Image

Kalekute Enver Sağlam
Ettekraru Ahsen
enver.jineps@gmail.com
Tüm Yazıları

10 Aralık 2013, Salı

UYANIN MİLLET, ZENCİLER DİREKSİYONDA

UYANIN MİLLET, ZENCİLER DİREKSİYONDA

Siz okurlar bu yazıyı okuduğunuzda seçimler olup bitmiş ve herkes önüne düşen saçın ak mı kara mı olduğunu görmüş olacak. Söylemek istediklerimiz seçimlerle sınırlı değil aslında. Seçimlerin biri biter, diğeri gelir. Başarısız olan iktidarlar faturayı öderler. Önemli olan bu rutinin devam etmesi. Sonuçlar her ne olursa olsun, sonucuna katlanmak esas olan. Malum zevat hemen ahkâm kesmeye bayılır. “Cehennemin yolu iyi niyet taşları ile döşenir” kabilinden vecizeler döktürüp; “Hitler de seçimle geldi ama” deyip; yarattıkları gulyabaniye meşruiyet zemini ararlar. Eee ne de olsa onlar “demokrattır.” “Cahili cühela” kesimi ise ne yaptığını bilmez baldırı çıplak takımıdır. Onlar ne dese mübahtır. Seçim sonuçlarına “oha” da diyebilirler, “deveye diken” de… Göbeğini kaşıyan adam derlerse de olur; bidon kafa diye nitelendirseler de yakışır. Bunların ağababaları Türk olmayanlara uşaklıktan başkasını reva görmez; bir başka ağababası da Ankara’nın göbeğinde kasketli görmeye tahammül edemezdi. Hele hele esas ağa, halkın açık açık verdiği oylara bile güvenemez; “güvenilir” adamları ile bir odaya kapanıp oyları bir güzel tasnif ederlerdi. Ömürleri demokrasi dışı güçlerden medet beklemekle geçti. Gizli, açık yapılan bütün ihtilallere destek oldular. Olan garibim bizim Talat Aydemir’e oldu. Çerkes olduğundan zahir astılar adamcağızı. Sanki diğerlerinin yaptığından farklıydı eylemi. Diğerleri kahraman muamelesi görüp, isimleri caddelere falan konulurken; Aydemir’e reva görülen darağacı, sizce de haksızlık değil mi? Biraz ağzı laf yapan, siyaseten bir şeyler söyleyen Ecevit, iktidara ramak kalmışken; şimdi o “cahil deposu” olarak gördükleri varoşların aydınlığında yol almaya çalışıyorlardı. 89’da belediyelerde seçimleri alırken iyiydi de erenler; caddelerin çöpünü toplayamayan belediyeyi cezalandırınca mı kötü oldu halk. Önce ağaç böcek deyip bir “kalkışma” provası yaptılar; ama halk yemedi. Sonra hırsızlık, kaset maset diyerek bir huruç harekatı daha gerçekleştirmek istediler. Hırsızlığı akl-ı selim kim tasvip edebilir ki zaten; ama esas niyetlerinin üzüm yemek değil bağcıyı dövmek olduğu o kadar aşikardı ki. Sonunda AK Parti’nin bazı politik adımlarını eleştiren ben bile, partinin kayıtlı üyesi olup, taraftarlığına soyundum. Vallahi adamı zorla AK Parti’li yaparsınız siz. İnanıyorum ki; kurdun niyeti, suyu bulandırıp demokrasi kuzusunu yemek. Her iktidar döneminde olan; ama asla olmaması gereken hırsızlıklar bu dönemde de olmuş olabilir. Yapan varsa da cezasını çeker neticede. Cumhuriyet tarihi boyunca bu anlamda olup bitenlere bakın önce. Osmanlının birer subayı olanların, üstelik yokluğun diz boyu olduğu dönemlerde nasıl birden bire zengin olduklarına baksınlar. O dönemin şapka ithalatçılarını; harf devriminden sonraki matbuat malzemeleri ithalatçılarını araştırsınlar. Dönemin türedi zenginlerinin kökenlerine insinler. Yurttan gitmek zorunda bırakılan gayrimüslimlerin mallarına konanların, kimler olduklarını arayıp bulsunlar. Maksadımız hırsız yarıştırmak değil. Çiğ yemeyenin karnı ağrımaz; ama üzüm yiyeceğiz deyip bağı bahçeyi talan ediyorsanız, üstelik bağcıyı bir daha bağı bostanı düzeltemez hale getiriyorsanız bu işte bir yanlışlık var demektir. Benden sonra tufan mantığıyla ortalığı yangın yerine çevirenler, bunun vebalini ödeyemezler. Sonradan anlaşıldı ki söylediğine kendisi de inanmıyormuş; ama Demirel’in doğru bir sözü vardı: Meşru zeminde çare tükenmez. Yine onun tabiriyle, seçimler berberin önüne oturulan gündür. Saçımız önümüze düştüğünde, göreceğiz bakalım ak mı kara mı? Sonucuna da paşa paşa katlanacağız elbet. 90 yıllık tarihi boyunca “ötekileri” bitmeyen cumhuriyetin “iti ite kırdırma” politikaları bitmek bilmedi. Müslüman- gayrimüslim; Türkler ve diğerleri; solcu-sağcı; alevi – sünni ; Türk- Kürt tokuşturmalarına şimdi müslümanı müslümana kırdırma politikaları eklendi ki bu konulara teşne olan İslam aleminde en tehlikelisi de budur. Kendi gerçek zencilerinin toplu taşıma araçlarında ön koltuklara oturmasına müsaade etmeyenlerin, geldiği nokta manidar. Bir zenci tarafından yönetilen ve kaşanesinde mikserlik yapan zat-ı muhterem, kendini inkâr edercesine ülkesindeki zencilerin direksiyona geçmiş olmasını hazmedemez vaziyette. Büyük oyunun bir parçası olan bizim saftırıklar da, dahil oldukları cemaat mensubiyetini, bütün değerlerin önün koyarak; ve hatta önderlerini tartışılmaz, ulaşılmaz ve uzlaşılmaz noktaya yerleştirerek; Hz. Peygamber dönemindeki meşveretten bihaber, bütün değer yargılarını yıkmaktalar. Düne kadar kanatları altında oldukları iktidara ve lidere sinkaflı küfür edenler “büyük oyun”un parçası olduklarının farkına vardıklarında, inşallah iş işten geçmiş olmaz. Himayelerinde bu memlekette “adam” yerine konulmaya başlanan cemaat mensuplarından bizzat tanıdığım birkaç kişi, düne kadar “sitayişle” söz ettikleri Erdoğan’a bugün ağza alınmayacak küfürler edince “pes” dedim. Çocuğumuzu dershanelerine göndererek ve bir numaralı yayın organlarına abone olarak, ben de küçük de olsa destek olduğum camianın yaptıklarına inanamıyorum artık. Bırakın siyaseti insan olarak kendilerine nasıl yakıştırıyorlar yaptıklarını bilemiyorum. Onlarla olan “aşkımız” zaten birkaç sene evvel bitmişti. Aboneliğimi bitirdiğimdeki eleştirilerimin gerçek olduğu bugün daha net ortaya çıktı. Allah onları ıslah etsin demekten kalanı yalan. Türkçe olimpiyatları diyerek ortalığı ayağa kaldıran ama yanı başındaki Çerkes- Kürt ve benzeri diğer halkların dillerini görmeyen zihniyet, zaten beni yeteri kadar rahatsız ediyordu. Umarım iktidar da bu konuda ders almıştır. Yapılması gerekenin TÜRKİYE DİLLERİ OLİMPİYATLARI olduğunu ben buradan ifade edeyim. Belki sesimizi duyan olur.

Bu metni kaynak göstererek kullanabilirsiniz.

Yorum Yapın

Sayın okurumuz, yorum yapabilmek için üye olmanız gerekmektedir. Üye girişi yapmak için tıklayınız.

Kalan karakter (600)

Henüz yorum eklenmemiş

GAZETE

ARAMA EKLENTİSİ

Banner