14 Mart 2016, Pazartesi

Laz Müziği: Bireysel Bir Keşif – III

Türkiye’de Laz müziğinin ete kemiğe büründüğü süreci anlatmaya çalıştığım yazının üçüncü ve son bölümünde durağımız Sarpi köyü. Sarpi, Türkiye ve Gürcistan devletleri arasında ortadan bölünmüş bir köy. Bizim durağımız Gürcistan tarafındaki Sarpi.

Laz müziği üzerine çalışmaların derinleştiği süreçte Gürcistan tarafında yaşayan Lazlar bizim için tam anlamıyla bir bilinmezdi. Orada ne kadar Laz’ın yaşadığı, yaşamları ve kültürel birikimleri konusunda hemen hiçbir şey bilmiyorduk.

1988 yılında Sarpi’ye gitme fikri ortaya çıkınca açıkçası bir miktar endişe duydum. Zira, zihinlerimiz soğuk savaş dönemi hikayeleri ile doluydu ve ne ile karşılaşabileceğimiz meçhuldü.

Sıcak bir yaz günü Noğeduri (Kemal Paşa) Mehmet Ali Veziroğlu ve Birol Topaloğlu ile Sarpi’ye doğru yola çıktık. Mehmet Ali Veziroğlu, Tiflis’te üniversiteye devam etmişti ve Sarp’ta akrabaları vardı. Rus askerlerinin nöbet tuttuğu Sarp sınır kapısından akşama yakın bir saatte geçtik. Mehmet Ali bizi doğruca Cemal Vanilişi’nin evine götürdü. Cemal Vanilişi ile 15 yıldan uzun süren dostluğumuzun ilk adımını orada atmış oldum. Cemal Vanilişi, “Lazlar’ın Tarihi” kitabının yazarı Muhammet Vanilişi’nin oğluydu. İyi eğitimli, insan ilişkileri sıcak, entellktuel ve misafirperver biriydi. O akşam Otari Bekirşi ve şu an hatırlamadığım başkaları da Cemal Vanilişi’nin evine geldiler.

Hayatımda beni en çok etkileyen, en çok öğrendiğim, en çok mutlu olduğum bir misafirlik olduğunu itiraf etmeliyim. Cemal Amca’nın evinde kaldığımız bir gün ve iki akşam boyunca votka ve şarap hiç eksik olmadı. O güzel insanlar dönemin bütün yokluklarına rağmen bizleri en iyi şekilde ağırladılar ve kültürel, dilsel, müzikal birikimlerini önümüze serdiler. Yaşadıklarım gerçek anlamda bir şaşkınlık ve sarhoşluk haliydi. Hem votka hem de gördüklerim, duyduklarım, öğrendiklerim fazlası ile sarhoş ediciydi. Öte yandan ilk kez Lazcanın Hopa şivesini anlamam ve anlaşılır şekilde Lazca konuşmam gerekiyordu. O kısacık iki günde Lazca bilmediğimi fark ettim ve Lazcayı yeniden öğrendim.

İşte o gece 1970’lerin sonunda Kolkhoba Laz Bayramı’nda kaydedilmiş ve kadınların koro halinde okuduğu Heyamo şarkısının asıl kaynağını öğrenmiş olduk. Heyamo bir kilisede değil Sarpi’de müzisyenler tarafından düzenlenmiş ve Laz kadınları tarafından okunmuş, videoya kaydedilmiş ve o günlere kadar muhafaza edilmişti.

Elbette eldeki müzikal birikim bu kadarla sınırlı değildi. Daha sonra Birol Topaloğlu ve Kazım Koyuncu’nun albümlerinde yer alacak Lazca şarkıların yarısından fazlası Sarpi’de bulunuyordu.

Sarpi köyünde yaşayan Lazlar, 1930’larda Sovyetler Birliği-Türkiye sınırının tamamen kapanması ile bütünüyle Laz coğrafyasından kopmuş oldular. O kadar ki, İletişim kurmak bir yana Türkiye tarafına el sallamak, göz ucuyla bakmak bile yasaktı. Tam anlamıyla bir tecrit yaşanıyordu ama öte taraftan sistem, Lazca konuşan bu köye özel bir ilgi de göstermiş, adı konmamış bir kültürel özerklik tanımıştı. Sanırım 1970 yılından sonra genç bir neslin ortaya çıkış ile birlikte Laz dili, kültürü, edebiyatı ve diğer alanlarda büyük gelişmeler yaşandı. 1970’lerin ortalarında Kolkhoba adıyla bir Laz bayramı her yıl ağustos ayının 19’unda kutlanmaya başlanmıştı. Bu vesile ile Lazca tiyatro oyunları yazılmış ve sahnelenmişti.

Buradaki insanların eğitim düzeyi çok yüksekti. Çok sayıda üniversite mezununun olduğu köyde, akademisyenler, müzisyenler, dilbilimciler, tiyatrocular ve yazarlar yetişmişti. Bildikleri Lazca şarkıları zamana uygun olarak düzenlemiş, müzik grupları kurmuş ve kayıt altına almışlardı. Elbette bu durum sadece şarkılardan ibaret değildi. Halk şiiri, masallar ve dile dair ne varsa derlenmiş, akademik düzeyde çalışılmıştı. Köydeki birçok evde piyano vardı. Bazı çocuklar piyano çalabiliyordu. Türkiye radyolarından duydukları bazı Türkçe şarkılar da Lazcaya çevrilmişti.

Öte yandan, 1970’li yıllarda Tiflis’te üniversite okuyan Laz gençleri Helimişi Xasani ile tanışmış, ondan pek çok şey öğrenmiş ve hemen hepsi yeni bir birikime ve ruha Helimişi ile birlikte sahip olmuştu. Helimişi’nin ölümünden sonraki uzun yıllar boyunca Şair’in bütün eserlerini bu ruh ve bilinçle köylerinde muhafaza etmişlerdi.

O ziyaretimizde değil ama bir hafta sonra tek başıma yaptığım ikinci ziyarette Helimişi’nin onlarca eserlerine ulaşma şansım oldu. Onları Türkiye’ye getirdim ve Kazım Koyuncu ile Birol Topaloğlu’na verdim.

Laz şair Helimişi Xasani ise tek başına bir konservatuvar gibiydi. Lazca şiirler yazıyordu. Lazları anlatan tablolar yapıyordu. Türkiye Lazistanı’nda bulunduğu süre içinde öğrendiği Lazca parçaları düzenlemiş ve makara bantlara kaydetmişti. Ayrıca kendisine ait Lazca besteleri vardı ve bütün bunlar gençler için yeni bir keşif, anlamlı bir tazelenmeydi.

1970 ile Sovyetler Birliği’nin yıkıldığı 1991 yılına kadarki sürede yaratılmış Lazca müzikal birikime Cemal Vanilişi’nin evinde misafir olduğumuz iki günde ulaşmış oluyorduk. Bu, etkileyici bir keşif, bir kültür vahasının içine düşmek ya da belki bir rüya alemine girmek gibi bir şeydi. Laz müziğinin ihtiyaç duyduğu bilgi, birikim ve perspektif burada mevcuttu. O misafirlik, Türkiye’deki Laz müziğinin kendini bulmasına, moda deyimle çağ atlamasına vesile oldu.

Cemal Vanilişi ve Otar Bekirişi bütün süreci, neler yapıldığını, olan biteni tek tek anlattılar. Bir taraftan da bizim tarafı sordular, merak gidermeye, bilgi almaya çalıştılar.

Eğer bugün Laz Müziği’nden bahsedebiliyorsak, büyük kardeşle kucaklaşacakları günleri özlemle ve sabırla beklemiş olan, her şeyi o günler için muhafaza eden Sarpi köyündeki gençlerin sayesindedir. Türkiye’de Laz müziğinden bahsediliyorsa bu onur Sarpi’deki Lazlar’ındır. Ama elbette ki bu şarkıları albümlerinde okuyan insanlar, Kazım Koyuncu -Birol Topaloğlu, Erdal Bayrakoğlu gibi- büyük bir teşekkürü ve alkışı fazlası ile hak etmişlerdir.

Bugün Türkiye’de okunmuş Lazca şarkıların, Heyamo, E Asiye, Karkalaki gibi en beğenilenleri, en çok dinlenilenleri Sarpi’de muhafaza edilen, bestelenen şarkılarla, Helimişi Xasani’ye ait olan beste ve derlemelerden oluşan birikimdir. Bu konuda bir istatistik de yapmak mümkündür.

Burada bir dip not düşmekte fayda var. Laz müziği üzerine merak, araştırma, keşfetme ve öğrenme süreci 1993’te başlamış, en yoğun dönemi 1996 ile 2002 yılları arasındaki dönem olmuştur. 2002 sonrası, araştırma, öğrenme süreci büyük oranda son bulmuş, yerini eskinin tüketimine ve bireysel varoluşa bırakmıştır. Özellikle Kazım Koyuncu’nun ölümünden sonra bütünüyle Lazca şarkılardan oluşan az sayıda albümü yapılmıştır. 2005 yılından itibaren Laz müzisyenler arasında piyasa kaygıları fazlası ile öne çıkmış, hitap edilen dinleyici kitlesi Karadeniz’in geneline kayarak Lazca şarkılar oldukça arka plana itilmiştir. Süreç, sadece birer tane Lazca, Gürcüce ve Hemşince şarkıya yer verildiği, Karadeniz müziği ekseninde yaygın bilinen şarkıların tekrarlandığı yeni bir döneme evrilmiştir.

Denebilir ki, Laz müziğinin yeni bir ruha, yeni bir atılıma ihtiyacı vardır ve umulur ki bu süreçten yeni bir umut doğacaktır.

 

Bu metni kaynak göstererek kullanabilirsiniz.

Yorum Yapın

Sayın okurumuz, yorum yapabilmek için üye olmanız gerekmektedir. Üye girişi yapmak için tıklayınız.

Kalan karakter (600)

Henüz yorum eklenmemiş

GAZETE

ARAMA EKLENTİSİ

Banner