Image

Psiblen Nesren Şamil Kanşat

nesrensamil@gmail.com

01 Mayıs 2013, Çarşamba

Akil insanlar ve akil insanlarımız meselesi

 

Son zamanların en çok konuşulan meselesi: Akil İnsanlar…

Çerkeslerin toplu olarak “Neden bizden kimse bu gruba dahil değil ?” şikayetleri de gündemde, özellikle sosyal medyada… (Zaten her tartışmamız sosyal medyada gerçekleşirken reel politikte onda biri kadar etkinliğimiz yok)

Bu konuya da değineceğim ama öncelikli olarak buradan başka bir meseleye gelmek istiyorum.

Bizim akil insanlarımız (adamlarımız)* dönüşen ve gelişen toplumumuzda neler yapmaktadırlar?

Bizim akil insanlarımız (adamlarımız) yani “thamade - ayhabı” sınıfımız neler üretmektedirler ya da herhangi bir üretim ortaya koyuyorlar mı?

İyi niyetleriyle, 50 senedir, dernekler kurup, Kafkasyalıları bir arada tutmaya ve de bir dayanışma ağı kurmaya çalışan, o zamanın gençleri, şimdinin ise thamadelerini-ayhabılarını saygı çerçevesi içerisinde bir değerlendirmek ve eleştirmek gerekmektedir zannımca, hele böyle bir zamanda.

Bu soruyu sorabilirsek ve de sağlıklı bir eleştirisini yapabilirsek eğer, ilk olarak yukarıda bahsettiğim soruya da bir anlamda cevap verebiliriz.

1950’lerden bu yana derneklerin neleri başardığını, dernekçilerin, köyden kente göç etmiş bir halkın, şehir merkezlerinde nasıl bir arada tutunduğunu ve de özellikle kültürel bir üretim ortaya koyduğunu (Bu; adı kültürel olmasına rağmen, farkında olmasak da politik bir üretimdir, aynı zamanda. Bazı arkadaşlarımız derneklerin kültürel mekânlar olarak sabit kaldığını söylerler ki kısmen bu doğrudur, velhasıl kendileri de bu kültürel üretim zemininden geçmiştir ve de politik bir birey olma halini bu adımı attıktan sonra atabilmiştir. Ancak bunları az çok unutmayı seçerler ya, orası da ayrı bir konu) ayrı ayrı vurgulamaya gerek yok sanırım.

Peki günümüzde Türkiye içerisinde kimlik siyasetinin üretiminde neden bu kadar geç kaldık sorusunu sormak gerekmez mi?

Bunun birden fazla sebebi olduğunu biliyoruz. Ancak bu politikleşememe halinin de, kusura bakılmasın ancak, bizim akil adamlarımızın payının olduğunu söylemek yanlış olmaz. Kültürel aktiviteler içerisinde bir üretim ortaya koyarken; diğer yandan yapılan bütün tartışmaların genellikle “kültür” tabanında olması da ayrı bir sorunu beraberinde getirdiği kanaatindeyim.

Akil insanlarımızın önderlik ettiği bu tartışmalar derneklerde kendine geniş bir alan bulurken, toplumsal mücadeleyi sadece “kültür” bazına indirgedi. Tabi burada başka bir şey daha ortaya çıktı. Bu tartışmalar genellikle yaşlıların söz aldığı, gençlerin dinlediği tartışmalar haline geldi. Bu hiyerarşi geleneği nesilden nesile aktarıldı ve hatta “xabze” güzellemesi olarak hepimize anlatıldı, yalan yok.

Bu yapılan toplantıların büyük bir kısmının bu kademeye indirgenmesi, herhangi bir reel politikle uğraşmama haline evrildi. Derneklere gelen insanlar, dernek içi kültürel faaliyetler ve Kafkasya tarihi hakkında daha fazla bilgi sahibi olurken; derneğin dışında ve aslında yaşadığı hayatın siyasetine karşı bir duvar ördü, kendini reel politikten soyutladı. İşte bu sebeptendir ki, şu anda klasik bir söylem haline gelen, “Neden Çerkeslerden siyasi arenada, yeteri kadar bahsedilmiyor?” hali ortaya çıktı. Çocukluğumdan bu yana, derneklerin içerisinde büyüyen bir insan olarak konuşursam eğer, derneklerde herhangi bir insan hakları, demokrasi, muhafazakârlık, milliyetçilik, vs. gibi konular hakkında hiçbir panele katılmadım, oluşturulduğunu görmedim. Tabii ki de dönemin konjonktürü bakımından değerlendirebiliriz bu hali. Sonuç itibariyle son dönemlerin popüler ve egemen söylemi “demokrasi”. Ancak bütün siyasi arena bunun etrafında oluşmadı her zaman. Dönemsel olarak da başka siyasi tartışmalar, başka perspektiflerden bir araya gelinerek gerçekleştirilebilirdi. Velhasıl, bu siyaset oluşturamama hali de, politik bir toplum haline gelmemizi engelledi, kendi siyasi direnişimizi sadece kültürel bir arenada sabitledi maalesef.( İşte bu yüzdendir ki, Akil insanlar arasında herhangi bir Çerkes- Kafkasyalı yok. İçimizde şu an olmadığından değil, bence az da olsa akil insanımız mevcut ancak, zamanında kendimizi yeterli bir şekilde siyasi arenada ifade edemememizden dolayı ya da böyle meseleleri dert etmememizden dolayı, barış sürecinin içinde yer alan hiç kimse yok)

(Bunun yanında eleştirirken, yalnız şunu da belirtmek gerekir ki, yazınsal üretim konusunda Türkiye Diasporası ortaya gerçekten sağlam ürünler koymuştur. Çıkarılan “Ğuaze”, “Yamçı”, “Kamçı”, ve adı aklıma gelmeyen dergi ve gazetelerde, genellikle Kafkasya tarihi temelli olmasıyla birlikte farklı perspektifler ortaya koyulmuş; bu ürünler, “21 Mayıs”, “Çerkes” ya da “Kafkasyalı” vb. kavramlarının ne olduğunu bizlere anlatmakta önemli roller oynamıştır. Hakeza, bugün bile bu üretimler devam etmektedir. Sefer Berzeg’in yıllardır yaptığı çalışmaların başlı başına bulunduğu katkılar bile bunları söylememiz için yeterlidir. )

Akil adamlarımız, 1970’lerdeki dernekçilik ile günümüz dernekçiliğini aynı kefeye koyma gibi bir hatada bulunuyorlar maalesef. Genç nüfusun eylemlerini, düşünce platformlarını, beyin fırtınalarını, istem dışı olarak bazen kontrol altına almak, bazen de “toyluk” sıfatlarıyla eleştirmek istiyorlar. Çünkü alışılagelmiş bir hiyerarşi var ortada. İster istemez böyle reaksiyon gösterebiliyorlar. Tabii ki de onların engin tecrübelerinden faydalanmak gerekmektedir. Ancak özellikle şu anda derneklerimizde ya da diğer STK’larımızda yönetici olan “Akil” insanlarımızın – çok geç kalınmasına rağmen- kendinden sonra gelen ardıllarını, sadece dernek içiyle değil, dışarısıyla da sosyalleştirmek, yetiştirmek, kimliğine sahip ve de toplumuna karşı sorumlu birer birey olarak topluma hazırlamak zorunda olduklarının farkına varmalılar.

Sanırım birazcık geri çekilme zamanı onlar için gelmiş bulunmakta…

Bir saygısızlığım olduysa affola…

Psiblen Nesren Şamil Kanşat

nesrensamil@gmail.com

21.04.2013

*Akil insanlar yerine akil adamlar dememin sebebi aslında başlı başına bir tartışma konusu… Çünkü Çerkes Kadını’nı, “Setenay Guaşe” mitolojisini ballandırarak anlatmayı seven bir halk olsak da, patriarkal (erkek egemen) bir toplum olduğumuz gerçeğiyle biran önce yüzleşmeliyiz. Sonuç itibariyle, tarihimiz boyunca ne halk meclislerinde, ne de 20. yy’dan itibaren derneklerimizde, STK’larımızda, “Çerkes Kadınları Teavün Cemiyeti” haricinde kadınlarımı, gereği kadar yönetimsel hiç bir yerde bulunmamış, kendi güzellemeleri içerisinde yer aldırılmaya çalışılmış. Yani hep edilgen hep edilgen…

Düzeltme: Geçen ay ki yazımda, Etyen Mahçupyan’ı, Ethem diye yazmışım. Özür dilerim, saygılarımla…


 


 

Bu metni kaynak göstererek kullanabilirsiniz.

Yorum Yapın

Sayın okurumuz, yorum yapabilmek için üye olmanız gerekmektedir. Üye girişi yapmak için tıklayınız.

Kalan karakter (600)

Henüz yorum eklenmemiş

GAZETE

ARAMA EKLENTİSİ

Banner