Bölünüyoruz çığlıkları

 
Uzun süredir memleketin gündemine kimseler yetişemiyor. Gün geçmiyor ki kötü bir habere uyanmayalım. Gazeteciler haber yaptıkları için dayak yiyor, hapse atılıyor. Ülkenin bir bölümünde tanklar, toplar, silahlar işbaşında, her gün ölüm haberleri geliyor. Korkudan, “7 Haziran’da hata ettik; istikrar gelsin, savaş bitsin diye AKP’yi %49’a taşıyıp işbaşına getiriyoruz” yetmiyor. Daha çok, daha çok yetki isteniyor. Bu ülkede çoluğu çocuğuyla insanlar ölüyormuş ne gam. Çocuklar ölmesin analar ağlamasın diyenler vatan haini ilan ediliyor. Bir şovmen, programında, çocuklar ölmesin diyen bir öğretmeni alkışlattı diye linç kampanyalarına maruz kalıyor, tehditler alıyor. Benim babam polisti diye kendini savunmaya çalışıyor. İnsanlar ne durumlara düşürülüyor? Böyle bir günde bu ülkenin aydını fikrini söylemeyecek de ne zaman söyleyecek? Bu iktidar, iktidara gelirken neleri vaad ettiğini hiç mi hatırlamıyor? 
 
 Asgari ücret aylarca tartışılıyor memleket batarsa asgari ücretin yükselmesinden batar deniyor adeta. Verdiğimiz sözü tuttuk yükselttik diyorlar hemen ardından gelen zamlarla fazlasıyla geri alıyorlar. Nasılsa bu halk anlamaz diyorlar. Memleketi kana bulayıp, bölünüyoruz çığlıkları arkasına sığınılarak anayasa, demokrasi, hukuk, insan hakları rafa kaldırılıyor. İyi de hani AKP tek başına geldiğinde istikrar geliyordu, hani kan duracaktı? Önce savaşla korkutulup oy verdik, şimdi de kahramanca savaşıyoruz diye mi oy vereceğiz? Artık ülke bütün bölünmelerin üzerinde savaş taraftarları ve barış taraftarları diye ikiye bölünüyor. Şu savaş isteyenler hadi bölgedeki Kürtlerin yerine kendilerini koyamıyorlar, asker, polis ailelerinin yerine de mi koyamıyorlar? O evlere düşen ateşin nedenini hiç mi sorgulamıyorlar? Ne yani bölgenin ölümlerle değil turizmle anılmaya başladığı günlerden, bu günler daha mı güzel? İktidarın içeride neler yaptığı belli, dış politika berbat, doğuyla da batıyla da küsüz. Bütün bunlar neden oluyor? Ülkece bir uçurumun kenarına dizilmişiz, sırası gelen tekmelenerek aşağı yuvarlanıyor. 
 
 Peki, bu memlekette bütün bu gidişe kim dur diyebilir? Umutlarımız şimdiye kadar sürekli yakınmaktan başka hiçbir şey yapamayan CHP’de. Görevleri yakınmak değil harekete geçmektir. Muhalefet böyle günler için gereklidir. Partiler böyle günlerde aldıkları kararlarla verdikleri mücadelelerle yükselirler. Yıllarca iktidara gelemeyenler için bu bir fırsat değil mi? Halk bu sayede size güvenip inanacaktır. Bu günleri kürsülerden attığınız nutuklarla geçiştiremeyeceğiniz gün gibi ortada. Atı alan Üsküdar’ı geçiyor, bu ülkede bir şeyler yapması gerekenlerin dönüp kendine bakmasının zamanı da geldi geçiyor. AKP’nin önündeki en büyük engel olan HDP, barajın altına çekilerek bertaraf edilmiş görünüyor. MHP’nin durumu da malûm… Böylelikle dikensiz bir gül bahçesinde dolaştığını düşünen AKP son günlerde çokça konuşulan “Erken baskın seçimle” muradına erme yolunda hızla ilerliyor. Onların HDP’nin yanına CHP’yi de koyarak süpürme girişimlerine karşılık, birleşerek gidişin tersine çevrilebileceğine inananlardanım. Doğrusu barış için ufukta başka bir yol da görünmüyor. 
 

Bu metni kaynak göstererek kullanabilirsiniz.

Yorum Yapın

Sayın okurumuz, yorum yapabilmek için üye olmanız gerekmektedir. Üye girişi yapmak için tıklayınız.

Kalan karakter (600)

Henüz yorum eklenmemiş

GAZETE

ARAMA EKLENTİSİ

Banner

KÖŞE YAZILARI