2004 yılında yitirdiğimiz Abhazyalı İnsan Hakları Savunucusu T. Şakrıl:

0
9

 “Biz Bu Topraklarda Kaybolmayı Hiç Düşünmüyoruz”
Abhazya Devlet Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olan, insan hakları savunucusu Tamara Şakrıl; Abhazya’nın siyasal geleceğine katkı sunmaya çalıştığı seçim sürecinde, 2004 yılında katledildi. Gazetemiz Haldun Özkan’ın kendisiyle ölümünden kısa bir süre önce yaptığı söyleşiden bir bölümü önemi nedeniyle aktarıyoruz.
Şakrıl’ın; Sovyetler Birliği döneminde entelektüel çevrede saygın bir yeri vardı ve insan hakları savunucusu idi. Stalin döneminde Abhazya’ da ana dilde eğitimin engellenmesi üzerine genç bir akademisyen olarak kaleme aldığı mektup ünlüdür. Mektupta; “Stalin Yoldaş, sosyalizmde ulusların kaderlerini tayin hakkı diye bir ilke varsa bunun uygulanmasını sağlayın. Aksi durumda Abhaz Halkı kendi geleceğini kuracaktır” demişti.   
H.Ö : Abhazya’da insan haklarından bahseder misiniz?
T.Ş: Abhazya’da insan haklarından bahsetmek çok zor. Çünkü Abhaz Halkı olarak azınlık durumundayız. Bugün insan hakları evrensel bildirgesi belgelerinde dünyada üçüncü sıradayız. Türkiye’deki etnik azınlıklardan bahsedecek olursak, Türkiye’deki azınlıklar kendilerini baskı altında hissediyorlarsa özellikle Türk Halkıyla beraber verecekleri ortak kararlar doğrultusunda kazanımları olabilir.
Türkiye’de bugün insan hakları konusundaki önemli bir tespit, Türkiye’ de resmi dilin Türkçe oluşudur. Bu sorunun çözümü o kadar kolay değildir. Dil, milletlerin önemli bir özelliğidir. Bir insan kendi dilini unutmuşsa insanlığını unutmuş demektir. Abhazya’da bugün ortak olarak konuşulan dil Rusçadır. Ermenisinden Yahudisine, Almanından Polonyalısına ve biz Abazalar dahil biliyoruz Rusçayı. Neden Abazaca uluslararası ölçekte resmi dil kabul edilmesin? Buradan şöyle bir sonuç çıkıyor, Abhaz halkının topyekün ortadan kaldırılması, “asimile” olması isteniyor. Biz inanıyoruz ki kendi kültürümüz çok değerli, asimile olmak istemiyoruz. Kendi ulusal kültürümüzü daha ileri götürmek istiyoruz.
H.Ö: Türkiye’de de insan hakları problemleri yaşanıyor, ama yasa tasarılarında örgütlenme, kültürel hakları koruma gibi konular da gündemde. Sizce diaspora Çerkeslerinin ne gibi demokratik- kültürel talepleri olmalıdır?
T.Ş: Türkiye’ de insan hakları çiğneniyor derken şunu unutmayın. Türkiye onların (Türklerin-ç.n) yeridir, onların toprağıdır. Onların mutlaka azınlıklara hak tanımaları gerekiyor. Ama bu demek değildir ki Türkiye Devleti bunları yapacak. Siz bunları isteyeceksiniz. Türkiye’de   kendi dilinde eğitim okullarının açılmasını, Çerkesçe soy isimlerinin kullanılmasını istemek sizin en büyük hakkınız. Fakat sakın bunları devlet verecek diye beklemeyin.
Abhazya’ da Ermeni ve Rus okulları Abaza okullarından daha fazladır. Kültürel hakların başlangıcı bu şekilde olur. Bizim Türkiye’ de Abaza, Adige okullarının açılmasına destek vermemiz gerekiyor, fakat halimizi görüyorsunuz, gücümüz yok. En önemli şey hepimizin kendi topraklarında olmasıdır. Kafamıza zorla sokmak istedikleri Gürcistan toprak bütünlüğü içerisinde yer alamayız. Toprak bütünlüğü, halkların kendi topraklarında birleşimidir. Halklar dağıldığı zaman kültürel yapıyı oluşturup koruyamazlar. Rusya Federasyonu Başkanı Yeltsin bizi aldı, E.Şewardnadze’ ye hediye verdi. Ama yapması gereken bir şey vardı, bize sormadı. Biz bir yerlere hediye olmak istemedik, olmayacağız da. Biz bu topraklarda kaybolmayı hiç düşünmüyoruz ve tüm dünyaya bunu göstereceğiz.
 

Sayı : 2006 03

Yayınlanma Tarihi: 2006-03-01 00:00:00