Ortadoğu’dan Kalkan Kara Bulutlar Kafkasya’ya Doğru!

0
9

İsrail’in bir aydan daha fazla süreyle, iki askerinin kaçırıldığı gerekçesiyle Filistin ve ağırlıklı olarak da Lübnan üzerine yönelttiği insanlık dışı saldırının perde arkasındaki sisler yavaş yavaş aydınlanmaya başladı. Herşeyden önce netleşen gerçek, İsrail saldırılarının, çok daha önceden Amerika’nın izin ve onayıyla planlandığı şeklindeki bilgilerin doğrulanmasıydı. ABD bu konudaki gerçeklerin ortaya çıkmasından sonra, haberleri ve kaynağını yalanlayamadı.
Esasen herkes İsrail harekatının başlamasından sonra, Avrupa’nın neden sessiz ve hareketsiz kaldığını doğrusu epey merak etti, tabii gerçekler ancak bugün yavaş yavaş ortaya çıkıyor.
Harekat daha İsrail askerleri kaçırılmadan çok önce, İsrail ve ABD tarafından planlanmış ve uygun bir harekat zemini beklenirken, kaçırılan 2 asker olayı, harekata start vermeye yetmişti. Uzun zamandan beri İran üzerinde harekat planları yapan ABD-İsrail ikilisi, olası bir harekat sırası ve sonrasında İsrail’e yönelecek olan Hizbullah örgütünün, harekat ve vuruş kabiliyetinin önemli ölçüde yok edilmesini hedefliyordu. Zira İsrail’i aynı anda iki ayrı hedefe yöneltmek riskli olabilirdi.
Amerika bugüne kadar Ortadoğu’da doğrudan İsrail’i hedef tahtasına oturtacak uygulamalardan ısrarla kaçınmış, Irak harekatlarında hep ikinci planda kalmasını sağlamıştı. Gelinen aşamada Ortadoğu’da tehdit olarak değerlendirilebilecek tek unsurun İran olduğunu değerlendiren ikili, böylece harekatın birinci bölümünü başlattı.
Hizbullah her ne kadar zafer naraları atsa da, tarafsız gözlemcilerin değerlendirmeleri, harekat kabiliyetini önemli ölçüde kaybettiği ve elinde bulunan füze stoklarını erittiği, yeniden toparlanması için önemli miktarda, ZAMAN ve PARA kaynaklarına ihtiyacı olduğu yönünde.
Bu aşamadan sonra ABD-İsrail ikilisinin yöneleceği hedefin İran olduğu konusunda neredeyse tüm uzmanlar görüş birliği içerisinde. BM ve diğer uluslararası kuruluşların, ABD’nin isteği dışında hareket edemeyecekleri son gelişmelerle bir kez daha kanıtlandığına göre, geriye RF ve Çin ile anlaşmak dışında bir eksiklik kalmadığı değerlendirilebilir. Özelleştirmelerle ağırlıklı ekonomik kuruluşlarının neredeyse yüzde 80’ini ABD ve AVRUPA sermayesine devreden Çin’in, bir takım pazarlıklarla kolaylıkla ikna edilebileceğini değerlendirmek, fazlaca kehanet sayılmamalı. Geriye RF kalıyor. İşte bu nokta tüm Kafkasya’yı ve Kafkasyalılar’ı ilgilendiren en önemli husus.
Son günlerde yinelenen Gürcistan saldırganlığına ve kışkırtıcılığına bakıldığında, sıranın İran’dan sonra Kafkasya’ya geleceğinin işaretleri belirginleşiyor.
Nasıl Bir Kafkasya?
Bu aşamada en iyi değerlendirmeyi yapacak olanlar, kuşkusuz yıllardır bölgeyi, ABD ve Rus politika ve hedeflerini değerlendiren uzmanlardır. Ancak konuya fazla derinlik kazandırmadan yapılacak değerlendirmelerde, Kafkasya’nın bir ateş çemberine dönüşeceği gerçeği gözler önüne seriliyor.
Gürcistan bir şekilde savaş başlatmak için sürekli kışkırtıyor, diğer taraftan RF göstermelik önlem planlarını devreye sokarak (01.01.2007’den itibaren Anavatan’a dönmek isteyenlere kolaylık ve teşvik sağlayan yasa ve benzeri uygulamalarla) Kafkasyalılar’ı uyutma politikalarını devam ettiriyor. Sözde Abhazya’yı Gürcistan karşısında yalnız bırakmıyor! İnsanın aklına hemen şu soru geliyor: Bunların bedeli, karşılığı nedir?
Bu güne kadar izlediği politikalardan RF’nin, ABD’ye karşı fazla bir direnç göstermeyeceğini, elde edeceği bir takım avantajlar karşılığında, istenilenleri yapacağını değerlendirmekteyiz. Zira bu durum RF’nin işine gelecek, kendi tabirleriyle bahçelerini dikensiz hale getirmenin avantajına kavuşacaktır.
Özetle, Kafkasya üzerine yönelen kara bulutlar her zamankinden daha yakın. ABD ve RF’nin emperyalist politikalarının Ortadoğu-Kafkasya-Türkiye ekseninde önüne geçilemediği sürece, Kafkasya ve Kafkasyalılar’ın yakın bir gelecekte ATEŞ ÇEMBERİ içerisinde kalmaları, dikkate değer bir olasılık olarak karşımıza gelmiş bulunuyor.
İşte tam bu noktada, JİNEPS olarak ortaya konulmuş ilkelerin ne denli doğru tesbitlerden hareketle belirlendikleri gerçeği karşımıza bir kez daha çıkıyor. JİNEPS çizgisinin ne denli doğru çizildiğini, bu çizginin tüm Kafkasyalılar ve Türkiyeliler için ne denli hayati olduğunu, gelişmeler bize kanıtlayacak. JİNEPS, bu süreçte asli sorumluluklarından hareketle gelecekteki gelişmeleri öngören, somut ve bilimsel veriler ışığında hazırlanmış değerlendirmeler yapmalıdır. Sanırım bu da hem doğru gündem yaratılmasına hem de kısır ve verimsiz tartışmalara son verilmesine neden olabilir. Böylece insanlarımızın yarınlarımız için tartışmalarına zemin hazırlamış olabiliriz diye düşünüyorum.
Gün ayrışma değil, ortak doğrular etrafında DOĞRU STRATEJİLER üreterek, birleşme, biraraya gelme zamanıdır. Sadece günlük olaylarla uğraşarak, kısır ve sonuçsuz tartışmalarla zaman geçirmenin kimseye bir yararı olmayacağı gerçeğinden hareketle, yarınlara dönük yeni politikalar üretmeli, kollektif çalışma ve hareket etme kabiliyetimizi geliştirmeliyiz.
Unutulmamalıdır ki kalem her zaman kılıçtan keskindir.
Bağımsızlık, Demokrasi, Özgürlük ve Birlik yolunda bir Kafkasya özlemiyle,
Azmi BERBEROĞLU
Almanya

Sayı : 2006 09

Yayınlanma Tarihi: 2006-09-01 00:00:00