mayıs 2015

ÇERKESLERİN DÜŞMANLARI

 

Türkiyeli Çerkesler kendilerinden olmayan hiç kimseye düşmanlık etmesin bilakis kendileri için bir düşman arıyorlarsa düşman dışarıda ve uzakta değil, düşman içeride, içimizde. Yıllarca asimile olan dilinin, kültürünün mücadelesini vermesi gereken Türkler, Kürtler ya da başkaları değildi, bizdik... Biz vermediğimiz gibi, bizim içimizden vermeye çabalayan insanların bırakın mücadelelerini, anılarını bile yaşatamadık. Bizi bir araya getirmeye, bir iradeye dönüştürmeye çabalayanlara omuz vermedik, vermediğimiz gibi bir de onlara yapılan saldırıları görmemezlikten geldik. Tsey Mahmut Özden tesadüfen ölmedi, onun yaşamını sonlandıran şey, halkımızın kaderini tayin edebilme iradesini oluşturacak birlikteliği örmeye çalışmaktı ve bugün, Çerkesleri “kendi siyasetlerini yapmaya çağıranlar” nedense kendi siyasetimizi yapacağımız iradeye can veren şehitlerimizin anılarını hayatlarının hiçbir noktasında yaşatmıyorlar. Zaten ben onların bu çığırtkanlığı gerçekten de Çerkesleri düşündükleri için yaptıklarını hiç düşünmüyorum.

Bazıları için Çerkesliğin bir etiket olmaktan başka anlamı yok, oysa Çerkeslik, kökünü tarihin derinliklerinden alıp, nice işgalciye, nice savaşta direnerek 21 Mayıs 1864 yılında soykırıma uğradıkları bir savaşı kaybedip, bu topraklara kendini bütün tarihiyle birlikte taşımalıydı. Taşıyamadı. Bugün etiket Çerkeslerinin o “asil ve nazik” tarihi ise bu halkın kökünü değil, Çerkesleri siperlerinde asker, yedeklerinde tetikçi, ceplerinde keklik yapanlar yazdı. Bizlere Ethem Bey’le hain dedikler, hain gibi hissettik, sonra kendilerinin “asalet” tarihini, cinayete, tetikçiliğe dayandırarak yazdıklarında hainliğimizin mahçupluğuyla, bize sanki ihtiyacımız varmış gibi yazılmış asalet formülüne sıkıca tutunduk. Bize onlar için öldükçe, öldürdükçe kahraman dediler; bugün kahraman olduğumuzu mu düşünüyoruz? Dilimiz, tarihimiz elimizden alınıp, kafamıza egemen ulusların milliyetçiliği dayatılırken bunu benimseyerek, bugün asimilasyon batağına saplanmışlığımızı umursamadan, bizi yok eden bu şeylere karşı mücadele yürüten insanları aşağılayarak asaletimizi yaşatıyoruz değil mi?

Çok trajik... Birileri birşeyler yapana kadar, evinde şipsi yapmaktan başka, düğünde şeşen oynamaktan başka Çerkesliği olmayan bu asil arkadaşlar, birileri halkının sorunlarına talepler oluşturup bunu siyasileştirmeye başladığında ve hatta ülkenin parlamentosunda seslendirdiğinde; bir anda diasporanın en Çerkesi olmayı öğrendiler. Neymiş? Çerkes halkının sorunlarına çözüm arayarak talepler oluşturan, gününden, zamanından fedakarlık yapıp mücadelesini sokaklara, sokaklardan platformlara, platformlardan meclislere, önergelere taşıyanlar Çerkesler adına konuşamazmış. Hakkaten mi? Dili yok olma tehdidi altındaki diller sınıfına girmiş Çerkesleri, bunu hiç umursamayan, Türk milliyetçiliğini marifet sanıp tetikçiler gibi nutuk atan, tarihini bilmeyen, Çerkesliği etiket düzeyinde yaşayan, arada bir şipsi yapıp, hiçbir düğünü kaçırmadan, her düğünde kendine kaşen arayanlar mı temsil edecek? Bak sen... İşte sanırım tam da bu cesarete “cahil cesareti” deniyor. Kusura bakma, Çerkes anne ve babadan, biyolojik olarak tartışmaya yer vermeyecek biçimde Çerkes doğmuş olabilirsin, ama bu halkın tüm dünyadaki kopuntularında ve anavatanındaki sorunlarını sorunun görmeden, bu sorunlara çözüm aramadan, çözümlerinle talepler oluşturmadan, talepleri etrafında örgütlenip mücadele yürütmeden, Çerkesler adına konuşma yetkisi alamazsın. Bu halkın adına konuşma yetkisi, ayrım gözetmeksizin HDP’lisi, Bağımsızı, ÇDP’lisi, Muhafazakarı hiç fark etmeden, bu halkın sorunları için çözümler düşünen, talepler oluşturan, mücadeleler yürütenlere aittir. Hiç kimse, halkı için mücadele verenlerden daha söz sahibi olamaz.

Zihnen ve kalben, yaşadıkları ülkelerde egemen olan ulusun milliyetçiliğine gönül vermiş, bunun yanında ailesi ve çevresi tarafından duyduğu, gördüğü Çerkesliği bir etiket olarak yaşayanlar bilmeliler ki, Çerkeslik onların sandıkları kadar ucuz değildir. Bu kimlik adına konuşmak, bu kimlik uğruna bir mücadeleyi gerektirir. Aynı zamanda özgün bir bakış gerektirir. Kimin neden dost, kimin neden düşman olduğunun belirlenmesinde kendine, tarihine, varlığına dair süzekler gerektirir. Mesela son günlerde; Devletin, 30 yıldır Kürtlerle savaşında, hatalarını kabuk edip çözüm süreci başlamışken, Çerkeslerin hiçbir savaşı, sorunu, kavgası olmayan Kürt halkıyla, “anadilde özgürlük, eşitlik ve adalet” ilkeleriyle dayanışmasına “bölücülük, hainlik vs.” gibi haksız ve ahlaksız ithamlarla savaş açan Çerkeslerin, bu söylemleri neye dayanarak söylediklerini düşünmeleri gerekir. Biz kime neden dost, kime neden düşmanız, dostluk-düşmanlık duygularımızı neye göre belirliyoruz, oturup başlı başına, kafamıza ilkokulda zorla sokulup, medya ile sürekli canlı tutulmuş yalan ve yanlışlardan kurtularak tartışmamız gerekir. Ben zalimlere, hırsızlara, yalancılara düşmanım mesela; zalimi bana zulmünden, yalancıyı bana yalanından, katili beni vurduğundan tanımayamıyorsam, bana beni hain olarak öğretmiş, bana kendi dilimi zehir etmişin anlattıklarıyla mı tanıyacağım?

Benim dostum; benim sorunumu sorunu olarak gören, mücadeleme omuz verendir. Düşmanımsa bana sorunlarımı yaratan, mücadeleme engel olandır. Böyle bakıyorum; Çerkeslik için, Çerkesya için, Çerkesce için mücadele veriyorum ve bu mücadelemi omuzlayan Kürt de olsa Türk de olsa dostum, bu mücadeleme engel olan Çerkes de olsa düşmanımdır. Dostumu düşmanımı da böyle ilan ediyorum.

Bu metni kaynak göstererek kullanabilirsiniz.

Yorum Yapın

Sayın okurumuz, yorum yapabilmek için üye olmanız gerekmektedir. Üye girişi yapmak için tıklayınız.

Kalan karakter (600)

Henüz yorum eklenmemiş

GAZETE

ARAMA EKLENTİSİ

Banner

KÖŞE YAZILARI