Image
2011 Eylül

Ha Çerkes Ha Rum; Ama…

Toplumsal Tarih dergisinin Ekim 2010 sayısındaki “İbrahim Edhem Paşa Rum muydu?” başlıklı makalenizi zevkle okudum. Sonunda Rum kökenli olduğuna karar verdiğiniz İbrahim Edhem Paşa hakkındaki bu yorum beni tam olarak tatmin etmediği gibi, kafamda belki size garip gelebilecek bazı soru işaretleri de oluşturdu.
 
Özetle:
1-                              Kendisinin Çerkes olduğunu söyleyen bir aydın insanın akademisyen torunu tarafından, doğruyu bulma adına zorlu bir yola koyularak Rum haline getirilme çabası, sağ olsaydı kendisi tarafından nasıl karşılanırdı?
2-                              Yazdıklarınızdan Paşa’nın ve küçük oğlunun “Çerkes olma yalanına sapması”na gerekçe gösterdiğiniz o yıllarda yükselen Türkçülük ideolojisinin etkisi görüşü sağlam bir gerekçe olmaktan uzaktır. Zira Çerkesler sizin sandığınız gibi Türk değil, Kafkasya’nın otokton halkı olup, dilleri ve kültürleri Türk etniğinin dil ve kültürü ile asla örtüşmez. Yani ancak Çerkesleri Türk sananların, ya da öyle gösterenlerin düşüncesini doğru kabul edersek Çerkesler Türkleşebilir. Aksi halde bu tespit, gerçeğin saptırılmasından yahut bilinmemesinden başka birşey değildir. Bilinmeyenlerden başlıcası Çerkesler’in Türklük ideolojisin ilk kurbanları olarak ülkemiz tarihinde yerlerini almış olduklarıdır. Bugünlere gelineceğini 1920’lerin başlarında fark eden bazı Çerkes elitlerinin batıdan taleplerde bulunmak ve faşizan Türkçülükten kurtulmak adına oluşturdukları “Şark-ı Karib Çerkesleri Temin-i Hukuk Cemiyeti” faaliyetleri sonrasında Kemalist iktidarın tehlike olarak gördüğü muhalif güçleri yok etmek için tertip ettikleri İzmir suikastı bahanesiyle Lozan’da kabul edilen 150 kişilik hain listesinin 86 tanesi Çerkes idi.
3-                              Büyük oğlu Osman Hamdi Bey’in kardeşi Halil Bey ve babasının aksine, kendilerinin Sakızlı Rum oldukları iddiasını da irdelemek gerek. Osman Hamdi Bey’in ve yeni devletin ideolojisinin batıya dönük olma çabalarının, bu kararda etkili ve önemli olabileceğini de bir olasılık olarak kabul etmek gerekmez mi? Batıya öykünen devletin batılı bakıştaki entelektüeli batıdaki değerini yükseltmek için babasını yalanlamış olamaz mı? Bence olabilir.
4-                              Eğer paşa ve oğlu Halil sizin iddia ettiğiniz gibi Rumluklarını saklamak için Çerkes olduklarını söylemişler ise bu da akılcı değil. Neden Kafkasyalı Türk ya da sadece Türk demediler kendilerine de Çerkes dediler? Çerkes olmak neden bu kadar değerlidir? Rum olmak neden bu kadar tehlikelidir o zamanlarda? Bunun akılcı bir açıklaması var mıdır?
5-                              Bilim adamı genellikle belgelere dayanarak tezlerini savunur. Siz tam tersini yapmışsınız; evet, bence bu yolla da çalışılmış olunabilir. Ancak belgelerin ve şahsın kendisinin ısrarla Çerkes dediği bir insan “söylenti ve akıl yürütmeler ve Sakız olayı” ile Rum yapılabilir mi?
6-                              Hüsrev Paşa’nın- ki kendisi de Çerkes kökenlidir- 1831’de Paris’e yolladığı tüm çocukların özellikle Çerkes olması kafanızı karıştırmıyor mu? Paşa kendisi gibi kölelikten gelen ve Çerkes olan çocukları her zaman koruyup kollamıştır. Aralarına bir Rum çocuğunu da katmış olabilir tabii ki. Ama diğerlerinin ve Paşa’nın Çerkes kökenli oluşu kolaylıkla atlanamaz.
7-                              Edhem Paşa’nın tanımladığınız karakterinin 19.yy.da sürgün yemiş ve soykırımla karşı karşıya kalmış diyasporadaki “tipik Çerkes karakteri” olduğunu da belirtmek gerekir. Bunu anlamak için Çerkesleri biraz araştırmanızı ve tanımanızı salık veririm. (Eskiler iyi tanırlardı, Kemalistler bunu da kaldıramadılar.)
8-                              Çerkesofobik yaklaşımlar cumhuriyetin ilk yıllarında başlamış olup, pek çok nedeni vardır. Bunun yaratıcısı olan Kemalist elitlerin son derece başarılı olduklarını, Çerkeslerin bugünkü kraldan kralcı -bence zavallı- hali ve haklarında uydurulan söylentiler gösteriyor. Anadolu ve Ortadoğu’daki istisnasız tüm halklar Çerkesleri severler; saygı duyarlar; çocuklarına “Çerkes” diye ad koyarlar (Çerkes adı özellikle Kürtlerde yaygındır). Ülkemizde özellikle ezberci sol ve sağ elitler Çerkesleri sevmez ve hep kuşku duyarlar. Bir taraf “devletçi” der suçlar, diğer taraf da kendi kimliğine ilişkin talebi olan bir avuç Çerkesi ele alarak “bölücü” yaftası yapıştırırlar.
 
Sonuç olarak her şey bir yana, kimin hangi milliyetten olduğunun bence hiçbir önemi yoktur. Yunanlılar ile Çerkeslerin ilişkisi binlerce yıl öncesine dayanır yani kadimdir. Mitolojilerimizi -orijinalinin kime ait olduğuna bakmaksızın- paylaşabiliyorsak, Eldem ailesini de Yunan halkı ile onurla paylaşabiliriz. Ancak, Çerkeslerin Çerkes tavuğu, hain Çerkes Ethem ve Çerkes kızlarından ibaret olmadığını, hele Türk hiç olmadıklarını dahi bilmeyen elitlerin ülkesinde, aydınlarımızın daha tarafsız ve dikkatli olmaları; ülkemizin sivilleşmesi, demokratikleşmesi ve farklı renkleriyle “birlikte” bir yaşam sürebilmemiz; kısacası geleceğimiz için çok önemlidir. Aslında tarihimizde hiç de doğru tanınmayan, yeni Cumhuriyetle birlikte “hain yaftası yapıştırılmış Çerkesler” ve onların kimliklerine ait değerler araştırmacılar için bakir bir hazinedir.
 
Şiddet söz konusu olmadığında talepkâr olunmadığı, asimile olunduğu varsayımıyla yola dizilmiş aydınların ülkesinde, Gayrı Müslim, Kürt ve Türk dışında hiçbir halkın adını anmaya niyetlenmeden hızla asimile eden bu düzeni ve resmî tarihin yalanlarını değiştirecek olanlar da bizleriz.
 
Bu açıklama fırsatını bana verdiğiniz için teşekkür ediyor, yazara ve Yayın Kurulu’nuza saygılar sunuyorum. İstanbul 29 Ekim 2010
 
Yalçın KARADAŞ
Mimar
DİÇEG (Demokrasi İçin Çerkes Girişimi) Eşsözcüsü
JINEPS Gazetesi Yayın Kurulu Üyesi
 
PS: İTÜ’den değerli hocam Nezih Eldem ve bir süre birlikte çalışma şansı yakaladığım Sedad Hakkı Eldem ile akrabalık durumları da merakımı celbetti bu yazı sayesinde. Bu konuda bilgi verirseniz memnun olurum.
Yazarın e-mailini bana veren ve son kitabım “Çerkesleri Anlamak” için kapak çizimini yapan derginiz Yayın Kurulu üyesi Aydan Çelik kardeşime de bu vesile ile özel teşekkür edeyim…