“Tiyatro hayatın aynası mıdır?”

0
9

Tiyatro sanatının, Antik Yunan’dan günümüz çağdaş tiyatrosuna gelene kadar hayatımıza farklı katmanlardan ayna tuttuğunu algılayabiliyoruz. 
Antik Yunan uygarlığındaki filozoflar sanatı öncelikle insanları eğitmek amaçlı ele alıyorlardı. Antik Yunan tiyatrosundan ve günümüz çağdaş tiyatrosuna ışık tutan eserlerin miladı Aristoteles’in Poetika adlı eserine dayanıyor. Aristoteles’in açtığı kapıdan Sofhokles, Euripides ve Aiskhlos tragedya, Aristophones komedya türünde günümüze kadar sahnelenen eserler bırakmışlardır. Bu süreçte tiyatroda birçok ekol ve tarz gelişmiştir. Konstantin Sergeyevic Alekseyev Stanislavski ve Vladimir İvanoviç Nemiroviç-Dançenko’nun 1898 yılında kurmuş olduğu Moskova Sanat Tiyatrosu, biyomekanik oyunculukla daha çok işçi sınıfının ve onların çalışmalarını anlatan oyunlar hazırlamıştır.
İki dünya savaşı sonrası tiyatroda epik bir anlayış gelişmeye başlamıştır. Piscator’un kuramsal yazıları agit- prop (ajitasyon-propaganda) tiyatrosunu geliştirmiştir. Siyasal amaçlı tiyatronun dramatik değil, epik yönü işlenmiştir. Bertolt Brecht, oyunlarında iki dünya savaşı arasında görülen soyut gerçeği değil, somut gerçeğin tiyatrosuna epik –diyalektik tiyatroyu benimsetmiş; çıkar çevrelerinin değil daha çok sömürü düzeninin haksızlıkları, sınıf ayrımı, sınıflar arası çatışmaları dile getirerek kapitalist ekonominin eleştirisini betimlemiştir.
Heyhat! Antik Yunan’dan günümüz çağdaş tiyatrosunda Peter Brook’a kadar olan dönem içerisinde Batı tiyatrosu özellikle Rönesans döneminde kilise engeline takılmıştır. Kilise yönetimi halkı tiyatro sanatına küstürmek için fetvalar vermiştir.
Günümüz tiyatrosu Rönesansı mı yaşıyor?
İbrahim Şinasi tarafından 1860 yılında yazılan "Şair Evlenmesi" adlı oyun ile çağdaş Türk tiyatrosuna ilk adım atılmıştır. Namık Kemal ve ilk tragedya denemelerini yapan Ali Haydar Bey bu dönemin önemli yazarlarındandır. Çağdaş Türk tiyatrosuna ilk önemli adım 1860’ta yapılan Gedik Paşa Tiyatrosu ile atılmış, 1861 yılında Güllü Agop olarak tanınan Agop Vartovyan tarafından kiralanarak Türk yazarlarına ve Türkçe oyunlara yön verilmiştir. İlk erkek oyuncumuz Ahmet Necip Efendi yetişti. 1879 yılında Ahmet Vefik Paşa tarafından Bursa tiyatrosu kuruldu. Başına Tomas Fasulyeciyan getirildi. Dönemin önemli tuluatçıları olan Kavuklu Hamdi, Kel Hasan Efendi, Abdülrezzak Efendi, Naşit Efendi, Abdülhak Hamit, Namık Kemal’den sonra Tanzimat döneminin en önemli yazarlarındandır.
Tiyatro tarihine kısa bir yolculuk yaptıktan sonra ister istemez hayıflanmaya başladım. Acaba ülkemizde günümüz tiyatrosu Rönesansı mı yaşıyor?
Muasır medeniyetten dem vurup çağdaşlık kisvesi altında, Ortaçağ zihniyetiyle sanata soyunmuş, sanattan bihaber rantçı bir zihniyet, Türk tiyatrosunda hızlı bir şekilde kadrolaşıyor, sarıp sarmalıyor ve sanatı baltalıyor. Bu rantçı ve tüccar zihniyet, mevcut tiyatro sahnelerimize bir yenisini eklemek yerine mevcut olanı da tüketiyor. Sözüm ona daha modern daha çağdaş salonlar hizmete sokularak, Türk tiyatrosuna yeni sanat kompleksleri kazandırılacağı taahhüt ediliyor. İstanbul’un 2010 yılında ‘Avrupa Kültür Başkenti’ olarak kabul edildi. Ancak önce Atatürk Kültür Merkezi (AKM), şimdi ise Muhsin Ertuğrul sanat ve tiyatro salonları üzerinde çirkin oyunlar oynanıyor. Sanatsever halkımız, yazarlarımız, yönetmenlerimiz ve oyuncularımızın ortaya koyduğu sağduyu, direniş ve özveri sayesinde şu sıralar ortalık durulmuş görünüyor. Fakat bu süt liman vaziyet fırtına öncesi sessizlik alameti.
Zira seçim süreci yeni bitti. Yeni bir beş yıl daha tiyatro sanatı bu zihniyete gebe. Salonlarımız ise ensesinde dozerlerin nefesini hissetmeye başlamıştır.
Yazımın başlığı büyük usta Muhsin Ertuğrul’un bir yazısından alıntıdır.
“Tiyatro hayatın aynası mıdır?”
Evet, aynasıdır.
Kimi zaman bu ayna bizlere tragedyayı, komedyayı gösteriyor kimi zaman sanat düşmanı idari zihniyeti ve onlara çanak tutan aymazları gösteriyor.
Tutmasını bilene!!!
Serdar YILDIRIM

Sayı : 2007 08

Yayınlanma Tarihi: 2007-08-01 00:00:00