Image

Z.Makale Arşivi
Artık yazmayan Eski yazarlarımızın makaleleri.
jineps@jinepsgazetesi.com

01 Ekim 2006, Pazar

Beyler, empati kurun!-İnci Hekimoğlu

 

Beyler, biraz durun, durun biraz!… Etrafınıza bakın, en yakınınızdaki kadının yüzünü inceleyin. O yüze bakın, ama görerek bakın. Ne hissettiğini, ne düşündüğünü, ne yapmak istediğini, hayallerini, ideallerini anlamaya çalışın. Mutlu olup olmadığını, mutsuz olup olmadığını, bıkkın olup olmadığını, yorgun olup olmadığını, tüm hissettiklerini, bastırdıklarını, açığa çıkardıklarını, yansıttıklarının gerisindekileri anlamaya çalışın. Empati kurun, kurmayı deneyin. Bir değişiklik yapın!

O kadın belki annenizdir; bütün ümitlerini, ideallerini size bağlamış, hayata dair taleplerini geri çekmiş, eşinin hayatını yaşamış, sizin için iyi olanı düşlemiş, bedenini, beynini, yeteneklerini, hayallerini çok önceleri sandığa kilitlemiş, hepsini size ve eşine harcamış bir kadın! En çok da ellerini; emek veren, emeğin simgesi, emekle yıpranmış ellerini…

Hiç annenize baktınız mı? Hayalleri neydi, yetenekleri neydi, beklentileri neydi, neye susar, neye konuşurdu, niye kızar niye sevinirdi, neye güler neye ağlardı, biliyor musunuz, onu tanıyor musunuz?

O kadın belki eşinizdir; tüm günü evinde çalışarak geçiren, tüm gün çalışmasa da sizin ve çocuklarının sorumluluklarını taşımanın ağırlığı ile yorgun, sizin en sevdiğiniz yemekleri, çocuklarının en sevdiği yemekleri yapıp sizi mutlu etmeye çalışan, ütünüzü yapan, çamaşırınızı yıkayan, hastalığınızda başınızda bekleyen, sorunlarınızda yanınızda olan, sevindiğinizde sizinle sevinen, üzüldüğünüzde sizinle üzülen…

O kadın belki sevdiğinizdir; yaşamı sizinle kurgulayan, sizinle birlikte olacağı anlara göre yaşamını programlayan, en küçük bir bakışınızdan, en önemsiz sözünüzden anlamlar çıkaran. Bütün sevinçlerinizi, üzüntülerinizi, ideallerinizi, düşüncelerinizi sizinle paylaşmak isteyen, görmediğinde özleyen, gördüğünde ürken, belki kendini, en sevdiği sizden bile gizleyen, güvensizliğini duvarların ardında biriktiren…

Belki kızınızdır, belki komşunuz, belki aşağıladığınız hatta damgaladığınız bir kadın. Ama bir daha bakın o kadınların yüzlerine! Empati kurmayı deneyin! Onları gerçekten anlamak için çaba gösterip göstermediğinizi sorun kendinize.

Eminim bu çok zor gelecektir. Bunu sorgulamak; o ayrıcalıklı tahtlardan inmeyi göze almak demektir, suçluluk duymak, yüzleşmek, yeni kararlar almak, iddia edilenlerle hesaplaşmak demektir. Çünkü “anlamak en büyük mazoizmdir!”

Kadınların ömrü ise anlamak, anlamaya çalışmak ya da anlamak zorunda kalmakla geçer. Bir kez olsun bunu siz de deneyin. En yakınınızdaki kadının yüzüne bakın ve düşünün, hayal edin, kafanızda canlandırın; eğer doğduğun günden bu yana bana “sen erkek çocuğusun”la başlayan ve “… yapamazsın”la biten cümleler kurulsaydı, eğer “şu kadın seni istiyor, biz de onu uygun bulduk, onunla evleneceksin” denseydi, eğer “okuyamazsın, erkekler iyi bir baba ve koca olsa yeter” denseydi, eğer “hava kararmadan önce evde olacaksın” denseydi, eğer “senin namusun bizim namusumuzdur, eğer “namusumuzu kirletirsen öldürürüz” denseydi…

Bir an hayal edin ve bu “eğer”lere siz yenilerini ekleyin. Kadınlara dayattığınız hayatı kendinizin yaşadığını düşünün. Bedeninizin, beyninizin, yeteneklerinizin yani kısaca tüm varlığınızın size değil sadece kadınlara ait olduğu bir dünyada yaşasaydınız, ne hissederdiniz? Acaba siz de bütün şiddeti, sınırlamaları, yaşamınıza konan rezervleri, doğduğunuz andan itibaren, ailede, okulda, sosyal yaşamda, devlet politikasında “doğru” olarak belleseydiniz dünyayı nasıl algılardınız? Belki siz de bazı kadınlar gibi çıkar yolu “işbirlikçilik”te bulup, ideolojiyi içselleştirerek kadınların safına geçer ve savunurdunuz. Belki siz de “karşı” cephenin iktidarından nemalanmanın mücadeleden daha kolay olduğunu düşünüp, erkeklerin zaten beyninin de yeteneklerinin de sınırlı olduğunu ve onların “iyiliği” için kadınlar tarafından yasaklar getirilmesinin doğru olduğunu savunurdunuz.

Ya da belki çaresizliğiniz başka bir yola saptırır, tehditleri, yasakları ve sınırlamaları entrikalarla, oyunculukla yani sahtekarlıkla aşmaya çalışma yolunu seçerdiniz. “Muhtaç erkek” rolüyle, kadınların egolarını okşar, “güç”e yönelik zaaflarını kullanır, yani sistem içinden bir çıkış yolu bulurdunuz.

Ama “en kötü”sü, bütün bunları sorgulamayı, reddetmeyi, zaaflarınız, korkularınız, talepleriniz, dürüstlüğünüz, ilkelerinizle sahici biri olmayı seçmek olurdu emin olun!

İşte o zaman, dışlanır, gizli ya da açık cezalandırılır ve belki de sokak ortasında gırtlağınız kesilerek öldürülürdünüz.

Beyler durun! Durun ve empati kurun!

incihekimoglu@gmail.com

 

 

 

 

 

Bu metni kaynak göstererek kullanabilirsiniz.

Yorum Yapın

Sayın okurumuz, yorum yapabilmek için üye olmanız gerekmektedir. Üye girişi yapmak için tıklayınız.

Kalan karakter (600)

Henüz yorum eklenmemiş

GAZETE

ARAMA EKLENTİSİ

Banner