Image

Jiy Zafer Süren
Lagarta
zafersuren@yahoo.co.uk
Tüm Yazıları

15 Temmuz 2016, Cuma

KARDEN İSA’NIN KIZLARI (I)

Köyde yemyeşil bir deniz idi. Mayıs ayının sonlarıydı. Bahar tüm gücüyle yeni hayat için yerden fışkırmış, her yeri derya misali yeşille bezemişti. Ekinler başağa durmuş, orak işleri henüz başlamamış, iş-güç yok denilecek azdı.

Yaşlılar, orta yaştakiler köy meydanında toplanmış, Pekpolat Hamit’in bahçe duvarından Paba Ahmet Usta’nın duvarına değin, sıralanmış, sırtlarını vermişler, kendi aralarında ekinlerin, arpaların, mısırların, bu seneki verimlerinin nasıl olacağını konuşup duruyorlardı.

İçlerinden birisi; “ Bir araba geliyor, galiba yaylı” dedi.

Önce inanmadılar, sesler kesildi, herkes bir ses duyabilmek için kulak kabarttılar. Az sonra içlerinden birisi tekrar; “ Bu yabancı bir araba, pek alışıldık bir sesi yok” dedi.

Arabaların sesleri konusunda uzmanlaşmış olanlar daha dikkatli dinlemeye koyuldular. Azın Tahir, yıllarca arabacılık yapmış, bu konuda hayli tecrübeliydi. Biraz dinledikten sonra ;”Bu kesin yaylı, zil sesleri ona benziyor, bu at arabası sesi değil” dedi.

Duvar boyunca sıralanmış adamlar, birbirlerine tahminlerini anlatamaya koyuldular.

Azın Tahir, kendinden emin bir ses tonuyla :” Boşuna telaşlanmayın, az sonra Lokhaların köşesinden görünür” dedi.

Kalabalıktan birkaç kişi ona takıldılar: “Sen de başımıza zil sesi ustası kesildin” dediler.

Tahir: “Bekleyin bir dakika, Halep’i de arşını da görürsünüz.”

Dediği gibide oldu. Henüz bir dakika dolmadan Lokhaların köşesinde, doru atların çektiği, yepyeni, buralardan olmadığı ilk bakışta anlaşılan, bir yaylı payton, hiç acele etmeksizin kendilerinin bulunduğu yer doğru geliyordu.

Kalabalıktan birileri merakla sordu: “Nereye gidiyor bu?”

Öğreniriz birazdan” dediler bazıları.

Bir diğeri : “Bizim köye mi, yoksa başka bir köye mi gelmiş acaba?” dedi.

Onlar kendi aralarında konuşurlarken, payton geldi, önlerinden geçerken, kullanan şahıs selam verdi. Köylüler selama karşılık verdiler. Payton uzaklaşırken, ardında iki atlı refakatçının bulunduğunu ancak fark etti köylüler. Atlılarda selam verip, yollarına devam ettiler.

Gideceği yeri biliyor” dedi içlerinden biri.

Paytonun zil sesi tatlı tatlı kulaklarını okşamaya devam ediyordu, uzaklaşırken.

Jiya’a Talip’in evini geçtiğini, dereyi aştığını, Jiy’a Kiza’nın pınarına vardığını zil seslerinden takip ettiler. Zil seslerinin kesilmesinden, pınardan su içtiklerini tahmin ediyorlardı. Tahminleri doğruydu. Biraz sonra zil sesleri yeniden duyulmaya başladı.

Şimdi yokuşu tırmanıyor” dediler.

Kalabalık kendi aralarındaki muhabbetleri bırakmış, bütün ilgilerini, faytona, misafirlerin kim olduğuna, kime geldiğine yoğunlaştırmışlardı. Az önce konuştukları buğdayı, arpayı, mısırı ve köyle ilgili her şeyi adeta silip atmışlardı.

Kalabalık merak içindeydi, payton köyden çıkacak, başka bir köye mi gidecekti, yoksa bu köyde mi kalacaktı?

Merakları fazla sürmedi, zil sesinin kesildiğini, bir kapının çalındığını uzaktan zor da olsa duydular.

Bizim köye gelmiş” dediler.

Ertesi günde bütün köy haberdardı.

Misafirler Zorum Gazi’lere gelmişti. Gelen Zorum Mecid’in kızı Şaziye Hanım idi. Yanında da bir paşanın kız kardeşi varmış.

Günler bir birini kovalar, misafir ve ev sahipleri hasretliklerini giderirler. Sıra onları köy olarak ağırlamaya gelir; Ee, Çerkes köyüne bir misafir gelir de düğün dernek kurulmaz mı?

Tam’ın (Hurdaz Köyü) kızları, delikanlıları Zorumların evleri ile evin arkasında bulunan ormanlık alan arasında kalan, çimenle kaplı düz arazide düğün için toplanırlar. Gençler sevinçlidir. Bu boş günlerde kendilerine bir eğlence çıkmıştır. Hem kendileri eğlenir, hem misafirlerini eğlendirirler.

Misafirler İstanbul’dan gelmişler. Zorum Mecid’in kızı Şaziye İstanbul’da gelindir. Gelirken yanında bir paşanın kız kardeşini de getirmiştir. Dolayısı ile köy için önemli misafirlerdir. Ağırlamak ta o derece önemlidir. Bütün köy, Zorumlarla birlikte, misafirleri ağırlamak için ellerinden gelen gayreti ve ihtimamı gösterirler.

Sonra köyde bir söylenti dolaşmaya başlar. Paşanın kız kardeşi Karden İsa’nın kızını beğenmiş, ona söz kesmişler.

Günü gelince misafirler, geldikleri gibi paytonlarına atlayıp İstanbul yolunu tutmuşlar.

Karden İsa’nın kızı yedi yıl sözlü kalmış. Sonra alıp onu İstanbul’a götürmüşler, orada da iki yıl saray eğitimi almış, sonra nişanlanıp evlenmiş paşa ile.

Bu olayı bana anneannem Pegbılat Emine anlatmıştı. Kendisi o zaman henüz yedi-sekiz yaşlarında imiş. Düğünü seyretmiş, misafirleri görmüş.

Ne Karden İsa’nın kızının adını hatırlıyordu, nede hangi paşaya gelin gittiğini biliyordu.

Benim çocuk hafızamda bu anlatı takılıp kaldı; Kimdi bu kız, Paşa kimdi, Zorumların kızı Şaziye kimin geliniydi?

Yıllarca hep merak ettim durdum.

Bundan birkaç sene önce köyden kuzen Metin aradı;

Abi, köye Cem Mahruki isimde birisi geldi. Şu meşhur Dağcı Hasuh Mahruki’nin babasıymış. Karden İsaları sordu. Onların ev yerlerini, cami avlusundaki mezar yerlerini aradı. Biz bilebildiğimiz kadarını anlattık. Daha fazla bilgiyi senden alabileceğini söyledim, senin adını verdim, bilgin olsun.”

Bilinmezlik kapısı aralanıyor muydu?

(devamı var)

Bu metni kaynak göstererek kullanabilirsiniz.

Yorum Yapın

Sayın okurumuz, yorum yapabilmek için üye olmanız gerekmektedir. Üye girişi yapmak için tıklayınız.

Kalan karakter (600)

Henüz yorum eklenmemiş

GAZETE

ARAMA EKLENTİSİ

Banner