Kuzey Kafkasya-BARASBİ BAYTUGAN

Kuzey Kafkasyanın coğrafi sınırları, kuzeyde Don nehrinden güney-doğu istikametinde Manıç nehri boyunca Kuma nehrine kadar ve daha sonra doğuda Hazer denizine kadar uzanmaktadır

Kuzey Kafkasya

(Sovyetler Birliğinin Türk-Müslüman Halkları Serisinden)

BARASBİ BAYTUGAN*

Genel bilgi


1959 Sovyet nüfus sayımı rakamlarına göre Kuzey Kat kaslıların sayısı 2.336.000 kişi idi. Bundan başka yüzbinlerce Kuzey Kafkasyalı Yakındoğunun Arap memleketlerinde ve Türkiyede yaşamaktadır. Bunlar K.isyanın Kafkasyayı istilâsından sonra (1864), Çarlık hükümeti tarafından Osmanlı İmparatorluğuna sürülen mültecilerin torunları olup, orada genel «Çerkeş» ismiyle anılmaktadırlar.Kuzey Kafkasyanın coğrafi sınırları, kuzeyde Don nehrinden güney-doğu istikametinde Manıç nehri boyunca Kuma nehrine kadar ve daha sonra doğuda Hazer denizine kadar uzanmaktadır. Bu sınır aynı zamanda, bir bütün olarak, Kafkasyanın tarihî-etnografik sınırı olarak da kabul edilmektedir. * Güneyde Kuzey Kafkasya Azerbaycan ve Gürcüstan, batıda ve doğuda Kara ve Hazer denizleriyle sınırlıdır.

 

Kuzey Kafkaslılarm büyük çoğunluğu soy ve dil bakımından, Kafkasyanın güneyinde Gürcülerin de dahil bulunduğu Kafkas halkları grupuna mensupturlar. Bu grupun dilleri bugün Iberik-Kafkas veya sadece Kafkas dilleri adı altında bilinmektedir.2

Kuzey Kafkas dilleri iki alt grupa bölünmektedir: batıda Abaza-Edige ve doğuda Çeçen-Dağıstan veya Nah-Dağıstan dilleri.3

Kuzey Kafkasya arkeoloji sahasının ilerigelen Sovyet uzmanı Ye.İ. Krup-nov'un yazdığına göre, Kuzey Kafkas halkları soyunun köklerini, burada meydana çıkarılan kadim kültürlerin yaylalarının kabile terkibinde aramak gerektir.1 Iberik-Kafkas grubuna mensup halklardan başka Kuzey Kafkaslılar camiasına İran (Osetinler) ve Türk (Karaçay-Balkarlar, Kumuklar ve Nogaylar) halkları da dahil bulunmaktadır. Bugünkü Osetinlerin ataları olan Alanlar, Kafkasyada milâttan önce II. ve I. yüzyıllarda ortaya çıkmışlardı.

Kuzey Kafkaslılarm müşterekliği, özellikle antropoloji ve etnografı sahasında belirmektedir. Antropoloji bakımından bütün Kuzey Kafkaslılar, esas itibarile, «Kafkas» adlandırılan tek ve aynı tipe mensupturlar.5 Kuzey Kafkaslılarm yalnız kendilerine özgü ortak halk destanları vardır. Burada özellikle efsanevî

«Nart» halkı hakkındaki menkıbeler zikrolunabilir. Kuzey Kafkaslılar ortak sosyal yaşayış tarzına, ortak gelenek ve göreneklere ve sosyal kültüre sahiptirler. Halk müziği, türküler ve millî oyunlar ve kıyafet Karadenizden Hazer denizine kadar uzanan bütün sahada^ tüm Kuzey Kafkaslıların müşterek malıdır.

Kuzey Kafkaslıların manevî müşterekliğini ortak din de sağlamlaştırmaktadır. Bir kısım Osetinler hariç, bütün Kuzey Kafkaslılar müslümandır. Kuzey Kaf-kasyanın çeşitli dilli nüfusunu asırlar boyunca birbirine bağlayan bir çok bağlar, millî müştereklik duygusunu doğurmuştur. Nitekim bu duygu, Rusyada 1917 Şubat ihtilâlinden sonra Kuzey Kaf kasyanın siyasî emellerinin esasında yer almıştı.

 

Kuzey Kafkasya Tarihi

 

Yukarıda adıgeçen Krupnov'un yazığı üzere, Kuzey Kafkasyada son tunç devrinden ilk demir devrine geçiş safhasında birbirine yakın şu akraba kültürler meydana çıkarılmıştır: Koban, Kuban ve Kayakent-Horoç. Milâttan önce birinci bin yıl kültürlerinin yaylaları, Kuzey Kafkasyanın bugünkü yerli nüfusunun uzak ilk ataları idi.6 Şu hale göre Kuzey Kafkasyanın bugünkü nüfusu, tarihten I önceki zamanlardan beri kendi ülkelerinin yerlileridir. Kuzey Kafkaslıların ata­ları eski Yunanistanla canlı ilişkilerde bulunuyor, Romanın Mithridate de Pont ile mücadelesine katılıyorlardı. Ayrıca onlar Bizans ile Sasaniler İranınm tarihinde de rollerini oynamışlardır. Milâttan sonra VII. asrın ortalarında Kuzey Kaf­kasyanın kuzey-doğu kısmını Hazar Tütklerinin İmparatorluğu kapsamakta idi.7 Dağıstanın Semender şehri, bir zamanlar bu imparatorluğun başkendi olmuştur. Hazar Tütkleri, Kuzey Kafkasya halklarının büyük bir kısmını kendi hâkimiyeti altında birleştirmiş bulunuyordu. Hazar imparatorluğu 965 yılında Kiyev Rusyasının darbeleri altında çöküyor.8 Bugün Dağıstanda yaşayan Kumuk Türkleri Hazarların torunlarıdır.

IX.—XII. asırlarda şimdiki Osetinlerin ataları olan Alanlar Kuzey Kafkasyada hâkim bir durum elde ediyorlar.9 Kuzey Kafkasya kabilelerinin ortaçağ başlar­ındaki kültürü bazı araştırıcılar tarafından Alan kültürü diye adlandırılmaktadır.10

VIII. asrm sonunda Dağıstanın Derbend şehri Araplaı tarafından işgal ediliyor. Bu olaydan sonra İslâmiyet Kuzey Kafkasyaya sızmaya başlıyor. İslâmiyet bütün Dağıstanda ve sonra da Çeçenistanda suratla yayılmış ar. Kuzey Kafkasyanın batı bölgelerine ise İslâmiyet, Osmanlı İmparatorluğu araciyle girmiştir.

XIII.asırda bütün Kafkasya Moğolların yıkıcı istilâsını geçiriyor. Bundan bir asır sonra ünlü Topal Timur, Kuzey Kafkasya steplerinde, Osetin-Alan, Adige-Kabartay ve onların müttefiki Altınordu Hanı Tohtamış'ın birleşik kuvvetlerini hezimete uğratıyor. Daha sonraki yüzyıllarda Kuzey Kafkasyada idare başında Adigcler bulunuyorlardı.

Eski Rus prensliklerinin pek de aydın olmayan devrini bir tarafa bırakacak olursak, Kuzey Kafkasya’nın Moskova devleti ile ilişkileri, Astarhanın Ruslar tarafından işgalinden sonra (1556) başlar. Büyük Petronun saltanatı zamanında, Terek nehri kıyısında Rusyanın Kuzey Kafkasyadaki ileri hareketinde köprübaşı vazifesini gören Rus Kizlâr kalesi kuruldu.

Türkiye ile Rusya arasında akdedilen Belgrad Antlaşmasında (1739) Kabartayın, yâni Kuzey Kafkasyanın kuzey-batı kısmının, her iki tarafça bağımsızlığı kabul edilmiş ve böylece Kuzey Kafkasya Rusya ile Osmanlı İmparatorluğu arasında bir nevi tampon devlet rolünü oynamağa başlamıştı.

İkinci Katerina zamanında Rusyanın Kafkasyadaki istilâ siyasetine hız verildi.1763 de Kabartaym Maz-dek (kabartayca «sık orman») mahallinde Rus Mozdokkalesi (şimdi şehir) inşa edildi. Bundan sonra Rus kaleleri ve Rus göçmenlerinin yerleştirildiği müstahkem Kozak köyleri hattı Mozdoktan Stavropol üzerinden Azak denizine kadar uzatıldı. Ruslar, Kuzey Kafkasyada yeni topraklar zaptettikçe bu kaleler hattı güneye doğıu kaydırılıyordu. Bu andan itibaren Kuzey Kafkaslılar Rus saldırganlarına karşi uzun yıllık silâhlı mücadeleye başladılar. 1783 de general Suvorov komutasındaki Rus ordusu Kuban ile Don arasında göçebe hayatı yaşayan Nogay Türklerine saldırmış ve onların büyük kısmını imha etmişti. Hayatta kalan Nogaylar, Kuban'm sol kıyısına, Adigelere sığındılar. Rusların Kuzey Kafkasyada ele geçirdikleri topraklara XVIII. asrın sonlarında, daha önce Dnepr nehri boyundaki köyleri yerle bir edilen hür Ukraynalıların geriye kalan kısmı yerleştirildi.

Türk-Rus Küçük Kaynarca Antlaşması Ruslara 1774 de Kuzey Kafkasyanın merkezî bölgelerini işgal etmek için «hukukî bir temel» kurmak imkânını verdi. Bu antlaşma hükümlerine göre Türkiye Kabartay bölgesinin Kırım Hanlığına dahil bulunduğunu kabul ediyordu. Kırım Rusyaya ilhak edildikten sonra (1783) ise Çarlık hükümeti Kuzey Kafkaslıları « kanunî ikidara » karşı başkaldıran « asiler » gibi saymağa başladı. Bu formül yalnız Kabartayları değil, Rus hükümeti tara­fından Kabartaya bağlı bulundukları ilân edilen komşu kabileleri de kapsamakta idi.11'

Rusyanın yayılması, Hazer denizinden Karadenize kadar bütün Kuzey Kaf­kasyanın tek önderlik altında birleşmesine şevketti. Birleşik kuvvetlerin başına, Kuzey Kafkasyanın birinci imamı ilân edilen Şeyh Mansur (Çeçen) geçti. İmam Mansur 1785 de Mozdok'tan Vladikavkaz'a (şimdiki Orconikidze) kadar uzanan ve Rusyanın Gürcüstan ile irtibatını sağlayan Rus kaleler hattını tahrip etti. Bu hat, Gürcüstan, 1783 antlaşmasını ihlâl gerekçesiyle, Rusyaya ilhak edildikten sonra Ruslar tarafından ancak 1802 yılında yeniden kurulabildi. 9 Eylül 1787 de II. Katerina Türkiyeye harp ilân etti. Bununla ilgili olarak Şeyh Mansur askerî harekâtın ağırlığını, Türkiyenin bu zamana doğru Anapa Kalesinin inşaatını bitirmiş olduğu Kuban'a (XIX. asır haritalarında Çerkesistan) kaydırdı. Bu kale, Rusyaya karşı savaşta Türkiyenin desteğini arayan yerli Çerkeş önderleriyle yapılan anlaşma üzerine inşa edilmişti. Anapa 1791 de general Gudoviç'in kuvvetleri tarafından zaptedilmiş, kalede bulunan İmam Mansur ise Ruslara esir düşmü­ştü. Petersburga gönderilen İmam Mansur, Şlisselburg kalesine atılmış ve orada can vermiştir. 

Türkiye ile Rusya arasında akdedilen Edirne Antlaşmasından sonra (1829) Rusya, Çerkesistanı kendi topraklarının bir parçası olarak saymış ve Karadenizin Kafkas sahillerini abluka altına almıştı.

XIX. asrın ilk çeyreğinin sonuna doğru Dağıstanda, «Müritçilik» adı altında bilinen bir hareket doğuyor. Başka dinden olan devlete bağımlılığı kınayan İslâ-miyete dayanan Müritçilik, Müslüman Kafkasyayı, Rusyanın istilâsından korumayı hedef edinmiş millî-kurtuluş hareketi idi. Bu hareketin başında sırasiyle şu üç imam bulunmuştur: Gazi Muhammed, Hamzat-Beğ ve Şamil. İlk ikisinin idaresi kısa sürmüştür: Gazi Muhammed harpte şehit olmuş, Hamzat-Beğ de bir kom­ploya kurban gitmiştir. 1834 de imam olarak Şamil (Avar) seçildi. Rus kaynakla­rında Şamil sık sık dinî bir fanatik gibi gösterilmektedir. Fakat bu, gerçeğe uygun değildir. Şamilin ve bütün hareketin müsamahakârlığı, meselâ, kendi vatanlarında takip edilen Ruslara İmamlık topraklarına sığınma hakkının tanınmış olmasından bellidir. Bundan başka Şamil Rus ordusundan kaçan erlere de Kuzey Kafkasyaya sığınmalarına müsaade ediyordu. Bunların sayıları artınca, bunlar toplu bir halde ayrı olarak iskân edilmiş ve kendilerine kilise inşa etmeleri için malzeme ve araçlar verilmişti.

XIX. asrın 20. yıllarının sonunda ve 30. yıllarının başında Rusya Kabartayı, Osetistani ve Karacayı kendine tabi kılarak, Kuzey Kafkasyanın doğu ve batı . kısımlarını birbirinden ayırdı. Bu, İmam Şamilin durumunu oldukça zorlaştır­mıştı. Nevar ki buna rağmen Şamil, kendi nüfuzunu Çerkesistan üzerine de yayarak, 25 yıl devammca Kuzey Kafkasyanm mücadelesini yürütmeye muvaffak olmuştu. Çerkesistanda savaşı onun gönderdiği naipler yönetiyordu. Bunların içinden Muhammet Emin en fazla temayüz etmiş olanıdır.

İmam Şamil, küçük olmakla beraber, daimî ve muntazam bir ordu vücude getirmişti. Tehlike anında veya her hangi bir askerî harekât sırasında halk yığınları bu ordu etrafında toplanıyordu. Top dökümü, barut ve cephane imali için gerekli tesisler kurulmuştu. Şamilin Çeçenistan ve Dağıstanda gerçekleştirdiği reorgani-zasyon, sonradan Çerkesistanda da tekrarlanmıştı. Bunu Muhammet Emin ve onun yanında kurulan Yüksek Konsey (Mahkeme) uygulamıştı.

Fakat Kuzey Kafkasya ile Rusyanın karşı karşıya bulunan silâhlı kuvvetleri kıyaslanacak gibi değildi. Küçük, insan ve araç bakımından fakir ve dünyadan tecrit edilmiş Kuzey Kafkasyanın karşısında sayısız kaynaklara ve çok milyonluk nüfusa sahip kudretli Rusya İmparatorluğu bulunuyordu. Geçen asrın 40. yılla­rında Çarlık hükümeti Kafkasyada, silâhlı Rus ve Kozak köyleri hariç, 200 bin mevcutlu bir ordu toplamıştı. Aynı asrın 50. yıllarının sonunda bu ordunun mevcudu 300 bin kişiyi geçiyordu.

Kuzey Kafkaslılar arasında dış yardım ümitleri Kırım harbi sırasında doğdu. Türkler Suhum'a çıkartma yaptılar. Bu durum Muhammet Emine, Rusların Karadenizin Çerkeş sahillerinde kurdukları bütün istihkâmları işgal etmek imkâ­nını vermişti.

Kafkasya savaşının Kırımdaki savaş seyri üzerinde yaptığı etkiyi kaydeden geçen asrın Rus askerî-siyasî yazarı general Fadeyev şöyle yazmakta idi: «Kaf­kasya savaşı kuvvetlerimizi o kadar bağlıyordu ki, Kafkasyaya yığdığımız 280 bin kişilik ordudan Başkadıklar kesimine ancak 9 bin, Kürük Dere'ye de 17 bin kişilik bir kuvvet ayırmak mümkün olmuştu.12 Halbuki bütün Kafkasyanm kaderi bu harp sahalarında hallediliyordu ». Fadeyev sözlerine şunları eklemişti: «Mısırdan Japonyaya kadar bütün kıtayı bozguna uğratabilecek bir durumda olan bu savaşçı, tecrübeli, herşeye hazır 280 bin kişilik ordu, Kafkaslılarm düş­manca bağımsızlık hareketiyle Avrupa siyaset terazisinde sıfıra indirilmişti».

Direnmeye devam etmekten ümidini kesen İmam Şamil 25 Ağustos 1859 da teslim olmak zorunda kaldı. Çerkesistanda bunu, aşağıdaki satırların da ortaya koyduğu gibi yerli nüfusu topyekûn imha ve tehcir hareketi takip etti:

... Savaş son derece amansızca cereyan ediyordu. Biz geri dönülmesi imkânsız
bir tarzda ve askerin bastığı her toprak parçasını son ferde kadar Dağlılardan (Kuzey Kafkaslılardan, — B. B.) temizleyerek adım adım ilerliyorduk. Kar erir erimez ve ağaçlar yeşermeden önce (şubat ve martta) yüzlerce dağ köyleri ateşe veriliyordu. Ekinler atlara yediriliyor veya çiğnetiliyordu. Köy nüfusu gafil avlandığı takdirde, derhal asker muhafazasında en yakın Kozak köyüne götürülüyor ve oradan Karadeniz sahillerine ve daha sonra Türkiyeye sevkediliyordu. Bizim yaklaşmamız sırasında boşalan kulübelerde çoğu zaman masanın üzerinde, içinde kaşığı ile beraber henüz soğumamış lapaya, üstünde iğne takılı tamiri yarıda kalmış elbiselere, döşemeye yayılmış bir şekilde bırakılan çeşitli çocuk oyuncaklarına rastlanılıyordu. Bazen, fakat askerlerimizin şerefiyle mütenasip çok nadir, canavarlığa, kadar varan hunharca hareketler de yapılıyordu...13           )

Bu genocide, Rus orduları Mayıs 1865 de son mukavemet yuvası olan Ahçip-sou mahallini (şimdiki Gagra şehri civarında, dağda bulunmaktadır) ele geçirinceye kadar bir kaç yıl daha devam etmiştir.

Rusyanm Kuzey Kafkasyayı istilâsı sonucunda, onun 1850—1860 yıllarında 3 milyon 200 bine kadar olan nüfusu, 1897 nüfus sayımına göre 1.662.000 kişiye düşmüştü. Bu memleketin başına neler geldiğini ise aşağıdaki satırlar ibretle ortaya koymaktadır:

Kanlı savaş Dağlıları yurttan sürmüş ve ortadan kaldırmış, onların kültürünü kökünden tahrip etmiştir. Suni kanallar sazlık haline gelmiş, büyük emek pahasına yapılmış suni taraçalar yıkılmıştır. Geniş bahçeler ve mükemmel bağlar kısmen savaş sırasında ve memleketi Ruslarla iskân devresinde kökünden kesilmiş, kısmen de yabanileşmiş ve başka cins bitkilerle karışmıştır ki, yabani asma çubuklariyle örgülenmiş ormanın sık yerinin nerede bittiğini ve eski bakımlı yerlerin nerede başladığını bugün artık tayin etmek oldukça güçtür.14

Yukarıda anlatılanların çoğu aktüelliğini günümüzde de muhafaza etmektedir. Soçi'den Anapa'ya kadar baştanbaşa tatil köylerinin kurulması tasarlanan ancak Karadenizin sahil boyu gelişmektedir. Eskiden kesif Çerkeş nüfusunu barındıran, şimdi de büyük kısmı ormanlarla kaplı bulunan dağlık bölge, tabiatı korumak bahanesiyle kısmen kapatılmış, geriye kalan büyük kısmı da Sovyetler Birliğinin kereste sanayiinin merkezlerinden biri haline getirilmiştir. Yabanileşmiş Çerkeş bağ ve bahçelerinin ürünlerinden ise, halen Kuzey Kafkasya’nın batı kısmının da terkibine girdiği Krasnodar eyaleti konserve sanayiinde ham madde olarak faydalanılmaktadır.

*

Daha Kafkasya savaşının seyri esnasında, bir yandan Rus Kozaklarını yerleştirmek, öte yandan da savaş sıralarında gösterdikleri yararlığa karşılık subay ve memurlara dağıtmak üzere Kuzey Kafkasya toprakları geniş ölçüde müsadere edilmeğe başlandı. Kuzey Kafkasya’nın geniş ormanlık sahalarının Rusya hazinesine devredildiği ilân olundu. İşlemeye elverişli toprağın dağıtımı ise öyle ya­pılıyordu ki, müsadere edilen topraklarda yerleştirilen yeni Rus göçmenlerin, nüfus başına, yerli nüfus başına kıyasla on ve daha çok misli toprak düşüyordu. Bu arada yerli halka her zaman daha kötü toprak parçaları verilmekte idi.15 Bu siyaset sonucu olarak 1864—1866 yılları arasında daha 80 bin kadar Çeçen-İnguş, Osetin, Kabartay ve diğer Kuzey Kafkaslılar Osmanlı İmparatorluğuna göç etmek zorunda kalmışlardı. Geride kalanlar arasında ise Ruslara karşı, kendini sık sık gerek spontane ve gerekse teşkilâtlı ayaklanmalar şeklinde gösteren, kaynaşma durmadan devam ediyordu. Özellikle1877—1878 Rus-Türk savaşı sıralarında yapılan ayaklanma oldukça önemli idi. Ayaklanma merkezleri, Çarlık hükümetinin bir kaç tümenlik kuvvet sevketmek zorunda kaldığı Çeçenistan ve Dağıstanda idi. Karadeniz sahilinde Abazalar, Suhum'a çıkartma yapmış olan Türklere silâhlı yardımda bulunuyorlardı. Türkler Suhum’dan çekilirken, can­larını Ruslardan kurtarmaya çalışan bir kaç on bin Abaza onlarla birlikte Türkiye’ye sığınmışlardı.

Rusya da patlak veren 1917 demokratik şubat ihtilâli Kuzey Kafkaslılar da kurtuluş ümidini canlandırdı. 8 Mart 1917 de Vladikavkaz şehrinde (şimdiki Orconikidze) «Birleşik Kafkas Dağlıları Birliğinin Geçici İdaresi» adı altında millî bir teşekkül vücude getirildi. Bu teşekkül 1 Mayıs 1917 tarihinde Vladikav-kaz'da 7 Mayıs 1917 tarihine kadar devam etmiş olan halk temsilcilerinin Birinci Genel Kuzey Kafkasya Kongresini topladı. Kongre delegeleri arasında beliren ümit ve hedeflerin müşterekliğini, Dağıstan delegesi Hasanov gayet başarılı surette şöyle ifade etmişti: «Dil bakımından aralarında farklar bulunan Kuzey Kafkasya halkları, hayat felsefesi, gelenek ve görenek ve ortak menfaatlar bakı­mından bir millet halinde birleşiyor ve kaynaşıyorlar». Kongre, Kuzey Kaf­kasyanın ayrı bir ünite sıfatiyle gireceği Rusyanm, federal cumhuriyet esasları üzerinde yeniden kurulmasını ve Rus hazinesinin kendine malettiği Kuzey Kafkas topraklarının iadesini talep ediyordu.18

Bolşevikler 1917 Ekiminde Petrograd da iktidarı zaptettikten sonra Kuzey Kafkasya’nın, merkezî Rus makamlariyle her türlü bağları koptu. Kuzey Kaf kaslıların yaşadıkları bölgelerdeki iktidarı, hâkimiyetini yerli halk konseyleri (Çeçen, İnguş, Osetin, Kabartay-Balkar ve saire) vasıtasiyle gerçekleştiren Birleşik Dağlılar Birliği Merkez Komitesi üzerine aldı. 1918 in ocak ayma doğru bolşevikler yerli Rus garnizonlarına dayanarak  bazı  şehirlerde  (Piyatigorsk, Georgiyevsk ve saire) iktidarı ellerine geçirdiler. 1918 in ocak ayı sonunda onlar, Mozdok şehrinde Stalin’in müstakbel yakın işbirlikçilerinden biri olan Kirov'un yönettiği sözüm ona «Terek Eyaletinin I. Bölgesel Kongresi »ni topladılar.

1918 Şubat’ının ikinci yarısında Piyatigorsk şehrinde yine bolşeviklerin düzenledikleri  «Terek Halklarının İkinci Kongresi» toplandı.  Başlıca olarak Kafkasyada daimî ikametgâhları bulunmayan Rus askerlerinden müteşekkil kon­grenin çoğunluğu, Rusya Halk Komiserleri Heyetini (Hükümetini) tanımış ve Lenin’e bir selâm mesajı göndermişti. Kongre «Terek Halk Konseyini» ve onun icra organı olarak başına Gürcüstandan kaçan Buaçidze adlı bir bolşevikin getirildiği «Terek Halk Komiserleri Heyetini» seçti. «Halk Konseyi» üyelerinin büyük çoğunluğu ve hemen hemen bütün «halk komiserleri» Kuzey Kafkasya; ile ilgisi bulunmayan yabancılar idi.

Bolşevikler ancak Kuzey Kafkasyanın bazı şehirlerinde ve Rus köylerinde yerleşebilmişlerdi. Yerli Kuzey Kafkas nüfuslu bölgeler ise, merkezi Temir-Han-Şura'da (şimdiki Buynaksk) bulunan Birleşik Dağlılar Birliği Merkez Komitesine bağlı yerli halk konseylerinin elinde bulunmağa devam ediyordu.

Bu arada Kafkasya sahnesinde yeni bir faktör — Türkiye göründü. Trabzonda Kafkas halkları temsilcileriyle Türkiye temsilcileri arasında bir konferans yapıldı. Kuzey Kafkasyayı  Temir-Han-Şura'da Halk Kongresinin seçtiği heyet, Güney Kafkas halklarını da (Azerbaycan Türkleri, Ermeniler ve Gürcüler) Maveray-i  Kafkasya Şeyim (Parlamento) heyeti temsil ediyordu. Konferans sırasında Kafkas heyetlerinin egemen milletler temsilcileri gibi hareket ettikleri takdirde konuş­maların kolaylaşacağı anlaşıldı. Bunun sonucu olarak 11 Mayıs 1918 de Kuzey Kafkasya, 26 Mayısta Gürcüstan ve 28 Mayısta Azerbaycan ile Ermenistan bağımsızlıklarını ilân ettiler.

Kuzey Kafkasyanın bağımsızlığı dramatik şartlar içinde ilân edilmişti. Zira

1918 nisanının sonunda bolşevikler Astarhan'dan Kuzey Kafkasyaya deniz yoluyla, Hazer Denizi Harp Donanması gemileri tarafından desteklenen büyük bir deniz piyade birliğini sevkettiler. Adıgeçen deniz piyadesi beklenilmeyen bir zamanda, bundan biraz önce Şamil-Kale adı verilmiş olan Port-Petrovsk limanını işgal etti. Bolşevik ihraç kuvvetleri Temir-Han-Şura üzerine yürüdüğünden burada toplantı halinde bulunan Kuzey Kafkasya Halk Konseyi,  Kuzey Kafkasya bağımsızlığının ilân edildiği dağlık Gunib mahalline taşınmak zorunda kalmıştı. Trabzondaki Kuzey Kafkas heyetinin başkanı Abdülmecit Çermoyev, Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti Hükümet Başkanlığına, heyet üyesi Haydar Bammat da Dışişleri Bakanlığına seçildi. Halk kongresi de parlamento adını aldı. Trabzondaki heyet yabancı devletlere Bağımsız Kuzey Kafkasya Devletinin teşekkül olayını resmen bildirmesine memur edildi.

Türkiye bütün Kafkas devletlerini de-jure tanıdı. Kısa bir müddet sonra Kuzey Kafkasyanm bağımsızlığı, Türkiyenin diğer müttefik devletleri tarafından da de-facto tanındı. Sovyet hükümeti bu olayı protesto etmişti. Kuzey Kafkas ' Heyeti İstanbulda Osmanlı Hükümetiyle dostluk ve karşılıklı yardım antlaşması imzaladı. Bu antlaşma gereğince Yusuf İzzet Paşa komutasında bir Türk tümeni Eylül 1918 de Kuzey Kafkasyaya geldi. Nevar ki Mondros antlaşması sonucunda adıgeçen tümen Kasım 1918 de Türkiyeye dönmek zorunda kalmıştı.

*

1918 in yazında Kuzey Kafkasya sınırlarında şiddetli bir sivil harp cereyan ediyordu. General Denikin'in Beyaz Rus Ordusu buralarda yuvalanan bolşevikleri imha etmek ve «tek ve bölünmez Rusya’yı» yeniden kurmak gayesiyle güneye doğru ilerlemeye çalışıyordu. Bolşeviklere karşı millî Kuzey Kafkas kıtaları da savaşıyordu. Kabartay'da, Nalçik şehrini işgal eden Albay Zaur Bek Dautoko-Serebryakov'un müfrezesi harekâtta bulunuyordu. Hasaf-Yurt şehrini bolşevikcilerden temizleyen ve adıgeçen Türk tümeniyle birlikte 1918 in eylülünde Port-Petrovsk'u geri alan Kuzey Kafkas kıtaları Osetistan, Çeçenistan ve Dağıstanda da faaliyet gösteriyorlardı. Sovyet tarihçilerinin şimdi, Kuzey Kafkasyada Sovyet hâkimiyetinin daha 1918 de ilân edilmiş olduğunu iddia etmelerine rağmen, Kuzey Kafkasyanın bütün dağlık kısmı ve keza yerli Kafkas nüfusunun çoğunluk teşkil ettiği ovalık bölgesi Sovyet iktidarını tanımıyor ve Kuzey Kafkasya Millî Hü­kümetine bağlı bulunuyorlardı.

General Denikin'in ordusu Şubat 1919 da Kabartay ve Osetistana girmiş ve Grozni şehrine dayanmıştı. Beyazların güney cephesinde harekâtta bulunan 11. Sovyet ordusu fiilen ortadan kalkmıştı. Beyaz Komutanlık Kuzey Kafkasya Cumhuriyetine karşı beslediği düşmanca hisleri gizlemeye lüzum görmüyordu. Bu zamana doğru beyaz Rus hareketine yardıma başlamış olan ve Port-Petrovsk'a sömürge askerlerinden müteşekkil bir tabur çıkaran İngilizler aracılık etmeğe ve her türlü çarpışmayı önlemeye çalışıyorlardı. 1919 un martında beyazlar yeniden Kuzey Kafkaslılara karşı taarruza geçtiler. Özellikle Çeçenistan ve İnguşistanda çetin çarpışmalar yapılıyordu. Kuzey Kafkasyanın hemen hemen muntazam askerî birlikleri bulunmadığından bu çarpışmalara, esas itibarile, beyaz Rus ordusunun yolu üzerinde bulunan meskûn yerlerde yaşayan yerli Kuzey Kafkaslılar katıl­makta idiler. Çarpışmalar bütün nisan ayında devam etmiş ve İngilizlerin yeni müdahalesi sayesinde yeniden durdurulmuştu. Port-Petrovsk'daki İngiliz komu­tanının Kuzey Kafkasya Hükümetine bildirdiğine göre, «İngiliz teklifi üzerine Dcnikin harekâta devam etmeyeceğine ve taarruzu durduracağına rıza göster­miştir.» Bildiride daha sonra yazıldığı üzere, Kuzey Kafkasyanın bağımsızlık ve sınırlar meselesi Versailles Sulh Konferansında çözümlenecektir.

1919 mayısının sonunda beyaz Rus müfrezesinin Port-Petrovsk'ı birdenbire işgal etmesi üzerine Kuzey Kafkasya Parlamentosu ve Hükümetinin faaliyetine son verildi. Birçok prlamento üyeleri sığındıkları Gürcüstanda, «Kuzey Kaf­kasya Meclisi» adı altında yeniden faaliyet göstermeğe başladılar. Bu devreyi anlatan general Denikin diyordu ki: «Kuzey Kafkasya ilhak edilmiş, fakat yola getirilmemişti.»17 Kuzey Kafkasyanın millî birlik idesinden korkan Denikin, elinden geldiği kadar bunun gerçekleşmesine mâni oluyordu.

*

Kuzey Kafkasyada general Denikin'e karşı ayaklanma Haziran 1919 da Dağı­standa başlamış ve Çeçenistan ve daha sonra batıya sıçrayarak eylüle doğru bütün Kuzey Kafkasya sahasını kapsamıştı. Dağıstanın dağlık kısmında bütün beyaz Rus garnizonları imha edilmiş ve silahsızlandırılmıştı. Kendiliğinden patlak veren ayaklanma, 1919 un eylülüne doğru artık muntazam halk milis birliklerine ve topçu kuvvetine sahip bulunuyordu. Bu hareketin, 1919 un ekimine doğru Kuzey Kafkasya Meclisi ve Sosyalist Grup üyelerinden mürekkep Kuzey Kafkasya Savunma Konseyi şahsında hükümet organı da teşekkül etmişti. Sonradan anlaşıldığı üzere Sosyalist Grupta Kuzey Kafkas bolşevikleri de yuvalanmıştı. Denikin bu hususta şöyle yazmakta idi:

1919'un ilkbaharında Terek-Dağıstan Ülkesi ayaklanmalar ateşinde yanıyordu.
Güney Silâhlı Kuvvetleri ile bolşeviklerin, Azerbaycan ve Gürcüstanın destekle­dikleri ve sahte Dağlı Hükümeti (Kuzey Kafkasya Meclisi, — B. B.) tarafından yönetilen Dağlılar arasında bazen sönen, bazen yeniden alevlenen kanlı ve gayet yorucu savaş cereyan ediyordu.        

Nevar .ki Denikin «bolşevik yardımı» hususunda yanılıyordu. Böyle bir yardım genellikle mevcut değildi. O devir Rusya Komünist (Bolşevik) Partisi Kafkasya Ülke Komitesi raporlarından birinde deniliyordu ki:

... Kızılordu Kuzey Kafkasyada halen Kumuk topraklarında ve Hasef-Yurt bölgesinde mevcuttur. Bu ordunun esas çekirdeğini Terek nehrinin aşağı akıntısındaki kıyı sazlıklarında gizlenen 11. Ordu bakiyeleri teşkil etmektedir.18

1919'un sonbaharında bütün Dağlık Dağıstan, Beyaz Rus birliklerinden temizlenmişti. Derbent işgal edilmiş ve yalnız Beyaz Hazer Denizi Donanmasının toplariyle muhafaza edilen iskele Denikin'in ellerinde kalmıştı. Çeçenistanda Ku­zey Kafkaslılar, Beyaz Rus birlikleri komutanı general Dratsenkp'nun karargâhı bulunan Groznı şehrini tehdit ediyorlardı. İnguşistanda ve daha ileride batıda Beyaz Ruslar ancak ovalık bölgede tutunuyorlardl.

1919'un yazında Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti Heyeti Pariste, İslâv Kuban Kozaklarının yerli iktidarını temsil eden Kuban Rada'sı (Parlamentosu) Hükümeti Heyetiyle bir dostluk antlaşması imzaladı. Antlaşma iki devlet teşekkülü arasın­daki sınırlar meselesini barış yoluyla çözümünü öngörüyordu. Denikin bu antlaşmayı «Rusyaya ihanet» diye ilân etmiş ve antlaşmanın baş müteşebbisi olmak üzere Kuban Rada Başkanı Kulabuhov'u Yekaterinodar şehrinde asarak, Kuban Rada Heyeti üyelerini gıyaben mahkûm etmişti. Nevar ki bu olay, Kuban Kozakları arasındaki bağımsızlık hareketini kuvvetlendirmeye yaramış ve neticede Kuzey Kafkasyadaki Beyaz Rus harketini oldukça zayıflatmıştı.

1920 şubatına doğru Denikin ordusunun hezimete uğrayacağı artık belli oluyordu. 13 Ocak 1920 de Sovyet Güney-Doğu Cephesi komutanı Smilga şu emri yayınlamıştı: «Kuzey Kafkasyada Sovyet hâkimiyetini kurmak üzere Orconikidze (başkan), Kürov (başkan yardımcısı), Stopani, Mdivani ve Neri-manov'dan (üyeler) mürekkep Kuzey Kafkasyada Sovyet Hâkimiyetini Yeniden Kurmakla Görevli Büro teşekkül etmektedir...». Böyle bir heyetin teşekkülü (bir Rus, üç Gürcü ve bir Azerbaycanlı) «yeniden kurma» işinin yalnız Kuzey Kafkasyayı değil, diğer Kafkas cumhuriyetlerini de (Azerbaycan, Ermenistan, Gürcüstan) kapsayacağını gösteriyordu.

*

Adıgeçen olaylarda Kuzey Kafkas asıllı bolşeviklerin oynamış oldukları rol ilginçtir. İhtilâle kadar ilerici Kuzey Kafkas aydınları arasında Rusya Sosyal-Demokrat Partisi Bolşevik Fraksiyonu üyesi genellikle yoktu. 1919 mayısının sonunda Mahaç Dahadayev ile Ûlubiy Buynakski adında iki Dağıstanlının teşebbüsüyle Kuzey Kafkasya Millî Harketinin «Sosyalist Grup» adı altında sol kanadı teşekkül etti. Bu Grup kendi programına Kuzey Kafkasya Halk Kon­gresinin kabul ettiği kararları aynen almıştı. Sosyalist Grup aynı zamanda sabık Rusya İmparatorluğunun federal esaslar üzerinde yeniden kurulmasını, Kuzey Kafkasyanın tek millî ünite şeklinde birleşmesini ve mahallî işlerin yerlilere devredilmesini ve saireyi de talep ediyordu. Fakat Sosyalist Grup bunun yanısıra yerli şeyhlerin ve özellikle Kuzey Kafkasya Müftüsü seçilen ve başta Dağıstanda olmak üzere gittikçe daha fazla nüfuz kazanmaya başlayan ve ikinci Şamil olmak ümidini besleyen Şeyh Necmuddin Gotsinski'nin siyasî işlere aktif olarak katıl­malarına karşı çıkarak din aleyhtarı bir tutum takınmıştı.-Bu'gibi endişeler Sosyalist Grupu, yavaş yavaş, kendi programlarında bütün halklar için derhal « Rusyaclan ayrılmak da dahil self-determinasyon hakkını» açıkça ilân eden bolşe-viklere yaklaştırıyordu. Bolşevikler Petrogred'da iktidarı zaptettikten sonra So­vyet Hükümeti «Rusya ve Doğu Müslümanlarına» malûm hitapta bulununca, Sosyalist Grup kendi saflarında henüz Rusya Komünist (Bolşevik) Partisi üyeleri bulunmadığı halde bolşeviklerle açıkça işbirliği yapmağa başlamıştı.

Kuzey Kafkasyanın bir kısmı Denikin ordusu tarafından işgal edildikten sonra, Sosyalist Grup üyeleri Bakû'ye, bağımsız Azerbaj^cana sığındılar. Bakûde bunlar, kendilerini açıkça komünist ilân etmeden Bolşevik Partisi cüzdanlarını almış ve ayrı bir Kuzey Kafkasya Komünist Partisini kuracaklarını bildirmişlerdi. Bu «ayrılığa» Rusya Komünist (Bolşevik) Partisi ve daha sonra Moskova kesinlikle karşı çıktılar.19 1919'un sonbaharında Denikine karşı isyanın en hararetli za­manında Sosyalist Grup üyelerinin çoğu Dağıstana dönmüş ve Komünist parti­sine mensup olduklarını gizlemeye devam ederek Kuzey Kafkasya Savunma Konseyi terkibine girmişti. Zamanla Savunma Konseyinde birçok kilit noktaları komünistlerin eline geçmiş ve Kızılordu birlikleri Kuzey Kafkasya sınırlarına yaklaştığı sıralarda bunların Savunma Konseyinde çoğunlukta bulundukları anlaşılmıştı. Savunma Konseyi başkanlık makamı komünist Sultan-Sait Kazbekov tarafından işgal edildi. Nevar ki hattâ Kuzey Kafkas komünistlerinin istedikleri şeyler bile, Denikini bozguna uğrattıktan sonra Kuzey Kafkasyayı işgal etmiş olan Sovyet makamlarının kurduklarından tamamiyle başka bir manzara arz ediyordu. Kuzey Kafkasya Savunma Konseyi kendi amacını, başkan Sultan-Sait 1 Kazbekov'un imzasiyle 17 Şubat 1920 de yayınladığı aşağıdaki beyannamde ifade ediliyordu:

Kuzey Kafkasyanın hürriyet ve bağımsızlığı için yapılan ağır dış mücadele sırasında seçilen Kuzey Kafkasya Savunma Konseyinin yeni terkibi, sabık Dağlı Cumhuriyeti toprakları düşmandan tamamiyle temizleninceye ve bütün Dağlı halkların iradesine uygun iktidar teşekkül edinceye kadar kendini geçici bir organ gibi kabul etmektedir. Dağlı halkların bağımsızlık ve hürriyetini savunan bir organ olarak Savunma» Konseyi, düşmandan artık temizlenmiş yerlerde yüksek iktidarı eline almakta, geriye kalan toprakların kurtuluşu ve devlet kuruluşu meselelerini nihai çözüme bağlamak üzere Kuzey Kafkasya Emekçi Dağlı Halklarının Genel Halk Kongresini toplamayı hedef edinmektedir. Savunma Konseyi, memleketin bütün canlı kuvvetlerini Kuzey Kafkasyanın bağımsızlık ve hürriyetini savunma hareketi etrafında birleştirerek, bütün günlük meseleleri şeriat ve ihtilâl ruhunda çözümlemektedir. Çok ıstırap çekmiş olan Dağlı halk, barış ve kültürel gelişme arzu etmektedir. Bundan ötürü Savunma Konseyi, dış siyasette Birleşik Emekçi Dağlı Halklar Cumhuriyeti topraklariyle sınırdaş olan bütün cumhuriyetlerle barışçı ve iyi komşuluk ilişkilerinin muhafazasını hedef edinmektedir. Kuzey Kafkasya Savunma Konseyi dış .ve iç siyaset meselelerinde kendini sorumlu saymakta ve iktidarın tamamını üzerine almaktadır.20

Bu beyanname, ihtilâlci fakat esas itibarile demokratik prensipler üzerinde kurulmakla beraber, tek ve bağımsız Kuzey Kafkasya Devletini yaratmak arzu­sunu ifade ediyordu. Savunma Konseyi «Kuzey Kafkasyada Sovyet Hâkimiyetini Yeniden Kurmakla Görevli Büronun» teşekkül ettiğini biliyor ve, anlaşılan, yaklaşan Sovyet ordularını, kendi memleketinde Sovyet iktidarını ne şekilde görmek istediğini haberdar ediyordu. 1920 martının sonunda Savunma Konseyi Beyaz Rus kuvvetlerinden kurtarılan Port-Petrovsk'a taşındıktan sonra, beyan­name hemen hemen harfi harfine tekrarlanmıştı. Nevar ki Moskova Kafkasyaya başka plânlarla geliyordu.

Kızılordu kurtarmak için değil, Kuzey Kafkasya Cephe Komutanı Tuhaçev-ski'nin bildirisinde denildiği gibi, Kuzey Kafkaslılar «kendilerini tekrar büyük işçi ve köylü Sovyet Rusyasmın evlâtları olarak görmeleri» için geliyordu. Ko­münist Partisi tarafından Kuzey Kafkasya Savunma Konseyinin bolşevik kana­dına baskı yapılmaya başlanmış ve bu kanat bolşevik olmayan üyeleri, Konseyden ihraç ederek 11 Nisan 1920 de şu kararı almıştı:«Savunma Konseyine artık ihtiyaç kalmadığından ve Kuzey Kafkasyanın diğer halkları arasında artık ihtilâl komiteleri kurulmuş olduğundan Savunma Konseyi bu tarihten itibaren İhtilâl Komitesi adını almaktadır». Başka deyimle Sovyet iktidarı Kuzey Kafkasyayıparçalama siyasetini uygulamaya başlamıştı.  Savunma Konseyine bağlı askerî birlikler ise dağıtıldı.

Sovyet Rusyada o sıralarda «harp komünizmi» hüküm sürüyordu. Onun şiddet ve baskı hareketlerine Kuzey Kafkasya'da da başvuruldu. Aydınların yurtsever kısmı arasında tutuklanmalar başladı. Kızılordu ile gelen siyasî komi­serler ve askerî birlikler, işgal edilmiş düşman memleketinde imişler gibi davranı­yorlardı. Harp komünizmi zamanında yürürlükte olan «iaşe teslimat usulü» sık sık halkı açıkça yağma şeklini alıyordu. Bu arada Sovyet Hükümeti Kafkasyada istilâ siyasetine devam ediyordu.

Sovyet Hükümetinin rezilce hareketleri yüzünden Kuzey Kafkasyada büyük bir isyan patlak verdi. 1920'nin sonbaharına doğru Dağıstan bu isyanın merkezi haline gelmişti. Nevar ki daha aynı yılın yazında Kuzey Kafkasyanın batısında Karaçaylılar ve Çerkesler de ayaklanmış ve general Sultan Kılıç Girey komuta­sında dağlık bölgeleri düşmandan temizleyerek Maykop-Mineralnıye Vodı Cephe­sini kurmuşlardı. Dağıstanda isyan 1921 yılının başına doğru en geniş ölçüyü, bulmuştu. Moskova bu isyana karşı üç orduyu (9., 10. ve 11. orduları) sevketmek zorunda kalmıştı. İsyanın başlıca merkezi olan Dağıstanda 67 piyade taburu, 10 süvari alayı, çok sayıda muhasara topları da dahil her çeşit toplar, zırhlı ve otomobil birlikleri tahşit edilmişti.21

İsyanın amaçlarını karakterize eden Sovyet tümen komutanı Todorski, isyanın «millî-kurtuluş sloganı altında yürütüldüğünü» yazıyordu.22

Şubat 1921 de Kızılordu birlikleri, Moskovada kısa bir müddet önce Gür-cüstanla dostluk antlaşması imzalanmış olmasına rağmen, bu cumhuriyet üzerine saldırdılar. Bundan evvel Ermenistan da işgal edilmişti. Gürcüstanın işgali üzerine Kuzey Kafkasyadaki isyan hareketi oldukça güç bir duruma düşmüştü.23

Nevar ki mücadele daha üç ay devam etmiş ve Kızılordu, isyancı birliklerin teşkilâtlı direnişini ancak 1921 haziranının sonuna doğru bastırabilmişti. İsyanı yönetenlerden Şeyh Necmuddin Gotsinski 1924 yılma kadar dağlarda gizlenmişti. İmam Şamilin, isyanın başlangıcında Türkiyeden Dağıstana gelen torunu Sait Şamil ve general Sultan Kılıç Girey, artık Sovyet işgali altında bulunan Gürcüstan yoluyla Anadoluya, oradan da İstanbula geçmeğe muvaffak olmuşlardı.

1920—1921 isyanı Sovyet Hükümetini bir sıra siyasî tavizler vermek zorunda bırakmıştı. Bunlardan başlıcası, Kszey Kafkasyanın ilân edilen sözde «muhtari­yeti» idi. Fakat bu «muhtariyet» bile Sovyet iktidarının kurulmasına yardım eden Kuzey Kafkas komünistlerinin ve onları destekliyenlerin istedikleri şekilde ilân edilmemişti. Sovyet olmakla beraber tek, birleşik Kuzey Kafkasya yerine Rusya Merkez İcra Komitesinin 20 Ocak 1921 tarihli kararnamesiyle iki cum­huriyetin kurulmuş olduğu bildiriliyordu: Dağıstan ve Dağlı muhtar sovyet cumhuriyetleri. Bu karar, bugüne kadar Kuzey Kafkasyada uygulanan «parçala ve hükmet» siyasetinin ilk belirtisi idi. Her iki cumhuriyetin toprakları, esas itibarile, Dağlı Cumhuriyeti daha küçük parçalara bölünerek Kuzey Kafkasyada 1924 de kurulan muhtar cumhuriyet ve eyaletlerin halen kapsadığı aynı toprakları kapsamakta idi. Çarlık zamanında yerli ahaliden müsade'fe edilen topraklar Kuzey . Kaf kaslılara iade edilmedi.

Kuzey Kaf kasyaya muhtariyet veren Sovyet Rusya Hükümeti büyük vaitlerde bulunuyordu. 17 Kasım 1920 de Vladikavkaz'da toplanan Kuzey Kafkas Temsil­cilerinin Olağanüstü Kongresinde Sovyet Hükümeti adına konuşma yapan zamanın Millî İşerle Görevli Komiseri Stalin şöyle diyordu:

Muhtariyetin bütün mânası, Dağlıları kendi memleketlerinin idaresinin içine sokulmalarındadır... Adamlarınızın memleket idaresinin bütün sahalarına celbedilmeleri zarureti vardır. Burada sözü edilen muhtariyet, dilinizi, hayat tarzınızı bilen adamlarınızın bütün idare organlarında yer almaları şeklinde anlaşılmalıdır... Muhtariyetin, size bağımsız hareket etmenizi öğretmesi lâzımdır. Muhtariyetten maksat işte budur.

Daha sonra Stalin şu perspektiflerden bahsetmişti:

Muhtariyetin sonuçları derhal alınmayacaktır: yerli adamlardan bir günde memleketi yönetecek tecrübeli idareciler yaratılamaz. Fakat kendinizi tamamiyle memleketin idaresine verdikten iki-üç yıl sonra içinizden öğretmenler, iktisatçılar, ziraatçılar, askerler, hukukçular, parti ve sovyet işçileri yetişecektir. İşte o zaman kendi kendinizi idare etmenizi öğrendiğinizi göreceksiniz.

Bu parlak varitler, Stalinin dediği gibi yalnız «iki-üç yıl »sonra değil, bugün de gerçekleşmemiştir. Aksine başlangıçta, özellikle millî kültürü geliştirme saha­sında bazı muhtariyet belirtileri mevcut olduğu halde, 1920 lerin sonuna doğru Sovyet Hükümeti açıkça cebrî milliyetsizleştirme ve Kuzey Kafkasyada her türlü gerçek millî faaliyet belirtileriyle mücadele yolu üzerinde yürümeye başladı.

*

Birleşmiş Milletler Teşkilâtı Genel Toplantısı 10 Aralık 1948 de «İnsan Hakları Beyannamesi »ni tasdik ederken, Güney Afrika Cumhuriyeti ve Suudî Arabistan ile birlikte Sovyetler Birliğinin başında bulunduğu bütün Komünist Blok memle­ketleri çekimser oy kullandılar. Bu, ancak, insan ve millî azınlıkların haklarına ait beyanname tezlerinin, bunları kendi iç siyasetinde daima ihlâl eden Sovyet Hükümetinin işine gelmemesiyle izah edilebilir. Sovyetler Birliğinin iç siyaseti, adıgeçen haklara riayet etmeğe çağıran Birleşmiş Milletler Teşkilâtı Tüzüğünün maddeleriyle de açıkça zıtlaşmaktadır. Sovyet Hükümetinin bütün iç siyaseti, insan ve* millî azınlık haklarının aralıksız ve sistematik ihlâlinden ibarettir. Bu arada bu siyaset, bolşeviklerin Petrogradda iktidarı zaptettikten önce ve sonra millî siyaset sahasında bulundukları geniş vaitlere de aykırıdır. Bunlardan birin­cisi, bolşeviklerin özel beyannamelerde ve parti programında bir çok defalar ilân etmiş oldukları sabık Rusya İmparatorluğu halklarının Rusyadan «ayrılmak ve bağımsız devletlerini kurmak hakkı da dahil kaderlerini bizzat kendilerinin tayin etme» hakkının ihlâlidir. Bolşeviklerin bütün parlak vaitlerine rağmen,

Rusya İmparatorluğunun eski sınırları 1922 yılına doğru, üstelik her zaman silâhlı kuvvetler kullanılmak suretiyle ve yerli nüfusun kahir çoğunluğunun iradesine karşı hemen hemen yeniden kurulmuş bulunuyordu.

1924 de Dağlı Muhtar Cumhuriyeti ortadan kaldırılmış, ve Kuzey Kafkasya da Dağıstan Muhtar Cumhuriyetinden başka, bugün üç otonom cumhuriyet (Çeçen-İnguş, Kuzey Osetistan, Kabartay-Balkar) ve iki «otonom bölge» (Karaçay-Çcrkes ve Adige) ile temsil edilen bir kaç «muhtariyet» kurulmuştu. Bu arada Karaçay-Çerkes Muhtar Bölgesi idarî bakımdan Stavropol Eyaletine, Adige Muhtar Bölgesi ise Krasnodar Eyaletine bağlanmıştı. Dağıstan da dahil, bütün Kuzey Kafkas muhtar cumhuriyetleri doğrudan doğruya Moskovaya tabi bulun­maktadır.

Kuzey Kafkas muhtar cumhuriyet ve eyaletleri Sovyet millî siyasetinin bir «deneme sahasını» teşkil ettiği söylenebilir. Bu sahadaki hemen hemen bütün yenilikler, «deneme devresini» ilkönce Kuzey Kafkasyada geçirmektedir. 1924 de Kuzey Kafkasya nihaî olarak; parçalara ayrıldıktan sonra aynı siyaset, tarihî mazi, kültür, ırk ve dil bakımından yekpare olan Türkistan'da da tatbik edildi.'

Hruşçev zamanında başlayan ve Kuzey Kafkasyada halen hemen hemen tama-miyle gerçekleştirilmiş bulunan millî okulun ruslaştırılması da bir deneme olarak kabul edilebilir.

Batı Avrupa sömürgeciliği, son safhada, kendi sömürgelerinin ayrı ayrı dilli ve hattâ çoğu zaman birbirine düşman halklarını birbirlerine yakmlaştırmış ve böylece bir nevi millî birlik yaratmış olduğu halde (ki şimdi bu esas üzerinde kurulmuş onlarca yeni ve yeteri kadar istikrarlı Aaya ve Afrika devlet teşekkülleri mevcuttur), Sovyet idare sisteminde, birbirleriyle çok yakın akraba olan etnik gruplara bile uygulanan denenmiş «parçala ve hükmet» prensibi hüküm sürmekte idi ve bugün de sürmektedir. Kuzey Kafkasyada bu prensip başta kültür alanında olmak üzere, sözde «Sovyet kuruluşunun» bütün sahalarını kapsamaktadır. Yerli meselelerin henüz nisbî hürriyet şartları altında halledildiği 1920 yıllarında, Kuzey Kafkasyanın ilerigelen şahsiyetleri Sovyet Hükümetinin idarî teşkilât sahasındaki bölücü siyasetini önlemek ve kültür sahasındaki gayretleri birleştirmek suretiyle birliği muhafaza etmeğe çalışıyorlardı. Fakat 1930 ların başına doğru ortak nitelik taşıyan bütün müesseseler ortadan kaldırılmağa başlandı. Meselâ, ayrı ayrı millî bölgelerdeki aynı tip enstitülerin çalışmalarını koordine eden İlmî-Araştırma Fnstitülerinin Merkezi kapatıldı. Kuzey Kafkas halklarının ortak müzesi kapa­tılarak, müze eşyalarının bir kısmı Moskovaya gönderildi, kısmen de yerli müzeler arasında taksim edildi. Rostov/Don şehrinde bulunan ve Kuzey Kafkasyanın etno-grafi, tarih ve kültür meselelerini araştıran Kuzey Kafkasya Araştırma Enstitüsü de aynı akıbete uğradı. Fakat, Kuzey Kafkasya birliğine indirilen en büyük darbe, Kuzey Kafkas Alfabelerini Tevhit Komitesinin kapatılması oldu. Bu komite, Arap alfabesinden Lâtin alfabesine geçiş sırasında Kuzey Kafkasya birliğinin uğradığı zararı gidermek üzere yerli kuvvetler tarafından kurulmuştu. Lâtin alfabesine geçiş ameliyesini uygulamak üzere Moskovadan gönderilen Sovyet dilcisi Prof. Yakovlev'in (ölmüştür) etkisiyle, birbirine hiç te benzemeyen lâtin-leştirilmiş alfabeler, yalnız birbirine yakın akraba diller için değil (ki esas itibarile bir bütün olarak Kuzey Kafkas dilleri öyledir), aynı zamanda şu veya bu dilin lehçeleri için de düzenlenmişti. Buna karakteristik bîr misal olarak Kuzey Kaf­kasyada üç «otonomiye» taksim edilen Adigeler gösterilebilir: Kabartay-Balkar, Karaçay-Çerkes muhtar cumhuriyetleri ve Adige Muhtar Eyaleti. Bu tek halkın her üç kısmı da ana dillerinde kendilerini «Adige», dillerini de «Adige-bze» (Adige dili) diye adlandırıyorlar. Buna rağmen ehemmiyetsiz lehçe farklarından faydalanılarak bu kısımlardan herbiri için ayrı, birbirine benzemeyen alfabeler ve bunun sonucu olarak da üç «edebî dil» vücude getirildi. Kuzey Kafkas Alfabelerini Tevhit Komitesinin tasfiyesi, Kuzey Kafkas dilcilerini bu gayri tabiîliği düzeltmek imkânından yoksun bıraktı. 1930 larm sonunda Moskovanın baskısiyle Lâtin alfabesinin Rus alfabesiyle «ihtiyari olarak» değiştirilmesi sıra­sında aynı durum muhafaza edilmiştir.

Bütün bunlar Kuzey Kafkaslıların gerçek millî haklara sahip olmadıklarını ve Sovyet Hükümetinin neticede onları milliyetsizleştirmeye çalıştığını ortaya koymaktadır.

İhtilâlin en büyük başarılarından biri olarak gayri Rus halkların dillerine kendi topraklarında Rus diliyle eşitlik sağlanması ve gayri Rus halklara mahsus kendi dillerinde öğretim yapan millî okulların açılması kabul ediliyordu. Nevar ki Kuzey Kafkasyada yerli diller hiçbir zaman eşitliğe kavuşmamıştır. Bir yandan bu, yerli nüfusun çok dilli ve ayrı ayrı dil ünitelerinin nispeten az sayıda olmasiyle izah ediliyordu. Fakat burada, parti, devlet ve ekonomi cihazının üst ve orta kademelerinde yerli dilleri bilmeyen Rus asıllı memurların her zaman çoğunluk teşkil etmelerinin büyük rolü olmuştur. Bu yüzden en alt kademelerde de dahil, bütün resmî dairelerde işlemlerin Rus dilinde yürütülmesi gerekiyordu. İkinci Dünya Savaşının başlangıcına kadar, Komünist Partisinin Kuzey Kafkasya cumhuriyetleri bölge komiteleri birinci sekreterlerinden hiçbiri, yerli asıllı değildi. Yalnız Kabartay-Balkaristanda 1922 de Komünist Partisinin ayrı bir eyalet komitesinin kurulduğu günden itibaren bu makamı işgal eden Kabartay-Balkar Eyalet Komitesi birinci sekreteri Betal Kalmıkov bir istisna teşkil etmekte idi. Gerçi- 1937 kanlı temizlikler sırasında Dağıstanda (Necmuddin Samurski) ve Kuzey Osetistanda (Aslanbek Butayev) Komünist Parti bölge komiteleri birinci sekreterliklerine yerli adamlar atanmışlardı ama, bu atanmaların onları sırf suçla­mak imkânını elde etmek üzere yapıldığına şüphe yoktu. Gerçekten de bir kaç ay sonra onlar «burjuva milliyetçiliği» ile suçlandırılarak kurşuna dizilmişlerdi. Betal Kalmıkov da aynı akıbetten kurtulamamıştır.

Kuzey Kafkasyada bugün ana dilinde eğitim yapan millî okullar, esas itibarile, artık mevcut değildir. Yalnız Dağıstanın en ücra dağ bölgelerinde sadece ilk öğrenim yılında öğretim ana dilinde yapılıyor. Diğer bütün bölgelerde ana dili şimdi bir ders gibi okutuluyor. Şehir okullarında ise bu bile yok. Ana dili, Sovyet iskân siyaseti sebebiyle, nüfusu sözüm ona «enternasyonalleştirmenin» uygulan­dığı köy bölgelerinde de okutulmuyor. Bilindiği gibi bu siyaset sonucu olarak dağlık bölgelerden çıkarılan nüfus ve sürgünden dönmekte olan Çeçen-lnguş ve Karaçay-Balkarlar, bir âdet olmak üzere, ancak Rus dilinde öğretim yapılan karma dilli kolhoz ve sovhozlara yerleştirilmektedirler. Aynı dilli çocuk sayısının onlar için ayrı bir okul açmaya imkân veren yerlerde bile ana dilinde öğretim yapılmıyor. Böylece 1930 larda alfabelerin ruslaştırılması ve Sovyet ve millet­lerarası terimlerin Kuzey Kafkasya dillerine zorla Rus telâffuzunda sokulması ile başlayan ruslaştırma siya&eti, Kuzey Kafkasyanm bugün5 ana dilde öğretimin yasaklanmış olduğu ve ruslaştırmanın Rus dilinde öğretim yapan okullar yardı-miyle yapıldığı çarlık zamanlarına dönmesini sağlamıştır.

Fakat bugün Kuzey Kafkasyada ruslaştırma vasıtasına yalnız okul çevrilmiş değildir. Kuzey Kafkasyada uygulanmakta olan demografik siyaset de bu hedefi takip ediyor. Meselâ, 1957 de Kuzey Osetistan nüfusunun millî terkibi hakkında verilen bilgiye göre, bu nüfus «büyük bir çeşitlilik göstermemekte... şehirlerde Ruslar ve Osetinler, köy bölgelerinde ise Osetinler çoğunluk teşkil etmektedir­ler».24 O zamanki durumu aksettiren bu bilgi 1939 Sovyet nüfus sayımı ra­kamlarına dayanıyordu. Gerçekten de İkinci Dünya Savaşı arifesinde Kuzey Kaf­kas muhtar cumhuriyetlerinin yerli nüfusu, her yerde büyük çoğunluk teşkil ediyor ve genel nüfus sayısının %67— %70 oranından aşağı düşmüyordu. Hattâ Çeçen-İnguşistanda bu oran %80'nin, Dağıstanda da %90'nm üstünde idi. Nevar ki 1959 nüfus sayımı ortaya artık tamamiyle ayrı bir tablo seriyordu. Bu nüfus sayımının sonuçlarına göre, yerli nüfusun oram şöyle idi: Dağıstanda %69,3, Kabartay-Balkaristanda %53,4, Kuzey Osetistanda %47,8, Çeçen-İnguşistanda %41,1, Karaçay-Çerkesistanda %39,0, Adige Muhtar Eyaletinde %20,3. 1959 sayımı her «muhtariyetin» yerli nüfus sayısına, diğer Kuzey Kafkaslıları hesaba katmayarak, ancak bu «muhtariyetlere» ad veren halkları ithal ediyordu. Yerli nüfus sayısına diğer Kuzey Kaf kaslılar da ithal edilecek olursa, bu oran her yerde bir parça yükselmiş olur. Fakat her ne olursa olsun, 1959 nüfus sayımı rakamları, önceki nüfus sayımına kıyasla Kuzey Kafkasya yerli nüfus oranının önemli derecede düştüğünü göstermektedir. Bir yandan bu, Kuzey Kafkasyadan bir sıra halkların (Çeçen-İnguşlar ve Karaçay-Balkarlarm) 1944 de tüm olarak cebren sürülmüş olmalariyle ilgilidir. Meselâ, 1959 nüfus sayımı sırasında bu halklardan aşağı yukarı 300 bin kişi, henüz sürgün mahallerinde bulunuyordu. Fakat, yerli nüfus oranında meydana gelen düşüklüğün başlıca sebebini, Kuzey Kafkasyanm, Sovyetler Birliği merkezî bölgelerinden getirilen göçmenlerle sistematik bir şekilde iskânı teşkil etmektedir. Bu göçler, nüfusu «enternasyonalleştirme» slo­ganı altında yapılıyor. Nevar ki bu «enternasyonalleştirmede» baş rolü, Kuzey Kafkasyada yeni yerleşenlerin büyük çoğunluğunu teşkil eden Ruslar oynamakta­dır. Neticede daha 1960 da Kabartay-Balkar komünist teşekkülünün eyalet konferansında tespit edildiği gibi, Kuzey-Kafkasyada «iki-üç halkın temsil­cilerinin bir arada yaşamadıkları her hangi bir köyü bulmak bir meseledir».25 Yabancıların bu akını, anayurtlarında millî azınlık haline gelmekte olan Kuzey Kafkasyanm yerli nüfusunda memnuniyetsizlik uyandırmakta ve protestolara sebep olmaktadır.

Sovyet Hükümetinin bu siyaseti sonucunda Kuzey-Kafkasyanm  «muhtar cumhuriyetleri»,  vaadedilen parti ve devlet-ekonomi  cihazının   «yerlileştirilmeşinden», bu vaitlerin verildiği zamanda olduğu gibi bugün de çok uzak bulunuyorlar. Misal olarak Kabartay-Balkar Muhtar Cumhuriyetini ele alalım. Bu cumhuriyette 1957 de halk ekonomisinde çalışan genel 12158 uzmandan 3012'si Kabartay-Balkar ve 7560'ı Rus idi. 1966'n» sonunda bu rakamlar şöyle bir yükseliş göstermiştir: 8505 Kabartay-Balkar, 15902 Rus.26 Aynı orantılar Kuzey Kafkasyanm diğer Sovyet «millî otonomileri» için de karakteristiktir.

Yerli Kuzey Kafkasya nüfusunun kendi topraklarında fililî iktidara sahip olmamaları, bize göre, hemen hemen «Güney-Afrika» ilişkilerini doğurmuş bulunmaktadır. Kuzey Kafkasyanm gelişmekte olan sanayiinin en «temiz» ve en iyi ödenen işlerinde yerli nüfus azınlıktadır. Mesalâ, Kabartay-Balkaristanm makine inşaatı sanayiinde çalışanların oranı 1965 de şöyle idi: Kabartaylar %11,5, Balkarlar %3,5, Ruslar %77 ve başkaları %8. Buna karşılık tuğla ve kiremit üreten imalâthanelerde Kabartaylarm oranı %88,2, Balkarların %0,8, Rusların %6,8, başkalarının da %4,2 idi.27 Şunu da unutmamak lâzımdır ki, gerek Ka­bartay-Balkaristanda, gerekse Kuzey Kafkasyanm diğer «otonomilerinde» bu gibi imalâthanelerde bir çok işler hâlâ el ile yapılmaktadır. Sözde «işçi kadrolarının enternasyonalleştirilmesi» bütün Kuzey Kafkasyada aynı tabloyu meydana koy­maktadır. Böylece talihsiz yerli nüfus her yerde kötü ve az ücretli işlerde çalışmak zorunda kalmaktadır. Halbuki Kuzey Kaf kaslılar çok eski zamanlardan beri metal işlemede ve diğer ince işlerde gösterdikleri maharet, onlara büyük bir ün kazan­dırmıştı ve onlar arasından yüksek kalifiye uzmanlar yetiştirmek için gereken bütün vasıflara sahip bulunmaktadırlar.

Kuzey Kafkasya ekonomisinin gelişme meselesine Sovyet propagandasında geniş yer verilmektedir. 1959—1965 yılları istatistiklerine göre, Dağıstanda 35, Çeçen-İnguşistanda 22, Kabartay-Balkaristanda 18 ve Kuzey Osetistanda 13 yeni fabrika inşa edilmiştir. F^kat Kuzey Kafkasyanm sözüm ona «endüstrileşmesini» ancak merkezleştirilmiş Sovyet ekonomik sistem çerçevesinde değerlendirmek gerektir. Bu sistem yerli resmî makamların iktisadî haklarını asgariye indir­mektedir. Bu makamlar, meselâ, Çarlık Rusyasmda belediyelere tanınan haklara bile sahip değildirler. Kuzey Kafkasya «millî otonomilerinin» bütçeleri ve iktisadî gelişme plânları Moskovada hazırlanmaktadır. Kuzey Kafkasyanm az çok büyük sanayî müesseseleri «Sovyetler Birliği çapında önemi haiz» müesseseler olarak ilân edilmiş ve yerli makamların idaresinden çıkarılmıştır. «Yerli sanayiinin» kapsamına ancak küçük atelyeler, kolhoz demirhane ve değirmenleri, meyva suları satan kulübeler ve saire girmektedir. Dağıstanda meselâ 1958 de böyle küçük müesseselerin sayısı 2600'ü buluyordu. Nevar ki bütün gayri safi üretim hacminjn dörtte üçünü, yerli makamlara bağlı bulunmayan 350 büyük sanayi müessesesi (fabrikalar, petrol ve gaz ocakları) veriyordu.28 Her hangi bir imalâ­thane yeniden teçhiz edilerek büyük bir fabrikaya çevrilince, bu fabrika hemen «Sovyetler Birliği çapında önemi haiz» müessese diye adlandırılmakta ve yerli makamların idaresinden alınmaktadır. Hattâ «bölgesel önemi haiz» müesseseler bile, «muhtar cumhuriyetler» için merkezde kabul edilen bütçenin bir kısmını teşkil etmekte ve ancak bu. bütçenin öngördüğü çerçeve içinde gelişebilmekte­dirler. Bu, kamu hizmetleri" için de söylenebilir. Sovyetler Birliği Yüksek Şura­sının Aralık 1963 tarihli oturumunda konuşma yapan Kuzey Osetistan delegesi A. O. Basiyev, Sovyetler Birliği Devlet Plânlama Teşkilâtı ile Rusya Federasyonu Bakanlar Kurulu müsaade etmediklerinden, cumhuriyetin, halka sıhhî içecek su sağlamak için gereken su tesisatını uzun yıllardan beri yapamadığını söylemiş­tir. Kuzey Kafkasyanm tükenmez tabiî zenginlikleri (petrol, tabiî gaz, çeşitli madenler) sırf, Çarlık İmparatorluğu harabeleri üzerinde çok daha etkili millî mezalim sistemini kuran Sovyet rejimi yararına işletilmektedir.

Şunu da belirtmek gerektir ki, Kuzey Kafkasyada ekonomik baskıdan, uzun yıllık takibata rağmen Kuzey Kafkaslılarm büyük çoğunluğunun gelenek ve göreneklerine riayet etmeğe devam ettikleri İslâmiyet ile mücadelede de faydal­anılmaktadır. Uzun yıllardan beri resmî makamlar, «zararlı dinî kalıntılar» aleyhine sürekli propaganda yaparak Kuzey Kafkas kolhozlarında domuz yetiş­tirilmesi için büyük çabalar sarfetmekte idiler. Fakat bu propagandadan beklenilen sonuçlar alınmayınca, daha Hruşçev zamanında Kuzey Kafkasyanm millî cumhu­riyet ve eyaletlerinde Kuzey Kafkasya hayvancılığının başlıca ürünü olan koyun etinin satın alma fiyatlarını hükümet suni bir şekilde azaltmış, domuz etinin fiyatını ise o nispette yükseltmişti. Komşu Rus bölgelerinde ise fiyatlara dokunul­mamıştır. Halbuki Kafkasyada koyun eti domuz etinden her zaman daha pahalı olmuştur. Hruşçev devrinin bu tedbiri hâlâ yürürlükte bulunmaktadır. Sovyet Hükümeti, sözüm ona «enternasyonalleştirme» siyasetini, bu siyaseti engelleyen her şeyi ortadan kaldırmağa çalışarak, her türlü metot ve ataçlarla yürütmeye devam etmektedir.

Sovyetler Birliğinde millî problemlerin Amerikan araştırıcısı profesör Pipes'in kitabını (R. Pipes : T be Formation ofthe Soviet Union Communism and Nationalism, Cambridge, 1964) eleştiren Sovyet yazarlarından S. Badalbiyan şunları yazmakta­dır :

Kuzey Kafkasya Dağlılarının doğrudan doğruya karakteristikine geçen R. Pipes, hiçbir delil göstermeden, onların her hangi bir etnik birliğinin ve kültür müşterekli­ğinin söz konusu olamayacağını iddia etmektedir. Pipes aynı zamanda onlarda ortak sosyo-siyasî menfaatların yokluğunu da belirtmektedir. Bu gibi iddialar, yalnız Kafkasya uzmanı Sovyet bilginlerinin değil, yabancı memleketlerdeki birçok vicdanlı araştırıcıların vardıkları sonuçlarla da son derece çelişme halindedir. Bu sonuçları paylaşan tanınmış Sovyet şarkiyatçısı E. İ. Krupnov, Kafkasya Dağlılarının yaşayış tarzının ortak geleneklerinin mevcudiyetini ve dayanıklığını kaydetmektedir: meskenlerin tipleri, ev inşaat usulleri, mefruşat, iş aletlerinin şekilleri, giyecek, süsler ve saire. Hemen hemen bütün Kafkas halklarının çok eski zamanlardan beri günü­müze kadar gelen kültür şekillerinin kesin birliği ve devamlılığı, arkeologlar, etnograflar, sosyologlar, tarihçiler ve saire gibi çeşitli sahalara mensup bilginler tarafından tespit edilmektedir. Dağlı halkları arasındaki dostluğun ve karşılıklı yardımın kökleri asırların derinliklerine kadar uzamaktadır. Bunlar, yabancı' esaretçilere karşı müşterek kurtuluş savaşlarında çelikleşiyordu. Kafkasya tarihindeki bir çok olaylar bunu ortaya koymaktadır.29

Bu satırların Kafkasyalı yazarı, Kuzey Kafkasya halklarının kader ve emellerinin müşterekliğine tamamiyle haklı olarak işaret etmekle beraber, Sovyet Hükümeti tarafından yürütülen bütün resmî siyasetin, bu müşterekliği yok etmek ve keza buna sahip olanlara Sovyetler Birliğinin hâkim Rus halkı tarafından yutulmasını sağlamak hedefini güttüğü gerçeğini sükûtla geçiştirmektedir.

***

1Narodı Kavkaza, Moskova, 1966. s. 9.

2G. A. Klimov: Kavkazskiyt yazıki, Moskova, 1965, s. 7—8.

3Aynı eser, s. 14.

4 E. I, Krupnov: Drevniyaya istoriya Severnogo Kavkaza, Moskova, 1960, s. 85.

5 Proishojdeniye osetinskogo narada, Orconikidze, 1967, s. 149.

6E. İ. Krupnov: Drevniyaya isloriya i kultura Kabardı, Moskova, 1957, s. 172.

7İsioriya Dageslana, cilt I, Glavnaya redaktsiya vostoçnoy literatun, Moskova, 1967, s. 127.

8Aynı eser, s. 174.

9Oıırki poisloriiSSSR (IX-XIII asırlar), Moskova, 1953, s. 17.
10 İsloriya Dagestana, cilt I, s. 171.

11 İsioriya Serero-Osetinskoy ASSR, Moskova, 1959, s. 135.

12Kırım savaşında Asya cephesindeki muharebe sahaları.

13M. Venyukov: «K isförii zaseleniya zapadnogo KaVkaza», Russkayastarına, Kitap 22,1878, s. 249-

14P. S. Liçkov: Oçerki izproshgo i nastoyasçego Çernomorskogo poherejya Kavkaza, Kiyev, 1^04, s. 5—6.

15 P. Gavrilov: «Ustroystvo pozemelnogo bıta gortsev Sevemogo Kavkaza», Sbornik svedeniy o kavkazskih gortmb, fasikül 2, s. 4.

l6 A. Taho-Godi: lUvolyutsiya i kontrnvolyntsiya v Dagesiane, Mahaçkala, 1927, s. 151—163.

17Denikin: Oçerki russkoy smutı, cilt 4, s. 136.    

18Borba za ustanovleniye i uproçneniye sovetskoy vlasti v Dagestam 1917—1921 gg,, Moskova, 1958, s. 307.

19 Aynı c:er, s. 394-395.

20 Aym eser, s. 377.

21A. Todorski: Krasnaya armiya pgorah ıkysiviya v Dagestaııe, Moskova, 1925.

22Aynı eser, s. 49.

23Barba za usfmıovknive i ııhrocnenhe Sovetrknv v//ıt/i v Dnaprf^nA 191 7—1971 on  s. 485

24Severmy Kaukaz, AN SSSR — înstitut Geografii, Moskova, 1957, s. 443.

25Bralskoye sotruıiniçeslvo naroâov Severnogo Kavkaza v slroitelstve kommuııizma, Krasnodar, 1966, s. 85.

26Razvîtiye natsionalnıh otnoşeniy na sovremınnom etape kommunistiçeskogo stroitelstva, Piyatigorsk, 1968,s. 89.

27Aynı eser, s. 82.

28Dagestanskaya ASSR, Mahaçkala, 1958, s. 134.

29Razvitiye natsionalmh otno;eniy na sovremennom etape kommunistiçeskogo siroilelstva, Piyatigorsk, 1968, s. 191.

*Barasbi Baytugan ( 15.05.1899-1986)


Toplum ve siyaset adamı, yazar. 15 Mayıs 1899 yılında Kafkasya’nın Kuzey Osetya yöresinde doğdu. Orta öğrenimini Terekkale'de (Vladikavkaz) yaptı. Petersburg'da gece okuluna devam etti (1916-17). Rus devriminden sonra Kafkasya'nın önce Beyaz, sonra da Kızılordu tarafından işgali üzerine General Vrangel'in kuvvetleriyle birlikte Kırım'a geçti. Kırım'ın da Bolşeviklerin eline geçmesi üzerine Türkiye'ye sığındı.

1922 yılında, Çekoslavakya hükümetinin Kafkasyalı mültecilere tanımış olduğu olanaklardan (burs) yararlanarak oraya gitti ve Brno kentinde yüksek öğrenimini tamamlayarak ziraat mühendisi oldu. Bu arada Prag'da oluşturulan "Kafkas Dağlıları'nın Dayanışma Derneği"nde görevler üstlenerek Prag ve Brno kentlerinde seminerler verdi. Avrupa ve Yakındoğu ülkelerinde örgütlenerek Kafkasya bağımsızlığı için faaliyet gösteren "Kafkasya Dağlıları Halk Partisi" (Narodnaya Partiya Gortsev Kavkaza) adlı örgüt içinde yer alarak İkinci Dünya Savaşı'na kadar bu Parti'nin çalışmalarında görevler üstlendi. 1928 yılı başında Paris'e giderek burada parti organı olarak yayınlanan ve Çerkaski'den sonra birkaç sayı kolektif düzenlemeyle çıkan "Gortsı Kavkaza" (Les Montagnards du Caucase) nın idaresini 25. sayıdan itibaren yüklendi. Kafkasyalı'lardan başka, "Gürcü, Azeri, Ukrayna ve Türkistan örgütlerinin de içinde yer aldığı "Promethee" adlı siyasi hareketin organı olarak Paris'de Fransızca yayınlanan "Promethee" dergisinin redaksiyon komitesinde çalıştı. 1930 yılında "Gortsı Kavkaza" (Kafkasya Dağlıları) dergisi bütünüyle Polonya'ya taşınarak orada yayınlanmaya başlayınca 0 da Varşova'ya gitti ve daha sonra "Severnıy Kavkaz-Şimali Kafkasya" adıyla Rusça-Türkçe yayınlanmaya başlayan bu derginin sorumlu yöneticiliğini üstlendi. Bu dergilerin devamı olan, ama politik gereklerle ve çok sayıda Kafkasyalı göçmenin yaşadığı Türkiye'ye ulaşabilme gayesiyle sürekli isim ve yönetici değiştirmek zorunda kalan Rusça-Türkçe "Put Svoboda­Hürriyet Yolu" (1934), "Borba-Savaş" (1936), "Naşa Tsel­Bizim Dilek" (1936), "Buduşeye-Gelecek" (1936), "Vpered-İleri" (1937), "Natsionalnaya Mısl-Milli Fikir" (1937),"Naş Kray-Ülkemiz"' (1937), "Prizıv-Çağırış" (1938) adlı dergilerde de görev aldı ve yazılar yazdı.

B. Baytugan, İkinci Dünya Savaşı başlayınca diğer Kafkasyalı liderlerle birlikte Berlin'e gitti (1942). "Son­derstab Kaukasus" da ve "Kuzey Kafkasya Milli Komisyonu (Komitesi)"nde görev aldı (1942-1945). Savaş sonunda Kafkasyalı mülteciler Bağlaşık'lar tarafından Sovyetler'e teslim edilirken kurtularak önce İtalya'ya sonra da İngiltere'ye geçti. 1953 yılında Batı Almanya’ya döndü ve Münih'e yerleşti. Ahmed Nabi Magoma’nın başkanlığında yeniden oluşturulan Kuzey Kafkasya Milli Merkezi çevresindeki çalışmalara katıldı."'Kavkaz"' (Kafkasya, Der Kaukasus, 1952) dergisine yazı yazdı. Soğuk savaşın bir enstrümanı olarak ABD'nin finanse ettiği ve SSCB'ndeki halkların diliyle yayın yapan "Özgürlük" (Radyo Liberty) radyosunun Kuzey Kafkasya bölümünde çalıştı. 1970'de emekli oldu. Münih'de Sovyetler Birliğini Öğrenme Enstitüsü tarafından yayımlanan İngilizce "'Caucasian Review" (Kafkasya Dergisi), Rusça "Vestnik", Türkçe "Dergi”, Arapça '"Elmecelle" gibi yayınlarda görev aldı ve yazıları yayımlandı. 1964'te birkaç sayı çıkan Rusça "Obyedinennıy Kavkaz" (Birleşik Kafkasya) ve Türkiye'de bunun paraleli olarak yayınlanın "Birleşik Kafkasya” dergilerine katkıları oldu.

Yukarıda belirtilen dergilerde ve başka yayınlarda Kafkasya’nın tarih, kültür ve politik sorunlarıyla ilgili çok sayıda yazıları yayınlanmış olan Barasbi Baytugan'ın bir yazısı da "Kuzey Kafkasya" (Samsun 1973) adıyla Türkiye'deki Kafkas Kültür Derneklerinden biri tarafından basılmış bulunmaktadır.

Mülteciler arasında aktivite bakımından hiç kimse Barasbi Baytugan kadar faal olamadı. Yaşamı boyunca politik çalışmaların içinde yer alarak kalemini bırakmayan KDB'den sonra KDHP bünyesinde yer alarak partinin yayın organlarını yöneten, konferanslar veren Baytugan, bu arada "Instytutu Wschodniego w Warszawie" (Varşova Şark Enstitüsü)'nın ciddi bir yayını olan "Wschod"'un (Şark) redaksiyon kurulunda bulundu.

1986 yılında Münih’te öldü.

 

 

YORUMLAYIN

Sayın okurumuz, yorum yapabilmek için üye olmanız gerekmektedir. Üye girişi yapmak için tıklayınız.

600 karakter kaldı

Henüz yorum eklenmemiş

GAZETE

ARAMA EKLENTİSİ

Banner

KÖŞE YAZILARI