036. Sayı (Aralık 2011)

Neolitik Uygarlığın Merkezi Anadolu

Neolitik Kültür ya da Besin Üretici Ekonomi
            Tarım ve hayvancılığın kökenini ve gelişmesinin ardındaki koşulları parlak bir şekilde açıklayan Gordon Child “Neolitik Devrim” teorisini ortaya attı.  Neolitik Devrim Çağı’nda insanlar, ilk kez doğaya egemen olmayı başarıp avcılık ve toplayıcılığa dayalı ekonomiden, besin üretici ekonomiye (çitçilik ve hayvancılığa) geçerek yerleşik yaşamı  gerçekleştirdi. Bu gelişim de  ilk kez, Akdeniz Üst Paleolitiği bölgesine dahil Anadolu bölgesinde gerçekleştirildi.
Bu yazımızda, Anadolu’daki ilk besin üretici ekonomiler (Neolitik kültürler) hakkındaki uzman görüşlerini aktaracağız
            Neolitik Kültür Ortadoğu Kökenlidir
İlk tarımın  merkezi Ortadoğu’dur. İlk Neolitik yerleşimler, Anadolu’dan  Türkistan’a kadar olan bölgede görülür.
 Mellaart, “Besin toplama ve üretme olmak üzere bu iki yeni kültürün kökeni Avrupa’da değildir. Çünkü koyun, keçi ve domuzun ve aynı zamanda da buğday ve arpanın yabanıl ataları Avrupa’da doğal olarak bulunmuyordu.
            Tarım ve hayvancılığın kökenleri, bu bitki ve hayvanların yabanıl türlerinin doğal olarak yetiştiği yörede, yani Yakındoğu’da aranmalıdır. Suriye çölünün kuzeyindeki sulak bölge, Anadolu ve İran yaylaları, koyun, keçi, sığır ve domuzun doğal yaşama alanlarıydı. Ayrıca buğday ve arpanın ataları orta yükseltide yetişen, deniz yüzeyinden 600-800 metre yükseklikleri seven bitkilerdir. En eski buğday türünden biri olan Einkorn Balkanlardan İran’ın batısına kadar olan yörede yaygındır” demektedir (Mellaart, s.9).
            Akurgal’a göre Anadolu’daki en ileri neolitik uygarlıklar; Çayönü, Hacılar, Çatal Höyük ve Köşk Höyük uygarlıklarıdır ( Akurgal, s.21).
            Çayönü Yerleşimi
            M.Ö. 7250-6750 yılları arasına tarihlenen ve Diyarbakır-Ergani yöresinde bulunan Çayönü yerleşimi, dünyada ortaya çıkarılan  en eski  neolitik yerleşimdir.
Çayönü halkı dünyanın en eski çiftçileridir. Buğday yetiştiriyor ve hasat ediyorlardı. Köpek, keçi ve koyun evcilleştirilmişti. Alt bölümleri taştan, üst bölümleri kerpiçten yapılan dikdörtgen planlı evlerde oturuyorlardı. Bulunan kadın heykelcikleri ana tanrıçaya tapıldığını kanıtlamaktadır (Akurgal,1989:21).
Hacılar Yerleşimi
Akurgal, “Burdur civarındaki Hacılar yerleşmesi radyokarbon ondört ölçümlerine göre M.Ö. 7040 sıralarında meydana gelmişti. Burada yapılan kazılar sonucunda evlerde buğday, arpa ve mercimek, ayrıca keçi, koyun ve büyük baş hayvan kalıntıları bulunmuştur. Biricik evcil hayvan olarak daha Orta Taş Devri’nde ehlileştirilmiş olan köpek görülmektedir,” saptamalarını yapmaktadır (Akurgal, s.22).
Çatal Höyük ve Köşk HöyükYerleşimleri
Anadolu’nun en büyük “Neolitik Kültür Merkezi” olduğunu belirten Mellaart, Çatal Höyük Neolitik uygarlığının “olağanüstü bir yıldız gibi parladığını” belirtir.
Akurgal ise şu saptamaları yapar: “Konya yakınlarındaki Çatal Höyük yerleşmesinde M.Ö. 6500-5500 yılları arasında bin yıl süresince, yeryüzünün ilk parlak uygarlığı gelişmiş, eşsiz güzellikte sanat eserleri yaratılmıştır.
…Evlerin duvarları kerpiçtendi, kapıları yoktu, herkes evine taşınabilir ağaç merdivenlerle damdan giriyordu. Duvarların üst kısmında, çatıya yakın yerlerinde hava ve ışık için küçük deliklerden ibaret pencereler vardı. Her odada kerpiçten yapılmış sedirler bulunuyordu; bunların üstüne oturuluyor, öteberi konuyor, ayrıca yatmak için döşekler serilebiliyordu. Bu kerpiç sedirlerin içine etleri güneşte kurutulmuş ölüler gömülüyordu, ölülerin yanına güzel hediyeler bırakılıyordu” (Akurgal, s.22).
Hacılar ve Çatal Höyük’te yapılan kazılarda ana tanrıçanın yüzlerce heykelciği bulunmuştur.
Akurgal, Niğde yakınlarındaki Köşk Höyük’te elde edilen buluntuların Çatal Höyük buluntularıyla aynı nitelikte olduğunu belirtmektedir.
Neolitik Devrimi Gerçekleştiren Halklar
James Mellaart, “Yazı henüz bulunmamış olduğundan, bu insanların kendilerini nasıl adlandırdıkların bilmediğimiz gibi, konuştukları dilleri de bilmiyoruz. Bulunan iskelet kalıntılarından görünümlerine ilişkin fikir yürütülmektedir. Tümünün çağdaş insan (Homo sapiens) olduğu anlaşılmakta ve ufak tefek Proto-Mediterranean ile daha güçlü Euro-Afrikan olmak üzere, her ikisi de uzun kafalı (dolikosefal) iki ırk ayırt edilmektedir,” tespitlerini yapmaktadır (Mellaart, s.10).
Yine Mellaart’a göre, “Şimdilik zayıf da olsa Güney Anadolu’da Üst Paleolitik dönemden Neolitik döneme doğru gelişmeyi belirten ve bu konuda Anadolu’yu benzersiz kılan kanıtlar vardır.” (Mellaart, s. 73).
Şu saptamalar da Mellaart’ındır: “Yakındoğu’da Neolitik Devrimi gerçekleştiren halkın büyük bir oranı belki de Üst Paleolitik evrenin insanlarıydı. Bazı antropologlara göre, en erken soyları Proto-Neolitik döneme ait gömütlerde bulunan Euro- Afrikan ırkı, Avrupa’daki Üst Paleolitik insanların torunlarıdır.” (Mellaart, s.73).
Diğer taraftan ilk Neolitik uygarlıkların geliştiği bu bölge Akdeniz Üst Paleolitiği bölgesine dahildir. Akdeniz üst paleolitiği bölgesinde en eski dönemlerde konuşulan dil ise varsayıma göre Basko-Kafkas dil topluluğudur. Bu bölgede tarih öncesinde konuşulduğu kabul edilen Basko-Kafkas dilleri şunlardır: Ön Baskça, Ön Kafkasça, Sümerce, Elamca, Hurrice, Hattice, Etrüskçe, Urartuca, Ligurca ve hiçbir belge bırakmadan kaybolan bazı diller (Dolukhanov, s.176).
Bu dilleri konuşan halkların hepsi de Akdeniz Üst Paleolitiği bölgesinin yerli halklarıdır. Anadolu özeline baktığımızda yazılı kayıtlarda Anadolu’nun en eski halkı olarak bütün Anadolu’da görülen Hatti halkının yoğun olarak orta Anadolu ve güneydoğu Anadolu’da yaşadığı anlaşılmaktadır. Hurri halkı ise Güneydoğu Anadolu, Doğu Anadolu ve Trans Kafkasya’nın en eski halkıdır. Güneydoğu Anadolu’da Hattilerle birlikte yaşayan bu halkın çok erken dönemlerde kuzey Suriye ve Filistin yöresinde de yoğun bir şekilde yaşadığı kanıtlanmaktadır.   
Bölgedeki en eski neolitik uygarlıkları bu halklarla ilişkilendirmek aklın ve mantığın gereğidir. Nitekim Ahmet Ünal, Çayönü ve Çatal Höyük dahil Anadolu’daki en eski uygarlıkları Hattilerle ilişkilendirmektedir: “ Bu uygarlıkların sahibi olan insanların kim oldukları ismen bilinmemekle birlikte, sonradan Eski Asur ve Hitit metinlerinden Hitit göçleri sırasında Anadolu’da var olduklarını öğrendiğimiz ve uzun yıllar Hititlerle birlikte yaşamış olup, Hititlere kadar her uygarlığı etkilemiş olan Hattiler oldukları hiç kuşku götürmez” (Ünal, s.54).
Sonuç
Bir dil ailesinin tek bir lehçeden kaynaklandığını belirten paradigmayı ben de kabul ediyorum. Bu paradigmayı Basko-Kafkas dil teorisiyle birlikte değerlendirdiğimizde proto Basko-Kafkas dili konuşan bir halkın varlığını kabul etmemiz gerekiyor. Bu dili konuşan halklar çok uzun bir zaman önce kollara ayrılarak Akdeniz Üst Paleolitiği bölgesine dağılmış olmalı. Basko-Kafkas dilini konuşan ve günümüzdeki temsilcileri Bask ve Kafkas halkları olan bu halka bazı bilim adamları “Euro-Afrikan Irkı”, bazıları da “Akdeniz Irkı” diyorlar. Hepsi de Hint-Avrupa ve Sami olmayan bir dil konuşan Hattiler, Hurriler, Subarular, proto-Sümerler ve Elamlılar bu halkın torunlarıdır.
Neolitik Kültürün birbirine akraba diller konuşan bu halkların eseri olduğu anlaşılmaktadır.
KAYNAKÇA
            1. Ahmet Ünal, Hititler Devrinde Anadolu, Kitap 1, 2002.
2. Ekrem Akurgal, Anadolu Uygarlıkları, 1989.
2. Pavel Dolukhanov, Eski Ortadoğu’da Çevre ve Etnik Yapı, Ankara.
3. James Mellaart, Yakındoğu’nun En Eski Uygarlıkları, 1988.

YORUMLAYIN

Sayın okurumuz, yorum yapabilmek için üye olmanız gerekmektedir. Üye girişi yapmak için tıklayınız.

600 karakter kaldı

Henüz yorum eklenmemiş

GAZETE

ARAMA EKLENTİSİ

Banner