Büyük Acı 142 Yaşında!

0
12

Çerkes Halklarının Anavatanından sürülüşünün 142. Yıldönümü dolayısı ile gazetemizin bu sayısının orta sayfalarını, tarihimizin bu en karanlık bölümüne dair tanıklıklara ayırdık. Umarız herkesin katkısı ile bu büyük trajedinin Çerkes halklarında açtığı ve hala kanayan yara bir gün tamamen sarılır. Bu ümitle sizleri tarihin tanıklığı ile baş başa bırakıyoruz. 
1-
M. Venyukov – 1878
“Savaş son derece acımasızca cereyan ediyordu. Biz geri dönülmesi imkansız tarzda ve askerin bastığı her toprak parçasını son ferde kadar Dağlılar’dan temizleyerek adım adım ilerliyorduk. Kar erir erimez ve ağaçlar yeşermeden önce (Şubat ve Mart’ ta) yüzlerce dağ köyü ateşe veriliyordu. Ekinler atlara yediriliyor veya çiğnetiliyordu. Köy nüfusu gafil avlandığı takdirde, derhal asker muhafazasında en yakın Kazak köyüne götürülüyor ve oradan Karadeniz sahiline ve daha sonra Türkiye’ ye sevk ediliyordu. Bizim yaklaşmamız sırasında boşalan kulübelerde çoğu zaman masanın üzerinde, içinde kaşığı ile beraber henüz soğumamış lapaya, üstünde iğne takılı tamiri yarıda kalmış elbiselere, döşemeye bırakılmış çocuk oyuncaklarına rastlanıyordu.“
2-
The Free Press, 1 Aralık 1863
Acımasızca davranışlara örnek olarak 1863 yılında The Free Press gazetesinde yayımlanan Fransız kaynaklı bir haber dikkat çekicidir:
Şapsığ ülkesinin Hafia köyünde bir yamyamlık sahnesi sergilenmiştir. Köy erkeklerinin cephede ileri hatlarda bulunmasını fırsat bilen Çarın askerleri köydeki savunmasız halkın üzerine üşüşerek onları öldürmüş, evlerini yakmış ve mallarını yağmalamıştır. Kurbanlar arasında 18 yaşlı kadın, 8 çocuk ve 6 yaşlı erkek bulunmaktadır. Öldürülen kadınların birinin cesedine şu sözcükleri içeren bir yafta iliştirilmişti: “Haydi git, yardım için temsilcilerinizi gönderdiğiniz İngiltere Kraliçesi’ ne şikayet et!”. Küçük bir çocuğun cesedinde de şu yazı okunmakta idi: “Koruyucunuz Türklere kendini satacağına burada kal!”. Yine gözleri oyulmuş yaşlı bir erkeğin cesedinde de şu yazı okunmakta idi: “Git temsilcilerinle buluş, Paris’ te iyi göz doktoru bulabilirsin!”.
3-
Çerkesler’ in İngiltere Kraliçesine yazdıkları dilekçe:
9 Nisan 1864
 “İngiltere İmparatoru Majeste Kraliçelerine
Dünya kurulduğundan beri ülkemiz ve vatanımız olan Çerkezistan’ ı işgal etmek ve dominyonlarına katmak için Rusya’ nın giriştiği haksız savaş 80. yılını doldurmuş bulunmaktadır. Şu anda ellerine düşen çaresiz kadınları, yaşlıları ve çocukları koyun boğazlar gibi kesiyorlar. Kestikleri başları süngüleriyle kelekle oynar gibi oynuyorlar. Uygarlık ve insanlık dışı anlatılması güç bir zulüm ve baskı uyguluyorlar. Bizden canımızdan daha çok sevdiğimiz yurdumuzu savunmak için can ve malımız pahasına ihtiyar, genç bu tiranik harekete karşı koymaya çalıştık. Ancak son bir iki yıldır savaş tahribatına ek olarak Tanrı’ nın reva gördüğü kuraklığın neden olduğu açlık ortamından yararlanan Ruslar, karadan ve denizden sürdürdükleri sürekli saldırılarla bizleri büyük sıkıntılara sokmuşlardır. İnsanlarımızın bir çoğunun savaş alanlarında çatışmadan, bir kısmını dağlarda açlıktan, bir kısmını sahillerde sefaletten ve bir kısmını da denizlerde beceri eksikliğinden kaybettik.
Bu sebeple Ruslar’ ın ülkemize yönelttiği vahşi saldırılara karşı koyabilmek ve ülkemizi ve ulusumuzu kurtarabilmek için adaletin merkezi ve insanlığın koruyucusu yüce Hükümetinizin ve Halkınızın değerli yardımlarına ve aracılığına baş vuruyoruz.
Şayet ülkemizi ve soyumuzu korumak için istediğimiz yardımı sağlamanız mümkün değilse, hiç olmazsa bir yandan açlık öte yandan düşmanın vahşi saldırılarıyla yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunan çaresiz kadınlarımız ve çocuklarımızın emin bir yere nakledilmeleri imkanlarının sağlanmasını rica ediyoruz. Şayet bu iki isteğimiz de dikkate alınmaz ve isteğimize rağmen hükümetlerin lütuf ve merhameti esirgenir ve çaresiz koşullar içinde toptan imha edilirsek biliniz ki hakkımızı yüce Tanrı’ nın katında aramakta devam edeceğiz. O Tanrı ki Majesteleri Hükümetine çaresizleri ve zayıfları korumak için kuvvet, iktidar ve egemenlik vermiştir.
(..)
Sizden içinde bulunduğumuz sefalet ve çaresizlik koşullarının yüce Hükümetiniz’ e ve milletinize duyurulması için aracılık yapmanızı rica ediyoruz. Bu nedenle Ekselanslarınıza bu mütevazı dilekçemizi sunuyoruz. Bu dilekçenin bir kopyası Padişah’ ın Hükümetine ve öteki ülkelerin elçiliklerine sunulmuştur.
Çerkes Halkı adına
İmza
4-
Konsolos Dickson’ dan Earl Russell’ a (17 Mayıs’ ta alınmıştır.)
Sohumkale, 13 Nisan 1864
Ubıh ve Cighet boyları şu günlerde Trabzon’ a hızla çıkmaktadırlar. Gerçekten yaşadıkları topraklar ateş ve kılıçla harabeye çevrildikten sonra Kuban steplerine nakledilmelerini ve böylece işgalcilere düzenli asker kaynağı haline gelmeyi reddeden Dağlılar’ ın önünde Türkiye’ ye göç etmek dışında bir seçenek kalmamıştır.
(..)
5-
Sir H. Bulwer’ dan Earl Russell’ a (20 Mayıs’ ta alınmıştır)
İstanbul, 3 Mayıs 1864
Çerkesler’ in Osmanlı ülkesine geniş ölçüde ve ani göçüşleri yüksek malumlarıdır. Ruslar şu anda, vatandan önce gelen tek değerli şey saydıkları özgürlüğü ya da en azından yabancı bir düşmanın egemenliğinden uzak bir yaşamı her şeyin üstünde tutan bu cesur ve fedakar ırkın topraklarına el koymuş bulunmaktadır. Savunmalarıyla ölümsüzleştirdikleri sahillerden bir kaçış var şu anda. Komşu bir imparatorluğa sığınma olanakları arıyorlar. Kısacası Çerkezistan artık yoktur. Arkada kurtarılmaya değer tek şey kalmıştır, o da Çerkesler.
(..)
Hem Türkiye hem de Avrupa için uygun düşecek politika şu olmalıdır: Bu yiğit sürgünleri, Karadeniz’ den Erzurum’ a kadar uzanan topraklara yerleştirmek. Bu yerler, ayrıldıkları ülkenin karşısında olup bir ölçüde o yerlere benzemektedir. İşte ancak burada bu kimselerin üzüntüleri hafifletilebilir.
(..)
Kaynak: Göç / Kuzey Kafkasyalılar’ın Göç Tarihi
İzzet Aydemir
1988
1-
Büyük göç sırasında Kuzey Kafkasya’ da Şapsığ Bölgesi’ nin Hagüç yöresine yerleşik iken Osmanlıya göçü düşünen bir gurup, göç hususunda kararsızlık içerisinde imişler. Bu nedenle üç kişiden oluşan bir öncü gurubu araştırma yapmak üzere Amasya’ nın Hamamözü bucağına (o zaman köydü) yerleşmiş olan akrabalarının yanına göndermişlerdi. Bu 3 kişi Tseruğ Ahmet (güreşçi Adil Candemir’ in dedesi), Neğedij ve Türkçe bilen Abdullah Kobli; din bilgini ve Kaseyhable köyünde yerleşik Laş Hacı’ yı bulmuşlar. Laş bunlara Hamamözü yöresini gezdirmiş, göç etmeleri hususunda olumlu şeyler söylemiş ve yetişen buğdaylardan birkaç başak vererek ürünün bereketinden söz etmiş. Fakat buraya daha önce gelen Çerkes göçmenler sıtma, açlık vs. nedenlerle dağılmış, büyük bir bölümü de yaşamlarını yitirmişler. Kısaca göçe istekli davranmamışlar. Bu arada gayet şakacı birisi olan Neğedij, Hacı Laş’ a buradaki yerli halkın atların yele ve kuyruklarını kestiklerini, at dururken eşeğe bindiklerini, ağız ve burunlarını sildikleri yağlıklarını (mendil) ceplerine koyduklarını, çarık giydiklerini yadırgadıklarını mizahi bir biçimde aktarmış. Bu arada göç yanlısı olan Ahmet Tseruğ; Neğedij’ in bu olumsuz tutumu karşısında Merzifon’ da sus payı olarak ona bir tabanca almış, gördükleri şeyler hakkında olumsuz konuşmayacağı hususunda yemin ettirmiş. Kafkasya’ ya geri dönüşte olumlu konuşmalar yapılmış ve köylülerini de alarak buralara getirmişler. Yalnız Neğedij Kafkasya’ da kalarak geri gelmemiştir.
2-
Kafkasya’ dan Samsun’ a keşif amacıyla gelen iki kişi, Samsun köylerinde evlerin pencerelerinin sıkıca ve kalın tahtalarla kapatılmış olduğunu görünce, buralarda insanların birbirlerine güvenleri olmadığını söylemişlerdir.
3-
Göç sonrası Samsun yöresine yerleşen bir Çerkes gurubu Kafkasya’ dan getirdikleri semaverleri ile su kaynatmış ve yanlarında özenle sakladıkları çay yapraklarından bir tutam alarak demlemek üzere çaydanlığa atmışlar. Bu olayı çevrelerini sarıp da onları izleyen yerli halk görmüş ve kendilerine acıyarak bir tencere dolusu süt göndererek işaretle “O otu içmeyin, şu sütten için” demişlerdir.
4-
Kabardey Bölgesi’ nde bir aile ikiye bölünmüş, bir bölümü vatanlarından ayrılmamayı yeğlerken diğer bölümü göçe karar vermişler. Bu arada göçe karar veren guruptan iki delikanlı amcalarına ait olan fakat kendilerinin çok sevdiği Kuk isimli köpeği de birlikte götürmek istemişler. Her ne kadar amcaları Kuk’ tan ayrılmak istememiş ise de yeğenlerini kıramayıp “bizden bir hatıra olsun, alın ama iyi bakın” diye köpeği vermiş. Kara yoluyla Erzurum’ a, oradan Uzunyayla’ ya, burayı da beğenmeyerek Suriye’ de Humus dolayına yerleşmişler. Kuk yolda huysuzluk yapmış ve bir türlü onlarla gitmek istememiş. Fakat zor karşısında o da Humus’ a gelmiş. Gelmiş ama birkaç gün sonra Kuk ortadan kaybolmuş, sahipleri de onun kaybolduğuna inanmışlar. Humus’ a yerleşenler burayı beğenmemiş, bir kısmı da hastalıktan ölmüş, bu arada Kafkasya’ daki akrabalarına yerlerini terk etmemelerini ve kendilerinin perişan olduklarını, ama dönecek olanaklarının da kalmadığını belirten haber göndermişler. Kafkasya’ dakilerin Humus’ takilere gönderdiği yanıt ise şu olmuş:”Siz hiç merak etmeyin, biz sizin nasıl ve oraların ne biçim bir memleket olduğunu çoktan öğrendik!
Çünkü bir süre önce bizim Kuk geri döndü”. Humus’ a göçenlerin bu haber karşısında söyledikleri de: “Kuk bile bizden akıllıymış!” biçimindeymiş.
5-
Büyük sürgünde Abhazlar’ ın karşılaştıkları durumlar da çok acı verici niteliktedir. Abhazlar yiyecek, içecek, giyecekten yoksun ve hazırlıksız bir şekilde vapurlara tıka basa istif edilircesine doldurulmuşlardı. Kısa süre sonra yola çıkan vapurda bulunan Abhazlar’ dan bir kısmı açlık ve hastalıklardan kırılmış, kalan bölümü de Kefken’ e zor koşullar altında varabilmişlerdir. Burada karaya dökülen felaketzedeler konakladıkları bu yerin yakınındaki orman ve çalılıklara dağılmışlardı. Çocuklar açlıktan yaprak ve çürük odunları yemekten alıkonulamamış, çalılıklar arasında dolaşan bir kediyi yemek için kovalamışlardı. Yiyecek sağlamak amacıyla iş arayan ve günde bir somak mısır karşılığında çalışan göçmenler emekleri karşılığında bir somağın da en küçüğünü almakla yetindirilmişlerdi. Dil bilmemeleri işlerini büsbütün güçleştirmekte, yerli halkla anlaşma ve kaynaşma ise mümkün olmamaktadır. Yiyecek gereksinmelerini karşılamak amacıyla bazı yeşil otları toplamak isteği ile girdikleri otlaklardan ise sahipleri tarafından hakaretle kovulmaktadırlar. Bu arada meyva bahçesinden bir incir koparmak isteyenlerin kurşunlandıkları bile olmuştur.
Kefken’ e inişlerinden 24 saat sonra 400 kişi yaşamını yitirmiş, ölüler gelişi güzel gömülerek bugün “Abaza Mezarlığı” diye adlandırılan yer oluşmuştur. Bu arada ölen hemşerilerinin yasını tutan ve onların mezarları başında acı ağıtlar dile getiren Kesepha Elif adındaki bayanın söyleşileri çok acıdır. Kefken’ deki Abhazlar’ ın karşılaştıkları durum ve Kesepha Elif’ in durumu saraya kadar yansımış. Bu arada Abhazlar’ a yardım için bir heyet gelmiş, Abhaz hanımı saraya götürüp Padişah’ ın konuğu yapmak istemişler. Kesepha’ nın onlara verdiği yanıt ise şöyledir: “Bizi bu hale getirenlerin kendileri de Abhazlar gibi olsunlar! Gülemeyecek kimse için ağlamanın en büyük gereksinme olduğunu Tanrım Padişahımız’ a öğretmesin! Bundan böyle gülemeyeceğime göre ağlama gereksinimimi giderebileceğim yer olan buradan ayrılamam. Ölürken beraber olamadığım bu biçarelerle hiç olmazsa öldükten sonra birlikte olayım”. Durumu büyük bir acıyla izleyenler ağlayarak oradan uzaklaşmışlardır.
6-
SPHİNX GEMİSİ FACİASI
(..)
1 Mart 1878 tarihinde Sphinx isimli Avusturya gemisi 3.000 göçmen Çerkes’ le yüklü olarak (Yüklü diyoruz çünkü Çerkesler geminin ambarına tıka basa eşya gibi doldurulmuşlardı.) Yunanistan’ ın Kavala limanından Suriye’ nin Lazkiye limanına hareket etmiş, 40 kişi fırtınadan ölmüş, 5 Mart tarihinde Kıbrıs’ ın Famagusta limanına 6 mil kala ve saat 16.45 sıralarında gemide yangın çıkmıştır. Yangının söndürülememesi sonucu göçmenler botlarla karaya çıkarılmış fakat geminin ambarında bulunan pek çok göçmen arasında 500 dolayında Çerkes de dumandan ve havasızlıktan boğularak ölmüşlerdir. Gemi mürettebatı ile Çerkesler arasında çatışma çıkmış, Çerkesler kaptanı ve tayfaları öldürmek istemişlerdir.
Avusturya gemisinin kaptanı ve tayfaları, yardım çağrıları üzerine olay yerine gelen bir Fransız gemisi tarafından kurtarılmışlardır. Çerkes göçmenleri ise Famagusta’ da toplanmışlardır. Fakat ne bu kazazedeler, ne de İstanbul’ dan Avusturya bandıralı Timova gemisi ile Larnaka’ ya gönderilen 2.000 göçmenin Kıbrıs’ a çıkmalarına ve burada kalmalarına izin verilmemiştir.
(Söz konusu Çerkesler’ in çoğu Suriye’ ye, küçük bir kısmı Antalya’ ya gönderilmiştir. İ.A.)
(Not: 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı sonucunda imzalanan Berlin Anlaşması gereği, Çerkesler Balkanlar’ dan ikinci kez sürgüne tabi tutuldular. Yukarıdaki olay bu döneme aittir.)
7-
Suriye’ nin Fransa Başkonsolosu F. Guys’ den Fransa Dışişleri Bakanı’ na
Beyrut, 16 Nisan 1979
Sayın Bakan,
Çerkesler’ in Suriye’ ye gelmeleri en önemli sorunlardan birini oluşturacaktır. Babıali (İstanbul) Çerkesler için burasını düşünmüş. Önceleri 5.000, daha sonra da 20.000 aile oluşturan Çerkesler vilayetin karşısında kaderlerine küskün, kırgın bir biçimde bekleşiyorlar. Babıali bu tatsız operasyonu üstlenmek istemiyor. Eyalete yüklemek istiyor……Maliyenin bu yükü kaldırması olanaksız. Bütün vilayette 2.500.000 kuruş toplanabilecek ki 20.000 Çerkes ailesine bu para ne yarar sağlayabilir? Önceden önlem alınmadan Suriye topraklarına indirilen bu insanlara ne yapılabilir? Onları iç kısımlara, bilinmedik yerlere yolluyorlar. Orada ne yapacaklar? Kimse bilmiyor. Her tarafta bir güvensizlik var. Onlar tiksindirici bir yaşam içerisindeler. Onlara sefiller sürüsü diyorlar. Güçlükler Babıali’ den kaynaklanıyor. Toprağın bir kısmı Çerkesler’ in kaderine bırakılmış. Hatırasız, mazisiz bir sürü şeklinde Arap kabilelerinin içine itiliyorlar. Hiçbir güvenceleri yok…
(Not: Yukarıdaki belge, 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı sonrasına aittir.)
8-
Çerkes aydınları arasında Çerkesler’ in Osmanlı topraklarına getirilişleriyle ilgili bir fıkra anlatılır:
Rus Çarı devrin Osmanlı Sadrazamı (Başbakanı)’ na İstanbul elçisi aracılığı ile bir mesaj gönderir. Bu mesajda Çerkesler’ le ilgili olarak “Size bir kovan dolusu arı gönderiyorum. Ümit ederim bu arılar sizi sokup rahatsız etmez” der. Bu mesaja zamanın Başbakanı da şu yanıtı verir: “Haşmetli Çarınız’ a şu sözlerimi iletin: Gönderdiği bu arıları İmparatorluk topraklarına öylesine dağıtacağız ki ikisi bir araya gelip böyle bir eyleme girişmek olanağını bulamayacaklardır.”
Böyle bir girişimin gerçeğe yakınlığı şüphelidir. Ancak bu fıkra Çerkesler’ in sürgün sırasında karşılaştıkları duruma ışık tutması bakımından oldukça ilginçtir.
9-
Çerkesler hakkında anlatılan öykülerden birisi de şu biçimdedir:
Avrupa müzelerinin birinde çeşitli milletler ulusal giysileri içerisinde halka tanıtılırlar. Bu heykeller arasında bir Çerkes delikanlısının görkemli giysili heykeli de yer almaktadır. Yalnız heykelin diğer uluslarınkinden belirgin bir ayrıcalığı vardır: Heykelin başı yoktur! Merak edenler müzede bulunan heykeltraşa bunun nedenini sorarlar. Heykeltraşın bu soruya verdiği karşılık şudur: “Çerkes’ in hiçbir dönem ve hiçbir devirde başı olmamıştır ki heykelinde olsun!”
*Kaynak:
Çerkeslerin Sürgünü
21 Mayıs 1864
Kafdağı Yayınları, Mayıs 1993

Sayı : 2006 05

Yayınlanma Tarihi: 2006-05-01 00:00:00