Image

Jiy Zafer Süren
Lagarta
zafersuren@yahoo.co.uk
Tüm Yazıları

01 Şubat 2010, Pazartesi

KAVWAA RIÇGUN YAŞKA (Kavwa’ların çocuğu Yaşka) BİR SU PERİSİ MASAL

 

Ev köyün ortasında, taş duvarla çevrili avlunun kuzey kenarına yaslandırılmış iki katlı ahşap bir binaydı. Hemen biraz doğusunda iki katlı, kalım çam kerestesinden, büyük bir tahıl ambarı duruyordu. Onun biraz doğusunda da taştan yapılmış üstü ve yanları çamurla sıvalı haouk-fırın-duruyordu. Belirli günlerde yakılır ve ekmek pişirilirdi. Bazen mısır kurutulurdu. Haouk’dan yalnız ev sahipleri değil, ihtiyacı olan bütün köy haklı yararlanırdı.

Bu ev annemin küçük dayısı Begbılat Kazım’ın eviydi. Annemin erkek kardeşi olmadığı için ona bizlerde dayı derdik. Ona kim dayı demezdi ki. O bütün köyün Koca Kazım dayısıydı.

Bakkallık yapıyordu. Çay, şeker, zeytinyağı, gazyağı, lokum, incir, üzüm, sigara vb. bir sürü malzeme bulundurur, bunları satar, karşılığında buğday, arpa, mısır, yumurta, var da verirlerse para alırdı. Çoğu zaman hiçbir şey vermezler;

-Gısımam dayı, goscz yaazguş derlerdi.-yok dayı buğday getirecem-

-Yovedçavuş-olur çavuş- der bir yerlere eski yazıyla çiziktirirdi.

Öğretmen Sefer Yükseker , “Kazım dayıdan bir şey alınca parasını vermeyin, veresiye yazdırın, o nasılsa duvara yazar. Daha sonra ödedim derseniz, parmaklarıyla ceketinin kol ağzını tutar duvardan bir yerleri siler veya Şakire yenge badana yapar hepsini siler“derdi. Bu köylünün ağzında fıkra olmuştu. Birisi birinden alacağını istediği zaman, ona “Wargi Kazım dayı yepş gatsza- Sen de Kazım dayı gibiyap-“derlerdi.

O hiçbir zaman, asla kimseyi reddetmez ve geri çevirmezdi. Dükkanda kalmayan mallardan eğer evde kendi kullanmaları için ayrılmış olan varsa yarısını isteyene verirdi. Hatta ; ”Dayı hasas hamop-Dayı misafirimiz var- “derse, kendilerinde bir kullanımlık malzeme kalmışsa bile onu isteyene verirdi. Onu kaç defa bu yüzden aile fertleri ile kavga ederken gördüm

Bütün köy halkı ona saygı duyar ve çok da severdi. Her istediğini yapar, kendi işlerini bırakıp onun yardımına koşarlardı. Bir kış günü kasabadan köye dönerken tipiye yakalanmış, yol yakınken dönüp arkadaşının evinde kalmış. Bunu bilmeyen ev ve köy halkı seferber olup dağda taşta sabaha kadar onu aramışlardı. Evet, o köyün Koca Kazım dayısıydı.

Ambarın yüksekçe üst kat terasının altında, bazı günler büyükbaş hayvanlar kesilip satılırdı. Bu hayvanlar genelde kaza geçirip sakatlananlardı. Bu işi, Kazım dayı ile benim iyice büyüyüp hakkında kesin bilgi edininceye kadar,bu köyden değildir dediğim, kısa boylu, kapkara, gözlerinin akı kıpkızıl, başında kasket yerine, zaman zaman değişen renklerde sarık sarılı, bakımsız ve daima tıraşsız bir surat, kirli, yamalı ceket ve eskilerin kilot pantolon dedikleri, abadan yapılmış İngiliz sitili, yer yer yamalı, kirli pantolon ve ayağında çarıka benzer bir şeyler giyen, her nedense korktuğum için ucube hayaletlere benzettiğim, köylünün Bidi Mehmet veya Kara Mehmet dediği kişi yapardı.

Onların bu işi yaptıklarını civar köylerde bilmeyen yoktu. Nerede bir hayvan sakatlanırsa hemen gelir haber verirlerdi. Onlarda gider kağnı veya at arabasına yükler getirirler, bahçede keserler ve derisini yüzüp çengellerle ambarın altına asarlardı. Daha sonra minareden tellal bağırtırlardı. İhtiyacı olan gelir istediği kadar alır, karşılığında buğday, arpa, mısır, eğer varsa para verirlerdi. Kazım dayı ve Bidi Mehmet daima önceden kendi ihtiyaçlarını ayırırlardı. Eğer satışlarsa artda kalan olursa, köydeki yaşlı ve kimsesiz kadınlara bedelsiz, taksim edip dağıtırlardı.

O dönemlerde, Kazım dayılarda ve hemen hemen bütün köyde jiruva-kuru isli et-mısır unundan yapılan pastanın yanında, Çerkez peyniriyle beraber hiç eksik olmazdı.

Bidi Mehmet ilginç bir insandı. Tarlası, tapanı olduğu halde asla çalışmazdı. Sanırım onu kimse beden işi yaparken görmemiştir. O hep iki eli belinin arkasında birleştirilmiş dolaşırdı. Mehmet Ağa nasılsın diyenlere duymamış gibi davranırdı. “Bugün iki kilo kebap yedim, bir şişe şarap içtim.“der, ”İzmir’i gördünüz mü?” veya ”Ankara’ya gittiniz mi? Diye sanki kendi kendine söylenircesine yavaşça sorardı. Eğer o an iyiyse başlardı herhangi bir anısını anlatmaya. Onu kasabada zaman zaman et lokantalarında, kebapçılarda görürdüm. Onun hakkında çeşitli rivayetler söylenirdi. İstanbul da, Eminönü Yeni Cami önünde dilencilik yaptığı, Trabzon da fal baktığı, Ankara da muska yazıp üfürükçülük yaptığı anlatılırdı. Keyfi çok iyi iken kendiside bu tür anılarından bahsederdi, ama pek az..

Bizim, tabii ki tüm kasabanın Ciciannesi, Hatko’ların gelini Zübeyde teyze onun falcılığının canlı şahidiydi. Kasabada Tatar mahallesinde oturuyordu. Komşularından biri, mahalleye çok iyi bir falcı geldi, şurada, bizde gidelim der, birlikte giderler, içeri girdiklerinde bir bakar ki falcı, köylüsü Bidi Mehmet. Cicianne zaman zaman “şaştım kaldım” diye anlatırdı.

Aklım ermeye başladığında onun bizim köyden ve Kavwa ailesinden olduğunu öğrendim, hep şaştım, kendisi rahmetli oldu gitti, ben hala aklıma geldikçe şaşarım bu adam nasıl bizim köylü diye.

Anneannem pek masal ve hikaye bilmezdi, ama bazen Kulbasta’dan bahsederdi. Onun suda yaşadığını, dev gibi büyük olduğunu, çok kıymetli bir tarağının bulunduğunu, topuklarına kadar inen saçlarını bu tarakla taradığını, tarağını ele geçirene hizmetçilik yaptığını anlatırdı.

Bu masal öylesine, önemsizce belleğimin bir yerlerinde duruyordu. Bir gün babamın yazılarını karıştırırken Kavwa ve Kulbasta sözlerinin geçtiği bir metin buldum. Hemen aanneannemin anlattığı masal, Bidi Mehmet ve Kavwa kelimeleri belleğimde birleşti. Metni aldım, tercüme ettirdim. Şaşılacak şey! Binlerce yıl öncesinin halk masalı bu günün Bidi Mehmet’ini anlatıyordu.

Buyurun, o derlemeyi sizlerde okuyun. O zaman sizlerde benim gibi, Bidi Mehmet’in bedenen çalışmayıp, sürekli seyahat etmesine hak vereceksiniz umarım.

 

 

*Not:bu mısra “Tam’a Bahar Gelmeyecek” adlı şiir kitabında tarafımdan değiştirilerek yayınlanmış olup, burada folklor araştırmacıları için orijinal şekli ile yayınlanmıştır.

(Abhazca değişi Hurdaz’dan Ajiy Dursun Süren derlemiştir)

Bu metni kaynak göstererek kullanabilirsiniz.

Yorum Yapın

Sayın okurumuz, yorum yapabilmek için üye olmanız gerekmektedir. Üye girişi yapmak için tıklayınız.

Kalan karakter (600)

Henüz yorum eklenmemiş

GAZETE

ARAMA EKLENTİSİ

Banner