Sahte Vaatler Emperyalist Yalanlar

0
1507
Kuzey Kafkasyalılar çok uzak geçmişten beri topraklarında sakin bir yaşam sürdürüyorlardı. Onlarca halkın ve kültürün iç içe olduğu diller, dinler diyarı bir coğrafyada kardeşçil bağlarla yaşıyorlardı. Ortak kültürleri, karşılıklı yardımlaşma ve dayanışma, onların güvencesiydi. Karadeniz sahillerinden, Kuban, Taman yarımadası ile Hazar Denizi arasında yaşayan halkların birbirleriyle sorunları yoktu. Coğrafyada tarım ve hayvancılığın yanında, seramik eşya, tunç ve bakırdan aletlerin yapıldığı ve kullanıldığı bilinmekteydi. Daha o zamanlardan başlayarak Karadeniz kıyılarında değişik etnik yapıdan meydana gelen kalabalık kabileler yaşıyorlardı. Bunlar, aynı dili değişik lehçelerde konuşuyorlardı. Grekler coğrafyaya ticaret kolonileri halinde girdiklerinde, bu boyların bir araya gelip kurmuş oldukları Sindika Krallığıyla karşılaştılar. Aralarında ticari ve siyasi ilişkiler geliştirerek, ekonomik ve kültürel yanlarını ilerlettiler. Süreçte kent yaşamı ve yazının başlamasıyla uygarlıkları gelişti. Ekonomik, kültürel, siyasal ilişkilerle birlikte gelişen yapı içerisinde bir uygarlık oluştu.
Yerleşik boylar aralarında uzun süren bir süreci etkileyen anaerkil toplumu yaşamışlardı. Anaerkil toplum özelliklerini Nart destanlarındaki kadın kahramanların; özellikle Adiyuf ve Seteney’nin toplumsal rolleri ve görevleri arasında seçebilmekteyiz. Kuzey Kafkasya’da yaşayan ilk yerleşik boylar kalabalıktı ve kendi aralarında değişik alt boylardan meydana geliyorlardı. Antik Yunanlılar ve Bizanslılarla ilişkileri üzerine yer yer Hristiyanlığı seçtiler. Çok büyük bölümü ise aya, güneşe, doğaya ve akarsulara olan eski inançlarını terk etmediler. Coğrafyanın ilk yerlileriyle ve sonradan buralara yerleşen diğer boylarla birlikte, Hazarlarla da ilişkiler geliştirdiler. Daha sonra İranlılar, ardından yeni güçlenen ve gelişen Araplar bölgeyi istila ettiler. Araplar, işgalle girdikleri Kafkasya coğrafyasında yaşayan halklara İslâm motifleri dayattı, yerli halkları “kafir”, topraklarını ise “kafiristan” olarak adlandırdılar. Sonraki yüzyıllarda Arap İmparatorluğu çöktü. Kuzey Kafkasya’nın yerleşik halkları hem Orta Asya’dan gelen saldırılara karşı hem de Kuzey Kafkasya’nın Avrupa-Asya transit bağlantılı ticaretini ellerinde tutmak isteyen Avrupa halklarından olan Venedik, Ceneviz, Bizans ticaret kolonilerine karşı durdular. Avrupa halkları, Karadeniz sahilleri üzerinde kurulan bu zengin panayırları ve Deniz yolları üzerindeki Batı Ege kent devletlerinden olan Miletos’a kadar yayılan ticaret merkezlerini ele geçirdiler. Hindistan ve Kuzey Kafkasya’nın zengin ticaret metaını İspanya’ya ve Venedik’e kadar taşıdılar. Ardından Moğol talanları başladı. Moğol saldırı ve yağmalarıyla karşı karşıya kalan Kuzey Kafkasya coğrafyası yangın ve harabeye dönüştürüldü. Taş taş üzerinde bırakılmadı. Moğol istilalarına karşı duran Çerkesler topraklarını savundu. Moğol belası savulduktan sonra en çetin işgal ve sonuçları günümüze dek süren bela Ruslardan geldi.
Moğol Altın Ordu devletinin zayıflatılmasından sonra Rus saldırıları başlayınca Ruslarla, Kuzey Kafkasyalıların çetin ilişkileri başlamıştı. Ruslar bölgeyi istila ettiler. İstilalar karşısında Adığelerin Kabardey boyları Ruslarla iyi ilişki geliştirdiler. 1462-1505’de, Çar Korkunç İvanla geliştirdikleri dostluk antlaşmaları Kuzey Kafkasya’nın işgalini ve katliamları engelleyemedi. Yapılan antlaşmalar sonuç vermeyince, Çerkesler direnme savaşı geliştirdi, Rus Çarlarının işgallerine karşı koydular. 15. ve 16. yüzyıllarda sürdürülen bu savaşlarda, Çar ordularına karşı top yekûn Kuzey Kafkas halkları ayaktaydılar. Aynı süreçte Osmanlılar Kuzey Kafkasya’da Müslümanlığı geliştirmek, nüfuz ve tahakkümlerini kurmak için İstanbul ve Kırım’dan mollalar aracılığıyla tarikatçılığı yaygınlaştırıyorlardı. Bu süreçte Kırım Hanlığı Osmanlı yönetimi altına girmişti. Ruslarla savaşan Kuzey Kafkasyalılar Moğollardan ve Ruslardan çektiklerinin kat kat fazlasını bu defa da Osmanlılar himayesinde ki Kırım Hanlarından çektiler. Çerkeslerin Hristiyan ve Ateist boyları, Müslüman tarikatçılığından rahatsızlık duyunca yönlerini yeniden Ruslara çevirdiler. Müslümanlığı kabul eden ve aynı etnik yapının değişik boyları ise yüzlerini Osmanlıya döndüler. Kuzey Kafkas halkları aralarında böldürülmüştü. Dağınık Kabile ve boy ilişkileri halinde farklı inanç dizgeleri içerisinde bir yaşam sürdüren Kuzey Kafkasyalılar aralarında birlik oluşturamadılar
Rusların saldırı ve toprak gaspları arttıkça, Osmanlı-Kuzey Kafkasyalı Müslüman etnik guruplarının yakınlaşması bu bölünmelerle kendiliğinden sağlanıyordu. 1700’ün ilk başlarında Ruslar, Dağıstan ve Terek bölgesine kadar ilerlediler. Buralara yerleşmelerine karşı Çerkeslerin aralarındaki birliktelikleri sağlanamayınca top yekûn bir direniş gösteremediler
Ardından Osmanlılar, I. Abdülhamit döneminde kendine bağlı “serhat” illeri yaratma hevesiyle, Karadeniz sahillerindeki Soğucak, Anapa, Gelencik kalelerini işgal etti. Çerkesler bu süreçte Osmanlıya karşı ayaklanma başlattılar. Osmanlı serdarını öldürdüler. Osmanlılar yardım adına kaç defalar söz verdilerse de Kuban bölgesini de terk ettiler. Sonuçta Çerkeslerin 1864 büyük sürgün ve felaketiyle topraklarından sürülmeleri gerçekleştirildi. Boşaltılan yurtlarına Kazakların ve Rusların yerleştirilmeleri sağlanmış oldu. Bu arada İngilizler, Çerkesleri kendi emelleri doğrultusunda kışkırtmalarla ajan provokatörlerini bölgede eksik etmiyorlardı.
Osmanlılarda tıpkı İngilizler, Fransızlar gibi hiçbir zaman yerine getirmedikleri yardım vaatleriyle onları oyalamış, verdikleri sözleri tutmamışlardı. Yalnız bırakmışlardı. Gerek İngilizlerin gerekse Osmanlıların, Çerkes bağımsızlık hareketlerini, kendi çıkarlarına kullanmaları, Rusların katliamlarını, talanlarını durduramadı. Sürgünlerini engelleyemedi. Onlar, büyük mücadelelerle yurtlarını savundular. Tarihsel mücadele içerisinde işgal ve kolonileştirmeye, sürgün, katliam ve kırımlara karşı durdular. Eski Yunanlılara, Hazarlara, Arap İmparatorluğuna, İranlılara, Moğollara, Ceneviz, Bizans, Venedik gibi Avrupa halklarına, Osmanlılara ve Ruslara karşı yüzlerce yıl direnişler göstermişlerdi. İngilizler, Osmanlılar ve Ruslar aralarında Çerkesleri bir ”Taş Değirmen” de öğütmüş, soykırıma uğratmışlardı.

Sayı: 2007 10
Yayınlanma Tarihi: 2007-10-01 00:00:00