Image
2012 Nisan

Türkiye Diyasporası Yayınlarından Seçmeler

Kafkasya Gerçeği - 1990
1877 - 1878 Osmanlı - Rus Savaşında Kuzey Kafkasya ve Sürgündeki Kafkasyalılar*
Sefer E. BERZEG

V. Bölüm
Dağıstan ve Çeçenistan Ayaklanması
Dargi ve Hunzah’daki birlikler Albay Nakaşidze komutasında Gunip’deki Rus birliğine yardıma gönderildi. Sugrat’daki Rus birliğine yardım için de Dağıstanlı milislerden bir bölüğün başında Naip Yüz­başı Fethali Bey gönderilmişti. Fakat bu yurtsever subay Kumuh’a va­rır varmaz bütün Rus idare memurlarını tutuklayarak ihtilâlcilere katıldı. Kendisine katılan yurttaşlarıyla birlikte Kumuh’daki Rus müs­tahkem mevkiine saldırdı. Sonuna kadar direnmekte inat eden Rus as­kerleri imha edildiler. Aynı gün 8 Eylül’de Tsudahar ve Kuba’da da halk ayaklandı. Dağıstanlılar büyük bir coşkuyla Rus birliklerine sal­dırıyorlardı. 23 Eylül’de Haydak-Tabasaran’da Utsumi Mehdi Bey, General Komarov’un kuvvetlerine ağır darbeler indirdi ve Derbent’i Ruslardan temizledi. Gazi Kumuk Kalesi halk tarafından ele ge­çirilip tahrip edildi. Kaledeki Rus askerleri teslim olmayı kabul etme­yince bütünüyle kılıçtan geçirildiler. İhtilalciler burada ele geçirdikleri silah ve mühimmattan da yararlanarak yayılmaya başladılar. Dışlahar ve Kaya-Kent’te de Rus kuvvetleri ayaklanan halk karşısında ağır kayıplar verdi. Avar bölgesindeki ayaklanmacıların üzerine yürüyen Gene­ral Smekalov’un güçlerini Murtazaali ve Umadu Beylerin komutasındaki Dağıstanlılar Tilitli’de karşıladılar. Kasaba Ruslar tarafından topçu ateşiyle yerle bir edildi. Murtazaali teslim oldu. Umadu ise kaçtı. Ka­sabanın halkı Ruslar tarafından sürgün edildi.
Kuba ve Zakatala yöresindeki Lezgiler’in gecikmiş olarak başla­yan ayaklanması da Rus kuvvetleri tarafından kan ve ateş içinde bastırıldı.
Dağıstan ve Çeçenistan’da ayaklanma Osmanlı-Rus savaşının sonu­na kadar sürdü. Fakat Osmanlı’larla Ruslar arasında mütareke yapılın­ca Rusların Anadolu cephesi komutanı Ermeni General Loris Melikov’un emrindeki 125.000 kişi ve 189 toptan ibaret büyük güçler de derhal bu yöreye sevkedilmeye başlandı. Bu kuvvetleri Gazi-Kumuk Hanların­dan Fethali Han, emrindeki Dağıstan güçleriyle Lavaşa hattında karşı­ladı. Yörede Dağıstanlılarla Rus ordusu arasında çetin savaşlar oldu. Fethali Han’ın şahadeti üzerine yurtseverler dağlara çekilmek zorunda kaldılar. Ruslar önemli kayıplar vermelerine karşın milli kuvvetleri Sudakar yönünde izlediler ve burada da şiddetli bir savunmayla karşı­laştılar. Kasabayı ancak topçu ateşiyle tamamen yerle bir ettikten sonra işgal edebildiler. Ruslar, büyük fedakarlıkları ve kayıpları göze almak ve ancak ağır silâhlarının sayesinde ayaklanmacılar son merkezi olan Sugrat’a da sokulmayı başardılar. Her yerde olduğu gibi burada da kadın çocuk demeksizin tüm halkı kılıçtan ve süngüden geçir­mekten çekinmediler.
Ayaklanmanın sağ kalabilen belli başlı önderlerinden çoğu Sugrat’daki son savaşlara katıldılar. Ruslar’ın burayı da zaptetmesiyle ayak­lanmanın ana damarı kesilmiş oldu. Liderlerden Hacı Mahoma, Umadu, Dada Zalma, Abdülmecid Fatay, Abbas Bey ve yaşlı lider yüz yaşın­daki Abdurrahman Hacı Rus kuvvetlerinin eline düştüler. Yalnız Çeçen önderi Alibek Hacı Vedeno’ya kaçmayı başarabildi ise de o da sonra­dan halkını daha fazla kırdırmamak için kendiliğinden teslim oldu.                                                                         
 
Ruslar sağ kalan önderleri Gunip’de kurulan harp divanına sevk­ettiler. Beşyüzden fazla yurtsever idam edildi. Binlerce aile Sibirya’ya sürüldü. İhtilalin önderlerinden ihtiyar Abdurrahman Hacı ile Gazi Kumuklu Cafer Han da idama mahkum edildilerse de cezaları halkı yatıştırmak gayesiyle sonradan ömür boyu hapse çevrildi. Ancak bundan sonradır ki Çar’ın Generali Loris Melikof, Dağıstan ve Çeçenistan’daki ayaklanmanın da bastırıldığını efendisine bildirebildi.(23)
Sonuç
Başlangıçtaki bazı başarılara karşın Osmanlı Devleti’nin bu savaş­ta yenilgiye uğraması, Kafkasya ve sürgündeki yüzbinlerce Kafkasyalı yönünden de büyük acılara yol açtı. Ayaklanmalar sonunda onbinden fazla Dağıstan-Çeçen ve Adıge ailesi Rusya’nın buzlu yörelerine sürül­düler. Kalanlar da büyük ölçüde ezildiler ve baskıların doğurduğu yeni bazı göçler oldu. Özellikle Abhazya yöresi bu savaş sonunda büyük ıstırap çekti ve nüfusunun yarısını kaybetti.(24)
Bu acılardan sürgünde yaşayan yüzbinlerce Kafkasyalı da nasiple­rini aldılar. Balkanlarda ve Anadolu sınırlarındaki savaşlarda hayli kayıp verdiler. Fakat Plevne’de sonuna kadar kalan birkaçyüz Çerkes subay ve askeri dışında hemen hiçbiri Rus ordusunun eline esir düş­medi. 1877 Ekim’inde Alacadağ’da yedi Paşa, 252 subay, yedi tabur, bir süvari bölüğü ve yirmi toptan ibaret 8000 kişilik bir Osmanlı kuvveti Ruslar’a teslim olduğunda bile General Musa Kundukh bu kuşatmadan sıyrılarak Erzurum’a ulaştı. Bu sayede dört taburdan fazla asker ve 1500 süvari esir düşmekten kurtuldu.(25) Kars’taki Osmanlı ordusu tes­lim olurken, bu kararı kabul etmeyen Kafkasyalı gönüllü süvariler Gazi Muhammed Şamil Paşa’nın komutasında kuşatmayı yararak Er­zurum’a geldiler.(26) Bulgaristan’ın kuzeyinde Elena’da Rusları büyük bir yenilgiye uğratmış bulunan ünlü Kafkaslı önderlerden Tuğa Fuat Paşa, çekiliş sırasında gönüllü olarak Ruslar’ı oyalamak üzere artçılık görevini üzerine almıştı. Despot Dağı’nda Rusları bir defa daha ağır kayıplara uğrattıktan sonra tümenini sağ salim Tekirdağı’na kadar ge­tirerek gemilerle İstanbul’a geçirdi. Çatalca’da Ruslara karşı kurulan son savunma hattının esasını bu kuvvetler oluşturdular.(27)
Osmanlı Devleti’nin 1878 yılında imzalamak zorunda kaldığı Ayastefanos ve Berlin Anlaşmaları ile, Rus elçisi İgnatief’in daha savaştan önce 18 Aralık 1876 da, Avrupalı devletlerin temsilcilerine kabul ettir­miş bulunduğu Çerkes göçmenlerinin Rumeli’den Asya’ya sürülmeleri önerisi(28) gerçekleştirildi. Onbinlerce Çerkes ailesi daha doğru dürüst yerleşmek olanağını bulamadıkları Rumeli topraklarından tekrar sürü­lerek Anadolu’nun çeşitli yörelerine ve Arap ülkelerine dağıtıldılar.
Osmanlı topraklarındaki Kafkasyalı sürgünlerin çocukları, kırk yıl kadar sonra Birinci Dünya Savaşı yıllarında, bu sefer daha da ör­gütlenmiş olarak ve aynı inatla Anayurtlarını kurtarmak ve oradaki soydaşlarıyla bütünleşebilmek gayesiyle silâhları ellerinde yine Kafkasya sınırlarında görüneceklerdi.
Bu da başka bir araştırmamızın konusudur.
KAYNAKLAR:
(23)Mehmet Ketey: 1877- 1878 Senelerinde Türk-Rus Harbi Esnasında Şimali Kaf­kas’ta (Çeçenistan ve Dağıstan’da) Rusya’ya Karşı İsyanlar. Kafkas Dergisi. No: 9-12, İstanbul 1953.
Aleksandr Uralov (A. Avtorhanov): Narodoubiystvo V SSSR. Ubiystvo Çeçenskogo Naroda. s. 15-16. München 1952.
Şerafettin Erel: Dağıstan ve Dağıstanlılar. s. 167- 170. İstanbul 1961.
Kadircan Kaflı: Şimali Kafkasya. s. 123-128. İstanbul 1942.
(24) Bu konuda çok önemli bir kaynak olan Dzidzariya’nın "Hicret ve XIX. Yüzyılda Abhazya’nın Tarih Problemleri" adlı araştırmasının Türkçeye kazandırılması bir hizmet olur kanısındayım.
(25) W.E.D. Allen-Paul Muratoff: Kafkas Harekatı. 1921-28 Türk-Kafkas Sınırındaki Harplerin Tarihi, a.g.e. s. 172-173.
(26) Kadircan Kaflı: Şimali Kafkasya, s. 127.
(27) Prof. Dr. Bedi Şehsüvaroğlu: Hekim Bir Siyasimizin Portresi, Dr. Hulusi Fuat Tu­gay. s. 63 vd. İstanbul 1972.
(28) Bilal N. Şimşir: Rumeli’den Türk Gönleri. C. II, S. Cllll, Ankara 1970.
*Derginin 1. sayısında yayınlanmıştır. 20 Ocak 1990 günü İstanbul Kafkas Kültür Derneği’nde (Bağlarbaşı) verilmiş olan konferansın metnidir.