Anadolu Bir Mozaiktir

0
13

Anadolu’da ve İstanbul’da rengi solan kadim bir halk: RUMLAR (III)
Ulusçu çatışmalar başlıyor
19. yy’ın sonunda Türk milliyetçiliğinin ideologları Osmanlı Devleti içinde etkin olmaya başladılar. Böylece Yunan milliyetçiliğine karşı ortaya yeni bir güç çıktı. I ve II. Balkan savaşları, I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı olarak bilinen Türk-Yunan Savaşı hem ulusçu ideolojinin bir sonucu, hem de ulusçuluğu körükleyen politik gelişmelerdi. Osmanlı Devleti’nin güçten düştüğü, dağılmaya doğru bir gelişme sergilediği ve İstanbul Rumlarının güç kazandığı 19. yy’ın sonları ile 20. yy’ın başında, Yunan ulusçuluğu ve yayılmacı eğilimleri doruğuna ulaştı. Megali Idea olarak dile getirilen bir Büyük Yunanistan düşü bu yıllarda Rumlar arasında güç kazandı. İstanbul’daki okullar, dernekler, gazeteler ve genel olarak cemaatin büyük bölümü, bu ulusçu amaç doğrultusunda çalıştı.
Rumlar, ekonomik ve kültürel gelişmelerine güvenerek nüfus ve güçlerinin üstünde amaçlar peşinde koştular. Yunan ulusçuluğu, bir tür tarihsel hak iddiası ile, Yunanlıların azınlıkta oldukları Osmanlı yörelerine de göz dikti ve Yunan devleti egemenliğini, tüm Yunanlıları kapsayacak biçimde yaymak istedi.
Osmanlı yöneticileriyle Rum cemaati arasındaki ilişkiler, Jön Türkler’in (İttihad ve Terakki’nin) 1908’de iktidara gelmesiyle bozuldu. Rumlar (ve genellikle öteki gayrimüslim cemaatler) muhalefetin (Hürriyet ve İtilaf Fırkası gibi) yanında yer aldı. Merkezi ve milletlere özerklik tanımayan bir politikaya karşı olan ve liberal ekonomik anlayışıyla Rumların ekonomik çıkarlarına daha yakın düşen Prens Sabahaddin’i tuttular. Vasilaki Musuris-Gikis 1902’deki Jön Türk kongresinde Rum grubun başkanı, 1908-1909’da Kamil Paşa hükümetinde posta-telegraf nazırı idi, Prens Sabahaddin’in de yakını ve azınlıklar konusunda danışmanıydı.
İttihad ve Terakki, Rum cemaati ile anlaşmaya çalıştı. A. Mavroyenis’i Viyana’ya elçi gönderdi, Rum milletvekili sayısının artmasını önerdi. Ancak 1908’deki 26 milletvekilinin çoğu, muhalefetten yana tutum aldı. 1912 seçimlerinde lttihad ve Terakki (ve bu partiye bağlı 15 Rum milletvekili), seçimleri kazandı, muhalefet ve onlarla birlikte Rumlar büyük bir yenilgiye uğradılar. 1913’ten sonra artık Rum nazır atanmadı.
Balkan Savaşı ile ve özellikle 1. Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti ile Yunanistan’ın farklı ittifaklarda yer almış olmaları sonucunda gerilim arttı. Rumlar yabancı bir devletin yandaşları gibi algılandılar. Trakya, Karadeniz ve Ege bölgelerinde Rum cemaatler yaşadıklan yerlerden Anadolu’nun içlerine sürüldüler. 1914-1918 arasında amele taburları oluşturuldu; Rum erkekler pratikte bir tür toplama kampı olan bu özel taburlarda toplandı. Kasım 1915 tarihli yasayla kıyılardan Anadolu’nun içlerine doğru tehcirler devam etti.
1. Dünya Savaşı yıllarında Rum tüccar ve işyerlerine boykot kampanyaları başlatıldı ve genel olarak Rumlara karşı ekonomik alanda zorluklar yaratıldı. İslamcılık ve Osmanlıcılık gibi ideolojik çözümler uygulanamayıp gözden düştü.
Balkan Savaşı yıllarında, bu savaşların neden olduğu ve Balkanlar’dan Anadolu’ya doğru olan Müslüman nüfus akımının ve Anadolu Rum nüfusunun tehciri ortamında, ilk kez Türk- Yunan (ya da Müslüman-Rum) nüfusun mübadelesi gündeme geldi. Ancak taraflar özellikle tazminatlar ve mübadeleye tabi halkın servetleri konusunda herhalde anlaşamadıkları için bu mübadele o yı1larda gerçekleşemedi. 1. Dünya Savaşı’nın patlamasıyla bu girişim bütünüyle, 1923’e dek unutuldu. Ama o yıllarda, hem Yunan hem Türk tarafının tek uluslu devlet modeline sıcak baktıkları anlaşılmaktadır.
1918-1922 arasında Patrikhane de Yunan yayılmacı politikasının yörüngesine girdi. 25 Ekim 1918’de Patrik Yermanos Kavakopulos istifaya zorlandı ve yerine göreve atanan Doroteos yeni bir politika izledi. Bu yıllarda Patrikhane politik girişimlerle Yunan politikasını ve Megali İdea diye bilinen geniş Yunanistan düşüncesini destekledi. 16 Mart 1919’da kiliselerde Yunanistan’la birleşme isteği dile getirildi ve bu tarihten sonra Osmanlı yönetimiyle ilişkilerden kaçınıldı.
İstanbul Rumları 1. Dünya Savaşı’nın sonunda İstanbul’un işgali döneminde, Türk halkını tedirgin edecek denli Yunanistan’dan yana gösterilerde bulundu ve yakınlığı dile getirdi. Kimi İstanbullu Rum, Yunan ordusuna katılıp Anadolu’da savaştı. Bundan sonra, ulus olarak iki ayrı kampa ayrılan Rumlar ile Türkler arasında karşılıklı olarak güvensizlik, kuşku ve düşmanlık duyguları yer etti.
Bu yıllarda taraflar ve genellikle sıradan halk, büyük zorluklarla karşılaştı, acılar tattı. Sıcak savaş ortamı her türlü vahşeti ‘‘geçerli’’ kıldı.
Türk-Rum mücadelesi Anadolu’da ve Trakya’da 1925’te tamamlanan nüfus mübadelesiyle sonuçlandı. Anadolu’dan Yunanistan’a bu yıllar boyunca 1-1,5 milyon olduğu tahmin edilen bir nüfus kayması görüldü, Türkiye’ye ise yaklaşık 600.000 muhacir geldi. Etnik arındırma böylece resmen uygulanmış ve onaylanmış oldu.

Rumlarda Bayram Ve Özel Günler (II)
Ayia Efimiya
Naaşı Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi’nde bulunan önemli bir azizenin anısına kutlanır. Ayia Efimiya’nın mucizelerinden biri, kutsal kitapların değerine ilişkin bir denemede, tabutunun içine konulan iki kutsal kitaptan Ortodokslar’a ait olanını seçmesidir. Ertesi gün tabut açıldığında Ortodoks kitabı ellerinin arasında, diğeri ayaklarının altında bulunur. Ayia Efimiya terzi olduğu için o gün kiliselerde cemaate iğne dağıtılır. Sabah ayininde, azizenin naaşının bulunduğu tabut törenle açılır (11 Temmuz).
Metamorfoseos
Rumlar, Paskalya’dan kırk gün sonra Hz. İsa’nın Mirac’ını kutlarlar (2001’de 6 Ağustos). Hz. İsa üç havarisiyle Thabor Dağı’na çıkar, o sırada bir bulutun içine girer ve Hz. Musa ve Hz. İlyas Peygamberlerle görünür. Bulut dağıldıktan sonra havarilerinin yanına güneş kadar parlak, temiz ve ak elbiselerle iner. Elbisesinin hiç kirlenmediğine inanılır. Bu gün ayrıca, üzüm bayramı olarak da kutlanıyor ve daha önce üzüm yenmiyor.
Apokefalistu İoannu
Kocasını zindana attırarak onun kardeşi Kral Hirodes’in karısı olan Hirodias, Yahya Peygamber’den nefret etmektedir. Çünkü o, Kral’a "Kardeşinin karısını almak sana caiz değildir" demiştir. Hirodias, kızı Prenses Salome’yi kullanır. Salome, başdöndürücü dansından sonra Kral’dan Vaftizci Yahya’nın başını ister… Rumlar, Yahya Peygamber’in başının kesildiği bu günde (29 Ağustos) perhiz tutar, karpuz, domates gibi, rengi kırmızı olan hiçbir şey kesmez ve yemezler.

Sayı : 2007 02

Yayınlanma Tarihi: 2007-02-01 00:00:00