Image
2011 Eylül

Türkiye Diyasporası Yayınlarından Seçmeler

MARJE – Ocak 1993
Oyunun Kuralı
Sönmez Baykan

92 yılı Çerkes halkı açısından kötü hatırlanacak bir yıl. 93 yılı da zorlu geçeceğe benziyor. Biz yine de yeni yılın Halkımıza ve dünyaya iyi şeyler getirmesini diliyoruz.
Evet 92 yılı özellikle Türkiye Çerkesleri açısından bakıldığında hayal kırıklıklarıyla dolu. Bunların en önemlisi Gürcistan tarafından işgal edilen ve üstünde yaşayanlarla birlikte Dünya haritasından silinmek istenen Abhazya’ya yeterli desteğin verilememesiydi.
İkincisi bir türlü birleşemeyen ve güçlü bir örgütlülüğe sahip olamayan Türkiye Çerkeslerinin tek bir çatı altında toplanma­larının ve birleşme umutlarının bir başka baha­ra kalmış olması.
Diğer bir çarpıcı örnek ise çok partili döneme geçildiğinden beri sürekli olarak büyük bir çoğunlukla merkezdeki partilere oy veren (hem sağ, hem sol) Türkiye Çerkeslerinin kendi oylarıyla seçtikleri ve ikti­dara getirdikleri hükümetin Kafkasya ve Ab­hazya’ya yönelik politikalarıydı.
Her ne kadar bu örneklerin çoğaltılması mümkünse de biz bugün ağırlıklı olarak Türkiye Çerkeslerinin bakışlarının yavaş yavaş değiştiği siyasi partilerle ve hükümetle olan ilişkilerine değineceğiz.
92 yılında yaşanan ve zaman zaman yüzümüze bir tokat gibi çarpan gerçeklerden yola çıkarak geleceğin falına bakmayacağız ama, olması gereken ve olabilecek şeylerin altını çizmeye çalışacağız.
Şimdi biraz geri dönelim, Ağustos ayı ve sonrasında konumuz çerçevesinde Türkiye’de neler olup bittiğine şöyle bir bakalım.
14 Ağustos günü başlayan bir işgalle Abhazya Gürcistan tarafından yutulmaya çalışılmaktadır. Türkiye ve Dünya Çerkesleri büyük bir infial içindedirler. Muhaceret ve Anavatandaki diğer Cumhuriyetlerden bir soykırımla karşı karşıya kalan kardeşlerine yardım eli uzatılmaya çalışılmaktadır. Türkiye Çerkesleri de karınca kararınca ellerinden ge­leni yapmaya çalışmakta, Türkiye’nin ve Dünya’nın dikkatini buraya çekmeye çalışmaktadırlar.
Kurulduğundan beri, bu ülkenin iyi vatan­daşları olmuş olan Çerkesler, ötesinde bu ülkenin kurtuluş savaşında yüzbinlerce insanını şehit olarak toprağa vermiş olan Çerkesler, Abhazya’nın işgali söz konusu olunca, yıllarca oylarıyla destekledikleri, siya­setten özürlü sayıldıkları 12 Eylül döneminde ve daha sonraki muhalefet yıllarında hiç yalnız bırakmadıkları, seçim sandığı önlerine geldiğinde oylarını hiç esirgemedikleri ve yine kendi oylarıyla iktidara getirdikleri Hükümetten ve onun ortağı olan siyasi parti­lerden çok şey beklediler.
Öyle ya kendilerinin yıllarca sahip çıktığı, seçimlerde altından bile değerli olan oylarıyla destekledikleri Paşanın oğlu ve özellikle Baba onları böyle bir günde yalnız bırakmaz, Abhazya’daki kardeşlerini kendi kaderlerine terkedemezdi.
Hem de Türkiye büyük ve muktedir bir ülkeydi. Olayın boyutları ve de vehameti ye­terli derecede anlatılabilirse; Hükümet ve onun başı ve de yardımcısı hemi de Hariciye Bakanı Gürcistan’ın kulağını çeker meseleyi halleder­lerdi.
Baksanıza Şevardnadze’yle telefonla konuşmuşlar mektup bile yazmışlardı. Mese­leyi büyütüp oyunlara gelmemek lazımdı.
Varsın birkaç yüz kişi Ankara’da 12 Eylül sonrasının ilk pankartlı yürüyüşünü gerçekleştirsin, varsın Başbakanlığın kapısına dayansın Paşanın oğlu suratını bile dönüp bakmaz yürür, Baba da onlara içinde kendisi­ni hiç bir şekilde siyasi olarak bağlamayacak birkaç güzel söz olan bir nutuk çeker ve aldığı alkışlar karşısında kendisi bile hayretler içinde kalırdı.
Olsun yine de hükümeti karşımıza alma­mak gerekirdi.
Siyasetten özürlü olduğu dönemde Antal­ya’da meydanlara sokulmayan ve konuşturulmayan ve de iktidara gelince bunun acısını hemen çıkaran Baba; İstanbul’da Çerkes Halkının infialini yatıştıracak ve nefes almasını sağlayacak, sivil toplum düzeninde son derece demokratik bir eylem hakkı olan, yasal bir mitingi yasaklayabilirdi. Öyle ya babası bu ülkenin gelmiş geçmiş ikinci büyük adamı olan, Paşanın Oğlu bile, bir dönem ya­saklı ve sakıncalı sayılmamış mıydı.
Daha da ötesi Hariciyenin değerli tekni­syenleri Türkiye’nin çıkarları için Gürcistan’ı desteklemek gerektiğini söylüyorlardı.
Hatta Türkiye ve Dünya Çerkeslerinden, Anavatanın diğer bölgelerinden Abhazya’ya ulaştırılan askeri ve ekonomik yardımlarla birlikte Abhazya’da tarih yazan şanlı dire­nişçiler; önemli mevzileri geri almaya başlamışlar ve işte Gagra düşmüş. Başkent Sohum’un da geri alınması an meselesiydi.
Olur mu canım!.. Bu önemli, dost ve kardeş Gürcistan’ın iç huzurunun bozulması demekti. Hem de bu ülkenin başında demokratik seçimlerle işbaşına gelmiş, dünyaca da önemli bir şahsiyet olan Şevardnadze vardı. Hemen işgalcilerin moralleri düzeltilmeliydi. Mesela açlıkla karşı karşıya olan ve yiyecek sıkıntısı çeken bu komşuya 50 milyon ABD Doları gibi bir yardım yapılabilirdi... Savaşacak silahı ve ona yatıracak parayı nerden mi buluyordu... Aaa... bu komşunun iç meselesiydi, o kadarına da karışmaya hakları yoktu. Peki niye 50 mil­yon Dolardı da farklı bir rakam değildi? Canım alışkanlık işte, daha önce de 50 milyon kg. buğday yardımı yapmamışlar mıydı. Alışkanlık işte...
Evet, yukarıda çizmeye çalıştığımız tablo kara bir mizah örneği değil. Bu tablo Hükümetin ve onu oluşturan siyasi partilerin Türkiye Çerkeslerine bakış açısı.
Bu güne kadar hükümet üyeleriyle yapılan tüm görüşmelerde ortaya iyi niyet senaryoları konsa da resmi politika, Marje’de yayınlanan Meclis Tutanaklarında Paşanın Oğlu’nun da altını çizdiği satırlarda açık seçik görülüyor.
Öyleyse Türkiye Çerkesleri ne yapmalı? Hükümetin ve onu oluşturan siyasi partilerin bu tutumunu sineye çekip, ne yapalım büyüklerimiz böyle düşünüyor deyip ilk seçimde oylarımızı yine onlara mı vermeli.
Türkiye Çerkesleri; Abhazya’da Anavatan’ları için Türkiye’den ve Dünya’nın dört bir köşesinden savaşmaya koşan, şehit düşen, Çerkes gençlerine daha çok kurşun yağdırsın diye, işgalci Gürcistan yönetimine kredi açan bu hükümete alkış tutmaya devam mı etmeli.
Türkiye Çerkesleri; Bütün bu olanlara rağmen Doğru Yol Partisi grup Başkan vekilliğine devam eden, kendisine on­larca dosya verilmiş olmasına rağmen Abhazya’daki işgal ve savaş konusunda yeterli bil­giye sahip olmadığını söyleyen Adana milletvekili Bekir Sami Daçe’yle hemşehrimiz diye iftihar etmeye devam mı etmeli.
Türkiye Çerkesleri; Talimatlarla tepkilerini ortaya koymaktan kendilerini men eden İçişleri Bakanı İsmet Sezgin’in, dağılan Sovyetler Birliği’nden gelen köçekleri bile törenle kabul eden ama Abhazya lideri V. Ardzınba’yla görüşmemek için Ankara’dan kaçan Kültür Bakanı Fikri Sağlar’ın, Bosna için Amerikalı meslektaşına kafa tutan ama Abhazya için kılını bile kıpırdatmayan, katil Şevardnadze’yle TV.’lerde kol kola pozlar veren Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin’in içinde, birinin iyi adamı, birinin kötü adamı oynadığı şen ortak­ların, yani Baba’nın ve Paşanın Oğlu’nun başında bulunduğu bu hükümete bizim hükümetimiz diyebilirler mi.
Yoksa Türkiye Çerkesleri ilk seçimlerde bu hükümeti oluşturan ortaklara gereken cevabı verirler mi ?
Bunu zaman gösterecek.
Bizim katıldığımız tüm resmi görüşmelerde altını çizdiğimiz, yazdığımız yazılarda, katıldığımız tüm toplantılarda, panellerde açık oturumlarda dile getirdiğimiz gibi; Türkiye açısından Abhazya meselesinin sadece bir dış politika olayı olmadığı, Türkiye’de yaşayan yüz binlerce oya sahip milyonlarca Çerkes açısından bu politikalar izlenmeye devam ederse bunun aynı zamanda bir iç politika me­selesi haline geleceği savı gerçekleşecek mi?
Bunu da zaman gösterecek.
Ama artık bir gerçek tüm çıplaklığıyla ken­dini göstermeye başladı... Bu politikaları uygulayanlar; Çerkeslerin yoğun olarak yaşadık­ları bölgelerde seçim meydanlarına eskisi kadar kolay çıkamayacaklar.
Artık Türkiye Çerkesleri;
Kendilerine ve meselelerine sahip çıkanlarla, çıkmayanlar ve ucuz politikalarla kendi­lerine sırt çevirenler arasındaki farkı anlamaya başladı...
Türkiye’deki bütün siyasi partiler bunu dikkate almalı.
Oyunun kuralı bu.
Biz de öğreniyoruz artık.
Ve oynamak istiyoruz.
Sönmez Baykan