“Rusya soykırım gerçeğini çoktan tanımalıydı”

RUSYA KAFKAS SAVAŞI SIRASINDA RUS İMPARATORLUĞUNUN ÇERKESLERE UYGULADIĞI SOYKIRIMI TANIMALI MI?

(RADİO “SVOBODA” ST. PETERSBURG STÜDYOSUNDA 25.05,2011 TARİHİNDE VİKTOR REZUNKOV’UN YAKOV GORDİN’LE ÇERKES SOYKIRIMI ÜZERİNE YAPTIĞI CANLI YAYIN RÖPORTAJI)

Viktor Rezunkov: Bugün Petersburg stüdyosundaki konuğumuz, yazar, tarihçi, ZVEZDA dergisinin eş redaktörü Yakov Gordin. 20 Mart’ta Gürcü parlamentosu, Rusya imparatorluğunun 1763-1864 yılları arasında cereyan eden Kafkas Savaşı sırasında Çerkes halkına soykırım uyguladığına dair bir karar kabul etti. Bu savaş sırasında Rusya’nın askeri ve siyasi yönetimi Çerkeslerin yaşadığı yerlerde etnik temizlik yapmayı planlamış ve uygulamış, bu topraklara belli bir hedefe yönelik olarak başka etnik grupları iskan etmiş idi. Bu karar, Kabartay-Balkar parlamentosunun 7 Şubat 1997 tarihli “Rus-Kafkas savaşı sırasında Adigelere, Çerkeslere uygulanan rezil soykırım olgusuna dair” kararına, 18 Ekim 1907 tarihli “Kara savaşının kural ve yasalarına dair” Haag konvansiyonuna, Birleşmiş Milletler Teşkilatının 9 Aralık 1948 tarihli “Soykırımın önlenmesi ve cezalandırılmasına dair”konvansiyonuna ve gene Birleşmiş Milletler Teşkilatının 28 Temmuz 1951 tarihli “sığınmacıların statüsüne dair”konvansiyonuna dayandırılmaktadır. Bu sonuncu konvansiyon uyarınca Rus-Kafkas savaşı sırasında ve ondan sonra sürgün edilen Çerkesler, Adigeler sığınmacı sayılmaktadır. Rusya imparatorluğunun Kafkas savaşı sırasında Çerkes halkına uyguladığı soykırımı ilk tanıyan ülke Gürcistan oldu. Bu kararın ne gibi sonuçları olabilir? Rusya’nın Çerkes soykırımını tanıması gerekli midir? Rus ordularının Kafkas savaşı dönemindeki hareketleri soykırım olarak adlandırılabilir mi? Bugün bu konuyu ele alacağız. Önce tarihlemeden ve terimlerden başlayalım.

Yakov Gordin :  Kafkas savaşına dair her türlü tarihleme görecelidir. Çeşitli zaman sınırları vardır. Mesela, Dağıstan dağlılarının Rus ordularıyla ilk büyük çarpışmasının yaşandığı ve ardından iki yıl süreyle cezalandırma seferlerinin düzenlendiği 1. Petro’nun 1722 tarihli İran seferinin başlangıç sayılabileceğini öneren bir bakış açısı vardır. 1722-1723 yıllarının bu son derece acımasız seferlerine Rusya’nın müttefiki Ayuki hanın Kalmukları da katılmış ve Kazaklarla beraber Dağıstan köylerini yakıp yıkmışlardır. Çatışmaların olduğu 18.yüzyılın 60’lı yıllarından başlanabilir. Çeçen Uşurma’nın önderliğindeki ilk büyük dini hareketin olduğu 1785 yılından başlanabilir. Ama ben, Eylül 1801’de Gürcistan’ın Rusya’ya ilhakından sonra, Gürcü kökenli ama Rusya’da eğitim görmüş prens Pavel Dmitriyeviç Tsitsianov’un Gürcistan’a tayini ve dağlılara, özellikle Lezgilere karşı ilk sistematik ve aktif harekatlara başladığı 1802 yılını alt sınır olarak kabul etmenin daha doğru olacağı kanaatindeyim. Üst sınır olan 1864 yılına gelince, burada iki önemli moment var. Birincisi 1859 yılı, Şamil’in esir düştüğü, yani Kuzey ve Doğu Kafkasya’da savaşın sona erdiği tarih. İkincisi, 1864 yılına kadar beş yıl daha süren Kuzey Kafkasya’daki savaş. Bugünkü konuşacağımız konu esas olarak bu savaş olacak. Batı Kafkasya Adige kabilelerince meskundu. Merkezi bir yer işgal eden Kabartaylar da bunlara dahildir. Askeri harekatların aktif bölümü gerçekten de 1864 yılında sona ermişti. Ama Rus düşün adamı, tarihçi Georgiy Petroviç Fedotov,19 37 yılında “İmparatorluğun düşüşü” adlı derin çalışmasında şöyle diyordu: “Kafkasya hiç bir zaman bütünüyle pasifize edilmedi”. Mesela 19. Yüzyılın 80’li yıllarında Kafkas savaşının bir nevi kalıntısı olan büyük Çeçenistan isyanı patlamıştı. Ama Kafkas savaşının klasik dönemi 19.yüzyılın 60 yılıdır.

Viktor Rezunkov: Kararda sadece Adigeler ve Çerkeslerden söz ediliyor. Ama herhalde bütün Kafkas halkları kastediliyor olmalı, Çeçenler, Asetinler, Abhazlar, Dağıstan halkları?

Yakov Gordin :  Hayır, Asetinler ayrı bir vaka. Asetinler çoğunlukla Hıristiyan ve çoğu zaman Rusya’nın müttefiki. Ama Asetinler ayrı bir mevzu. 1862-1864 yıllarında kimse Kabartayları sürgün etmedi, Kabartaylar daha Yermolov döneminde özellikle 1822 yılında onları kontrol altında tutmak amacıyla dağlardan dağ eteklerine sürülmüşlerdi. Kabartaylara asıl darbeyi 18.yüzyıl sonu ile 19.yüzyıl başında nüfusun üçte ikisini yoke den veba vurdu. Soykırımdan söz edince kastettiğimiz şüphesiz ki Adige halklarıdır. Adigeler, Çerkesler zaten aynı şeydir, çünkü orada birçok büyük kabile, halk mevcuttu; Şapsuğlar, Natuhaylar, Abazehler, Wubıhlar vs. Adigeler, söz konusu olan onlardır.

Viktor Rezunkov: Adigeler özellikle hangi olayları soykırım olarak adlandırıyorlar?

Yakov Gordin : “Kafkasya Rusya’ya neden gerekli idi? Hayaller ve Gerçek” adlı kitabımda “Çerkesya-Kafkas Atlantisi”başlığı altında büyük bir bölümü Çerkesya’nın akibetine ayırdım. Kuzeydoğu Kafkasya’daki askeri harekata paralel olarak Karadeniz sahilinde de askeri harekat yapılıyordu, burası Batı Kafkasya bölgesidir. Rus orduları çeşitli halklarla karşı karşıya geliyorlardı, orada dağlıların düzenli olarak saldırdığı bir kaleler sistemi vardı, çünkü bunlar Türkiye ile ticareti engelliyordu, bu ambargodur. Yermolov döneminde askeri-ekonomik ambargo terimi ortaya çıktı, Yermolov bunu dağlılara karşı kullanmaya başladı, Karadeniz sahili yönünden de bu Adigelere karşı kullanıldı. Kafkasya’nın, bu hayvani Rusya imparatorluğunun kimbilir hangi sebeple saldırdığı, barışçı, sakin, munis insanlarla meskun bir yöre olduğunu söylemek mümkün değil. Şüphesiz ki saldırgan taraf Rusya imparatorluğu idi, ama Rusya’nın bu baskısı belli ölçüde dağlıların akıncılık faaliyetleri tarafından kışkırtılıyordu. Bu bir vakıadır, bunun dağlılara karşı bir iftira ve aşağılama olduğunu varsaymak doğru olmaz. Bu, kökü asırlar ötesine uzanan bir gelenek idi. Bu akınlara Gürcistan da maruz kalıyordu. Mesela verimsiz Dağıstan için önemli olsa da bu, salt ekonomik bir zenaat değildi, esas olan şey bunun bir askeri gelenek olmasıydı: dağlı akına katılmak, kendini göstermek zorundaydı. Üstelik bu akınlar her zaman komşu Rusya sahalarıyla da sınırlı değildi, birbirlerine karşı da akınlar düzenlerlerdi. Kafkasya’da sıklıkla kendi aralarında da savaşırlardı. Ve Rusya’nın bu askeri baskısının mucip sebeplerinden birisi de akın uygulamasına son verilmesiydi. Ve son kertede buna da bir çare bulmak mümkün olabilir, Yermolov’un uyguladığı acımasız metotlara başvurmadan da, müzakereler yoluyla bir anlaşmaya varılabilirdi. 1859’da Şamil’in esir edilmesinden sonra Batı Kafkasya’nın, Çerkesya’nın fethinin aktif fazı başladı. Adige halklarının akibetine dair farklı görüşlerin mevcut olmuş olduğunu söylemek lazım. Bir çeşit uzlaşma yolu bulmak, doğal olarak akın uygulamasına son vermek gibi sıkı koşullarla da olsa,Çerkesleri dağlarda bırakmak gerektiğini düşünen bir Rus general grubu vardı, oralara yollar açarak ve dağlıların hayatını bir ölçüde kontrol altına alarak, sürgüne başvurmadan, köyleri yok etmeden. Müzakerelere dağlı halkların bazan uzlaşmaya yanaşan, bazan da yanaşmayan temsilcileri de katılırdı, ve çok can yakıcı ayrıntılar da olurdu. Mesela, bu meselenin çözüldüğü 1864 yılında Rusya’da kölelik hukuku artık lağvedilmişti, oysa Çerkesya’da kölelik hukuku yürürlükte idi ve, Rus makamları kölelerin serbest bırakılmasını talep ediyorlardı. Çerkes aristokratları ise doğaldır ki bunu kolay kolay kabul etmiyorlardı, zira bu durum bir ölçüde onların ekonomik hayatının yapısını tahrip ediyordu. Ama, gene tekrarlayacağım, kanaatime göre gerçekten de Adige halklarının soykırımı olarak adlandırılabilecek bu korkunç trajediyle sonuçlanmayacak bir uzlaşı mümkün idi. Kitabıma Maykop’ta Çerkes Kongresi liderleriyle yaptığım görüşmenin kayıtlarını koydum, orada bu sorunu ayrıntılı olarak tartıştık. Asıl talepleri soykırımın tanınması idi. Öyle sanıyorum ki, burada önemli olan hukuki sonuçlardan ziyade, ahlaki sonuçlardır. Ve Rusya’nın Gürcistan parlamentosu bu kararı alana kadar beklemesi çok ağırıma gidiyor. Şimdi olgulara geçelim. Batı Kafkaya’yı, dağları dağlılardan temizleme kararı alındı. Burada başrolü oynayan, en sert tedbirlere taraftar olan general Yevdokimovdur. Ve şu teklif yapıldı: Çerkesler ya Kuban’ın ardına, Kazak stanitsaları hattının arkasına göç edecekler, ki Çerkesler için bu korkunç bir şeydi (bir kere sıkı bir kontrol altında kalacaklardı, ikinci olarak da onları, dağlıları düze iskan edeceklerdi, bu onlar için hiç alışık olmadıkları bir ortam idi.) veya Türkiye’ye gideceklerdi. Üstelik burada Türkiye’nin oynadığı rol kanaatime göre, ki bu sadece benim kanaatim değil, bunu ortaya atan ben değilim, en iyi rollerden birisi değildi. Türkiye bu süreci çeşitli şekillerde teşvik etti ve sonuçta da taahhütlerini yerine getirmedi. Çünkü malum olduğu üzere Adigelerin çoğunun ölümü Rus süngüleriyle olmadı, onlar sürecin bir safhasında sahile indiler ve sahilde açlıktan ve hastalıktan öldüler. Ve gerçekten de bu devasa bir felaket idi. Çünkü Çerkesleri Türkiye’ye taşıyacak gemi sayısı feci şekilde yetersizdi, aylar boyunca kadınlar, küçük çocuklar, yaşlılar, erkekler bu dar sahil şeridinde yaşadılar, hastalandılar, açlık çektiller ve öldüler. Bu nakil vasıtalarının çoğunlukla Türk olan sahipleri, muazzam paralar talep ediyor ve zavallı mültecileri teknelere balık istifi gibi yığıyorlardı. Velhasıl ne taraftan bakarsak bakalım, son derece nahoş bir hikaye.

Viktor Rezunkov: Bir insani afet. Bu kararın Gürcistan’da alınması size de bir nevi tarih skandalı gibi görünüyor mu?

Yakov Gordin :  Evet, bu tabii ki paradoksal bir durum. Ve bu kelimeyi ilk telaffuz edenin Gürcüler olması, parlamenterlerimiz beni bağışlasın, aptalca ve çok esef edilecek bir durum. Üstelik bu tamamen siyasi bir hareket. Gürcü ve Rus yönetimleri arasındaki ilişkilerin durumunu biliyoruz, ve şüphesiz ki bu, herkesin anlayacağı bir dille söylersek, Rusya’ya zarar verme girişimidir. Çünkü Gürcistan Kafkasya’nın fethine çok aktif bir şekilde katılmıştı. Gürcistan’ın kendisi dağlı akınlarından çok çekmişti. 18.yüzyılın sonunda Gürcü kralları Rus imparatorlarına, Katerina’ya, Pavel’e, ardından da Aleksandr’a, Gürcistan’ı himaye altına almaları için defalarca ricada bulundular, ama bundan bir sonuç alınmadı ve nihayetinde XII.Georgiy doğrudan Pavel’e başvurarak Gürcistan’ın Rusya’ya katılmasını istedi, ama burada bir nüans vardı, hanedanı da muhafaza edilerek tam bir krallık olarak katılmalıydı. Ve fiiliyatta Rusya Gürcistan’ı dağlı akınlarına karşı korumuş oluyordu. Ayrıca Gürcü krallığının parlak dönemlerinde Gürcistan çok güçlü ve savaşçı bir devletti, Gürcü kralları ordularının başında dağlılara karşı sefere çıkar ve onları çok acımasız bir şekilde tepelerler idi. Ve Gürcistan tarihin bir anından itibaren Kafkasya’nın fethi işinde Rusya’nın sadık bir müttefiki olmuştu. Rus ordusunda Kafkasya’da savaşan yetenekli Gürcü subayları, generalleri, Gürcü milisi vardı. O zaman Batı Kafkasya’da olup bitende Gürcü askerlerinin baş rolü oynadığını söyleyemeyeceğim, ama Gürcü askerlerinin de bu harekatlara katılmış oldukları şüphe götürmez. Çok net bir bakış açım var. Rusya soykırım gerçeğini çoktan tanımalıydı. Burada bir sürü hukuki hileler olabilir, hukukçular bunun bir soykırım olarak adlandırılamayacağını, çünkü soykırım sayılması için hükümetin bu yönde bir talimatının olması lazım geldiğini söylüyorlar, ama bana göre bu saçmalıktan başka bir şey değil. Mesela 1915 yılında Türkiye hükumeti kendi başıbozuklarına ve Kürtlerine Ermenileri yok etmeleri yönünde hiçbir talimat vermiş değildir. Oysa, yapılan uygulamalara da karşı çıkmamıştı, hiçbir hükumet kararı mevcut olmadığı halde Rusya Ermeni soykırımını tanımıştı. Yeri gelmişken, tamamen kanıtlanmış bir vakıa olmasına rağmen, Gürcistan’ın Ermeni soykırımını tanımadığını da söylemeden geçmeyelim. Üstelik, Gürcistan’ın Ermeni soykırımını tanımadığı bu arka plan üzerinde Çerkes soykırımını tanıması olgusu, bana hiç de inandırıcı ve yakışık alır gibi gelmiyor.

Viktor Rezunkov: Moskova’dan Vladimir, buyurun sizi dinliyoruz. Dinleyici: Merhaba! Avrupa’da Rusya’dan pek çok Hıristiyan köle olduğunu ve bu transit ticaretin Kafkasya üzerinden yürüdüğünü söylemek istiyorum. Hatta prens İgor bile bu akıncılığa engel olmak için Kafkasya üzerine sefere çıkmıştı.

Yakov Gordin: Prens İgor’la ilgili olarak Çargrad’a (Konstantinopol-İstanbul-ç.n.) akın yapanın başka bir prens olduğunu söylemek zorundayım. Slavlar da akına giderlerdi. Bu genel bir uygulama idi. Kölelere gelince, akın ekonomisi diye bir terim bile mevcut, şüphesiz ki bu bir vakıa idi. Ve bu işten Rusya’dan daha fazla Gürcistan zarar görüyordu. Çerkesler de akına giderlerdi, buna karşı durmak gerekiyordu ve karşı durdular da. Ama daha önce de söylediğim gibi birçok güçlük olsa da, 60’lı yılların başında bir uzlaşı imkanı vardı. Çerkesler belli koşullarda akıncılığa son vermeye hazırdılar, ve bu nedenle Rus generallerinin başvurduğu uygulama tamamen aşırı idi, ki bu uygulamaya muhalif generaller de vardı. Bu uygulamanın metoduna gelince, burada affetmek söz konusu olamaz.

Viktor Rezunkov: Yaygın bir söylentiye göre göç kararını “gavurların” hakimiyeti altında yaşamak istemeyen Çerkes liderleri almış. Göçün amacı imha değilmiş. Bu, Rusya’nın resmi görüşü.

Yakov Gordin: O zaman Rusya’da kalan Çerkes nüfusunun %8-10’udur. Tabii, ben bundan da söz etmiştim, bu Çerkeslerin seçimi idi. Ama hangi şartlarda? Atalarının asırlar boyu yaşadığı öz yurtlarını terk edip, bataklık Kuban düzlüğüne yerleşmeleri gerekiyordu, ki bu onlar için zor bir şeydi…General Fadeyev’in raporundan bir alıntı yapabilirim. Rostislav Fadeyev, Kafkasya’nın fethinin kararlı bir taraftarı idi, 1864 yılından sonra Çerkeslerin iskan edildiği yerleri teftiş etmişti. Onların içinde bulunduğu durumdan dehşete kağılmıştı! Raporunda şöyle yazıyor: ya bu insanları serbest bırakın, veya onlarla alay etmeye bir son verin. Bunlar çok zor durumlardı.

Viktor Rezunkov: Petersburg’dan Aleksey, buyurunuz. Dinleyic:i İyi akşamlar! Eğer Rusya soykırım gerçeğini tanırsa tüm dünyaya dağılmış 9 milyon Çerkes, öz yurtlarına dönme hakkını elde eder, bu da Krasnodar krayı ve Batı Kafkasya’nın bir kısmı demektir. Rusya bunları alabilecek durumda mıdır? İkinci bir husus, Asetinler hiçbir zaman Kafkasya’da yaşamadılar ve bugün Abhazya’dan 300 bin nüfusu öz yurtlarından kovmuş durumdalar. Rusya, Gürcü soykırımını tanımaya hazır mıdır? (Burada soruyu soran belli ki Asetrinlerle Abhazları karıştırıyor-.ç.n.)

Yakov Gordin: Asetinlerin ayrı bir bahis olduğunu daha önce söylemiştim. Orada söylenecek şeyler var ama, konuyu dağıtmayalım. Çerkesler, kendileri dünyadaki sayılarının 4 milyon olduğunu düşünüyorlar. Çerkes Kongresi bu sayıyı telaffuz ediyor. Soykırımın tanınmasının bu gibi sonuçlar doğurmaması gerektiği kanaatindeyim. Bu tamamen ahlaki bir hareket olmalı. Dünyada bulunan 4 milyon Çerkesin Krasnodar krayında yaşamak istemeyeceğini bir tarafa bırakalım. Böyle deneyler oldu ve hiçbir sonuç vermedi. Mesele burada tamamen ahlaki. Kanaatim odur ki eğer soykırımı tanımanın belli şartları konuşulmuş olsaydı, bu durum bugün Kafkasya’da ve dünyada yaşamakta olan Çerkes halklarının kamuoyunu ciddi şekilde etkilerdi.

Viktor Rezunkov: Moskova’dan Pyotr, buyurunuz. Dinleyici: Merhaba! Şahsi kanaatinizi soruyorum, GULAG sisteminin mevcudiyeti soykırım sayılabilir mi?

Yakov Gordin: GULAG sisteminin tüm iğrençliğine ve bu sisteme karşı duyduğum şahsi nefrete rağmen, “soykırım” terimi açıktır ki, buraya uymaz. Stalin rejiminin amacı ahaliyi toptan yok etmek değildi. GULAG, herşeyden önce köle emeği değil midir? Bir yok etme vasıtası değildi.

Viktor Rezunkov: Moskova’dan Vladimir Vasilyeviç, buyurun. Dinleyici: Merhaba! Kafkas dağlıları akın yapmayacaklarına dair yemin etmiş ve hatta rehine vermişlerdi, ama, akınlar gene de devam etti, bu nedenle Rusya’nın bu haydut yuvasını ortadan kaldırması gerekti.

Yakov Gordin: Gerçekten de bunlar olmuştu ama, verilen sözde durmayanın her iki taraf olduğunu dürüstçe itiraf etmek lazım. Mesela Rus makamları Çeçenlere belli garantiler veriyor, ve buna uymuyorlardı, cevap olarak isyanlar başlıyor, isyanlar bastırılıyor ve bu böyle devam ediyordu. Ama, evet, şüphe yok ki, ülkelerine dışarıdan gelen “gavurlara” verilen sözü tutmak zorunda olmadıklarını düşünen Müslüman dağlılar vardı, ve bu keyfiyet durumu çok karmaşık bir hale getiriyordu.

Viktor Rezunkov: Basında, Gürcü parlamentosu milletvekillerinden Georgiy Tartladze’nin, Gürcü parlamentosunun ikinci adım olarak Çeçen ve İnguş soykırımı karar tasarısını da kabul edeceğini söylediğine dair bir bilgi ortaya çıktı.

Yakov Gordin: Eğer kastettiği 19. Yüzyıl ise, soykırım olmadı. İnguşlar ve Çeçenler, Adigelerden farklı olarak, her iki tarafın da acımasız davrandığı bir savaş olmuş olmasına rağmen, kendi yerlerinde kaldılar. Orada yer değiştirmeler oldu, ama Rus generalleri zaten bu işi, halkları bir yerden başka bir yere kaydırmayı seviyorlardı, Çeçenleri defalarca bir yerden başka bir yere iskan ettiler ama, esas olarak kendi arazileri içinde. 19. Yüzyılda Çeçen ve İnguş soykırımı olmadı. Soykırım meselesi Stalin dönemindeki 1944 dağlı halklar sürgünü ile alakalı olarak gündeme getirilebilir. Ama o zaman, sadece Çeçen ve İnguşlar değil, bir sürü başka halk da sürgün edilmiş ve sürgün sürecinde nüfusun önemli bir kısmı hayatını kaybetmişti. Yani bu, ciddi bir şekilde araştırılması gereken ayrı bir bahistir. Zaten, kendisinin demokratik bir devlet ve bir hukuk devleti olduğunu ilan eden günümüz Rusya’sının, mutlakiyet Rusya’sının veya Sovyet iktidarının işlediği suçlardan bahsedilirken hiçbir şekilde gücenmemesi gerektiği kanaatindeyim. Ya mutlakiyet ve komünist formasyonun ideolojisi ve uygulamalarını reddedecek, ve gönül rahatlığıyla suça suç diyeceğiz, veya kendimizi dünyada geçerli medeni normlara göre yaşamayı uman bir demokratik hukuk devleti olarak görmeye hakkımız olmayacak.

Viktor Rezunkov: Moskova’dan Pavel, buyurun. Dinleyici: İyi günler! Batı Kafkasya’daki son çarpışma bugünkü cumhuriyetlerden hangisinin toprağında olmuştu?

Yakov Gordin: Askeri harekatlar tüm Batı Kafkasya’da yürütülüyordu. Çerkesleri sistematik olarak Karadeniz sahiline doğru sıkıştırıyorlardı. Hangi cumhuriyetin toprağında olduğunu tam olarak söyleyemeyeceğim. Öyle sanıyorum ki, şimdi Batı Kafkasya ile ilgili tüm cumhuriyetlerde oldu.Dinleyici: Ben size söyleyeyim. Son çarpışma Abhazya’da oldu. Nedense Abhaz-Adige oymaklarını Çerkes halkları arasında saymıyorsunuz.

Yakov Gordin: Çünkü anladığım kadarıyla Çerkeslerin kendileri Abhazları Adige saymıyorlar. Bu halklar arasında akrabalık bağları var, bu biliniyor, Adigeler bunu kabul ediyor, ama Abhazlar Abhaz, Adigeler de Adigedir.

Viktor Rezunkov: Moskova’dan İgor İvanov soruyor: “Kuzey Kafkasya halklarının kendi kaderlerini tayin etmeleri gerektiğini düşünüyor musunuz? Bu günkü iktidarın altında bunun mümkün olduğunu düşünüyor musunuz?”

Yakov Gordin: Kendi kaderini tayin etmekten ne kastedildiğini iyi anlayamadım. Eğer Rusya Federasyonundan çıkmak ve kendi hükumetini kurmak kastediliyorsa, bunun tamamen gerçek dışı ve her şeyden önce bizatihi Kafkas cumhuriyetlerinin kendileri için arzu edilir bir şey olmadığı kanaatindeyim. Bundan başka, bildiğim kadarıyla trajik Çeçenistan örneği dışında Kafkas cumhuriyetlerinden hiç birisi Rusya dışında, Rusya ekonomisi dışında, Rusya maliyesi dışında bağımsız olarak var olma arzusunu beyan etmedi. Çeçenistan özel bir olay. Çeçenistan kendi kendine yeterli olduğunu düşünüyordu, petrolü vardı, ovalık kesimde verimli toprakları vardı vb…Bu nedenle bu sorunun güncel olmadığını düşünüyorum. Eğer kendi iç meselelerinde yüksek bir bağımsızlık düzeyi kastediliyorsa buna evet, eğer ayrı egemen devletler ise, hayır.

Viktor Rezunkov: Gürcistan’da kabul edilen bu karara karşı Rus parlamenterlerinin tepkileri çok benzer. Devlet Duması başkanının uluslararası işlerden sorumlu birinci vekili Leonid Slutskiy bu kararı “hukuki bir saçmalık ve anlamsızlık” olarak adlandırdı ve, Rusya imparatorluğunun bir asırdır mevcut olmadığını ve bu kararın kime karşı ve hangi amaca yönelik olduğunun anlaşılamadığını söyledi.

Yakov Gordin:  Burada anlaşılmayacak bir şey yok. Belli ki bu karar çağdaş Rusya’ya hitap ediyor. Ama şayet Rusya yönetimi, Rusya parlamentosu 19.yüzyıldaki soykırım gerçeğini kabul etselerdi, bu hiç de çağdaş Rusya’nın hukuki ve hatta ahlaki bir sorumluluğu olduğu anlamına gelmeyecekti ama, Çerkesler için bu çok önemli bir psikolojik durumdur. Bunu yapmak gerekirdi, o zaman bir sürü problem doğmamış olurdu.

Viktor Rezunkov: Gürcü tarafının bu demarşı, eğer bu inisiyatifi diğer devletler de desteklerse, Olimpiyat şartı olimpiyat oyunlarının çok sayıda insanın öldüğü yerlerde yapılmasını yasakladığı için Soçi olimpiyatlarına engel olunacağı hesabıyla yaptığına dair bir görüş var.

Yakov Gordin: İtiraf edeyim ki, Olimpiyat şartının metnini ayrıntılı olarak bilmiyorum ama, bunun pratik bir anlamı olacağı kanaatinde değilim. Dünya genelinde, Avrupa’nın kendisinde geçmiş yüzyıllar içerisinde insanların kitlesel olarak öldüğü o kadar çok yer var ki, olimpiyat hareketi yer seçmekte büyük zorlukla karşılaşırdı. Bunun ciddi bir şey olabileceğini düşünmüyorum. Doğrusunu isterseniz, Soçi olimpiyatıyla ilgili bu spekülasyonlar, olimpiyatların Soçi’de, Rusya’da yapılması fikrine bayılmıyorum, bu bizim için bu yeteri kadar zor bir hedef ama, bunun etrafında Adigelerin kaderiyle ilişkilendirilen bu spekülasyonlar hoşuma gitmiyor.

Viktor Rezunkov: teşekkür ederim.

Tercüme: Uğur Yağanoğlu

YORUMLAYIN

Sayın okurumuz, yorum yapabilmek için üye olmanız gerekmektedir. Üye girişi yapmak için tıklayınız.

600 karakter kaldı

Henüz yorum eklenmemiş

GAZETE

ARAMA EKLENTİSİ

Banner