Image

Mansur Balcı (Bağatır)

info@jinepsgazetesi.com

01 Mart 2016, Salı

Tezgel Arif Efendi

İki aydır İzmir'deyim. Günlerin benzeri ve tekrarı olan sıradan akşam kahvesi sonrası, adet olduğu üzre internette, yaygın söylemiyle net'te gezinirken, Facebook sayfamda hemen gözüme çarpan mesaj, '' Yarın yazı için son gün! ''. Serap'ın Facebook sayfamda ''son hatırlatma-uyarı '' mesajı bu. Mesajı okuduğumda, uzun zamandır görmediğim dostum Murat Uyurkulak'ın son romanı MERHUME'yi bitirmiş, Ionıa Cafe'de Facebooktaki paylaşımlarda geziniyordum. Uyurkulak'ın romanlarını okuyanlar bilir; ya bitiremezler, ya da bağımlısı olurlar. Bu nedenle özgün bir kült okuyucusu oluşmuş denilebilir gibi. Bir o kadar da sevmeyeni tabi ki.. Orhan Pamuk gibi, İhsan Oktay Anar gibi. Tol ve Har'dan sonra metin kurma ustalığını bir kaç tık aşmış görünüyor.

Yine uzun zamandır görmediğim dostlarımdan Yüksel Aksu'nun son filmi, İftarlık Gazoz'u dün izlemiş, artık ''Yüksel Aksu Sineması’ndan '' söz edilebilir demek isterdim ama benden önce Zafer Fehmi Yörük söylemiş, BBC Türk'te yazmış bile... Murat için de benzer duygular içindeyim doğrusu.

Serap'ın son uyarı mesajını gördüğüm Facebook paylaşımlarına bakarken gördüm, muhtarları sık sık ''Kaçak Saray'a'' çağırıp,paralize ederek mahallesine yollayan RTE’nin dünkü muhtarlar toplantısındaki konuşmasından şu alıntı paylaşılmış. ''İki pilot yüzünden Rusya Türkiye gibi bir dostunu kaybetti!” Çok düşündürücü bir ruh hali değil mi sizce de? Bana çok düşündürücü gelmiş olmasının nedeni zamanımın çoğunu yurt dışında geçirmem galiba ve bu nedenle kanıksamıyor olabilir miyim acaba? Yine Facebook paylaşımlarından birinde Rus Dışişleri Resmi Temsilcisi Maiya Zaharova, RTE'ye şu cevabı vermiş. '' RTE’nin söylediklerinde kelimelerin yerleri karışmış. Doğrusu; Rusya, Türkiye yüzünden iki pilotunu kaybetti olmalıydı'' demiş... Bu iki yaklaşım üzerinde az ya da çok düşünüldüğünde tahmin edilenden derin sonuçlara varmak mümkün gibi. Yüzeyde, ''delidir; ne dese yeridir'' denilebilir. Ya derin bakarsak? Kaygım, iki devlet arasındaki gerilim arttıran karşılıklı söylemlerin topluma olan etkilerinden değil. Başbakan Davutoğlu'nun sık sık Rusya’yı kışkırıtıcı söylemlerine kızıyordum. Olan buradan dönmüş orada yaşayan insanlara oluyor diye. Neyse ki sonra öğrendim ki, Rus yöneticiler, Davutoğlu'nu ciddiye almıyormuş, rahatladım. Onların, ''sahibinin sesine '' bakıp tavır aldıklarını görmüş-öğrenmiş oldum.

İki pilotun ölümünü sıradan sayan, önemsiz bir vak'a anlayışı; benzer olaylarda ''vurun gitsin, ilişkilerimize zarar verecek kadar önemli değil '' Öldürün!” derken bunu bir iş olarak algılayan ruh halini, akıl hastahanelerinde görmek mümkün olsa da, normal yaşamda olmayabilir diye düşünmek yanıltırmış. Hatta bu kişilerden biri-birileri devletin tepesine çöreklenebilirmiş bile... Bu zihniyetin toplumun tepesinden en aşağıya kadar, -birkaçı dışında- tüm basın organları ve -yerellerle birlikte- altıyüz televizyon kanalı ile yayıldığını, yedirildiğini düşünürsek, “bu ülkede yeşertilecek umut kalmış mıdır?” sorusunun sorulma zamanı değil mi artık?

Rus diplomasisinin silahsız- savunmasız paraşütle inerken öldürülen iki pilotunu politika gereği değil; yurttaş, ya da iki askeri personelinin insani olmayan yöntemle katledilmesinin takipçisi oldukları duygusunu güçlendiriyor. Ben her vicdanı olan, her aklıbaşında insan gibi bu anlayışın yanındayım doğrusu. Bireyi küçümseyen, yok sayan, hiç olarak gören aşağılık ruh halinin yetkisi, görevi, makamı ve rütbesi ne olursa olsun, sadece beni tiksindirmektedir.

Kuvvetli alkış aldığı muhtarların verdiği gaz değil bu, -konuşmadan sonra alkışlar onlar-. kimseyi bulamadığı zaman saraya çağrılan, ''saraya girmenin bir lütuf'' olduğunu düşünen, çoğunun ilkokul eğitimi olan bu muhtarların kendileri gaza gelmek için çağrılmaktadırlar. Öyle ki, profesör ve doçentlerden oluşan akademisyenlerin hazırlayıp imzaladıkları barış isteyen bildiriyi beğenmeyerek eleştirmişlerdi bir önceki toplantıda...

Bu karşılıklı el ense çekmelerle birbirlerini kışkırtan Rusya-Türkiye arasındaki siyasi sorun, orada yaşayan bizleri tedirgin etmeye devam edecek gibi.

Yukarıdaki zihniyeti, M. Uyurkulak'ın romanında sık başvurduğu merhum Tezgel Arif Efendi'nin kitabının mukaddime faslında şöyle yer alır: ''Adem, ruhunu maddi menfaat veyahut da rütbe tahsisi veyahut kariyer devşirmek, ve dahi bunu muhafaza etmek maksadıyla, kirletmiş ise, kim olduğuna bakılmaz; zat'tan fersah fersah ırak durmak; göz mesafesine dahi girmemek icabeder; maazallah, sirayet edebilir, hatta sirayet etmesi kat'idir...''

İzmir

 

Bu metni kaynak göstererek kullanabilirsiniz.

Yorum Yapın

Sayın okurumuz, yorum yapabilmek için üye olmanız gerekmektedir. Üye girişi yapmak için tıklayınız.

Kalan karakter (600)

Henüz yorum eklenmemiş

GAZETE

ARAMA EKLENTİSİ

Banner