Kafkas halklarının tamamı ya da bir kesimi için düşünen kişi ve kurumlara açık çağrı

0
282
Uzun bir süredir, bir tarafta Sn. Huvaj’in temsil ettiği, Adige, Abhaz ve Ubıh halklarına odaklanmış DÇB ve Kaf-Fed, diğer tarafta ise, Sn. Nartan, Sn. Beslan, Sn. Jibga tarafından temsil edilen BKD ya da “Birleşik Kafkasya” aydınlarının tartışmalarını takip ettik.
“Uzlaşmamayı temel alan tartışma”dan epey bilgilenme şansımız oldu. Benim gibi 17 yaşından beri tarafları tanıyan, bugün 46 yaşındaki biri yanında, gençlerimize çok şey anlattığı için ve emek verdiklerinden dolayı, öncelikle hepsine teşekkür ediyorum.
Güzel yazıyorlar; doğrusu kalemleri keskin. Hiçbiri de altta kalmamış.
Aranızdan ayrılmadan önce düşüncelerimi belirtmek istiyorum; izninizle:
-Daha önce de yazdığım gibi her iki tarafın da doğruları kadar eksik ve yanlışları var.
Örneğin, soylu bir isme sahip, DÇB’cilerin en büyük yanlışı ve eksiği Çeçen soykırımında göster(eme)dikleri onurlu tepki ve süren duyarsızlıkları. Bunun yanında, tehlikeli bir şekilde diğer kardeş Kafkas halklarını zaman zaman karşılarına alan söylem ve eylemlere en azından yine duyarsız kalmaları.
Diğer Kafkas halklarını “kardeş” değil, komşu -bazen tehlikeli komşu- görmeleri.
Türkiye’yi ve daha çok Rusya’yı incitmemek, ürkütmemek adına yap(a)madıkları.
“Kültür” kavramının arkasına saklanıp, yapabileceklerini yapmamaları.
Tüm Kafkas camiasının saygı ve takdirine karşın liderliğinin, kendi ideolojilerine hizmet etse bile, yanlarında yer almayan kişi ve kurumlara karşı “duyarsız” ve bazen “engelleyici” yaklaşımları da unutulmamalı. (Bu konuda sakın, “ne zaman ne yaptık” denmesin…)
Ayrıca olayı biraz “kişiselleştiriyorlar” gibi geliyor bana. Yapılacaksa ben yapayım; yazılacaksa ben yazayım; başkası burnunu sokmasın.
Birleşik Kafkasyacılar da aldıkları çok soylu isme karşın, sürekli, her fırsatta sosyalist sisteme hakaret edip, SSCB tarzı sosyalist sistemi ve yalnızca yanlışlarını buna gerekçe gösteriyorlar.
İkinci büyük yanlışları ise, en tehlikeli kavram olan “din” olgusunu abartmaları.
Bu grubun liderliği de aynı DÇB liderliği gibi olayı “geçmişte yaşanan  olumsuzluklardan” bir türlü bugüne getiremeyip, “neleri beraber yapabiliriz?”e odaklanamıyorlar.
Her iki grubun da bir türlü anlayamadığı şu:
İnsanlar kavga değil, iş ve sonuç istiyor.
Bir arkadaşımız da “DÇB’ye yazık etmiyoruz” diyor ısrarla.
Evet, DÇB’ye değil; yazık ettiğiniz halkınız.
Siz böyle detaylara ve kişisel kinlere bürünüp, kusura bakmayın ama, “karşı tarafı nasıl mat ederim”e odaklı gittikçe, genç nesil dehşet içinde, Çeçenler’in hala katledilmesini, Kabardeyler’le Balkarlar’ın ne zaman kapışacaklarını, Karaçaylar’ın Çerkesler’le uzlaşıp uzlaşamayacaklarını, Çeçenler’den sonra katliam sırasının hangi halkımızda olacağını, Oset-İnguş konfliktinin sonunun nereye gideceğini, sabah uyandığımızda Rusya’nın tüm federasyon cumhuriyetlerini feshedip etmeyeceğini vs.yi merak edip, bizden neyse ki daha eğitimli olduklarından, parçalanarak çoğalanların amipler olduğunu bilip, size iyi bir şamar atacaklar gibi geliyor bana.
Günlerce düşünüp, saatlerce karşı tarafı bozum edecek yazı yazacağınıza birikimlerinizi uzmanı olduğunuz konulardaki çalışmalara yöneltseniz ne olur?
Uzlaşma noktalarınıza ne zaman odaklanacaksınız?
Artık bu tartışmayla ilgili bir şey okumak istemeyen bendeniz, DÇB toplantısıyla ilgili gözlem ve ciddi bir bilgilendirmeyi bekliyorum hala…
Beyler, alternatifsiz değilsiniz haberiniz ola! Ulusal sorunumuz da sizin tekelinizde değil.
Sizin doğrularınıza doğru yanlışlarınıza yanlış diyebilen, size göre “ilkesiz”, bana göre “yapıcı ve uzlaşmacı” insanlar var.
Uzlaşmamayı temel alan tartışmanızı artık bitirin de, neler yapacaksanız lütfen bizden de yardım isteyin!
Sorumluluklarınızı bu kadar hafife almayın.
Saygılarımla,
Wuizinsew
(Not: Yazı internet ortamından alınmıştır)

Sayı: 2006 06
Yayınlanma Tarihi: 2006-06-01 00:00:00