Eğitim Kurumları Toz Duman İçinde

0
12

Bu Şiddet Hepimizi Vurur!

Son aylarda gençler arasında baş gösteren ve birçok gencin ölümü ile sonuçlanan şiddet olayları, toplumun dikkatini bu soruna çekti. Acaba gerçekten gençler arasında şiddet eğilimi artıyor mu, yoksa şiddet uzunca bir zamandan beri zaten hayatımızın bir parçası haline gelmiş miydi? Gazetemiz yayın kurulundan eğitimci Haldun Özkan, şiddet sorununu merceğe alıyor.

Şiddet; karşıt tutumda, görüşte olanlara kaba kuvvet kullanma, sert tavır ve davranışlarla canlılara ve nesnelere zarar verme eğilimidir. Şiddet, insani edinimlerin (beslenme, güvenlik, yaşamın/türün devamı vb.) engellenmesine bağlı olarak ortaya çıkar. Engellenme ve haksızlığa uğramanın kendisi de şiddettir ve bu durumun varlığı da şiddet duygusu uyandırır.

İçinde yaşadığımız Dünya’da çocuklarımız ve öğrencilerimiz, bireyin kendisi çok yönlü bir engellenme, baskı ve şiddeti yaşamaktadır. Sosyal alana baktığımızda ailede baba, eş ve çocuklarına şiddet uygulayabilmektedir. Gazetelerin üçüncü sayfalarında alıştığımız toplumsal şiddet örnekleri, töre cinayetleri, kan davaları, kışkırtmaya dayalı linç girişimleri, mahalle kavgaları, spor alanlarındaki şiddet artık yaşamın doğallaştırılmış bir parçasıdır. Cinselliğin abartılarak kışkırtıldığı, kadının cinsel bir metaya dönüştürüldüğü kapitalist toplum, tecavüzlerin ve tacizlerin arttığı, zorla evlendirme ve alıkoymaların sıradan olaylar olarak algılanmaya müsait olduğu bir toplumsal ortam yaratmaktadır.

Şiddet hayatımızın her alanına NÜFUZ ETMİŞ DURUMDA

Öte yandan, giderek toplumsal hayatı en fazla belirleyen fenomenlerden biri haline gelen medyada da şiddet özendirilmektedir. Korku ve savaş filmleri, “Kurtlar Vadisi” gibi mafyatik diziler, reality şovlar, bu alanda var olan yoğun şiddetin örnekleridir.

Sansürle sanat eserlerinin yasaklanması ve hatta sansür yetersiz kaldığında bu eserlerin çeşitli gerici ideolojik mülahazalarla tahrip edilmesi; toplumsal kaygıyla hareket eden muhalif kimlikli sanatçıların cezalandırılması ise sanatta şiddetin örnekleridir.

Özelleştirme, zamlar, işsizlik, tensikatlar, sendikasızlaştırma ve sendikacılara yönelik saldırılar, adaletsiz gelir dağılımı, kayıt dışı ekonomi, yoksulluk ve enflasyon ekonomik şiddetin hayatımızdaki yansımaları değil de nedir? Devletin haksız ceza vermesi, örgütlenmeye yasak koyması, sürgün, işkence, düşünceyi suç sayması da şiddet örneğidir. Şiddetin organize olmasından başka bir şey olmayan mafyalaşma, çeteleşme, eko sistemin tahrip edilmesi, dinsel ve kültürel yasaklar sıkça uygulanan şiddet yöntemleridir.

Son iki ayda altı öğrenci ve bir öğretmenin öldürülmesi eğitim alanında şiddetin boyutlarının nereye vardığını gösteriyor.

Eğitim alanındaki şiddet acaba durduk yerde mi patladı? Elbette hayır. En başta ifade edilmeli ki, eğitimde fırsat eşitsizliği şiddeti doğuran en önemli faktördür. Geleceği olmadığını düşünen ve bu düşüncesinde hiç de haksız olmayan bir gencin şiddete yönelmesi kimseyi şaşırtmamalıdır. Unutmayalım ki, bu ülkede eğitim çağında bir çok çocuk hala sokaklarda mendil satıyor. Çocuk işçiliği oldukça yoğun. Sokak çocukları her geçen gün artıyor. Yetkililerse köklü tedbirler almak yerine, aslında kendileri de mağdur konumunda olan bu çocukları medyayı da kullanarak tehlike olarak gösteriyor. Bu tip çocukların yaşamına şiddet ailede giriyor. Çizgi filmlerden okula, sokaktan spora kadar her alanda şiddete maruz kalıyorlar.

Az önce de belirttiğimiz üzere, şiddeti doğuran mevcut yapı yaşananlara çözüm arayacağına, baskıyı arttırmayı tercih ediyor. Örneğin; okullarımızın fiziksel yapılarını değiştirip, öğrencileri daha özgür kılmak, çocuklarımıza kendini ifade etme olanaklarını tanımak, iletişim ve paylaşım kanallarını açmak yerine, kameralı denetimler, coplu ve silahlı özel güvenlikler, polis ve askerin okullarda eğitimin bir parçası haline dönüştürülmesi tercih ediliyor. Şiddet bir yönüyle yeniden üretiliyor.

Çözüm eğitimin demokratikleştirilmesinden geçiyor

Şiddetin yerine özgürlük ve demokrasinin yerleşmesi; baskı, sindirme ve şiddet politikalarının sorgulanıp mahkum edilmesiyle mümkün olabilir. Dengeli gelir dağılımı, özgürleştirici, demokratik bir sınıf ve okulu esas alan eğitim modeli, nitelikli bir öğretmen yetiştirme yaklaşımıyla eğitimde şiddetin azaltılabileceğini biliyoruz. Ancak medyanın, aydınların ve sanatçıların, pedagog ve eğitim bilimcilerinin iş birliği ile, toplumsal bir örgütlü yaklaşımla sorun aşılabilir.

Okulda, sınıfta çocuklar demokratik bir eğitim gereği olarak; tartışan, karar verebilen, seçen ve seçilebilen, farklı ve karşıt görüşlere saygı duyan, gerilim ve çatışmaları anlaşarak çözen kişilikler olarak yetişmeye özendirilmelidir. Böylelikle coşkulu, sorumlu, bireysel farklılıkları ve özgürlükleri benimsemiş, bağımsız davranabilen, özcesi insana ve doğaya saygılı insanlardan oluşan ve en önemlisi şiddeti yenebilmiş bir toplum olabiliriz.

Sayı: 2006 05
Yayınlanma Tarihi: 2006-05-01