Image

Yağan Ümit
Araştırma
yaganumit@hotmail.com
Tüm Yazıları

02 Eylül 2013, Pazartesi

Ege ve Anadolu’nun En Eski Halkları

Bu yazımızda Ege ve Anadolu’nun en eski halklarına değindikten sonra, Hititlerden sonraki dörtyüz yıllık karanlık dönemle (M.Ö 1200-800) ve bu dönemdeki halklarla ilgili Halikarnas Balıkçısı’nın görüşlerini sunacağız.

Egenin En Eski Halkı Pelasglar

Greklerden önce Ege’nin kuzeyinde yaşayan en eski halk Pelasglardı. Pelasglar, Mora yarımadasının hemen her yerinde görüldüğü gibi, Makedonya kıyılarında, Lemnos ile İmbros adalarında ve Anadolu’da görülmektedir.

Thomson’a göre, Pelasglar ve Pelasg kökenli olan Truvalılar, Kafkasyalı bir halktır. Yunanlıların “Tyrsenler” dedikleri Etrüskler de Pelasgların bir koludur (Thomson, cilt 1, s. 192-196-290-308).

Girit’in En Eski Halkı Karyalılarla Akrabadır

Girit’teki “en eski neolitik halkın Anadolulu ya da bunlarla yakın akraba olduğu” kabul edilmektedir. “Minos Giritlilerinin Karialılarla, Leleglerle ve Lykialılarla yakınlığının bulunduğu sonucuna varılmıştır.” (Thomson, 1.cilt, s.197) Helen diliyle akrabalığı olmayan bu dil, MÖ 4. yüzyıla kadar Girit’te varlığını korumuştur. (Thomson, 1.cilt, s. 182)

Anadolu’nun En Eski Halkı Hattiler

Anadolu’da görülen en eski dil Hatti dilidir. Anadolu, binlerce yıl “Hatti Yurdu” olarak anılmıştır. Ahmet Ünal, Anadolu’daki en eski neolitik kültürleri Hatti halkıyla ilişkilendirir. Gurney’e ve Diakonoff’a göre Hatti dili Kuzey Kafkasya diliyle ilişkilidir. (Gurney,s.106; Dolukhanov, s.484) Daha çok Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da konuşulan Hurri dili, Nakh/Çeçen diliyle ilişkili görülmektedir. (Dolukhanov, s.484)

MÖ ikibin yılları civarında Anadolu Nesi, Luvi ve Pala adlarıyla bilinen ve Hint-Avrupa kökenli bir dil konuşan halkların istilasına uğradı. Bu halklardan Nesiler, Hatti uygarlığını benimseyerek Hitit İmparatorluğu’nu kurdular. Bu imparatorluk M.Ö. 1200 yıllarına doğru yıkıldı.

Hitit İmparatorluğu’na Bağlı Anadolu Halkları

Halikarnas Balıkçısı, Kadeş Savaşına katılan Anadolu halklarını şöyle belirtir:

“İ.Ö. 1296 yılında Hitit imparatoru Mutallu, Filistin’de Kadeş dolaylarında Mısır imparatoru ikinci Ramses’le savaşır. Hitit arşivleri bu savaşta Hititlerin Anadolulu müttefiklerinin adlarını verir. Adlar şöyledir: Sardana, Dardanoi, Luku, Şakalşa ve Turşa. Sardanalar, Sardislilerdir. (Sardis, sonradan Lidya krallığının başkenti olur.) Sardanalar, Sardunya adasına göç ederler ve adaya kendi adlarını verirler. Ama Anadolu’dan kapalı posta paketi gibi hepsi göç etmez; bir kısmı kalır ve Anadolu’daki öteki uluslara karışır. Örneğin klasik devirdeki, Foça’dan göç eden ve güney Fransa’da Marsilya, Nice, Antipolis (Antibes) ve başka kentleri kuran Foçalıların yarısından çoğu Anadolu’da kalmıştı. “Dardonoi” ler Çanakkale dolayı halkındandır. Luku Likyalılardır. Bunların dili çözülmemiştir daha. Şakalşalar, Pissidya’da Salagassus tarafındaki halklardır. Bunlara Sikel de deniliyor, adlarını göç ettikleri Sicilya adasına vermişlerdir.” (Halikarnas Balıkçısı, s. 28)

Etrüskler (Turşalılar)

Balıkçı’ya göre Etrüskler Maanyalıdır:

“Turşalılara kimi yol Tirsenoi deniliyor. Bunlar Etrüsklerdir. İzmir ve Sardis arasında Maionia denilen havalidendirler.

…İtalya’ya gittiler; dilleri Lidya diline pek yakındır. Bu dillerin ikisi de şimdiye kadar çözülmemiştir. Yüksek bir uygarlık katına varmış olan Etrüskler ve Lidyalılar İndo-Avrupasal değildirler. Bronz çağını İtalya’ya ve Malta yolu ile İspanya’ya, Tartesus’a ve Avrupa’nın birçok yerlerine onlar götürdüler.” (H. Balıkçısı, s. 29)

Pulasatiler (Filistinliler)

M.Ö.1000 yıllarında Anadolu’dan göç edenlerin arasında Pulasatiler de vardır:

“Göç edenlerin çoğunluğunu kadın ve çoluk çocukları ve takım taklavatları ile arabalarla kaçan Pulasatiler teşkil eder. Bunlar Girit ve Karyalı soyların karışımındandırlar. Mısır yolculuğunda Firavunlarca önlendiler ve Filistin’de yerleşerek adlarını “Pulasatin” diye bu ülkeye verdiler. Pulasatiler uygarlıkça, dolaylarında bulundukları uluslardan çok üstündüler. Ana tanrıçaları Hepa’yı Batı Anadolu Olimpos tanrılarının arasına Hebe (Eve) diye sokmuşlardır. Onu Filistin’e götürerek Havva adıyla Ürselim (Kudüs) kenti koruyucusu, kahramanları adamla evlendirdiler.” (H. Balıkçısı, s. 28)

Hellenler

Halikarnas Balıkçısı, Greklerin erken tarihleri hakkında hiçbir şey bilmediklerini, Mısır’daki gibi kral listelerinin bulunmadığını, kendilerinin Pelejlardan (Pelasglardan) geldiklerini iddia ettiklerini, Yunanistan’a eskiden “Hellas” denilmediğini, bu sözcüğü Homeros’un da bilmediğini, Homeros’un Yunanistan’da bulunan Danaoi, Akhai ve Argosluları Anadolu’da bulunan İyonyalılarla aynı soydan saymadığını belirtmekte ve Grek sözcüğünü de şöyle açıklamaktadır: “Yunanlılar Güney İtalya’ya yayılmışlardı. Bu arada Napoli’nin yanında Küme şehrini kurdular. Kümelilere Latinler Graei sonradan Graeci dediler. Grek ve Gres adları oradan kalmadır.Yakın bir geçmişten beridir ki, bu adlar geçer akçe oldular.” (H. Balıkçısı, s. 32)

Anadolu’daki Tarih Araştırmalarının Yetersizliği

Halikarnas Balıkçısı, Anadolu’daki tarih araştırmalarının yetersizliğine ve Hint-Avrupa Dil Teorisini bağnazca savunan Batılı araştırmacıların yanlı tutumlarına isyan eder :

“Bugün Anadolu’da Lidya, Etrüsk ve koca Likya dilleri çözülmemiştir. Hellenistan’ın çıkarlarına yardım edemeyeceği anlaşılan Pelops efsanesi bir yana atılmıştır. Birçok meçhulü aydınlatacağı belli olan Amazon efsanesi olduğu gibi duruyor. Amazonların yurtlarının Sinop dolaylarında ve Termedon nehri kıyılarında olduğu, ayrı ayrı tarihçiler tarafından yazılmış bulunuyor. Oraları Hitit ve daha önceki pro-Hitit güçlerinin tam göbeği idi. Amazonların kimisi süvari, kimisi yaya olarak ve Anadolu’nun tarihsel silahı olan labris ile- çiftyüzlü baltayla- savaştıkları biliniyor. Eski Helen yazarlarına göre Atina’ya saldırmışlar, orada büyük bir savaş sonucunda, şehirden güçlükle çıkarılmışlar. Klasik zamanlarda Teseos -efsanesel Atina kralı- festivallerinde Amazonlara da kurbanlar kesilirmiş. Atina şehrinin tam batısında Amazaneon denilen bir mahalle vardı. Bunları Platon ve İzokrates tarihsel gerçekler diye sayıyor. Ta İsa’dan sonra ikinci yüzyıla dek Amazonlarla Hellenlerin savaşı heykel yontucularının konusu olmuştur. Tarihe bunca direnişle ayak basan bir varlık püf denince üflene gidecek bir efsane olamaz. Heksametr hakkında kütüphaneler konusu kitap yazılırken, diziler okunurken neresinde soluk alınıp verileceği hesap edilirken, heksametrin kaynağı hakkında hiç inceleme yapılmaz. Çünkü heksametr dizisi, yani Helenlik sayılan ilk veznin Hindo-Avrupasal olmadığı bilinmektedir. Onun için incelenmesine gerek duyulmamıştır.

Hellenistan kıyılarının hemen hemen her kum tanesi Hindo-Avrupasal diye incelenirken, Anadolu tarihinin kimi yüzyıl süren karanlık parçalarının aydınlanmasına yanaşılmamıştır. Oysa bu karanlık parçalar aydınlanmadıkça klasik uygarlıkta kimin ne olduğunun kesin olarak bilinmesine olanak yoktur. İyonların ve İyon lehçesinin, Dor istilasından kaçan İyonlarca Anadolu’ya taşındığı iddia edildi. Modern arkeoloji, Hellenistan’ın Dorlarca istila edildiğine dair en ufak bir ize rast gelmemiştir. Attika İ.Ö. Beşinci Yüzyıla kadar hiçbir uygar davranış göstermemiştir. Ondan sonraki davranışlarının kaynağı da Anadolu’dur.” (H. Balıkçısı, s. 66)

Sonuç

Yukarıda adı geçen halklarla aynı adı taşıyan halklar Kafkasya’da halen yaşamaktadır:

Aphazların arasında yaşayan Atruşba kılanı, Turşa (Etrüsk, Tyrsen) klanıyla; Aphaz asıllı Maan/Mağan kılanı, Lidya kral soyu Maion halkıyla; Aphazların “Sandı”soyu, Greklerin “Herakles” dedikleri Lidya kral soyu “Sanda”larla aynı adı taşır.

“Kar” ve ve Kar kökünden ad taşıyan pek çok kılan Adige ve Abazaların arasında yaşamaktadır. Mas, Masa, Maz, Mışa kılanları da Adigelerin arasında yaşayan klanlardır. Truvalılarla ilişkilendirilen Kissi halkıyla aynı adı taşıyan“Kis, Kisba, Kişa, Kiz, Kızıl/Kızılbek, Kuş, Kuşh, Kuşha, Kuşba” klanları da Abazalar ve Adigeler arasında yaşamaktadır. Zig adlı bir Çerkes kabilesi olduğu gibi Akha/akba adlı kılan da Aphazların arasında halen yaşamını sürdürür. Anadolu’daki halklarla aynı adı taşıyan Lukh/Lıh/Lıkh, Termil ve Sid klanları da Adige ve Abazaların arasında görülür.

“Kuma/Guma” adında bir Aphaz kılanı bulunmaktadır.

Ephesos” ve diğer adı “Apasa” ile “Aphas/Aphaz” ve “Abaza” adları aynıdır. Hitit dönemindeki Batı Anadolulu bir halk “Assuva”larla, Abaza kabilesi Aşuvaların adı arasında fark yoktur.

Bunları nasıl açıklamalıyız? Hepsi tesadüf müdür?

Tarih bilimi, eğer gerçekten bilimse bütün bunlara “tesadüf” diyemez. Bu tavır bilimsel olmadığı gibi inandırıcı da olmaz. Bu “tesadüflerin” bilimsel olarak açıklanması mutlaka gereklidir.

Pelasgların Kafkas halkı olduğunu savunan, Hurrileri Çeçenlerle, Hattileri Adige ve Abazalarla ilişkilendiren, bölgede çok eskiden beri konuşulan ve Kafkasya’dan Suriye’ye, Elam’dan İspanya’ya kadar uzanan ortak bir dil katmanının varlığını savunan bilim adamlarının bulunmasına rağmen, özelde Anadolu, genelde Ortadoğu tarihinin karanlık dönemleri aydınlatılmadıkça tarih gerçekten bilim olamayacaktır.

Kaynakça

1. George Thomson, Tarihöncesi Ege, (1. ve 2. cilt), Payel Yayınevi, İstanbul, 1991

2. Halikarnas Balıkçısı, Anadolu’nun Sesi, Ankara, 1984

3. Pavel Dolukhanov, Eski Ortadoğu’da Çevre ve Etnik Yapı, Ankara.

 

Bu metni kaynak göstererek kullanabilirsiniz.

Yorum Yapın

Sayın okurumuz, yorum yapabilmek için üye olmanız gerekmektedir. Üye girişi yapmak için tıklayınız.

Kalan karakter (600)

Henüz yorum eklenmemiş

GAZETE

ARAMA EKLENTİSİ

Banner