Kafkas Tarihinden Yapraklar; İlgisizlik

0
1287
Henüz insan ellerini kullanamıyordu. Beyni iki buçuk milyon yıl gelişmedi. Avcılık ve toplayıcılık bile yapamadı. Doğada yırtıcılardan arta kalan etleri yedi. İnsanın akıllara durgunluk veren tembellik ve asalaklık çağından kalma mirası buydu.
Zamana direnemedi.
Onun kalitesini, gelişmişliğinin kalitesi belirledi. Bunu emziren gerçek hayat beynindeki gelişmişliğindeydi.
Peki insanı ütopyalarıyla kim besleyecek?
İnsana ve doğaya özgü olanı kavramak, onun serüveninin inceliklerini bilmekti.
İnsanda bilmeyi ve pek çok şeyi özel mülkiyet ve din yasakladı. Korkular, tabular…
İnsan, insanın yaşamındaki değişiklikleri kavrayamadı. Arzuları, arzularından kaynaklanan davranışları, olaylar dünyasıydı. Yasaklanan da, kavranamayan da insanın dünyasıydı.
Yozlaşmanın gerçeği geriletmesi, alt etmesi geçiciydi.
Baskıyı, yasaklamaları, sınırlamaları sevmedi. Özgürleşmek istedi. Öyle inat etti ki insan; onda ilerlemenin vazgeçilmez öğesi inat oldu. Sevinci de, refahı da o doğurdu.
İnat ateş oldu yaktı, ateş yandı inat oldu…
Kuzey Kafkasya’da her çaba, her büyük cesaret inatla tutuştu. Her
tarihsel atılım ya da her yenilik coğrafyada; özüne uygun yeni biçim içine girdi. Kozasında ışıldadı. Kargaşa ve umutsuzluk bundan doğdu. Kargaşanın olduğu Kafkasya’da umut vardı, umudun olduğu yerde ise kargaşa. Umut da, kargaşa da birikmiş problemlerin çığlıklarında oluştu. Düşüncenin, duygunun, dilin kaynağıydı ikisi de. Çerkesler sözün derinliğini, tomurcuğun derinliğinde aradı. Düzen insanın mayasıydı, düzensizlik kargaşanın anası.
Dört yüz yıl süren savaşlarla Kafkasya’da en çok doğurmayı seven nesne kargaşa oldu. Kargaşa kavgayı doğurdu, kavga karanlıktı.
Değişmek istiyorsan karanlıktan korkma!
Karanlık ne kadar koyu ise, Nart insanının yüreğindeki büyük hazine o kadar parlaktı. O Sosrukua’nın aleviydi. Keşfetti onu. Zirve kayasında fışkıran duru su misali, kolay bulmamıştı yolunu.
İnsan zor değişti, en uzun zamanda değişti.
Onu kısa zamanda değiştiren biricik araç, yaşadığı büyük problemlerdi.
Büyük ırmaklar, problemleri, öfkeleri büyük olan yerlere akar. Diaspora’da
Çerkeslerin problemleri de büyüktü. Büyük problemler birliği güçlü olan,
daha özgür bir birlikle birarada olur. Yaşadığımız coğrafyalarda farklılıklarımızın bilincinde olarak, tam hak eşitliği ilkesini yaşama geçiren, daha güçlü bir birlik, daha özgür bir yaşam için büyük problemler büyük birliği doğurur.
Peki bu nasıl olmalı?
Yaşadığımız topraklar üzerinde kendi hakkına saygı gösterilmesini
istemekle; kendi tarihimizi, dilimizi, kültürümüzü, öğrenme, araştırma, özgürce geliştirme hakkımızın önündeki engellerin kaldırılmasıyla.
Öyleyse;
Ey engelleri aşan Kuban!
Ey susayan kırlangıçların sabırla bekleyip su içtiği Psıj!
Ey göğün ulu vicdanına, inancını yediren, baş eğmemiş mağrur Oşhamafe!
Bütün suların neden dağları terk eder?
Ey güneşe gayesini veren Oşhamafe! Zirvelerin, ağlaya ağlaya kararmamıştı daha o zaman.
Gök kubbede suretin kaldı! İnsana bedduandır! Düşen her damlan, güneşi delirtti. Bağırdı güneşin:
“Yapmayın” dedi. “Benim parlak sineme inen her damla yaşta, bir milyon dört yüz bin acı var!..” “Bu acılarla hançerlemeyin!”
Yüz kırk iki yıl bağırdı güneşin! İnsan bu sesi duymadı.
Bu ilgisizliğin sebebi ne? İnsanı derinden vuran silahın adı mı ilgisizlik!

Sayı: 2006 09
Yayınlanma Tarihi: 2006-09-01 00:00:00