Image

Yalçın Karadaş (K'eref)
Ezberbozan
jineps@jinepsgazetesi.com
Tüm Yazıları

01 Aralık 2010, Çarşamba

Neden Birlik?

Herhangi bir geniş kapsamlı Türkçe sözlük açtığınızda, “birlik” için aşağıdakilere benzer tanımlamalar görürsünüz:
1-Tek olma hali, 2-Birleşmiş olma hali, 3-Aynılık, 4-Parçalanacak olursa ana vasfını kaybedecek şey, bütün, 5-Bir topluluğun yararlarını korumak için kurulmuş dernek…
Birlik olmak: Bir iş yapmak için bir araya gelmek; anlaşmak.
Kafkasyalılar için ise çok daha geniş ve önemli bir kavramdır “Birlik”. Çünkü binlerce yıllık köklü bir kültür ile bu kültürün sahipleri, bu kavramın önemini anlayamayan önderlerin basiretsizliği, bilinç kısıtlılığı nedeniyle yok oluşla yüz yüze getirilmiştir.
“Birlik” her şeyden önce barıştır; sonra güçtür. Birlik “öteki” yaratmaz. Birlik arsız güçlüye karşı küçük güçleri devleştirir. Haksızlık ve adaletsizliğe karşı koyar.
“Parçalanma” yok olmanın ilk evresidir. Bölüne parçalana, emperyalizmin derdi olmaktan çıkar halklar.
Her şey birlikte daha kolay ve güzel olur, Adığe şair Jane Kırmız’ın dediği gibi:
(..) Yeni bir ev yapıyorsan eğer
Tüm köy geliverir yardımına
Kaldıramazsın tomruğu tek başına
Kuştüyü oluverir elbirliği ile
Yükselir ev neşeyle nehrin üzerinde
Xabze böyle söyler Adığelerde(..)
Kafkasya’da Birlik
Çözümsüzlükler için formüllenmiş Kafkasya’da birlik yerine, “özüne dönme” olarak lanse edilmeye çalışılan mikro milliyetçi tıkanma, sadece emperyal Rusya devletinin bir oyunu olarak sahnede yerini sağlamlaştırma çabası içindedir. Tersi oluşumları engellemek amacıyla en son Beslan katliamında olduğu gibi, provokasyonlar için eli hep güçlü olagelmiştir. Kardeş halkları birbirine yabancılaştırmakta o kadar ileri gitmişlerdir ki, aynı Adığe halkının boylarını bile birbirine düşürebilecek, onları yabancılaştıracak senaryolar sürekli gündemde tutulmaktadır.
Tarih boyunca klasik sol siyasette birlik, sağ siyasette ise milliyetçilik ön planda olmuştur. Bunun istisnası Kafkasyalılardır.
Kafkas halklarının aydınları arasında ise, nasıl oluyorsa birlik “sağ”; milliyetçilik (hem de mikro olanı) ise kendini “sol” zannedenler arasında tutunmaktadır. Hem de ısrarla, inatla…
Bunun çok anlamsız gerekçesi olarak da 1918 Kuzey Kafkas Cumhuriyeti deneyimi öne sürülür. Bilimin önüne duygu geçtiğinde bu tür yanılgıların ortaya çıkması doğaldır.
Özellikle Kafkas diyasporasında sağcılar birlik, kendini solcu sananlar ise ayrışma ve parçalanmayı temsil eden mikro milliyetçi yönelimler içindedir.
Bu yanlıştan bir an önce dönülmelidir.
Kabileci, neredeyse aileci anlayışları yücelterek toplumun sorunlarına merhem olmak komik ötesi, acınacak bir hal almaktadır. Bilimi tersyüz etmek sol ve demokrat bir siyaset olarak lanse edilmemelidir. Bu düpedüz gericiliktir. Tüm birlik savunucularının bu siyasetteki aydınlarca gerici olarak nitelenmesi ise ironik bir durum arz etmektedir.
Diyasporada ve anavatanın bazı kesimlerinde Osetçi, Abhazcı, Türkçü, Çeçenci ve özellikle Adıgeyci mikro milliyetçiler, bu halkların diğer Kafkas halklarıyla pek çok ortak noktası olmasına karşın, küçük ayrılıkları, onları “ötekileştirmek” adına sürekli ön plana almaktadırlar. Tüm halkların birbirinden farklı birtakım etnik, tarihi ve sosyo-kültürel özellikleri olması kadar doğal ne olabilir?
Özellikle 1864 yenilgisi, soykırım uygulamaları ve sürgünü ile “kader birliği” de yapmış Kafkas halklarını, tüm tersi gerekçelerine rağmen farklılaştırmak ve birbirinden kopartmak için bunca çabanın kimlere hizmet ettiğini artık hepimiz biliyoruz.
O zamandan beri Osetler kendilerini Alanlar’ın devamı ve Hint-Avrupalı dil konuşan İran kökenli bir halk olarak gösterme gayreti sürdürürler. Karaçay-Balkarlar da ilginçtir ki kendilerini Alan ama bu kez Türk halkı olarak gösterme gayreti içinde diğer halkları dışlamaktadırlar. Osetlerin tezlerinin fikir babası kendine kök arayan, tarihsel süreç içinde sömürgeci konuma gelmiş batı iken, Karaçay-Balkarların fikir babaları da ırkçı Türkçülerdir.
Çeçen ve Dağıstan halkları İslamiyet anlamında batı Kafkasya halklarından daha dinci ve radikal eğilimlerle kendilerini “farklı” görmekteler.
Batıdaki Adığe, Abhaz ve Ubıhlar da var olma ile yok olma noktalarında son yıllarda iyice ortaya çıkan bir “doğudan ayrılma” tezi geliştirmekteler. Ancak bu kadarla kalmayıp, üç ayrı halk ve ötesinde, aslında aynı olanlar da kendi içlerinde farklı kabilecikler olarak “öteki” olma yarışına katılmaktadırlar.
Tüm bu halklar arasında “fark gözetmeyen” Rus emperyalizmi ise bu parçalanmışlıktan yararlanan tek güçtür.
Aslında ne kadar derine girer ve bu halkları araştırırsanız görüyorsunuz ki, bunların artık ayrılmaları mümkün değildir. Binlerce yıldır o kadar iç içe geçmişleridir ki, farklılıkları ortaya koymak aslında epey marifet gerektirecek bir iştir. Bu gerçeği görebilmek için, düşünen kafaların kabilelerden biraz uzaklaşarak, geniş bir araştırma ve analiz içinde olmaları yeterli olacaktır.
Bilimin bu insanları ırkçı anlamda ayırmaları da söz konusu olamaz. Bir Adığe nasıl bir Abaza ve Ubıh’tan ayrılamazsa, aynı şekilde bir Karaçay da bir Adığe’den ve Bir Oset de Adığe ve Çeçen’den, Çeçenler de Dağıstan halklarından ayrılamaz.
Bugün “Kafkas kültürü” denen şey, binlerce yılda tüm bu halklar ve Gürcistan halklarının vücuda getirdikleri bir hazinedir. Bu halklardan herhangi birini çıkartarak bu kültürü ayakta tutmak olanaksızdır.
Gürcistan halkları dahil tüm Kafkas halkları, nereden ne zaman gelmiş olurlarsa olsunlar, hangi dili konuşurlarsa konuşsunlar, dinleri ne olursa olsun, aynı gökyüzünün altında ve aynı coğrafyada “birlikte” yaşamak dışında var olabilme şansları artık bulunmayan halklardır. Biri olmadan diğeri, birine rağmen ötekisi, barış, adalet ve refah içinde yaşayabilme şansına sahip değillerdir.
Nart destanları ve “warada” ile süren ezgileri, her halkta ortak olan aile adları, damgaları ile zaten onlar akraba, hatta bir ailedirler. Akrabalar birlikte mi yoksa ayrılıkta mı daha özgür ve barış içinde yaşarlar diye sormak bile abesle iştigal olmalı.
Sonuç
Kafkasya, uzaktan bakıldığında, yakında olunduğundan çok daha fazla birlik olarak görünen bir coğrafya. Çünkü Rusya devleti, belli bir sistem içinde bu özgür halkları, ancak “farklılaştırarak köleleştirebileceği”ni iyi biliyordu. Rusya “farklılıkları abart ve öne çıkart, ortaklıkları sözde bilimsel tezlerle yok et; halklar arasında sorunlar üret ve gerektiğinde kullan” politikası ile Kafkas halklarını bu günlere kadar köle olarak kullanmayı başardı.
Daha fazla kimliklerimizin örselenmesine ve aşağılanmaya tahammül edemiyorsak, çözümün “farklılıklara saygı” ile “birlik” olmaktan geçtiğini bilmek durumundayız. İst. Eylül-Ekim 2007

Bu metni kaynak göstererek kullanabilirsiniz.

Yorum Yapın

Sayın okurumuz, yorum yapabilmek için üye olmanız gerekmektedir. Üye girişi yapmak için tıklayınız.

Kalan karakter (600)

Henüz yorum eklenmemiş

GAZETE

ARAMA EKLENTİSİ

Banner