008. Sayı (Temmuz 2009)

Mohydeen Quandour Yeni Film Projesi: “Çerkes”

Mohydeen Quandour
Yeni Film Projesi: “Çerkes”
 
Ürdün gelenekler açısından ve hoşgörüyle ilgili evrensel görüşler anlamında zengindir, çeşitli etnisitelerin ve kültürlerin mozaiğidir. Bizim filmimiz bu renkli mozaiğe katkıda bulunan, tarihsel olarak hoşgörüsüzlük ve kabilesel çatışma konusunda verimli bu topraklarda uyum ve hoşgörünün gelişmesinde aracı olmuş bir unsurun hikayesidir. Bu topraklardaki Çerkes varlığı ve onların hikayesi bizim filmimizin hikayesidir.
1. Herhangi bir TV ya da film medyasının ilk amacı şüphesiz eğlencedir. Bu filmin hem eğlendirecek hem de bilgilendirecek bol malzeme içereceğine inanıyoruz.
2. Çerkesler’in Osmanlı bölgesi olan Mavera-yı Ürdün’e gelişleri ve yerleşmeleri hiçbir televizyonda ya da filmde anlatılmadı. Bu; birbirine tamamen yabancı olan iki kültürün (Bedeviler ve Çerkesler) bir araya gelip 1876 dan beri barış içinde bir arada varoluşlarının enteresan hikayesidir. Çerkesler Ürdün’de asla kendilerini bir azınlık olarak düşünmemişlerdir. Aslında “azınlık” ismi bir Batı kavramıdır çünkü İslam’da ya da bölgenin islami tarihinde böyle bir terim yoktur. Ama bu yeni kültürün yani Çerkesler’in girişi bölgede tarımın, ticaretin, hayvancılığın gelişimine ve adabı muaşerete varıncaya dek bir çok yere uzanmıştır. Sonrasında çağdaş Ürdün Krallığı’nın kurulmasında Çerkesler’in oynadığı rol inkar edilemez.
3. Filmin hikayesi, karşılaşılan sosyal ve politik sorunları ve bu sorunların bölgede tüm ikamet edenlerin yararına olmak üzere nasıl çözüldüğünü anlatıyor. Dönemin siyasi idaresi Osmanlı’nın elindeydi ve huzurun yok sayılabilir bir polis gücüyle sağlanabildiği Salt kasabasında merkezlenmişti. Dolayısıyla ciddi anlaşmazlıklar ve sorunlar göçmenler ve komşuları yani Bedevi kabileleri tarafından çözülmek zorundaydı.
4. Karşılaşılan ana meseleler Ras Al Ain deresinin su hakları ile biri göçmen olan ve her yerde gezinme hürriyetini savunan, diğeri kendi yiyeceği ve ticareti için ziraate ihtiyacı olan iki halkın birbirinin haklarına tecavüz etmesi ihtimalleriydi. Azimle kendi geleneklerini ve kültürel miraslarını savunan ve koruyan bu iki toplulukta ilk başlarda sosyal etkileşim minimum düzeydeydi, ama çoğaldıkça da kaçınılmazdı. İki grup arasında dostluk arttı ve bu da aralarında evliliklere ve iki topluluğun büyüklerinin kurmakta zorlandıkları uyumda sıkıntı gibi sosyal etkileşimlere neden oldu. Uyuşmazlıklar baş gösterdi, ama bu uyuşmazlıkların nasıl çözüldüğü konunun özüdür ve filmimizi değerli kılan da budur.
5. Filmimiz iki kültürün de derin sırlarını ve tamamen farklı iki kültürün bir arada var olmak için nasıl ortak değerler bulduğunu açığa çıkaracak. Bu genç bir Çerkes göçmeni ve önde gelen bir Bedevi şeyhinin kızı arasındaki aşk hikayesidir; sevdaları masum bir duygudan, suçsuz gençliğin inatçı çekiminden yeşeren ve mutluluk için yenilemez engellerle karşılaşan iki genç ruhun tüm engelleri yenmesi...
Filmin Hikayesi
Arka plan: 1876 da Filistin ve Balkanlar yoluyla Kafkasya’dan Mavera-yı Ürdün’e ilk Çerkesler gelir. Yüzyılın sonuna dek diğer göçler olur ve tüm bu göçmenler Ras Al Ain deresi boyunca Roma amfi tiyatrosu ile Marka arasında yerleşir. Bu Çerkesler Batı Kafkasya’nın Şapsığ kabilelerindendi. Diğer yoğun gelişler yüzyılın sonunda olur. Bunlar Damascus’tan geçerek İstanbul yoluyla gelenlerdi ve Doğu Kafkasyalı Kabardeylerdi. Filmimizde anlatılacak olan onların hikayesidir.
Salt’taki Osmanlı valisi Amman’a yerleşen Şapsığ büyüklerinden Temur’u çağırır ve ona İstanbul’dan yollanan bir grup Çerkes’in Damascus’tan trenle yakın bir zamanda varacaklarını söyler. Temur’la görüşmek istediği bu yeni gelenlerin nereye yerleştirilecekleri konusudur. Temur Bani Sakhr kabileleriyle Ras Al Ain’i ve Şapsığların yerleşmiş olduğu Roman amfi tiyatrosunun ötesinde derenin alt kısmını aşmamaları konusunda bir anlaşma yapmıştı. Vali kuzeyde ya da Balka bölgesinin ötesinde bazı vadilerde topraklar önerir ama Temur gelenlerin çiftçilik yapmak ve kendi yiyeceklerini üretmek için suya ihtiyaçları olacağı konusunda ısrarcıdır. Azrak ya da Jerash çok uzaktır ve Osmanlı’ya hizmet etmemektedir, gelenlerin yeni Hicaz demiryolu yakınında yerleşmeleri koruyucu olmaları ya da Suudi sınırlarına uzanacak olan demiryolu işinde çalışmaları için gereklidir. Temur için son çare yeni dostları Bani Sakhr’ı kendilerinin Ras Al Ain’de yerleşmelerini kabul etmeleri için ikna etmektir.
Göçmenler trenle varır. Temur ve birkaç arkadaşı yeni gelenleri karşılarlar ve değişik Şapsığ aileleri tarafından misafir edilirler, bu arada Temur yerleşilecek bir yer ayarlamakla meşguldür. Yeni gelenlerin içindeki bir genç (Nart) Temur’un ilgisini çeker ve onu liderlik konusunda yetiştirmeye karar verir. Bani Sakhr şeyhleriyle görüşmeye giderken yanında onu da götürür. Nart güzel bir Bedevi kızı (Hind) görür ve iki genç ruh arasında ani bir çekim oluşur. Nart karşısındakinin şeyhin kızı olduğunun farkında değildir.
Sosyal anlamda karmaşalar gelişir, bazıları komiktir çünkü Nart’ın Arapça’sı yoktur ve işaret lisanı ya da birkaç kelime ile anlaşmak zordur, iki genç gizlice buluşmaya başlarlar. Ama bu gizlilik daha fazla saklanamaz ve Hind’in erkek kardeşi olanları anlayınca Çerkesler ve yerleşik kabileler arasında problemler yaratmaya başlar. Gencin ailesi de olaya tamamen karşıdır çünkü iki halk arasındaki farkın ve bu durumun Bedeviler’le aralarında ne gibi problemler çıkaracağının bilincindedirler.
Hikaye bu iki halk arasındaki mukayeseler ve günlük yaşamlarındaki zorlukları sergileyerek ilerler. Evrensel değerler tartışılır, iki kültür arasında ortak çıkarlar ve değerler paylaşımı vardır ve nihayetinde çağdaş Ürdün’ün gelecekteki toplumunun belkemiğini teşkil eden barışçı ve üretken ortaklık konusunda yeni bir yaklaşım oluşur.
Mohydeen I. Quandour
Çeviri: Serap Canbek / Jıneps
 

YORUMLAYIN

Sayın okurumuz, yorum yapabilmek için üye olmanız gerekmektedir. Üye girişi yapmak için tıklayınız.

600 karakter kaldı

Henüz yorum eklenmemiş

GAZETE

ARAMA EKLENTİSİ

Banner

KÖŞE YAZILARI