Image

Mefewud Nartan

info@jinepsgazetesi.com

09 Aralık 2013, Pazartesi

Çerkesler siyasi arenaya çıkarken

 

“Çerkesler de nereden çıktı?” söylemlerinin dolaştığı şu günlerde, Çerkesler nereden mi çıktı?

Çerkesler 150 yıldır bu topraklarda vardılar. Kendi kimliklerini korumak, asimilasyona karşı direnmek için Osmanlıdan bu yana, çeşitli örgütlenmelerle varlıklarını korumaya çalıştılar. İlk olarak 1908 yılında kurulan Çerkes Teavun Cemiyeti ile bu kararlılığı kurumsallaştırdılar.

Çerkesler, İstanbul Akaretlerde kapatılan Çerkes Numune Mektebi’ni açan aydınların çocukları olarak zaten vardılar.

O aydınlar ki, Osmanlı döneminde ilk kızlı erkekli eğitim veren Çerkes Numune Mektebi’ni açanlardı.

O aydınlar ki, 105 yıl önce öğrencilerine polka, mazurka, kadril, vals gibi dönemin moda danslarını öğreten, dil ve piyano kursları veren Çerkes Okulunun Çerkes aydınları idi.

Ana dilleri Çerkesce ile eğitim verilen, tiyatro sahnesi olan, kızlı erkekli Çerkes öğrencilerin ulusal kıyafetleri ile oyunlar sahnelediği okulları ile vardılar.

İlk sayısı 2 Nisan 1911 tarihinde Çerkesce olarak yayınlanan GUAZE gazetesi ile vardılar.

Kadınlarımız ise 1918 yılında beş Çerkes kadının kurduğu “Çerkes Kadınları Teavun Cemiyeti” ile vardılar.

Bütün bunlar Lozan’da İsmet İnönü’nün “Çerkesler azınlık değil kardeşimizdir” deyip, 5 Eylül 1923’te tüm bu dernekleri, aydınlık yüzleri, Çerkeslerin okullarını ve derneklerini kapatması ile sona erdi ancak Çerkeslerin asimilasyon belası ile yok olmasına neden olamadı.

Cumhuriyet döneminde ise Çerkeslerin faaliyetleri "etnik kökene dayalı ayrımcılık yapmak" gerekçesiyle engellendi. Soyadı kanunuyla birlikte Çerkes aile unvanları da yasaklandı. Derneklerimizde "Çerkes" kelimesi yerine sadece "Kafkas" ya da "Kuzey Kafkasya" kelimelerine izin verildi.

Cumhuriyetin tüm karanlık dönemlerinde payımıza düşeni darbelerle yaşadık. 5 Kasım 1977’de Çerkes derneklerinin (sözde Kafkas, Kuzey Kafkas) derneklerinin birleşme kongresinde Tsey Mahmut Özden’i resmi plakalı bir araçtan açılan yaylım ateşi sonucu şehit verdik.

Birleşme engellendi. 12 Eylül ile derneklerimiz kapatıldı.

Çerkesler nereden mi çıktı?

Kafkas, Kuzey Kafkas, göçmen, muhacir v.s. kelimeleri ile üzeri örtülen, yok sayılan ve zaman içinde eriyip kaybolması beklenenlerin, kendine dair söz söylediğinde “hain” ilan edilenlerin, aslında hep var olanların, kendilerini bir kez daha ifade etme çıkışıdır. Zaten vardılar ve var olmaya devam edecekler.

Siyasi arenada da varlıklarını ifade edeceklerinden kimsenin şüphesi olmasın.

1864 sürgününden bu yana hazır asker olarak Osmanlı toprakları başta olmak üzere dört bir yana dağılmış Çerkeslerin askeri yetenekleri, tutunabilme ruh hali, halkların kurtuluş mücadelelerinde önemli rol oynadığı gibi kullanılmaya da açık olmuştur. Çarlık Rusya’sı ile Osmanlı arasında tampon bölge yaratmaktan tutunda, düzenli ordu kuruluncaya kadar kullanılıp kenara atılacak Etem’e kadar. Gönen Manyas sürgünlerinden, 150’likler ile hadlerinin bildirilmesine kadar, bir sağa bir sola savrulmuşlardır.

İşte Çerkesler, o günlerden bu güne gelenlerdir.

Bütün bunlara rağmen Çerkeslere biçilen rol; “Asla Çerkesliğinden bahsetmeyeceksin, sana verilen tehlikeli işleri yapacaksın, statükonun askeri olacaksın” yönünde olmuştur. Bu ruh haline bürünen Çerkeslerden en çok yine biz Çerkes halkı çekmişizdir. Az da olsa, sistemin, statükonun askeri olan Çerkeslerin bir kenara çekilme zamanı çoktan gelmiştir.

Siyasi arenada yerini alacak olan Çerkeslerin ise karşısına oy avcılığı ile çıkacakların, partilerin Çerkes aday gösterme kurnazlıklarına prim vermemelidir.

Her siyasi partide bir Çerkes vekil görmeniz mümkündür, ancak bilinmelidir ki, o vekil programına bağlı olduğu partinin ve seçmeninin vekilidir. Çerkeslerin değil. Çerkesler kendi siyasi birlikteliği ile siyasi arenada olmadığı sürece seçilen vekil, Çerkeslerin vekili olmayacaktır.

Bu süreç içerisinde geçmişten gelen alışkanlarla, birileri Çerkeslere akıl verecek, onları yönlendirecek, hatta parti kurduracak, boşluk doldurtacak, “çözüm sürecine karşıyız” dedirtecek, dengeler içinde denge unsuru yapmaya çalışacak, durumu sistemin yararına nasıl kullanırımın peşine düşeceklerdir. Ancak birlikte bir umudu yeşertmekten ve halkların kardeşliğinden ödün vermenin, halklara değil egemenlere hizmet edeceği unutulmamalıdır.

HDP ve Çerkesler

Kendilerini en iyi ifade edebilecekleri yer olarak düşündükleri Halkların Demokrasi Partisi’nde varlıklarını ifade etme yolunda olan Çerkeslere sorduğunuzda ise şunları söylemekteler.

Türkiye’de hiçbir parti; “Geleceği birlikte kuralım. Kendi renginle, dilinle, kültürünle, gelecek öngörünle gel. Hakkını birlikte savunmak üzere bekliyoruz. Halkların sesine ses katmanı istiyoruz” demedi diyorlar. “HDP bunu söylüyor” diyorlar. CHP’de, “ulusalcı ol yanımıza öyle gel” MHP’de, “Türk ol öyle gel” AKP’de “ümmetçi ol sonra gel” söylemlerine karşı, “kendin gibi gel” çağrısına kulak tıkamak istemiyorlar.

HDP ilk kongresinde selamlama pankartında FÖSAPŞ (selam) Çerkescesi ile kürsüde yapılan Çerkesce konuşmalar ile parti meclisinde Çerkes üye arayışı ile açtıkları imza kampanyasına gösterilen ilgi ile sanırım ileriki zamanlarda Çerkesler için bir seçenek olma ihtimalini güçlendirecektir.

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu metni kaynak göstererek kullanabilirsiniz.

Yorum Yapın

Sayın okurumuz, yorum yapabilmek için üye olmanız gerekmektedir. Üye girişi yapmak için tıklayınız.

Kalan karakter (600)

Henüz yorum eklenmemiş

GAZETE

ARAMA EKLENTİSİ

Banner