Tartışmaların Işığında 450. Yıl Olayı

0
6

Ergun Yıldız
Bayrağını el çizer mi,
Alfabeni el dizer mi,
Tarihini el yazar mı,
Sen gerçekten millet olsan.
Ne yazık ki bizim tarihimizin önemli bir bölümü, bu bölgenin iki gücü olan Türklerle Ruslar arasındaki tepişmede ezilmemek için pozisyon almaktan ve mücadele etmekten ibaret.
Adım adım geriye doğru gidersek; yakın zaman önce Kafkasya’da bir geçiş noktası oluşturmak isteyenlerle buna engel olmak isteyenlerin bölgedeki mücadelesine tanık olduk. Olan bize oldu, asıl oyuncular yerli yerinde duruyor.
Yüz kırk üç yıl önce kaybettiğimiz savaşın sonunda yine aynı mücadelenin kirli politik oyunlarına kurban edilerek yurdumuzdan olduk.
Olan yine bize oldu, aynı oyuncular isim değiştirmiş olarak bu gün hala sahnedeler.
Daha geriye gittiğimizde ise bölgedeki Türk saldırıları nedeni ile Rusya’nın bölgeye inmesine alet olduk, hatta bizzat Moskova’ya kadar heyetler göndererek yardım talep ettik. Olan yine bize oldu, davet ettiğimiz misafir gelip evimizin baş köşesine kuruldu.
Görüldüğü gibi başımıza gelen her musibetin bir tarafında Türkler, diğer tarafında Ruslar var.
Çünkü bizler başta da söylediğim gibi bu iki gücün bölgedeki durumuna göre pozisyon almışız bugüne kadar. Onlar kapışmış, bedeli biz ödemişiz.
Onlar barışmış, bedeli yine biz ödemişiz.
Bugünlerde gündemden hiç düşmeyen 450. yıl meselesi de bu tür bir kapışmanın faturası olarak önümüze konuluyor bugün.
***
Bu konu ile ilgili olarak bir taraftan Türkiye’yi gözlüyor, diğer taraftan burada olan biteni izlemeye çalışıyorum.
Öncelikle şunu açıkça ortaya koymak gerekiyor.
Hiç tarihi belgeleri ve tozlu rafları karıştırmadan söylemek gerekirse; Çerkes diasporasının mevcudiyeti dahi Rus Kafkas savaşlarına, sürgüne ve soykırıma dair bir delildir.
Dolayısıyla “Rusya’ya gönüllü katıldığımızdan” bahsedilecek olursa, Çerkes diasporası bu konuda konuşma ve tepki duyma hakkı olan en öncelikli pozisyondadır.
Fakat buna rağmen, salt istismar amaçlı konuyu gündemde tutmaya çalışan bir kesimin meselenin ciddiyetini sulandırmaları yüzünden, diaspora bu hakkını gereği gibi kullanamamıştır.
450. yıl kutlamalarının ne olduğuna dair doğru dürüst bilgi sahibi bile olmayan, fakat buna rağmen konuyu alabildiğine istismar eden medyatik Çerkes şövalyeleri yerine, konu hakkında doğru bilgi sahibi aklıselim Çerkes aydınları meseleye müdahil olmalıdır bana göre.
Ayrıca da derneklerimizden birisinin en kısa sürede bu konu hakkında bir bilgilendirme toplantısı düzenlemesi, hiç olmazsa insanlarımıza doğru bilgi verilebilmesi açısından gereklidir.
Son haftada Kafkas Federasyonu’nun açıklaması diasporanın bu meseleye bakışını bir nebze netleştirmiş olsa da, biraz geç kalınmış hissi vermektedir bana.
Yine de diasporanın bu konuda net bir duruş içerisinde olması, Moskova tarafından dayatılan ve burada da sessizce sineye çekilen çarpık tanımlamaya kısmen muhalefet şerhi koymak açısından önemlidir.
Bugün sineye çektiğimiz bu “gönüllü katılma” tarifi 10 yıl sonra 50 yıl sonra önümüze tarih olarak konulduğunda, hiç olmazsa bir muhalif duruşa rağmen politik dayatma yapıldığı anlaşılabilsin.
Diasporanın bu konudaki belirleyici etkisi ve ağırlığı yukarıda değindiğim “boş gürültüden ibaret karmaşa” içerisinde silinip gitmiştir bana göre.
 
Artık verilecek tepkiler olayın gidişatını değiştiremez, fakat yine de net bir duruş sergilenmesi, yapılan çarpıtmaya şerh düşmek açısından önemlidir.
Meseleyi anayurt cephesinden değerlendirecek olursak durum pek de parlak görünmemektedir açıkçası.
Kafkasya’da sıradan yurttaşlar bu konuda ilgisiz görünmesine rağmen kısmen bir öfke ve burukluk içerisinde olduklarını hissediyorum.
Burada insanlar 450. yıl kutlamaları hakkında bilgi sahibiler, konunun dayandığı olay hakkında da bilgi sahibiler. (En azından benim konuştuğum kimseler.)
Bu insanlardan hiç kimsenin Rusya ile işbirliği yapılmış olmasından da gocunduğu yok.
Fakat buradaki tepki; meselenin politik amaçlarla çarpıtılıyor olmasına ve bir miktar para karşılığı yerel idarelerin de bunu sineye çekiyor olmasınadır benim gördüğüm kadarı ile.
Bu kutlamalar için akıtılan para, belirgin bir şekilde şehrin çehresini değiştirmiş görünüyor; özellikle de kutlamaların olacağı noktalarda hararetli çalışmalar var, merkezi noktalarda da dev afişler ile bu birlikteliğe vurgu yapılıyor.
Belki de ekonomik darboğazdaki cumhuriyetler için bu paralar (bildiğim kadarı ile her cumhuriyete 2,5 milyar ruble) kısmen bir rahatlama sağlayacağı için idareler sessiz kalmayı tercih ediyorlar. (Hadi iyi politikacı yoktur diyelim ve buna anlayış gösterelim.) Fakat anlayış gösteremeyeceğimiz şey, halkımıza ışık olması, yol göstermesi gereken, en azından ortaya çıkıp doğruyu söylemesi beklenen kesimin sus pus köşesinde oturuyor olmasıdır.
Doğrusu, zaman içerisinde burada organize bir aydın tavrının doğacağını ve olayı olması gerektiği gibi tanımlayacağını ummuştum, fakat şimdilik ne yazık ki böyle bir ihtimal bile görünmüyor.
Açıkçası bu tür bir sesi kısan veya bastıran bir gücün varlığını da hissetmiş değilim şu ana kadar. Bana görünen, insanların (özellikle de toplumun önünde olması gereken insanların) yılgın, bezgin ve derin bir suskunluk içerisinde olduklarıdır.
Zaman zaman yükselen cılız itirazların ötesinde, topluma hitabeden kayda değer bir çağrı şu ana kadar yapılmış değil bu mesele hakkında.
Bu ülkede tarihimiz (ve dolayısıyla geleceğimiz) konusunda gözümüzün içine baka baka yapılan bu çarpıtmaya tepki duyan bir aydın kitlesi nasıl olmaz?
Var ise, niçin sesleri çıkmaz?
Yok ise, biz neye ve kime güvenerek yarınlara bakacağız?
Kimse bu insanlardan dünyayı yerinden oynatmalarını beklemiyor.
Çerkes halkının aydınları, akademisyenleri, tarihçileri tek bir ses olup olayı doğru tanımlamış olsalar ortada hiç bir sorun kalmayacak.
Çünkü gerçekte mesele, sadece (kasıtlı bir tanımlama hatasından) ibarettir, bu cumhuriyetlerin aydınları üniversiteleri ve toplum örgütleri birlikte doğru tanımlamayı yaptıkları anda mesele ortadan kalkacaktır.
Çerkesler 450 yıl önce Kırım Hanı’nın ve Dağıstan Şamhalları’nın saldırılarına karşı Moskova’dan işbirliği talep etmişlerdir.
Bugün “Rusya’ya gönüllü katılma” diye çarpıtılan;
Ruslar İle Çerkesler Arasındaki İlk İşbirliği Anlaşmasıdır.
Bu gün kutlanan; bu ANLAŞMANIN 450. YILDÖNÜMÜ’dür.
Bu anlaşma ve askeri işbirliği talebinden sonra, Ruslar bölgede ilk kaleleri inşa etmişlerdir. Mesele çok özet biçimde budur, Rusya’ya gönüllü katılma diye bir olay söz konusu dahi değildir.
En kötümser tanımlama ile belki “Rusya’dan yardım talebi” diyebilirsiniz, ama gönüllü katılma tanımını asla tarihi gerçeklerle örtüştüremezsiniz.
Şu anda 3 cumhuriyette doğru tanımlamayı yapabilecek yürekli aydın sesine ihtiyaç var.
 
Fakat ne yazık ki bizim cepheden çıkması gereken ses yeterince gür çıkmayınca, diğer taraf konuyu kendi istediği yöne kanalize etmeye çalışıyor.
Ekonomik gücünü, siyasi gücünü ve iletişim gücünü kullanarak da önemli ölçüde başarılı oluyor.
Moskova’dan bu dayatmayı yapanı kınamanın veya ayıplamanın hiçbir anlamı yok.
Birileri kendi ulusal çıkarlarına uygun olanı yapıyor.
Asıl kınanacak ve ayıplanacak olan; bu çarpıtmayı sineye çeken, kendi tarihinin (dolayısıyla geleceğinin) üzerinde birilerinin istediği gibi tepinmesine izin veren Anayurt aydınlarıdır.
Aralıklarla 297 yıl süren Kafkas Rus savaşlarında can verenlerin, sürgün ve soykırıma tabi tutularak tarumar edilenlerin, bugün hala yaban yurtlarda var olma savaşı verenlerin hatırasına saygısızlık edenlerdir asıl kınanması gerekenler.
..
Hazin bir şekilde bu olay da göstermiştir ki bizler yaşadığımız/yaşayacağımız gelişmelere karşı ulusal bir refleks sahibi değiliz.
Ulus gibi bakıp, ulus gibi düşünmedikçe, ulus gibi davranmadıkça daha buna benzer pek çok gol yeriz biz bu sahada.
29.6.2007
 Ruslarla ilk ilişkiler hakkında  kısa bir derleme:

Sayı : 2007 08

Yayınlanma Tarihi: 2007-08-01 00:00:00