Temsiliyet mi… Çifte standartlara teslimiyet mi!

0
28

Sermayenin el değiştirmesi devamı olarak küresel güçlerin yerel sermayeye yönelik operasyon süreci; farklı/birleşik aidiyetlerimizi yeniden gözden geçirmemize de yol açtı. Ulusalcı mı olacağız, dinci mi, liberal mi, yoksa bunlara bulaşmadan ve karşıdan bakarak bağımsız bir Çerkes duruşu mu sergileyecegiz? Çerkes toplumu içindeki ulusalcılar ya da onların şimdilik çatıştığı küreselleşmeciler; acaba temsiliyet için yeterli entelektüel birikime, geneli kavrayıcı bir olgunluğa, bütünlüklü bir politik yeteneğe, güvenilir bir ilişkilenme ilkeselliğine sahip midir?
Geçmiş dönemde Ulusal TV’ye demeç verdiği için bazı çevrelerce eleştirilen Sn. Candemir’e, bu durum şöyle bir soru sorma hakkı vermekte: Demeç verilen TV ulusalcı değil de, örneğin STV, Kanal 7, Meltem TV vb. türden siyaseten diğer kesime yakın olsa idi, bugünkü tepkiler yine oluşur muydu? Aslında bu sorunun dürüstçe yanıtı; bizleri çifte standartlarımızla ya da olası bağımsız duruşumuzla yüzleştirebilecektir.
Ergenekon’a karşı çıkmanın AKP li olmak, AKP nin ülkeye çizdiği yol haritasına karşı çıkmanın da Ergenekoncu olmakla formatlandığı bir ülkenin algılayış düzleminde; güçlerden birine sırtını dayamayı alışkanlık edinmişlerin özgüvensizlik propogandası ile tekrar yüzleşmemiz de olasıdır.
Çerkesliğin gelişimini, yaşadığı coğrafyanın demokratik gelişim serüveni ile eşdeğer gören her insanın her türden pespayeliğe aynı yerden karşı durmasının daha bağımsız bir duruş olduğunu düşünüyorum. Türkiye’yi paylaşamayan bu güç odaklarının hepsi “vatansever(!)” ama aslında hepsi gün geçtikçe yoksullaşan ve sersemleştirilen halka ihanet içinde. Biri provokatif cinayetlerle halka acılar yaşatırken, diğeri bu acıları kemirerek vurgunlarla yol alıyor. Ve gerektiğinde yer değişiyorlar! Görüyoruz.
Yaşadığı coğrafyanın en temel sorunlarına/gündemlerine bile duyarlılığı sıfıra yakın olan bir Çerkes toplumsal öznesi, başkalarından yaşamadıkları coğrafyadaki (Kafkasya) gelişmelere duyarlı olmasını bekleme hakkına da sahip değildir.. Sanki parti kapatma, Ergenekon operasyonlarında ve Sağlık ve Sosyal Güvenlik yasasındaki çalışanların 200 yıllık kazanımlarını gaspeden son değişikliklerde Çerkesler’e bir ayrıcalık tanınacakmış gibi!.. Çıt yok!.. Çerkes kimliği sanki bu tür duyarlılıklara engelmiş ya da toplumsal duyarlılıklar sanki Çerkes kimliğini zedelermiş gibi bir uyutma hapı artık etkisizleştirilmeli.
Kafkasyalılar’ı doğrudan ilgilendiren tüm konulara Türkiye’de kamuoyu oluşturmak, Türkiye’nin sorunlarını sessizce izlemekle değil, “bu konuda Çerkes kimliği de şunu diyor” diyebilecek meşru, demokratik temsiliyet oluşturma sürecinden geçiyor..
Keşke toplumumuzun haklı duyarlılığı ırkçı çetelere olduğu gibi, direktifler doğrultusunda "Çeçenya için radikal eylemler" düzenleyenlere, FSB ile içli dışlı pişkin politikalara, güya STK görünümlü CIA endeksli SOROScu ucuz atraksiyonlara, içeriden ilişkilenmeler üzerinden özel çabalarla gerileştirilen Çerkes toplumuna, MHP ile içli dışlı olan Çerkes “önderleri”ne, … kadar uzanabilseydi!.. Keşke.. İşte o zaman çok ciddi birikimler ve potansiyeller taşıyan bu toplumun gelişiminin önüne hiç kimse geçemezdi..
Türkiye gibi Çerkes toplumu da, şu anda çatışma yaşayan 2 statükocu anlayışın kuşatması altındadır. Tıpkı Türkiye gibi, çoğunluğumuzun yok sayılması, sessizleştirilmesi bundandır.. Bu aşılamadan, ulusal-kültürel-demokratik anlamda 1 adım ileri gitmemize izin vermeyeceklerdir. Ama bir yanımız daha vardır ki; başka bir dünya içinde hem asimilasyonla hem de yoksullukla cebelleşen, yani çifte baskılanma altında kalmış ezici sessiz çoğunluk..
Çerkes toplumu içerisinde; -herkes için demokrasi- yanlısı olan Çerkesler’in, küreselleşmeci çevrelere kendini kullandırtmayan samimi dindar Çerkesler’in, neo-libarellere yedeklenmeyen sosyalist-sol Çerkesler’in sağduyu ile asgari müştereklerde ortak bir duruş belirlemeleri, kaçınılmaz bir aşamaya gelmiştir diye düşünüyorum. Diğer 2 çatışmalı kesime göre, anti-emperyalist niteliği de olan bu son saydığım 3 kesim, toplumuna bağımsız bir yol haritası önerebilme potansiyeline ve hakkına sahip denilebilir. Umarım diğer halklar da bu tür –dik duran Çerkesler-in önerilerinden nasibini alır ve ortaklaşır..
Yıldırım Türker’in şu cümlesi tam da bizleri anlatmıyor mu?: Yeni bir iktidar blokunun oluşması savaşında kaçınılmaz olarak kâh o tarafın kâh bu tarafın avukatı olarak gerilimli ve fuzuli bir varoluşa çağırılıyoruz.”

 

Sayı : 2008 07

Yayınlanma Tarihi: 2008-07-01 00:00:00