hedef tutan bu gayretlerin geliştiği devrelerde Sovyetlerin İmam Şamile karşı da va­ziyet almalarını beklemek pek tabii olurdu. Fakat ikinci dünya savaşı buna mani oldu. Şimalî Kafkasyalıları harbe teşvik etmek için Şamil’in şöhretinden istifade edilecekti. Fakat ikinci dünya savaşı yekpare ve mütecanis bir Sovyet milletinin mevcut olmadığını, bilâkis ayrı ayrı milletlerin mevcut olduğunu gösterdi. Bu milletlerin Sovyetler Birliğini «müşterek bir vatan» telâkki etmedikleri ve Sovyetler Birliğinden ayrılarak müstakil birer devlet kurmak için çarpıştıkları da anlaşılmıştı.

 

Kafkasya, Türkistan, İdil-Ural ve diğer milletlerin evlâtlarından millî kıt'alar halinde teşekkül eden silâhlı gönüllülerin gerek Alman orduları safında ve gerekse müstakil olarak Sovyetlere karşı mücadelesi bu milletlerde millî şuurun imha edilemediğini gösteriyordu. Buna son derece kızan Stalin Rus olmayan milletlerden bazılarını şiddetle cezalandırmağa karar verdi. Kırım ve Karaçay-Balkar Türkleriyle Çeçen-İnguş Müslümanlarının, İdil boyundaki Almanların ve Aşağı İdil kıyılarındaki Kalmıkların topyekûn tehcir ve katliâmı bu kararın bir neticesiydi. Bundan sonra, Rusya’ya karşı istiklâl mücadelesi ruhunu yaşatan hatırasını hafızalardan silmek için İmam Şamile karşı da harekete geçilmesi beklenebilirdi. Böyle bir hareketin başlayacağını Stalinin harp sonrası konuş­malarından da anlamak mümkündü. 24 Mayıs 1945 tarihinde Kremlinde askerî rüesesa için tertip edilen kabul resminde Stalin tarafından şerefe kadeh kaldırırken söylediği sözler de bunu gösteriyordu. Stalin demişti ki:

 

“Ben ilk sırada Rus milletinin şerefine içiyorum, çünkü Rus milleti Sovyetler Birliğine giren milletlerin en sivrilmişidir”. Harpte o, «idare edici bir kuvvet» teşkil ediyordu ve nihaî zafere kadar savaşa devam etmek kararında bir dakika olsun tereddüt etmemiştir.42

 

Bu nutuk şunu telmih ediyordu ki, harp sıralarında Rus olmayan milletlerin hareketinden sonra, Bolşevikler Sovyet milletini yaratmak için yalnız Ruslaştırma yoluyle yürüyeceklerdir. Bunun böyle olacağını gösteren başka sebepler de vardı:

 

Bu kabul resminden tahminen altı ay sonra Stalin Sovyet milletinin üçüncü dünya harbine hazırlanması lüzumuna işaret etti. Staline göre, kapitalist sistem mevcut oldukça harpten kaçınılmayacaktır. «Milletlerin babası» unvanını taşıyan Stalin ilk sırada milletlerin «en sivrilmişi» ve «idare edici kuvveti» teşkil eden Rusları hazırlamak istiyordu. Bu maksatla o, eski imparatorlarla liderlerin harp ve istilâ için kullandıkları usullere müracaat etti. Bu usul, istinat edilen milletin gururunu okşamak, o milletin medeniyetin yegâne mümessili olduğunu ileri sürmek suretile taassubunu teşvik ve rejime bağlılığını temin etmekten ibarettir. Stalin Sovyetler Birliğini garp medeniyetinin tesirinden kurtarmayı emretmişti. Artık Sovyet siyasetinin yeni «ana hattı» malûm olmuştu. Garp medeniyetini yerlerin dibine sokmaya çalışan Sovyet muharrir ve âlimleri, Rus medeniyetinin dünyada asıl ve yegâne olduğunu ispata koyulmuşlardı. Bütün ihtira ve keşiflerin Rus milletine ait olduğunu iddia eden Sovyet âlimleri beşeriyetin Rus milletinin dehasına medyun bulunduğunu ileri sürmekte idiler. İlim, edebiyat, matbuat, sanat, sinema ve saire hep bu siyasetin emrine verilmişti.

 

Arkeologlara bile vazife verilmesi unutulmamıştı: onlar Kırımın, Kafkasya’nın ve Türkistan’ın asıl yerli ahalisinin Slavlar olduğunu ispat edecek arkeolojik vesikalar bulmakla mükellef tutulmuşlardı. 5. 11. 1946 tarihli Pravda gazetesi yazıyordu ki:

Başında büyük Rus milleti olmak üzere, beşeriyetin toplamış bulunduğu manevî değerlerin tarihen kanunileşmiş varisi sıfatı ile, Sovyetler Birliği cihan medeniyet ve terakkisinin ön safını işgal etmektedir.

 

Böyle bir siyaset çarlar Rusya’sının harici siyasetini de tasvip ve idealize etmeyi icap ettirecekti. Çünkü böyle bir millet tarihte yalnız müspet işler göre­bilirdi. Bolşeviklerin eskisi gibi çarlık Rusya’nın sömürge fütuhatından bahsetmemeğe başlaması ve çarlık Rusya’nın «milletler zindanı» olduğu hakkındaki neşriyatını durdurmaları bu sebepten ileri geliyordu. Yalnız çarlığa karşı neşriyata nihayet verilmekle iktifa edilmemiş, Sovyetler çarlık Rusya fütuhatının «kenar» ve şark vilâyetleri için büyük bir saadet teşkil ettiğini ispata koyulmuşlardı. Yeni siyasete göre Sovyet âlimleri çarlığın fütuhat ve istilâsına «Kafkasya ve Türkistan milletlerinin Rusya’ya iltihakı» ve buna mani olanlara da Türkiye ile İngiltere’nin ajanı adını veriyorlardı. Bu suretle İmam Şamil, «büyük bir demokrat» olmaktan çıkmış, alelade bir «ajan» haline girmişti.

 

N. A. Smirnov'un eseriyle A. Danyalov'un makalesinden İmam Şamil aleyhin­deki bu seferin başka sebeplerden ileri geldiğini de öğreniyoruz. Smirnov'a göre, Şamil aleyhindeki bu sefer, «Sovyet vatandaşlarına ve bütün ileri insanlığa, istilâ plânlarını demagoji ve yalancı nasyonalistik şiarlar arkasında saklayan emperya­listlerin niyetlerini açıklamaya imkân vermektedir».43

 

Büyük imamı Türkiye ile İngiltere’nin casusu yapan A. Danyalov ise diyor ki:

 

Başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere, İngiltere ile Türkiye’nin dünya ölçüsünde panislamist bir hilâfet kurmak istediklerini tebarüz ettirmek lâzımdır. Şarkta bir nevi «Vatikan» vazifesiyle vazifelendirilen bu hilâfet vasıtasiyle Sovyetler Birliğine «cihad» ilân etmek istiyorlar.44

 

Sovyet siyasetindeki yeni temayülleri sezen profesör M. G. Acemyan daha 1947 de İmam Şamil’i «tasfiyeye» teşebbüs etmiş ve Sovyetler Birlfği İlimler Akademisi Tarih Enstitüsündeki hususî bir müşaverede Şamil’i Türkiye, İngiltere ve Fransa’nın casusu olarak ispata çalışmıştır. Fakat, bu hususta henüz yukarıdan emir alınmamıştı. Bunu nazara alarak profesör M. Drujin’in, idare etmekte olduğu müşavereye şöyle bir yekûn vurmuştu:

 

En selâhiyetli Sovyet tarihçileri, Kafkasya istiklâl hareketinin Türkiye tarafından tahrik edilmiş bir hareket olmadığı kanaatinde bulunuyorlar. Bu hareket memleket dahilinde kendi başına teşekkül etmiştir ve imam Şamil’in kurmuş olduğu teşkilât bir devlet karakterini taşıyordu. Şamil’in siyaseti anti-feodal ve demokratik bir hareketti. Bu hareket bir kurtuluş hareketi olduğu nispette ileri ve müterakki bir hamle teşkil ediyordu. Acemyan tezini ispat edememiştir. Bunu selâhiyetli müte­hassıslar da teyit etmişlerdir. Kafkasyalıların gayrı medenî olduğu iddiası da tamamile yanlış ve gayrı ilmidir.45

 

Sovyet hükümeti İmam Şamil hakkındaki kanaat ve düşüncelerini ancak 1950 yılında değiştirmeğe karar vermişti. Bu da, Hüseynov'un Azerbaycan’ın XIX. asır içtimaî ve felsefi tefekkür tarihindenadlı eserine verilmiş olan Stalin mükâfatını geri almak suretile başlamıştı. Azerbaycanlı müellif bu eserinde imam Şamilden, o tarihe kadar bütün Sovyet kaynaklarında olduğu gibi, sitayişle bahsediyordu. Sovyet hükümeti Şamil hakkındaki bu mütalaayı doğru bulmamıştı.

 

O tarihten itibaren ilk sırada Kafkasyalı komünistler olmak üzere, Sovyet yazarları Şamile karşı harekete geçtiler. Başta Azerbaycan Komünist Partisi Merkez Komitesi birinci kâtibi M. C. Bagirov geliyordu.46 Onu Dağıstan Eyalet Komünist Partisi birinci kâtibi A. Danyalov47, Öğretmen gazetesi™, profesör N. A. Smirnov49 ve Gürcistan Devlet Arşivi idaresi50 takip etti. Bütün bunlar şunları izaha çalıştılar:

 

Şamil Osmanlı sultanları ile ingiliz sömürgecilerinin ajanı idi.

 

Kırım harbi yıllarında Rus ordusunun Sebastopoldeki hezimetine o sebep olmuştur.

Şamil’in hareketi mürteci idelere dayanan milliyetçi bir hareketti. Bu hare­ketin gayesi Kafkasya milletlerini arkasında Ingilterenin durduğu - sultanlar Türkiyesine tâbi kılmaktı, İngiltere ile Türkiye bizim «en amansız düşmanımız» idiler (bak: Smirnov).

Bu hareket, yalnız bir avuç derebeyileri tarafından desteklenen halk aleyhinde bir hareketti.

 

Kafkasya milletleri daha XVIII. asırda çarlık Rusya’sının idaresine girmeğe ve kendi arzulariyle Rusya ile birleşmeğe taraftar idiler.

 

Rusya’ya iltihakı sayesinde Kafkasya müterakki ve ileri medeniyete kavuş­muş ve iktisadî hayatında bir değişme vuku bulmuştur.

 

Şamil’in (Garbî Kafkasya’da) naibi bulunan Mehmet Emin derebeyleri Türkiye’ye tehcir etmekle Kafkasya’yı nüfussuz bırakmıştır.

 

Bütün bu iddiaların manasızlığı meydandadır. Kari Marks ile Engels'in Şamil hakkında takdirkâr mütalaaları, Sovyet tarih kitapları ile ansiklopedilerde onların şagirtleri tarafından 1950 yılına kadar Şamil’in şahsiyeti hakkında yazılmış yazılar ve profesör Acemyan'ın iddiaları hakkında profesör Drujinin tarafından yapılan rezüme bu iddiaların tam aksini ispat etmektedir.

 

Bolşevikler İmam Şamil’in Türkiye hizmetinde bir ajan olduğunu ispat için şu iddiayı ileri sürüyorlar: «Şamil Türkiye sultanı ile mektuplaşmakta idi. Ona Tiflis alınır alınmaz Maveray-i Kafkasya krallığı vaat olunmuştu. Şamil Babıâli’den resmen Çerkeş ve Gürcü orduları Generalissimusu unvanını almıştı».51

 

Bolşevikler vesika olmak üzere aşağıdaki üç mektubu zikretmektedirler:

-Şamil’in Türkiye sultanı Abdül-Mecide gönderdiği mektup (1849).

-Rusya harbiye nazırı A. I. Çernışev tarafından hariciye nazırı K. B. Nessel-rode'ye gönderilen mektup (1839);

-Karadeniz sahil boyu komutanı tarafından General Rayevskiy için tanzim edilen takrir (1839).

 

Bütün bu vesikalar, Kafkasya harbi sıralarında yabancı ajanların fesat tarihinden başlığı altında “Tarih Meseleleri” dergisinin 1950 tarihli 11 inci sayısında intişar etmiştir. Bu mektuplardan başka Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetinin bir kitap halinde topladığı muhtelif memurların ifade ve raporları da vardır.52 Maka­lemizi uzatmamak için bu mektupların metinlerini buraya nakletmiyoruz ve okuyucularımıza yukarıda adı geçen eserleri tavsiye etmekle iktifa ediyoruz. Yalnız şu kadarını diye biliriz ki, Şamil’in mektubu Sultan Abdül-Mecit'den aldığı nezaket mektubuna aynı mahiyette bir cevaptan ibarettir. Bu mektupta Şamil halifeye teşekkür ediyor ve bütün Müslümanların reisine sihhat ve afiyet temennisinde bulunuyordu. Gerek şekline göre ve gerekse üslûp ve muhteviyatı itibarile bu mektup bir devlet reisinin diğer bir devlet reisine, bir Müslüman hükümdarının kendi halifesine gönderdiği mektuptan farklı değildir. Bu mektuba istinaden Şamil’in Türkiye sultanının hizmetinde bir casus ilân edilmesi gerektiği takdirde, papa ile mektuplaşan Avrupa hükümdarlarını aynı muameleden daha fazlasına tâbi tutmak icabeder.

 

Yukarıda adı geçen diğer iki mektupta Çerkes aşiretlerinden birinin toplantı­sında İngiliz Bell'in de iştirak ettiği ve Çerkesler’in kendi ırkdaşlarından bazı kimseleri, Ruslarla münasebete girdikleri için, cezalandırdıkları yazılmaktadır.

Şamil’in Şimalî Kafkasya devletini başka devletlere tanıtmaya ve onlarla diplomatik münasebetler kurmaya çalışacağı pek tabiidir. Bu meselede çarlık Rusya dahi kenarda bırakılmamıştı. Meselâ İmam Şamil 1837 de çarlık Rusya ile bir muahede akdetmişti. Rusya namına General Fize tarafından imzalanan bu muahede şöyle başlıyordu: «Rusya hükümdarı namına sulh akdediyoruz. Bu sulhu bizlerden kimse bozmayacaktır».53 Maamafih bu muahede ve muahedede bahsi geçen «sulh» hiç bir sebep gösterilmeden yine Rusya tarafından bozulmuştu.

 

İmametin (Şamil’in kurduğu devlet) nüfusça kendisine çok faik bir devletle harp etmekte olduğu nazardan uzak tutulmamalıdır. Memleket dahilinde ki silâh imalâtı harbin ihtiyacına kâfi gelmediği için Şamil bu silâhı başka yollarla temine çalışırdı. Nitekim Rusya’nın kendisi de bu silâhı Garbî Avrupa devletlerinden almakta idi.

 

Şamil’in silâh alabileceği memleketler, pek tabiî olarak Türkiye ile İngiltere idi. Çünkü Şamil’in tedafüi savaşları, yalnız moral sebeplerle değil, çar ordularının sıcak denizlere doğru yolunu kestiği için, Türkiye ile İngiltere de sempati ile takip olunuyordu. Rusya’nın Türkiye ve İngiltere sömürgelerinin hudutlarından uzaklaştırılması ve Rusya ile bu devletler arasında Kafkasya gibi bir hail devletin vücuda gelmesi bu devletlerin hayatî menfaatlerine tamamile uymakta idi. Bununla beraber Şimalî Kafkasya’nın bu istiklâl savaşı esnasında Türkiye’den hiç bir yardım görmediği teessüfle kayıt olunacak bir hakikattir. Bu hâdise Şamil hakkında yayılmış halk rivayetlerine de tesir etmiştir. İmam Şamil esirlikten kurtulduktan sonra Mekkeye giderken İstanbul da Sultan Abdül-Mecit tarafından kabul olun­muştur. Rivayete göre sultan «sen benim babam Mahmud’sun» hitabiyle Şamil’e elini uzattığı zaman, o, «bu el bana lâzım olduğu zaman uzatılacaktı» cevabiyle mukabelede bulunmuştur. Şamil’in Türkiye’den silâh, asker ve para şeklinde bir yardım aldığını ispat edecek bir vesika bulunmadığını 1956 da Bolşevikler bile itirafa mecbur olmuşlardı. A. Pikman “Tarih Meseleleridergisinde şu satırları yazı­yordu : «Dağlıları yabancı devletler hesabına çalıştırmak için yapılan teşebbüslerin akim kaldığını çar Generalleri defalarca itiraf etmişlerdir».54

 

Şimalî Kafkasya’nın istiklâl mücadelesine İngiltere tarafından fiilî bir yardım gösterilmemiştir. Gerçi İngiltere Kafkasya işleriyle ilgilenerek İstanbul sefarethanesindeki memurlarından David Urquhart'ı 1834 de Kafkasya’ya göndermişti. O, Çerkesistan’ı ziyaret ettikten sonra, Şimalî Kafkasya istiklâl mücadelesini desteklemesi için İngiltere hükümeti nezdinde teşebbüste bulunmak niyetiyle geri dönmüştü. Fakat onun teşebbüsleri neticesiz kaldı. David Urquhart, Kafkasya’nın istiklâl mücadelesini müdafaa maksadiyle, İngilizce ve Fransızca olmak üzere, 1835 de aylık Portfolio dergisini neşretti. Bu derginin daha ilk sayısında «Çerkesistan (Şimalî Kafkasya) İstiklâl beyannamesi» ile beraber bir harita derç edilmiş bulunuyordu. Kari Marks'ın iddiasına göre, bu harita Lord Palmerston tarafından bizzat kontrol edilmiş ve Çerkesistan müstakil bir devlet olarak gösterilmiştir. Onun propagandası sayesinde Şimalî Kafkasya ile hususî İngiliz müessese ve ticaret şirketleri arasında münasebet sıklaşmıştı. Kafkasyalıların hakikî dostu olan Urquhart'ın kendisi Lord Palmerston'u ikna etmek için çok çalıştı, fakat teessüfe şayandır ki muvaffak olamadı, bu yüzden istifa etti ve hayatının sonuna kadar Lord Palmerston'un hasmı olarak kaldı. Gerçi, 60.000 Şimalî Kafkasya süvarisinin Kırıma sevk edilmesi hususunda İngiliz Kumandanlığı ile Şamil’in Garbî Kafkasya da ki naibi Mehmet Emin arasında 1854 de bir anlaşma imzalanmıştı. Fakat, bazı maddelerine İngilizler riayet etmediklerinden bu anlaşma realize edilemedi, atıl kaldı.

 

İngiltere hükümetinin yalnız diplomatik yollarla Şimalî Kafkasya davasını desteklemesi de bir netice vermemişti. 1836 da Lord Palmerson İngiltere’nin Petersburg sefiri vasıtasiyle Rusya ile Şimalî Kafkasya’nın arasını bulmak ve Kafkasya’da bir «modus-vivendi» tayinine Rusya’yı ikna etmek yolundaki teşeb­büsleri de, çar I. Nikola'nın bu teklifi reddetmesi yüzünden, bir netice vermemişti.

 

Kırım harbine nihayet veren 1856 tarihli Paris konferansında İngiltere Kaf­kasya meselesini ileri sürmüş ve hiç olmazsa Çerkesistan’ın istiklâli hakkında muahedeye bir maddenin ilâvesini istemişse de bizce malûm olmayan sebeplerden dolayı, Türkiye’nin gösterdiği muhalefet yüzünden bu teşebbüs de akim kal­mıştır. İngiltere’nin bu teşebbüsünü ve Osmanlı delegelerinin muhalefetini kay­deden tarihçi Cevdet Paşa, İngiltere’nin Paris sefiri Kanin'in ricası üzerine kendisi tarafından yakılıp Paris sulh konferansına takdim edilen “Kafkasya Meselesi" hakkındaki muhtırasına, zeyl olarak şunları ilâve etmiştir: «İngilizler Kafkasya’nın istîklâlı için bir formül bulmağa çalışıyorlardı. Fakat Kafkasyalıların Kırım harbi esnasında gösterdikleri hareketsizlik yüzünden bu kararlarını tahakkuk ettiremediler».55

 

«İttihamnamenin», Şamil’in Kırım harbi esnasındaki harekâtından bahseden ikinci madde sadece gülünç ve saçma tabiriyle tavsif edilebilir. Bu maddede Şimalî Kafkasya orduları başkumandanı İmam Şamil, kendi vatanı karşısında vazi­felerini yaptığı için Rus ordusunun Kırımda hezimetine sebep olduğu iddia edil­mektedir. Anlaşılan çarlık Rusya, kendisine, karşı tevcih olunmuş herhangi bir hareketi, en necip niyetlerle yapılmış olsa dahi, «mutlak bir hakikat» şeklinde «mutlak bir cinayet» saymaktadır.

 

İmam Şamil Kırımda harp eden İngiltere, Fransa ve Türkiye’ye fiilen hiçbir yardımda bulunmamıştı. İmam Şamil 20 yıldan beri tedafüi bir harp halinde bulunduğu Rusya ile mücadelesine devam ediyordu ve üç yüz binlik bir Rus ordusunu kendi üzerine çekmiş bulunuyordu. Bu ordu, Kırım da üç devlete karşı harp eden kuvvetlerden daha fazla idi.

 

Sovyet tarihçileri ile muharrirleri Şamil’in halk tarafından desteklenmediğine ve yalnız bir avuç yukarı tabakaya istinat ettiğine dair hiçbir vesika gösteremem­işlerdir. Keza Şimalî Kafkasya halk kitlesinin Rusya ile birleşmeğe can attığına dair de bir vesika gösterilmemiştir. Halk kitlesinin arzusu hilâfına, Rusya gibi muazzam bir kuvvete karşı bu kadar uzun ve yıpratıcı bir harbin bir «avuç insanlara» istinaden devam edemeyeceği de aşikârdır. Şimalî Kafkasya istiklâl harbi geniş halk kitlesinin hakikî azmini ifade ediyordu ve herhangi bir «Rusya ile birleşmek arzusu» bahis mevzuu olamazdı. Bu gibi reddi ve inkârı imkânsız hakikatler karşısında Sovyet âlimleri, Komünist partisinin ana siyasetini doğru çıkarmak maksadiyle, Rusya çarlığının istilâsına karşı Şimalî Kafkasyalıların kahramanca mücadelesini «medeniyetsizlik» ile izaha giriştiler. Gürcistan Devlet. Arşivi İdaresi tarafından tertip edilen ve “Şamil Sultan Türkiyesiyle Ingiliz kolonizatorlerinin hizmetinde” adını taşıyan kitap bunu ispata çalışmaktadır. Kitabın mukaddemesinde itiraf ediliyor ki: «. . . Dağlıların halk kitlesini Rus ordusunun temerküz ettirilmiş darbeleri ile de itaate getirmek kolay değildi».56

 

Fakat, Şamil idaresinde bu tarzdaki mukavemetlerini «iktisaden geri bir hayat» yaşamalariyle izaha çalışıyor ve Şimalî Kafkasyalıların «XIX. asırda feodalizmin teşekkülü devrinde iptidaî bir din ile uyuşturulmuş» olduklarını ileri sürüyorlar. Gürcistan Sovyet hükümetinin devlet idaresi tarafından neşrolunan bu eserdeki iddialar Sovyetlerin 1950 yılına kadar olan neşriyatları ile tezat teşkil ettiği Şimalî Kafkasya hakkındaki tarihî hakikatler ile de kabili telif değildir.

 

Şimalî Kafkasya’da maddî medeniyetin gelişmesi çok eski zamanlarda başlar. Daha milâdî birinci asırda Şimalî Kafkasyalılar ziraat ve hayvan beslemekle iştigal ediyorlardı. Şimalî Kafkasya feodalizm teşekkülünü VII.—XIV. asırlarda idrak etmişti. VII.—VIII. asırlarda geniş ölçüde dış ticaret yapan Şimalî Kafkasya’da el sanayii inkişaf etmişti ve bu sanayinin mamulâtı Kafkasya’nın hudutları haricine bile ihraç ediliyordu. Normal bir şekilde gelişen bu kültür XIX. asırda en yüksek seviyesine ulaşmış bulunuyordu. Bunu Kafkasya’da bulunmuş olan seyyahlar, o cümleden Spenser dahi tastik ederler. Bu seyyah cins ve nevilerini saydığı ticaret mallarına dair büyük ölçüde ihracat ve ithalât yapıldığını gösteren rakamlar zikretmektedir. Spenser'e göre, bir tek Anapa limanında 400 mağaza, 16 buğday anbarı ve saire vardı ve limanı yılda 300 yabancı gemi ziyaret ederdi.57 Şimalî Kafkasya’nın Karadeniz sahillerinde Anapa'dan sonra, yabancı devletlere mahsus gemilerin ziyaret ettiği başka limanlar da vardı. Başka bir seyyah J. Bell diyor ki: «Şimalî Kafkasya’da tarlalar Yorkşir (İngiltere) dekinden daha fena sürülmemişti».5" «iptidaî din»e gelince, şunu tebarüz ettirelim ki, Şimalî Kafkasyalıların ekseriyeti daha VII. asrın başlarında Islâmiyeti kabul etmişlerdir. XIX. asırda Şimalî Kafkasyalıların %96 nispeti müslüman, %4 nispeti ise hırıstiyan idi.

 

Çarlık Rusya ile Sovyetler Birliğinin medenî rolü hakkındaki komünistçe iddialar ise Kaf kasyayı ve onun tarihini bilenler tarafından yalnız istihza ile karşı­lanır. Bu iddiaların yalan olduğunu ispat için Kafkasyalı münevverlerle Sovyetler Birliğinin diğer bölgelerindeki münevverlere dair Sovyet istatistikini alıp muka­yese yapmak kâfidir.

 

Sovyetlerin yarattıkları «şekil itibarile millî, muhteva itibarile sosyalistik kültür »e dair bir fikir edinmek için Şimalî Kafkasyalı şairlerden Resul Hamzatov’un Şamil hakkındaki İmam başlıklı manzumesinden şu parçayı alıyoruz:

 

İğfallerinin yirmibeş yıllığını imam, işte, böyle bitirdi,

Geberdi ve bu yüzden bir daha Dağıstan’a dönmedi

Çeçen canavarı, İnguş yılanı olan imamın leşi

İngilizler tarafından kumsal Arap kurganına gömüldü.59

 

Sovyet şiir ve edebiyatının seviyesini gösteren bu manzume aynı zamanda Şimalî Kafkasyalıların mahkûmiyet derecesine de bir işarettir. Zira Bolşeviklerden evvel millî kahramanın hatırasına karşı böyle bir hakaretin cezası linç idi. Bolşevik tedhişi olmasaydı halkın vereceği ceza bugün dahi bu olacaktı.

 

Komünist partisinin XX. kongresine kadar durum bu merkezde idi. Gerçi 1955 yılının ortalarında İmam Şamil’in «suçlarını» tahfif eden bazı makaleler görünmeğe başlamıştı. Lâkin, Sovyet âlimlerinin İmam Şamil’in itibarını iadeye girişmeleri için, Hruşçev'un «milletler babası» Stalini ifşa etmesini beklemek icap ediyordu. İmam Şamil’in itibarını iadeye çalışırken, Sovyet âlimleri, pek tabiî olarak, yeni Sovyet siyasetinin çerçevesinden dışarıya çıkmamışlardı. XX. Kon­grenin resmî kararlarından ve Kremlin ümerasının nutuklarından anlaşıldığına göre yeni Sovyet siyaseti şu esaslara dayanacaktı:

1.Şahsiyete perestiş kültüne karşı mücadele.

2.Marks'ın esas nazariyesine dönüş; bu nazariyeye göre cemiyetin tarihini yaratan âmil krallar ve rehberler olmayıp, maddî nimetlerin müstahsilleridir, yâni proletarya, kütle ve halktır.

3.Sosyalist yurtseverliği ile enternasyonalizmin telifine gayret.

4.Sovyetlerin doğu blokundaki mevkiini takviye etmek için bir taraflı emir ve tedhiş prensibine değil, halk demokrasisi devletleriyle muahedeler akdi pren­sibine dayanmak; bunun için de «muhtelif yollarla sosyalizme gidilebileceğini» kabul etmek.

5.Bu ruhtaki «liberalizme» riayet etmekle beraber, Rus milletinin Sovyetler Birliğinde büyük bir kültür vazifesi görmüş ve görmekte olan «rehber bir millet» olduğunu, ikna usulüne müracaat etmek suretile, Rustan olmayan milletlere kabul ettirmek, buna mukabil bu milletleri çarlık Rusya’nın eski tarihi önünde diz çöktürmek taktiğinden vazgeçmek.

6.Tarihî şahsiyetlerin faaliyetlerine gelince, bu hususta sınıf menfaatlerini gö-zönünde tutmakla beraber, muayyen bir nispet dairesinde objektivizme riayet etmek.

 

Bu esaslara sadık kalan Sovyet yazarlarından A. Pikman60 ve Danyalov,61 vesikalara dayanmak sureti ile Şamil’in millî kurtuluş için mücadele ettiğini ve kimsenin ajanı bulunmadığını ispata çalıştılar. Anna Pankratova ile L. Buşşin'in Sovyet Komünist partisi XX. kongresinin kararları ışığında SSCB tarihinin tedrisi mese­leleri broşürü ve Öğretmen Gazetesi'nin öğretmenlere yardım makaleleri ise, Sovyet hükümetinin resmî görüşlerini şöyle ifade ediyorlar:

 

Şamil, çar emperyalizmine karşı kahramanca mücadele eden dahî bir devlet adamı ve büyük bir kumandan idi.  Onun idare ettiği Kafkasya muharebesi Şimalî Kafkasya’nın hürriyet ve istiklâli uğrunda yapılan bir mücadele idi. Bu mücadele çarlığa karşı olduğu nispette terakkiperver bir hareketti; zira bu meselede Rus emekçilerinin menfaatleri ile Şamil hareketinin menfaatleri birleşmekte idi.62

 

Yine bu resmî iddiaya göre: Şamil çarlığa karşı mücadelesinde devamlı ve samimî olmamıştır. Zira Şamil, güya mürteci bir hareket olan müridizme dayana­rak alelumum Ruslara karşı çapışmıştır. Şamil kendisini derebeyilerle ihate etmiş ve bu mürtecî kuvvetler yüzünden, Leninin tabirince, «ikinci, inkılâpçı Rusya» ile işbirliği yapamamış ve neticede Şamil hareketi hedefine ulaşamamıştır. Kafkasya’nın Rusya’ya ilhak edilmesi ise medenî bir hareket imiş. Çünkü Kafkasya milletlerini ileri Rus medeniyetine kavuşturmuş ve bu milletlerin gelişmesine sebep olmuş imiş.

 

Yeni Sovyet siyasetine göre Şamil işte böyle tasvir olunmaktadır. Asıl emelleri komünizmin bütün dünyada zaferinden ibaret olan Bolşeviklerden Şamil hakkında tarafsızca bir mütalaa beklenemeyeceği tabiîdir. Şamil’in faaliyeti ve alelumum Şimalî Kafkasya hakkındaki Bolşevik düşüncelerinin tahlilinden şunları istihraç etmek mümkündür:

 

Bolşevikler, dünya hâkimiyetinden ibaret olan emellerine ulaşmak için katil, yalan, milletleri toptan imha dahi dahil, her cinayeti mubah telâkki ederler. Her nevî ahlâk kaideleri ve manevî değerler «burjuva hurafatı» addedildiği için Bolşeviklerce taahhüde sadık kalmak ve verilen sözü tutmak da şart değildir.

 

Küçük milletlerin hâmisi sıfatiyle milletlerarası toplantılarda konuşmaları, milletlerin millî haklarına, bu milletleri katliâmlardan korumak maksadile ve insan haklariyle demokratik hürriyetlere dair imzaladıkları bütün muahede ve anlaşmalar hür dünyayı aldatmağa matuf hilelerden başka bir şey değildir. «Demir diktatörlüğün» tedhiş sistemi komünizm rejiminin temelidir. Milliyet meselesi ise, komünistler için, tarihen, intikal devrine mahsus bir unsurdur.

 

Dinsizlik prensibine dayandıklarından ve dini beşer cemiyetinin normal gelişmesine mani olan geri bir fikir olarak kabul ettikleri için vicdan ve din hürriyeti hakkındaki bütün vaitleri yalandan ibarettir.

 

Sovyetler Birliği ile iş yapmak mecburiyetinde olan halklar, milletler ve devletler aldanıp imha edileceklerine hazır olmalıdırlar. Zira komünist mezhebi düşman-kapitalist memleketlerle bu şekilde hareket etmeyi emreder.

 

Fakat bizi teselli eden kuvvet, bu rejimin «ebedî» olmayacağına olan imanımızdır. Komünistlerin kendi nazariyelerine göre de dünyada değişmeyen içtimaî bir nizam mevcut değildir. Dünyada her şey daimî hareket ve değişme halindedir. Her an yeni bir şey doğuyor ve bir şey de ömrünü yaşayıp ölüyor. Ve bu da gelişmenin kanunudur.

 

Bolşevik rejiminin bu kanun haricinde bir istisna teşkil etmeyeceğine eminiz. Büyük çatlakların mevcudiyetini gösteren alâmetler meydandadır. Tarihî hakikati bir kere daha teyit eden bu alâmetlere göre: «Yaratıcı diktatörden sonra dik­tatörlük uzun müddet yaşayamaz».

 

Bu rejimin yıkılışı ne kadar çabuk vuku bulursa, yalnız Kremlinin esaretinde inleyen bilaistisna bütün milletler için değil, belki bütün hür dünya için dahi hayırlı olacaktır. Çünkü Sovyetlerin daimî tehditleri altında bulunan hür dünya kendi müdafaası için muazzam servet ve kuvvetler sarf etmektedir.

 

Şuna da inanıyoruz ki, komünist tahakkümüne doğrudan doğruya mukavemet halinde bulunan Kafkasya milletleri, Şamil’in istiklâl idesini gerçekleştirerek, karlı Kafkasya dağlarının zirvesine hürriyet bayrağını dikeceklerdir.

 

Çünkü, zengin tarihî hâdiselerle dolu, parlak bir maziye malik bulunan ve bir çok tarihî fırtınalar katetmiş olan bu milletler şimdiye kadar «millî benliklerini», millî kültürlerini ve güzel geleneklerini muhafaza edebildikleri gibi, bugünkü ağır imtihanı da muvaffakiyetle yeneceklerdir.

 

O zaman, Şamil’e minnet ve şükran hisleriyle meşbu bulunan halefleri, hüsnüniyet sahibi bütün milletlerle elele vererek, hür Kafkasya evini inşaya başlayacak ve ecdadının parlak mazisiyle iftihar ederek, kendi millî kahramanı büyük İmam Şamil’in manevî kudreti önünde hürmetle diz çökeceklerdir.

 

 

 

 

 

1           Kavkaz dergisi (Rusça), No 6, München, 1953, s. 9.

2           Kari Marks: Izbrannıyeproizvedeniya (Seçme eserler), cilt I, s. 302.

3           Aynı eser, s. 332.

4  J. Stalin: Voprosı leninizma (Leninizm meseleleri), 11. tabı, Moskova, s. 541.

5  Lenin: Filosofskiye tetradi (Felsefe defterleri) Moskova, s. 318.

4  J. Stalin: Voprosı leninizma (Leninizm meseleleri), 11. tabı, Moskova, s. 541.

5          Lenin: Filosofskiye tetradi (Felsefe defterleri) Moskova, s. 318.

6          Kari Marks: Aynı e;st, Moskova, cilt I, s. 269.

7          Kari Marks: Kritika poliliçeskoy ekonomiki (Siyasî iktisadın tenkidi), Moskova, 1896, s. 11.       N

8          Büyük Sovyet Ansiklopedisi, Moskova, II. tabı, Sotsialistiçeskaya kultura (Sosyalistik kültür) maddesi.

9 Kolonitzki: Kommunist und religiose Moral, Herausgabe von Zentral-Amt F.D.J., Berlin, 1953.

10 J. Stalin: Voprosı leninizma, 11. tabı, s. 71.

11           E. Preobrajenskiy: Moralnost i klassovıe osnovı (Ahlâk ve sınıf esasları), Moskova {Azbuka kom-
mtmizma kitabında intişar eden makale).

12          Büyük Sovyet Ansiklopedisi, Şeriat maddesi.

13          Aynı yerde.

14          Prof. A. Filipov: Nauçnıy sotsializm i nauka ob obşcestve (İlmî sosyalizm ve cemiyet hakkında ilim),
Münih, 1955, s. 80.

15          J. Stalin: Voprosı leninizma, 11. tabı, s. 250.

16             Aynı eser, s. 5.        .

17             K. Marks ve F. Engels: Socineniya (Külliyat), cilt 9, s. 541.

18             Voprosı htorii (Tarih meseleleri) dergisi, No 7, 1956 (bak: G. Danyalov'un makalesi).

19             Büyük Sovyet Ansiklopedisi, No 61, Moskova, 1934, Şamil maddesi.

20             K. Marks ve F. Engels: Külliyat, cilt 2, ks. 1, s. 177, Moskova.

21          Aynı eser, cilt 9, s. 548.

22          Aynı eser, cilt 13, ks. 1, s. 13.  .

23          Aynı yerde.

24          Bütün Rusya Komünist (bolsevik) Partisi kongrelerinin mazbataları (2. kongre), Marks ve Engels
Enstitüsü, Moskova, 1932, Parti neşriyatı, s. 183.

25          J. Stalin: Voprosı leninizma, 11. tabı, s. 47.

26             Leninin Şaumyanla muhaberesi, Voprosı Istorii dergisi, No 8, 1956.

27             Lenin: Külliyatı, cilt 19, s. 261—262; J. Stalin: Voprosı leninizma 11. tabı, Moskova, s. 12.

28             L. B. Kamenev'in idaresinde Leninskiy Sbornik (Lenin dergisi), Moskova, s. 472—473.

29             Makale müellifinin şahsî arşivi.

30.            H. Bammarc: L* Caucase 11 Ut revolntion russt, Paris, 1929.

 31..         Müellifin arşivL

32            G, Raucfa: Gescbicbte des bolstbnristiubm Russlamdı, Wiesbaden, 1955, s. 201.

33             Müellifin arşivi.

34             Büyük Sovyet Ansiklopedisi, No 13, 2. tabı, Dağıstan Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti maddesi.

35             Bütün Rusya Komünist (bo/sevik) Partisinin Tarihi, Kısa kurs, fasıl 9, Devlet neşriyatı, s. 237—239.

36             Aynı eser, s. 246.

37             Sotsialistiçeskiy Vestnik dergisi, No 1, 1952, (A. Nessena'nın makalesi).

38             Pankratova'nın idaresinde, SSCB Tarihi, Moskova, 1948.

39             Büyük Sovyet Ansiklopedisi, No 61, Moskova, 1934, Şamil maddesi.

40             J. Stalin: Voprosı leninizma, Moskova, s. 143.

41             J. Stalin, Külliyatı, cilt 11, Moskova, s. 333.

42         J. Stalin: O velikoy oteçestvennoy voyne Sovstskogo Soyuza (Sovyetler Birliğinin büyük vatan harbi hakkında), 5. tabı, Moskova, 1950, s. 351—352.

43          N. A. Smirnov: Reaksiormaya sııpıost dvijeniya müri&zma i Şamilya naKavkaze (Kafkasya’da müridizm
ve Şamil hareketinin irticaî mahiyeti), Moskova, 1952.

44          Voprosı Istorii dergisi, No 9, Moskova, 1950 (bak: A. Danyalov'un makalesi).

45          Voprosı Istorii dergisi, No 11, s. 134—140, Moskova, 1947.

46          Bolşevik dergisi, No 13, Moskova, 1950.

47          Voprosı îstorii dergisi, No 9, 1950 (bak: A. Danyalov'un makalesi).

48          Ucitelskaya gazela (öğretmen gazetesi), 23 Eylül 1950.

49          N. A. Smirnov: Kafkasya’da müriiızm ve Şamil hareketinin irticai mahiyeti, Moskova, 1952.

50          Şamil-stavlennik Sultanskoy Turtsii i angliyskih kolonizatorov (Şamil Sultan Türkiyesiyle İngiliz
kolonizatörlerinin hizmetinde), Gürcistan Devlet Arşivi İdaresi neşriyatı, Tifüs, 1953.

51          Pravda gazetesi, Moskova, 14 Mayıs 1950.

52          Şamil Sultan Tiirkiyesiyle İngiliz kolonizatörlerinin hizmetinde, Tiflis, 1953.

53          Resul Magomedov: Borba Gortsev za nezavisimost pod rukovodslvom Şamilya (Şamil’in rehberliğinde
Dağlıların istiklâl mücadelesi), Mahaç-Kala, 1949.

54 Voprosı ts/orîi dergisi, No 3, 1956.

55          Kavkaz dergisi (Rusça), No 8 (25), München, 1953 (Mirza Balâ'nın makalesi).

56          Şamil Sultan Türkiyesiyle İngiliz kolonizatörkrinin hizmetinde, Tiflis, 1953.

57            Kavkaz dergisi, No 4 (9), München, 1952.

58          J. S. Bell: Residence in Circassia during theyears 1837, 1838 and 1839, London, 1840.

59          Resul Gamzatov: Slovo o starsem brate (Ağabeye dair), Molodaya Gvardiya neşriyatından, Mahaç-
Kala, 1952 (Avarcadan tercüme edilmiştir).

60              Voprost Istorii dergisi, No 3, 1956 (bak: A. Pikman'ın makalesi).

61               Voprost Istorii dergisi, No 7, 1956 (bak: G. Danyalov'un makalesi).

62             Uçitehkaya Gazeta (öğretmen gazetesi), 22 Eylül 1956).

 

Kaynak: Dergi

           Sovyetler Birliğini öğrenme Enstitüsü- Münih   3. Yıl   1957   No. 8

 

 

 

YORUMLAYIN

Sayın okurumuz, yorum yapabilmek için üye olmanız gerekmektedir. Üye girişi yapmak için tıklayınız.

600 karakter kaldı

Henüz yorum eklenmemiş

GAZETE

ARAMA EKLENTİSİ

Banner

KÖŞE YAZILARI