“Gülen tehlike” niye gündemlerinde değil?

0
585

MGK ve askerin kara listesinde “şeriat” ve “terör” ilk sıradaki yerini hiç değiştirmezken, benim de aklımdan hiç çıkmayan bir soru durup duruyor! Bu “şeriat” tehlikesinin içinde neden Fethullah Gülen cemaati sayılmıyor? Susurluk katillerinin, Çatlıların Kırcıların ait olduğu bu “cemaat”i; niye bu ülkenin güvenlik konusunda pek hassas güçleri görmezden geliyor?

Susurluk sonrası ortaya çıkan bağlantıların önemli bir odağında yer alan Fethullah Gülen, kısa sürede hem resmi kadroların hem de medyanın gündeminden çıkıverdiği gibi, üstüne “Demokratik Sol”un temsilcisi Bülent Ecevit’in “özrü” ile de “iade-i itibar”ı sağlanmıştı adeta.

Niye şimdi Fethullah Gülen gündeminde diyebilirsiniz. Cumhurbaşkanlığı adayı açıklanmışken, türbanlı bir “first lady”miz olacakken, genel seçimler yaklaşırken…

İşte nedeni de tam bu. “Türban”lı bir kadını irtica tehlikesi olarak gören Atatürkçü ve “özde laik”lerin, ülke içinde ve dışında, nereden finanse edildiği belirsiz, mali yapısı gizemli okullar zinciri oluşturarak, Türkiye’ye ve Ortadoğu’ya “eğitimli kadrolar” yetiştirip, kilit noktalara yerleştirdiği bilinen, bu yolla bürokrasiyi önemli ölçüde kontrol altına alan ya da en azından alma hedefi bilinen Gülen cemaatini gündemlerine almamalarının bir açıklaması olmalı.   Gülen’in dokunulmazlığı benim de, bir vatandaş olarak özel gündem maddem. “Laik, Atatürkçü güçler”in şeriat tehlikesine karşı, benim de Gülen tehlikem var!

Susurluk’tan sonra gündemden çıktı ama, başta Çeçenya ve Azerbaycan olmak üzere Ortadoğu’da açtığı okullar aracılığı ile ağırlık merkezi oluşturan Gülen ile, Susurlukla bağlantılı isimler nedense aynı ülkelerde kesişiyor. Hrant Dink’i katledenlerin “eğitim ocağı” Alperenler teşkilatı BBP’nin gençlik örgütlenmeleri merkezi. BBP’nin kuruluşundan önce Muhsin Yazıcıoğlu’nun Fethullah Gülen’le görüşüp icazet aldığı ise bilinenlerden!

Danıştay saldırısının arkasından ortaya çıkan fotoğraftaki önemli isim, Hrant Dink davalarının yakın izleyicisi emekli general Veli Küçük de  Azerbaycan’ın müdavimlerinden. Bunlar üst üste gelince, “şeriat”a karşı pek hassas çevrelerin, neden Fethullah Gülen’i tehdit olarak görmediği sorusu yanıt mı buluyor, yoksa yeni sorular mı doğuruyor bilemiyorum ama Malatya utancının arkasından da aynı merkezler, aynı isimler ya da aynı bağlantılar çıkarsa şaşırmam.

Bazıları bunları bir komplo teorisi, inanılması güç bir senaryo olarak değerlendirebilir. Geçmişte de kitle katliamları sonrası, bir devletin kendi güçlerini ve iktidarını pekiştirmek uğruna kendi halkına kıyım yaptığına inanmak çok zor olmuştu bazıları için. Bugün de şeriat tehlikesinin varlığına inananların, şeriata karşı en büyük güç olarak gördükleri kurumların, kendi iktidarları için, bazı seçilmiş cemaatlerle işbirliği yaptıklarına, onların yetiştirdiği tetikçileri kullandıklarına inanması zor gelebilir. Ama eminim birkaç yıl sonra, bugünlere dönüp bakıldığında görülecek fotoğraf çok daha net olacaktır.

Şu yakın sürece kronolojik bir değerlendirme yaparsak, ortaya çıkan sıralama bile kendi başına bir sonuç veriyor. Anımsayalım lütfen;

PKK ateşkes ilan etti. Bu süre de doluyor. Barış yanlılarının sesi de kesildi, gündem de değişti!

MİT’te görev yapmış Cevdet Öndeş, dönemi şüpheli operasyonlarla dolu Mehmet Ağar dahil şaşırtıcı isimler “çözüm diyalogda” dediler. Medya geniş yer ayırdı, barışçıl çözümlere destek verdi.

Hemen ardından Hrant Dink öldürüldü. Cenazesine beklenmedik ölçüde geniş halk kesimleri katıldı ve yıllar sonra ilk kez demokratik kamuoyu bu ölçüde ses verdi.

Ama karşı ses gecikmedi. Askerler bir kez daha devreye girdi, cumhurbaşkanlığı seçimleri ile rejim tehlikesi sarıp sarmalanıp, karşı kamuoyu harekete geçirildi.

Doğuda operasyonlar ağırlaştırıldı, K.Irak’a müdahale uyarısı yapıldı, içerde “barış”ın yerini, “Nokta” operasyonlar aldı. Gazeteciler duvara dayandı, bir dergi daha kapatıldı.

Malatya katliamında 3 kişi öldürüldü. Cinayetin biçimi bile üzerinde uzun tahliller yapılacak bir katliam. Örneğin, neden anüsleri, hayaları ve gırtlakları kesildi? Neden onca bıçak darbesi vardı? Bu cinayet biçimi, kamuoyunun özel bir tür cinayetlerde gördüğü bir vahşetti. Çünkü psikiyatrlara göre kendilerine duydukları öfkeyle yüzleşemiyorlar, karşı tarafa yönlendiriyorlardı bu öfkeyi. Öfkelerinin bu denli yoğun oluşunun göstergesiydi bunca bıçak darbesi.

Son olarak Abdullah Gül cumhurbaşkanı adayı oldu. Bu ay “ateşkes süresi” doluyor. K. Irak’la ilişkiler gergin, “1 Mayıs”ta alanlarımız bize yasaklı! Halkın meydanları halka karşı, polisler ve panzerlerle kapalı. Gerilim tırmandırılıyor; İstanbul, Samsun, Ankara, Diyarbakır, Malatya…

Güç çatışmaları daha kimlerin kurban olmasına karar verecek, seçimlere kadar… Birle, üçle, beşle yetinmeyip, binleri onbinleri mi koydular yoksa sıraya? Yarattıkları cephelere geçmişten alışkınız. Ama çabuk alıştığımız gibi çabuk da unutan bir toplumuz. Bir kez daha anımsayalım; bir o cepheden bir bu cepheden seçilmişti kurbanlar! Sonra kitleler! Ben korkuyorum… Yorgunum ve bıkkınım da aynı zamanda… Başardılar mı yoksa?!

Sayı: 2007 05
Yayınlanma Tarihi: 2007-05-01