Laz Müziği: Bireysel bir keşif - II

1995 sonrası Laz müziği ile ilgili sorularımızın fazlası ile cevap bulduğu, Laz müziği açısından müthiş bir hazinenin üzerinde oturduğumuzu hep birlikte öğrendiğimiz yıllar oldu. Kısa süren bir müzikal deneyim tatmin edici sonuçlar ortaya koyamasa da ihtiyacın daha görünür olmasını sağlamış ve bir sonraki aşamayı işaret etmişti.

Tarihe tanıklık etme bağlamında, bu alandaki bireysel serüvenimi birinci elden anlatmayı bir görev biliyorum. Zira, yeni kuşaklar nereden nereye geldiğimizi öğrenme hakkına sahipler.

Gene yanılmıyorsam, 1994 yazında Pazar’da kendi ifadeleri ile “devrimcilerin” organize ettiği bir şenlik yapıldı. Memleketim olması itibari ile ben de bu şenliğin bazı kısımlarına tanıklık etme fırsatı buldum.

Zuğaşi Berepe, bu şenlik sırasında henüz Zuğaşi Berepe adını almamıştı. Daha doğru bir ifade ile grup henüz kalıcı bir isme sahip değildi ve bir grup elemanı gruba “şk’u” adını takmıştı ve ilk kez Pazar’daki şenlikte sahne alacaklardı. Bu sahne alış hepimiz için çok heyecan vericiydi. Zira bir Laz grubu Lazcanın konuşulduğu bir yerde, büyük bir kitlenin karşısına çıkacak ve Lazca şarkılar söyleyecekti. Konser gerçekleşti ancak ilginç ve komik bir gerekçeden dolayı (belki bir gün bunu da anlatırım ve böylece en azından bir kısım Türkiye devrimcisinin sefaletini böylece dile getirmiş olurum) konseri izleyemedim. İzleyenler başarılı bir konser olduğunu söylediler. Tek talihsizlik, konser sırasında Kazım Koyuncu’nun gitarının telinin kopması olmuştu. Akabinde, grup elemanları deniz kıyısına gidip fotoğraf çektirdiler. O zamanlar fotoğrafçı tutmak pahalı bir işti. Fotoğraf makinesi de bulmak kolay değildi. Bu yüzden bir akrabam Zenit marka bir makine ile fotoğrafları çekti.

Bir Laz kasabasının sahilinde fotoğraf çektiren müzisyen Laz gençleri grubun nihai ismini de burada bulmuş ve karar vermiş oldular; Zuğaşi Berepe yani Denizin Çocukları.

Zuğaşi Berepe’yi burada bir kenara bırakıp yolumuza devam edelim…

Devrimcilerin şenliğine katılan bir başka Laz daha vardı. Ama o sıralar bağlama ile türkü söylüyordu ve kim olduğunu da bilmiyordum. Ufak bir araştırmadan sonra bu kişinin Birol Topaloğlu adında Pazar’ın Apso köyünden bir Laz olduğunu öğrendim. Çelişki yaratan durum ise bağlama ile Türkçe şarkılar söylemesiydi.

Detayını hatırlamıyorum ancak bir şekilde kendisi ile randevu ayarladım ve bir çay bahçesinde buluştuk. Benim derdim, Laz halk müziği şarkıları söyleyecek bir müzisyenin ortaya çıkması ve işi sahiplenmesiydi. Görüşme talebinde bulunma sebebim de buydu. Laf aramızda, halen otantik Laz müziği yapacak birilerini aramaya devam ediyorum.

Neyse, kendisine Lazca bilip bilmediğini sordum. Lazca biliyordu.

Neden Lazca şarkı söylemediğini sordum. Konuyla ilgiliydi ancak herkes gibi oda haklı olarak bu konuda pek fazla bir şey bilmiyordu.

Son olarak, otantik Lazca şarkı söylemeyi düşünür müsün diye sordum. Cevap olumluydu ancak ortada bir kaset yapacak kadar Lazca şarkı var mıydı, bilmiyorduk. Ama, Laz müziğinin ötesinde Lazcanın sahipsizliği ve yitip gitmesi konusunda aynı duyguları paylaşıyorduk.

Kendisine, bu konuda destekleyebileceğimi, ilgili kişilerle, müzisyenlerle tanıştırabileceğimi söyledim ama bunun için de İstanbul’da bulunması gerekiyordu. Nihayet yaklaşık bir sene sonra İstanbul’a geldi. Kendisini müzikle ilgilenen isimlerle ve OGNİ dergisini çıkaran çevre ile tanıştırdım. Herkes, Laz müziği yapacak bir ismin varlığını memnuniyetle karşıladı. Bilgi ve belgelerini B. Topaloğlu ile paylaştılar. OGNİ bürosunda Ali İhsan Aksamaz’ın muhtemelen Gürcistan’da hazırlanmış, içinde pek çok notalanmış sayfanın olduğu bir defteri kendisine verdiğini çok iyi hatırlıyorum.

Bir sene sonra B. Topaloğlu ile Arhavi’ye gittik ve Yaşar Turna’nın oğlu Aziz Turna ile tanıştırdım. Aziz Turna, bizi bir akşam misafir etti. Babasının Lazca şarkılarını dinletti ve sonradan Laz kemençesi diye adlandırdığımız babası Yaşar Turna’nın kemençesini iade etmesi koşulu ile kendisine verdi. Nihayet ufuk görünmeye başlamıştı.

İstanbul’da, Ahmet Kırım ve Aydın Lotos gibi abilerimizle (gene yanılmıyorsam) Cumhuriyet Meyhanesi’nde biraraya gelmiştik. Konu Lazlıkla ilgili her şeydi. Sohbet sırasında Aydın Lotos cebinden bir kaset çıkardı ve masaya koydu. Burada Lazca şarkılar vardı. Ertesi gün kasedi teybe taktığımızda bir kadın korosunun muhteşem bir Laz halk şarkısı söylediğini işittik. Yalnız, nerede, hangi ortamda ve kimler tarafından okunduğu konusunda bir bilgi yoktu. Şarkı gerçekten heyecan vericiydi. Şarkıda geçmişten süzülüp gelen bir derinlik vardı. Son derece etkileyiciydi ve gerçekten de piyasa çıktığı zaman büyük bir etki yarattı. Pek çoklarının tahmin edebileceği gibi bu “Heyamo” şarkısıydı. Heyamo şarkısı, o zaman da, şimdi de Laz müziğinin ruhunu temsil eden biricik şarkıdır.

Bu arada şarkının kaynağı konusunda uzun süre farklı yorumlar ortaya atıldı. Arhavili Aydın Lotoskasedin, Gürcistan’dan geldiğini söylemişti. Bu bilgiden yola çıkarak bazıları bunun bir kilisede okunmuş Lazca bir ilahi olabileceğini dile getirdiyse de gerçek bir süre sonra ortaya çıktı. Bu şarkı, Gürcistan tarafında kalan Sarp köyünde, kadınlar tarafından okunmuştu. Birkaç yıl sonra heyamoyu okuyan, kaydeden ve saklayan kişilerle tanışma fırsatımız oldu.

Artık pek çok insan Laz müziğinin ne olduğu ve kaynaklarını daha iyi düşünmeye, fikirler üretmeye başlamıştı. Örneğin, sohbetler sırasında Lazlar arasında “selimi ok’oretsxu” olarak bilinen, 1970’lere kadar son derece yaygın olarak bilinen bir şarkı daha ortaya çıkarıldı. Gerçi “selimi ok’oretsxu” bir şarkıdan çok düğün sırasında yerine getirilen bir ritüele eşlik eden bir dizi sözden ibaretti ama belli bir ezgisi vardı. Gene bu süreçte yakın dostum Esat Sarı “EcviEmpulaEcvi” adını taşıyan ağıt denebilecek bir şarkıyı bizzat kendisi okudu ve bu da albüme girmiş oldu.

İşin özü, bir değil belki on kaset yapacak kadar anonim Laz müziği eserleri hep vardı ancak bunlar hiçbir zaman araştırılmamıştı. Kolay ulaşılabilenler Karadeniz müziği yapan çoğu devlet sanatçısı olan kişiler tarafından Türkçeye çevrilmişti. Çoğu zaman bu çevirme işlemini yapanlar Laz kökenli müzisyenler olmuştu. Bu kişiler Türkçeleştirdikleri Laz ezgilerini kendi besteleri olarak takdim etmişlerdi ve eserlerin anonim olduğunu gizlemişlerdi. Burada bir dipnot olarak ekliyorum; 2000’li yıllardan sonra da bizzat Lazca şarkı söyleyen müzisyenler bazı Lazca şarkıları aynı şekilde Türkçeleştirip kasetlerine koymuşlardır.

Öte yandan, Lazca şarkı söyleyen Ahmet Güngör, Yaşar Turna gibi sanatçılar “yerel sanatçı” kategorisinde lanse edildikleri, ulusal müzik ağının bir parçası olamadıkları yani modernizmi temsil etmediklerini için kendi kasabaları hariç yeterince bilinmiyorlardı. Bu yüzden şimdilerde Laz müziği kavramının içini dolduran, olmazsa olmaz Lazca şarkılar ya bilinmiyor ya da bilenler tarafından değer atfedilmiyordu.

1995’e kadar Türkiye’de adı üstünde “Laz Müziği” yapma iddiasına sahip kimseler ortaya çıkmamıştı. Şüphesiz, dönemin Türkiyesi’nde bu mümkün değildi ama buna rağmen 1970’lerin başında Pazarlı (Atinalı) Turgut Yamakoğlu adında bir Laz, “Avla-skani Cuneli” adlı bugün de çok sevilen Lazca parçayı seslendirmişti.

Turgut Yamakoğlu ile aynı dönemde müzik piyasasına giren Erkan Ocaklı’nın da arada albümlerine Lazca şarkılar koyduğu ve hatta Rumca bir şarkı okuduğu bile olmuştu. Keza, adını andığımız sanatçıların öncesinde de Arhavili Yaşar Turna vardı. Yaşar Turna Arhavi dışında çok fazla bilinmiyordu ancak okuduğu şarkıların çoğu Lazcaydı (Ağustozi Mulun Atmacaş Ora, Muperi Boi Giğun gibi). Trabzon Radyosu sanatçılarından Pazarlı Ahmet Güngör de Lazca şarkıları söylemişti (Luşi Birapa) ki bu şarkı hala Laz müziğinin köşe taşlarından biridir.

Gürcistan ile Türkiye sınırı tam ortasından geçtiği için ikiye bölünen, bu yüzden de bir Laz köyünün yarısı olan Gürcistan’ın Sarp köyünü ayrıca incelemek ve yazmak gerekir. Zira,Sarp köyü olmasa, 1970’lerden itibaren Lazca şarkılar itinai ile derlenip, düzenlenmese ve kayıtları tutulmasa idi Laz müziği çok şey yitirmiş olurdu.

Laz müziği deyip de Helimişi Xasani’ye ayrı bir sayfa açmamak mümkün değildir. Helimişi, gelmiş geçmiş ön önemli kaynak kişidir. Tek başına bir konservatuar gibi çalışmıştır. Bugün albümlere girmiş Lazca şarkıların en az dörtte biri Helimişi Xasani’ye aittir.

Ve, elbette Laz köyleri, daha derine inersek yaylacılık geleneğini hala sürdüren Laz köylerini ayrıca ele almak lazım gelir.

Bütün bunlar Laz müziğinin kaynakları. Bu kaynakların ortaya çıkarılmasında şüphesiz pek çok kimsenin emeği, çabası vardır.

Bir sonraki yazıda…

 

 

 

 

Bu metni kaynak göstererek kullanabilirsiniz.

Yorum Yapın

Sayın okurumuz, yorum yapabilmek için üye olmanız gerekmektedir. Üye girişi yapmak için tıklayınız.

Kalan karakter (600)

Henüz yorum eklenmemiş

GAZETE

ARAMA EKLENTİSİ

Banner

KÖŞE YAZILARI