10 Nisan 2014, Perşembe

Kırım ve Gözyaşı Çeşmesi

Kırım ve Gözyaşı Çeşmesi

Ah aşk çeşmesi, ah hüzün çeşmesi

Dinledim senin taş dudaklarından uzun hikâyeleri

Aleksandr Puşkin

Kırım halkının yaşadığı bu kaçıncı hüzün?

 

Kırım Tatarlarının Çariçe II. Katerina’nın Kırım’ı işgal ettiği 1783’e kadar % 90’ı Tatar olan bağımsız bir devletleri vardı. 1921’de ise Kırım'daki yerel Rus yöneticilerin muhalefetine rağmen, Lenin’in desteğiyle Kırım'da, Tatarların da devletin ortağı olduğu özerk bir cumhuriyet vardı.

1944 yılına gelindiğinde Hitler ve Stalin orduları arasında kalan Kırım Tatarları Sibirya’ya ve Orta Asya içlerine sürgün edildiler.

Sibirya, bölge halklarının anılarında halen tazedir. Annemin anlamını derinlemesine bilmeden bana ve kardeşlerime kızdığı zaman söylediği “sıbrım goj” (cehenneme git) gibi algılasak da çok sonra öğrendim ki cehennemle özdeşleştirilen “sıbr” Sibirya imiş.

Buzdan cehennem Sibirya; Abhazların, Çeçenlerin, Kırım Tatarlarının, Çerkeslerin ortak acısıdır. Kafkasya, uykularımızda dahi halen bizlere “geri dönün” diye bağırmaktadır.

Kafkasya, Kafkasya’da yaşayan tüm halklar için ana kucağından koparılıp atılan yetim çocukların, bazen sessiz ve yorgun, bazen bağıra çağıra ve fakat ısrarla döndükleri anavatanları olmuştur. Dönüş yolu, otobüs durağı ile Rus Konsolosluğu kadar uzun olanları, “Rusya Biz geldik” diyenleri saymıyorum.

Kırım Tatarlarının dönüş yolu 1987 yılında açılmaya başladı. 1990 yılına gelindiğinde 55.00 Kırım Tatarı, kaçak yollarla, küçük gruplar halinde ve büyük zorluklarla Kırım’a geri dönmeyi başarmışlardı. İnatçıydılar.

Terk etmek zorunda bırakıldıkları evlerine, topraklarına yerleştirilmediler. Ukrayna yönetimi Kırım Tatarlarının durumunun düzeltilmesi yönünde özel gayretlerde bulunmaz iken, sağduyulu Ukrayna vatandaşlardan destek gördüler. Çadırlar kurdular, yollarda ekmek yapıp onları satarak yaşamaya çalıştılar. Zorlandılar ancak vatanlarını terk etmediler.

Yol kenarlarında yaptıkları çadırlar yıktırıldığında, toprakta çukur kazıp içinde yaşadılar.

Onları Kırım’dan atmaya çalışanlara: “Bizi bu çukura gömün” dediler.

Direndiler.

Var olma mücadelelerini, vatan sevgilerini ve dönüş konusundaki kararlılıklarını çoğu Çerkes takdirle izledi.

Kırım’ın gözyaşları hiç dinmeyen “Bahçesaray Çeşmesi” gibi halen acıları dinmiş değildir.

Bir halk düşünün ki, sürgünlere rağmen anavatanına geri dönmüş, yok olmaya sırtlarında çocukları ile dönüş yollarında direnmiş, kendi evinde oturamamış, kendi tarlasını ekememiş ancak anavatanında asla vazgeçmemiş.

Bugün ise Kırım halkının kaderini yine Kırım Tatarları dışındaki Ruslar, Ukraynalılar belirlemekte. Nereye bağlı olacağı, yaşama haklarının ne kadar olacağı, dillerinin kültürlerinin hangi ölçüde yaşayacağı, çoğu zaman azınlıkları buldozer gibi ezerek canavara dönüşen “çoğunluk” tarafından belirleniyor.

Kafkasya, birbirine benzer dramları ve benzer nüfus yapıları olan bir coğrafyadır. Çoğunluğun isteği, azınlığın hakları ile sınırlıdır. Çoğunluğu, azınlığı yok etmenin bir aracı, referandum ve demokrasiyi ise silah olarak kullanmak, demokratik bir tavır değildir.

Rusya Federasyonu sınırlarını büyütürken, kendi anavatanında azınlık durumunda olan onlarca halkın arasına bir yenisini daha eklemiştir. Emin olunuz Kırım parlamentosuna, kütüphanesine, müzesine “ilelebet Rusya ile beraber” sloganını yazacaklardır.

Rusya, buzdan saraylar yapmaya devam ettiği müddetçe, en küçük iklim değişikliğinde ortada sarayı bırakınız, ev dahi kalmayacaktır.

Bu metni kaynak göstererek kullanabilirsiniz.

Yorum Yapın

Sayın okurumuz, yorum yapabilmek için üye olmanız gerekmektedir. Üye girişi yapmak için tıklayınız.

Kalan karakter (600)

Henüz yorum eklenmemiş

GAZETE

ARAMA EKLENTİSİ

Banner