Röportaj; Gazeteci Celal Başlangıç

0
7

“Diğer etnik grupların talepleri yeni bir şok yaratacak”
Öğrencilik dönemlerinde başladığı gazetecilik mesleğinde edindiği deneyim ve gözlemlerini “Düşünmeyeceksin, konuşmayacaksın, varlığını haykırmayacaksın, kimliğinin ve dilinin peşine düşmeyeceksin. Korkacaksın ve susacaksın*” diyen rahiplerin yaşadığı ‘Korku Tapınağı’nda anlattı, Celal Başlangıç. 32 yıldır gazetecilik yapan Başlangıç, yıllarca Kürt yoktur diyen Türkiye’nin diğer etnik grupların kültürel talepleri karşısında yeni bir kırılma yaşayacağını; Türkiye’nin sert politik tavırlar yerine dostluk köprüsü kurması gerektiğini düşünüyor. Önümüzdeki seçim dönemiyle ilgili görüşlerini aldığımız Celal Başlangıç, bu sürecin Türkiye- AB ilişkisi ve etnik gruplar üzerindeki etkilerini değerlendirdi.
Aliye Gümüş
Sert politik tavırlar, sadece süreçleri çıkmaza sokacak
Avrupa Birliği (AB) süreci bugünlerde dondurulmuş görünüyor. Yerini Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimler aldı. Kuzey Irak ve bağlantılı olarak iç politikada “Kürt Sorunu” sizce hangi gelişmelere gebe?
AB sürecinin tam olarak dondurulduğu söylenemez. Şu sıralar bu süreçte daha çok teknik düzeyde çalışmalar devam ediyor. Kıbrıs sorunu, son dönemde iyiden iyiye Türkiye-AB ilişkilerine endekslendiği için tıkanmış durumda. Bu beklenen bir gelişmeydi. Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), kendini 28 Şubat’ta yaşanan benzeri bir hareketten korumak, AB sürecinde çaba göstermek aynı zamanda da Amerika’ya yakın durma ihtiyacı hissediyor. Türkiye’nin daha evvelden de insanlara yaşatmış olduğu, Kuzey Irak konusunda çarpık gelişmeler oluyor. Türkiye, 1991 yılında iki tane göç dalgası almıştı. Bulgaristan Devlet Başkanı Todor Jivkov’un Türkleri Bulgarlaştırma politikasına karşı Turgut Özal, Bulgaristan’da yaşayan Türkleri Türkiye’ye getirmişti. Bulgaristan’dan gelecek olan insanlara devlet eliyle bankalarda hesaplar açılıp, yardımlar yapılmıştı. Hatta bu hesaplar televizyonlarda bile duyurulmuştu. Aynı tarihte Saddam Hüseyin’in kimyasal silahlarından kaçan 500 bin kişi de Türkiye sınırına gelmiş ve sınırın sıfır noktasında durdurulmuştu. Bu insanlar Türkiye’ye alınmadı. Yardım kampanyası açan kişilere ise, bölücülükten davalar açıldı. Bu nasıl bir anlayıştır ki Bulgaristan’dan gelen Türk’ü kabul edip, Kuzey Irak’tan gelen Kürdü kabul etmiyor! Türkiye, aynı tavrı gündemimizde olan Kerkük olaylarında da gösteriyor. Kerkük’te yaşayan Türkmenleri kardeş olarak kabul ediyor, Kürtleri ise kabul etmiyor. Türkiye, Kuzey Irak’ta kurulacak bir federal Kürt yapısına karşı çıkıyor. Bunun nedeni ise tam olarak açıklanmıyor. Türkiye, Irak’ta bulunan Kürdistan yönetimi ile ilişki kurmayı bile kabul etmiyor. Biri cumhurbaşkanı olmuş, diğeri hükümet başkanı olmuş insanlara hala aşiret reisi muamelesi yapmak Türkiye’ye hiçbir şey kazandırmayacak. Türkiye’nin bu iki yapı arasında bir dostluk köprüsü kurması gerekiyor. Sert politik tavırlar, sadece süreçleri çıkmaza sokacaktır. Zaten sınırlarımız içinde yaşanan bir Kürt sorunu var.
 
Artan gerilim göz önüne alındığında, “Kürt Sorunu”nda “Barış” taleplerine nasıl yanıt verileceğini düşünüyorsunuz?
İlk çözüm olarak görülen ‘silahların susması’ için daha önceleri adımlar atıldı. Karşı tarafın daha fazla bir şey yapabileceğini sanmıyorum. Türkiye için ciddi bir ayrımsız genel siyasi af gerekiyor. Genel siyasi af , Türkiye’nin AB sürecinde de etkiler yaratacaktır. Çünkü sınırlarının diğer ucunda 5 bin tane silahlı insanın beklediği, dağlarında binlerce silahlı insanın gezdiği hangi ülke Avrupa Birliği’ne girebilir ki! Türkiye’de Kürt sorunu kangren oldu. Türkiye’nin bu sorunu çözmeden AB’ye girmesi sadece bir hayal olur.
Hrant Dink’in öldürülmesi sizce kimlere bir mesajdı? Türkiye’deki etnik grupları yeni bir baskı dönemi beklediği söylenebilir mi?
Türkiye’de ciddi bir milliyetçilik akımı tehlikesi var. Hrant Dink, hem solcu hem gazeteci hem de Ermeni’ydi. Bu cinayet olayı, birçok açıdan aydınlara, özgürlükten yana olanlara, farklı etnik kimliklere mensup kişilere de bir tehdit niteliğindeydi. Daha önemlisi, cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde böyle bir cinayet hükümete bir tehditti. Bu kadar kargaşaya sebep olan bir hükümetin başbakanının cumhurbaşkanı seçilmemesi mesajını veriyordu. Halkın duruşu öyle yerinde ve sağlam oldu ki yapılan oyun bu tavırla bozuldu. Hrant Dink sağlığında görmek istediği birliği ancak cenazesinde görebildi.
Eski bir çalışanı olarak, “Tehlike” Cumhuriyet gazetesinin işaret ettiği yerde mi yoksa medya asıl tehlikenin farkında mı değil?
Türkiye’de islami bir yapılanma var. Tabii bu akımın Türkiye’nin rejimini değiştirecek boyutta olduğunu düşünmüyorum. Şeriat rejimi ne kadar tehlikeli ise, postallı bir rejim de o kadar tehlikeli. Sorun, ikisine de karşı çıkabilmekte yatıyor. Cumhuriyet gazetesi, islami akıma karşı çıkarken, savunduğu demokrasinin katledilmesine göz yumuyor. Aslında orada bir tehlike var. Cumhuriyet gazetesi acaba bunun farkında mı? Türkiye farklı akımların yapılandığı bu sürece demokrasinin olmamasından dolayı geldi. Eğer 28 Şubat olmasaydı bugün Recep Tayyip Erdoğan iktidarda olmayacaktı. Cumhuriyet gazetesinin tarafını tuttuğu, devleti yöneten silahlı bürokrasinin toplum mühendisleri, Türkiye’deki şeriat dalgasını güçlendirdi.
[Demokratik koşulların gelişmesine paralel olarak, Türkiye’deki alt kimliklerin kültürel talepleri artacak. Yıllarca Kürt yoktur diyerek yönetilmiş bir Türkiye, etnik grupların kültürel talepleri karşısında yeni bir kırılma yaşayabilir.]
Türk ve Kürtler dışındaki (Çerkes, Gürcü, Laz,…) etnik grupların pek anılmıyor oluşunu neye bağlıyorsunuz?
Bu etnik gruplar, Türkiye’de yaşanan karmaşa ortamında gözden uzak kaldılar. Sayıca daha az olmaları, geçmiş dönemlerde devletle daha uyumlu yaşam sürmelerinden dolayı, o gruplar daha çok Türk olarak kabul edildiler. En azından görüntüde öyleydi. Lazlar, Çerkesler, Gürcüler zaman zaman devletin önemli kademelerinde de yer aldı. Devletin muteber yurttaşları oldular. Demokratik koşulların gelişmesine paralel olarak, Türkiye’deki bu alt kimliklerin kültürel taleplerinin artacağı görüşündeyim. Bu da Türkiye’de yeni bir şok dalgası yaratabilir. Yıllarca Kürt yoktur diye yönetilmiş bir Türkiye, etnik grupların kültürel talepleri karşısında yeni bir kırılma yaşayabilir.
301. madde için ne düşünüyorsunuz? Cemil Çiçek’in bu konudaki yorumlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Adalet Bakanı’nın milliyetçi ritüelden konuşması hükümet ile uyumlu bir görüntü çizmiyor. 301. madde daha önceki zamanlarda da tartışılmıştı. Hükümetin sivil toplum kuruluşlarının görüşlerini alması ise, sadece halkı oyalamak için yapılıyor. Madde, ‘Türklüğü aşağılama’ olarak nitelendirilerek, insanları hedef gösteren bir noktaya geldi. Bir Kırgız hakkında bir şey söylediğimde Türklere hakaret edip etmediğimi bilmiyorum. Aynı mantıkla düşündüğümüzde madde, Türk olmayan tüm milletlere istediğimiz şeyi söyleyebilme hakkı mı veriyor?
301. maddenin yanı sıra TCK.’da 13 tane çok tehlikeli benzer nitelikte madde yer alıyor. Eğer 301. madde kaldırılırsa -bu şekli bir şey olur- ya da değiştirilirse –bu da sadece bir makyaj olur-, bu kez diğer yasalar karşımıza çıkacak.
301. madde hakkında gelişen süreci medya nasıl lanse ediyor?
Medya, diğer dönemlere göre daha özgürlükçü bir tavır sergiliyor. Maddenin değiştirilmesi yönündeki cephe daha geniş. Ancak kaldırılması yönünde görüş medyada hakim değil. Medyanın düşünce özgürlüğüne ilişkin daha ılımlı olması ise, AB’nin bu yasaya karşı çıkmasından dolayı. AB ile olan ilişkilerin bozulmaması için bu tavrı sergilediklerini düşünüyorum.
[Türkiye’nin farklılıklara tahammülü yok. Oysa o kadar farklı kültür ve uygarlıkların üzerinde oturuyoruz ki daha hoşgörülü olmamız ve zenginliklerin değerini bilmemiz gerekir]
Türkiye’deki etnik grupların anadillerini kullanma hakkındaki değerlendirmeniz nedir?
Eğer Türkiye’de kendi kimliğine sahip çıkan 10-15 milyon Kürt değil, aynı sayıda Çerkes olsaydı, bu savaş onlarla olurdu. Çünkü Türkiye’nin farklılıklara tahammülü yok. Tek tip vatandaş yaratma çabasında. Türk olmayan ya da Türk olmadığını düşündüğü her şeyi ortadan kaldırmaya çalışıyor. Oysa o kadar farklı kültür ve uygarlıkların üzerinde oturuyoruz ki daha hoşgörülü olmamız ve zenginliklerin değerini bilmemiz gerekir.
Önümüzdeki seçim sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye, solsuz bir seçime gidiyor. Bu kez sosyal demokrat solu bile yok. En tehlikeli nokta bu. Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) hızla sağ politikaya yaklaşması, hatta milliyetçilik çizgisi neredeyse aşar hale gelmesi sol politikada büyük bir boşluk yarattı. Henüz o boşluk doldurulmuş değil. Sol politik tavır olmadan Türkiye’ye demokrasi kolay gelmeyecektir.
Milliyetçilik dalgası tüm partileri milliyetçileştirdi. Milliyetçilik, yükselen milliyetçilik akımı kadar yükselmiyor. Önümüzdeki seçimi milliyetçi akımların yarışı olarak görüyorum. Tabii yeni bir seçenek yaratılabilir ya da ittifaklar kurulabilirse, sol seçenek belki gündeme getirilebilir.
Jineps’i nasıl tanımlıyorsunuz?
Bir yayın etrafında toplanmak, bu çerçevede kendi kültürünü geliştirmek, sahip çıkmak ve yaşatmak gerçekten önemli. Jineps, medyanın, yayınların ne kadar önemli olduğunu gösteren bir örnek. Çünkü yayınlar insanlar arasındaki en hızlı iletişimi sağlıyor. Bu anlamda Türkiye’de bu hareketin çoğalması gerekiyor. Çünkü bu kadar karmaşanın arasında etnik grupların kendilerine bir yer açıp yerleşmesi çok zor.
Okuyucularımıza iletmek istediğiniz bir mesaj var mı?
Kendi kültürünüzü herkese tanıtmak ve yaygınlaştırmak için Jineps iyi bir araç olabilir. Gazetenize sahip çıkın.
Celal Başlangıç kimdir?
1956 İstanbul doğumlu. Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi Halkla İlişkiler Bölümü’nden mezun oldu. Öğrenciyken gazeteciliğe başlayan Başlangıç, 32 yıldır gazetecilik yapıyor. İlk olarak Demokrat İzmir gazetesinde çalıştı. 15 yıl Ege bölgesinde Cumhuriyet gazetesi istihbarat şefi olarak görev yaptı. 4 yıl Cumhuriyet gazetesinin Adana Bölge Temsilciliği’ni yaptıktan sonra Cumhuriyet gazetesinin iç politika servis şefi olarak İstanbul’a döndü. Ardından da yazı işleri müdürü oldu.1995 yılında Cumhuriyetten ayrılarak, Evrensel gazetesi kurucu genel yayın müdürlüğünü yapmaya başladı. Çıktığı günden bu yana Radikal Gazetesi’nde yazıyor. Aynı zamanda da Beyoğlu Gazetesi’nin genel yayın yönetmenliğini yapıyor. İletişim Yayınları’nda tarafından yayınlanan kitabında, “Düşünmeyeceksin, konuşmayacaksın, varlığını haykırmayacaksın, kimliğinin ve dilinin peşine düşmeyeceksin. Korkacaksın ve susacaksın” diyen rahiplerin yaşadığı ‘Korku Tapınağı’ndaki bir gazetecinin tanıklıklarını anlatıyor.

Sayı : 2007 04

Yayınlanma Tarihi: 2007-04-01 00:00:00