Editörden

0
10

Demokrasi ve Halkların Kardeşliği
İç dinamikleri ile gelişimi dış etkilerle, saldırılarla ve sürgünle kesintiye uğratılan, Kafkasya’da yani anavatanlarında uluslaşamayan bir halkın fertleri olarak sorunlarımıza çözüm arayışımız devam ediyor. Dünyanın en renkli coğrafyalarından birinde yaşayagelmiş Çerkesler’in, birbirinden farklı halkların bir arada yaşaması konusunda deneyimleri var. Soğuk savaşın sona erişi ile dünyayı etkileyen etnikler arası anlaşmazlıkların çatışmalara, yer yer savaşlara dönüşmesi, deneyimlere yeni boyutlar katıyor. Kafkasya’da da çatışmalar, savaşlar oldu. Yıllarca barış içinde bir arada yaşamış halkların, dış müdahaleler olmadan iç dinamikleri ile gelişip feodalizm sonrasına geçebilseler idi neler yaşanırdı bilinmez. Ancak geçmiş yıllarda “fetih” derdi olmayan bir yaşam biçiminin olması, olumlu düşünmemize neden oluyor.
1992 yılında Abhazya’da savaş başladığında, genel görüşlerimiz nedeniyle bir grup insan ‘halkların kardeşliği’ tezlerini savunmaya devam ediyorduk. Bu savununun Abhazlar’ın savaş başlangıcındaki geri çekilmesi ile bir ilgisi yoktu. Genel bir anlayış olduğu, Abhaz tarafının Sohum’a yürüyüşü sırasında da aynı tezi savunmaya devam ediyor olmamızdan belliydi. Savaşın başlarında mazlum taraf olduğumuz için olsa gerek, bu tezimiz nedeniyle bizim gibi düşünmeyen Çerkesler’den tepki de görmemiştik. Sonraları zafer haberleri gelmeye başladığında, halkların kardeşliğinden dem vurmaya devam etmemiz, bir kesimin tepkisine neden oldu. Savaş sırasında vahşet uygulayan Gürcüler olmuştu, böyle kardeşlik olmazdı.
Çerkes gelenekleri gereği; bırakın insanı, ekili toprağa, meyva veren ağaca dahi zarar verilmezdi. Vatanı korumak için gereken ne ise o yapılırdı. Genlerle taşınmış olsa gerek, Abhazya savaşı sırası ve sonrasında, karşı taraftan vahşet uygulanmış olmasına karşın, Abhaz tarafında bu anlamda bir olumsuzluğun olmamasını gururla karşıladık. 
1994’te başlayan Çeçenya savaşında da tezimizi savunmaya devam ettik. 2007 de de savunmaya devam ediyoruz.
Halklar arası anlaşmazlıkların (Bir çok anlaşmazlığın nedeni halkların kendisi de değildir, örneğin sürgüne uğrayıp topraklarını yitirmişler, bu topraklara başka halklar yerleştirilmiş, sonra geri dönme olanağı doğmuş ve sorun yaşanmış. Sorunu doğuran taraf, üstelik egemen taraf yeni durumu küçük müdahaleleri dışında izlemekle yetinmiş.), bütün anlaşmazlıkların görüşmeler yoluyla ve devasa imparatorlukların istemlerinin tam tersine anlayışla çözülmesi gerekliliği varken saldırıdan, çatışmadan söz etmek ya da bu tür şeyleri tahrik edecek davranışlarda, söylemlerde bulunmak, halkların yararına bir sonuç getirmeyecektir. Yıllar öncesinden bugüne taşınan deneyimler bunu yeterince kanıtlamıştır. Güçlü olmak, ya da güçlü olana yaslanmak; sorunları zora dayalı çözüyor gibi yapmanın bir nedeni olmamalı.
Jineps gazetesi olarak, birinci yılımızda gerçekleştirdiğimiz gecede, organizasyona katılan bir grubun Gürcü halk şarkısı söylemesine tepki gösterenler oldu. Böyle bir şeye izin vermememiz gerektiği iletildi ve ‘halkların kardeşliğini abarttınız’ dendi. Diğer yandan da, gecedeki sinevizyon sunumu nedeniyle ‘Rus düşmanlığı yaptınız’ diye eleştiri yöneltenler de oldu. Bu konu gazete ile sınırlı olmayan, çok önceden başlamış ve bugün de sürdürülen bir şeydir. Bir yaman çelişkidir. Aynı anda ‘kardeşliği abartmak’ ve ‘düşmanlığı körüklemek’.
Özgür irade ile birlikte yaşamı savunan insanların, birlikte ama eşitçe yaşam için, demokrasi daha fazla demokrasi talep etmeleri, bu uğurda mücadele etmeleri, yönetenleri eleştirmeleri, yanlış uygulamalara demokratik yollardan tepki göstermeleri ….çok doğaldır. Bu olması gerekendir. Çerkesler’in varlıklarını geleceğe taşıyabilmeleri için de durum farklı değildir. Yaşadıkları her ülkede; gerek anavatanda, gerekse diyasporada demokrasi ile kendilerini geleceğe taşıyabilirler. Ve söz konusu demokrasi, herkesin kendine göre ve kendi yandaşları için demokrasi değil, hiçbir etniğe haksızlığın yapılmadığı, ayrıcalığın tanınmadığı eşitçe bir arada yaşamın gereklerini dayatan demokrasidir.
Bu demokrasiyi reddeden Türkiye’ deki şoven çevreler, ‘diğerlerine’ yaşam hakkı tanımadığını her fırsatta dile getirmektedir. Rusya’dakiler de. Onlar aynıdır, birbirlerinden beslenerek büyürler. Kendileri gibi düşünmeyenler ya terketmeli, ya da yok edilmelidir. Dünyanın her tarafındaki demokrasi savunucuları da aynıdır ve birbirlerini desteklerler. Barış isterler her zaman, egemen olan ve ezen halkın fertlerine karşı da kin beslemezler. Desteklerinde kan bağı aramazlar, gerekmez de. Diyasporik bir halk olan, birçok ülkede yaşayan, Çerkesler için ise, demokrasiden yana olmanın yakınlığına bir de kan bağının katkı sağlaması gerekir.
Çerkesler, sorunlarının tespit ve çözümünde, birbirleriyle diyalog kurma konusunda önyargılılar. Karakteristik özelliklerinin yansımasıyla hiddetliler de. Geçmişten bugüne değerlendirmelerde, farklı yaklaşımları istedikleri gibi algıladıkları ve yorumladıkları anlaşılabiliyor. Her şeye karşın Çerkesler, Anavatanı ve diyasporası ile birlikte hareket etmeyi ortak akılla bulacak ve ‘hariçten gazel okuma’ anlayışını tarihin çöplüğüne gömerek ciddi adımlar atacaktır.    
 

Sayı : 2007 04

Yayınlanma Tarihi: 2007-04-01 00:00:00