Image

Kalekute Enver Sağlam
Ettekraru Ahsen
enver.jineps@gmail.com
Tüm Yazıları

97

16 Nisan, 15 Temmuz’un Sağlaması Olacak

Taşların bir türlü yerine oturmadığı 94 yıllık cumhuriyet tarihimizin belki de en önemli referandumu 16 Nisan’da gerçekleşecek. Dolu dizgin bu sürece yaklaşırken; karşılıklı hakaretamiz salvolar havada uçuşuyor. Fanatik kesimlerin maalesef dilinin kemiği yok.
“Hayır”cı kesimin en önemli argümanı “Tek Adam”. Bunun bayraktarlığını yapan ana muhalefetin, sürekli, Tek Adam= Diktatör denklemi karşısında şunu söylemek icap ediyor. Dönüp arkanıza hiç bakmaz mısınız siz? Aynaya bakarsanız kendinizi göreceksiniz.
Tek adamlığın piri ve banisi CHP zihniyeti, Ebedi Şef ve Milli Şef kavramlarını nereye oturtacaklar bilinmez. O günleri yaşayan binlerce insan hâlâ aramızda yaşarken üstelik.
Bazı örneklemeler için çok uzağa gitmeme gerek yok. Her iki dedemden bugünlere kalan iki anekdotu anlatayım. Baba dedem Kalekute Hajumar Kafkasya’dan Osmanlıya medrese eğitimi için gelmiş ve komünizm sonrası da dönemeyip kalmış bu topraklarda. Aldığı eğitim harf inkılabıyla bir gecede taca çıkınca; “hak”la çalışan bir köy imamlığından öte gidememiş altmış yıl boyunca. Hajumar Efendi’nin en büyük torunu Çetij Necati’ye Kur’an öğrettiği günlerde (61 ihtilalinin ilk yılları), torununa tembihlermiş. “Kur’an öğrenmeye gelirken, jandarma gelirse Kur’an’ını sakla” dermiş.
“Hangi ülkede, kim, kimin jandarmasından, neyi saklıyor?” sorularını acı acı gülerek cevaplayabilirsiniz.
Anne dedem Bleğoj Sefer, İkinci Dünya Savaşı yıllarında askere alınmış. Biga’da başka yer yokmuş gibi, o zaman depo olarak kullanılan Çarşı Camii’ne toplamışlar asker adaylarını. Camide toplanan asker adaylarını dışarı salmadıkları için, sıkışınca caminin bir köşesine pislemişler. Bunu utana sıkıla anlatmıştı rahmetli. Varlık Vergisi dönemlerinde astığı astık kestiği kestik devlet kolcularının zulmünden dolayı da kızar ve “ o sağır yok mu o sağır…” diye çınlatırdı kulaklarını İnönü’nün.
Bu ve benzeri uygulamalar, zamanla dini grupların yeşermesi için ülkemizin topraklarını münbit ovalar haline getirdiği su götürmez bir gerçek. Bunun en son, en acı ve en uç örneği de FETÖ bataklığı oldu. Ve sancıları dinmedi bir türlü. Uzun süre de dinmeyecek gibi görünüyor.
CHP zihniyeti an itibarıyla, hâlâ ö dönemlerle ilgili bir öz eleştiri yapabilmiş değil. O günlerle ilgi hesaplaşmasını yapamıyor. Vatandaşa yeni bir şeyler söylemek; yeni politikalar üretmek bir yana, sıkıştığı noktada o günlere sığınıyor üstelik. Atatürk diyor; İnönü diyor…
“Dün dünde kaldı cancağzım; bugün yeni bir şeyler söylemek lazım” deyip geçelim. Anlayan anlar.
Ha! Bir de kutsal bir kitap (haşa) mertebesine getirdikleri Nutuk var. Şimdi CHP’li belediyeler eliyle bedava dağıtarak prim yapmaya çalışıyorlar. Tutku ile sarıldıkları Nutuk, en nihayetinde bir tarihçi heyeti tarafından yazılmış objektif bir tarih kitabı falan değildir. Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’nı beraber kotardığı silah arkadaşlarının muhalefetini kırmak için bir karalama kitabıdır. Başta bizim Çerkes Ethem Bey olmak üzere, ona destek olmuş herkesin dışlandığı sürecin görünen yüzüdür.
Bu yazıyı kafamda şekillendirdiğimde bir kardeşimizin babasına atfen anlattığı yaşanmışlık; bir kez daha o dönemin bütün çıplak gerçekliğini yansıtmakta. 
Biga’nın Bahçeli Köyü’nde yaşlı bir teyze kırklı yılların ilk yarısında Kur’an öğretmeye çalışırmış. Fakat bu işi buğday ambarında yaparmış. Ola ki jandarma gelirse, ellerindeki Kur’an-ı Kerim’i, ambardaki ekinin içerisine sokuvermek için. Suç aletlerini (!) saklamak için oldukça pratik bir yöntem değil mi?..
Dini hakir görür; dindarları horlar ve zorlarsan sonucunda o kesim, kendi içerisindeki yapılanmalara daha da hoş görülü olabilir. Kendi adıma hiçbir zaman bu yapıların içerisinde olmadım, olmam da. Olanlara da kızmadım, kızamadım. Yeter ki birbirlerini ve toplumun diğer katmanlarını itip kakmasınlar. Yasak istek uyandırır derler. Bu türden cemaat, tarikat oluşumlarının yasakçı zihniyetin sonuçlarından biri olduğuna kanaatim kesindir.
Bütün bu yapılar içerisinde en azmanı ve azgını olan FETO’nun FETÖ’sü ise her şeyin üstüne tüy dikti. Devlet içerisinde devlet; daha doğrusu “devlet biziz” deme adına, yarım asırdır ilmek ilmek örülen cemaat yapılanmasını görünce insan ürperiyor açıkçası. 
Açığa alınanlar, tutuklananlar, salıverilenler, sırasını bekleyenler derken, devasa bir orduya dönen FETÖ’nün, 15 Temmuz’da, Allah’tan ki ayağı tökezlemiş. Gerçi hâlâ tehlike geçmiş gibi görünmüyor. 15 Temmuz’un vahametini düşündükçe insanın içi ürperiyor. Ülkemiz adına korkmaktan kendini alamıyor.
Bu işin mağdurları da oluyordur elbet. Şehit olan iki yüz elli kişi ve yaralı binlerce insanın ötesinde bir de ülke ve şahısların ekonomisine verdikleri zarar var ki binlerce insanın işi ve aşıyla oynadılar. 
Daha dün görüştüğüm bir kardeşim Selimiye Kışlası’nın hemen dibindeki mekanının batma noktasında olduğunu anlatıyordu çaresizce. İşinden olan cemaat mensuplarının aileleri adına üzülüyorsunuz ister istemez. Ama yarattıkları kaos, giden canlar, bozulan ekonomi gibi hususları görünce de ister istemez, “zararınız sadece kendinize olmadı; ülkeye ve kişilere de zarar verdiniz” diye avazım çıktığı kadar bağırmak istiyorum.
Referandumda EVET diyeceğimi, referandum tarihi daha belli olmadan, bir önceki sayıdaki yazımda açıkça ifade etmiştim. Elbette ki kararımın arkasındayım. Şahsi kanaatim de odur ki 16 Nisan, 15 Temmuz’un sağlaması olacaktır.
Bu arada hassasiyetle belirtmek istediğim husus şu: EVET diyenler de bu ülkenin çocuğu, HAYIR diyenler de. Bu kararlarından dolayı her iki kesim de karşılarındakini “hain”, “cahil”, “satılık” gibi yaftalarla damgalamasınlar. Böylesine suçlamalar ne insanlığa, ne de siyasi ahlaka sığar. Neticede bu siyasi bir tercihtir. Çıkan sonuç dünya durdukça baki kalacak bir yapı değildir. Anayasaları toplum yapar. Konjonktüre göre zaman zaman değişir. Cumhuriyet tarihinde anayasamız kaç defa değişti. Dünyanın sonu gelmedi. 16 Nisan’da da değişebileceği gibi daha sonra da bir daha bir daha gözden geçirilir ve değişebilir. 
Hepimize itidalli olmayı tavsiye etmekten ötesi yalan!
 
NOT: İki köşe yazısını tavsiye etmek isterim. Karşılaştırıp gönlünüzce yorum yapabilirsiniz.
M. Şükrü Hanioğlu: Olağanüstülüğün Dayanılmaz Cazibesi 
Sabah Gazetesi/19 Şubat 2017 Pazar
        ***
Bekir Coşkun: Evet - Hayır
Sözcü Gazetesi / 31 Ocak 2017

Bu metni kaynak göstererek kullanabilirsiniz.

Yorum Yapın

Sayın okurumuz, yorum yapabilmek için üye olmanız gerekmektedir. Üye girişi yapmak için tıklayınız.

Kalan karakter (600)

Henüz yorum eklenmemiş

GAZETE

ARAMA EKLENTİSİ

Banner

KÖŞE YAZILARI