Bzaroz: Türkiye’deki Osetler hakkında belgesel çekiyoruz

0
11
Sağdan; Georgy Chochiev, Ruslan Bzarov, Jan Vuçaja

Osetya
Jan Vuçaja
Ruslan Bzarov: Prof. – Kuzey Osetya Üniversitesi, Kafkas Tarihi Uzmanı ve Senaryo Yazarı
Georgi Çoçiev: Kuzey Osetya Üniversitesi Öğretim Görevlisi, Türkolog. Röportajda çevirmenlik yaptı.  
Jan: Türkiye’de bulunma nedeninizi öğrenebilir miyiz? Bildiğimiz kadarıyla belgesel film çekimi için buradasınız.
Ruslan Bzarov: Geliş amacımızı çok net ve açık olarak ifade etmek gerekirse; Türkiye’de yaşayan Oset diyasporası yani Türkiyeli Osetler hakkında film çekmek. Belgesel bir film çekiyoruz. Ekip olarak geldik. Yönetmen Temina Tuayeva ve kameraman Albert Bzarov konularında profesyonel. Sadece Osetya’da değil, Kafkasya ve çevre ülkelerde de bilinen filmleri, belgesel çalışmaları olan bir ekip. Aynı ekip daha önce Osetya dışında, diyasporada yaşayan Osetlerle ilgili birkaç film yaptı. Bunlardan bazıları; eski dönemlerde Osetya dışına göçen Osetler, hatta daha eski çağlarda Osetya dışında yaşayan Alanlar’ı konu alan filmlerdi. Başka bir çalışma da ortaçağda Macaristan’a giden, orada yaşayan Alanlar hakkında hazırlanan belgeseldir. Şimdi de Türkiye’deki Osetler hakkında belgesel çekiyoruz.
Georgi Çoçiev: Biz bu ekibin profesyonel filmci olmayan, senaristi ve danışmanı olarak bulunuyoruz. Ruslan Bzarov Kafkasya Tarihi Uzmanı ve Kuzey Osetya Üniversitesi’nde Profesör olarak eğitim vermektedir. Bu belgeselin senaryosunu yazdı. Ben Türkiye ve Kafkasya Tarihi Uzmanıyım, Türk-Kafkas ilişkileri tarihi üzerinde çalışıyorum ve ben de bu filmin danışmanıyım. Ekipte 4 kişiyiz.
J: Oldukça iyi bir ekip kurulmuş. Biz şimdiye kadar yapılmış ve şimdi yapılmakta olan belgeselleri izleyebilecek miyiz?
R.B: Zaten film yapımcıları da öyle düşünüyor, üç dilde hazırlanacak. Rusça, Osetçe ve Ä°ngilizce. Belki Türkçe de olacak.
J: Arapçaya çevrilmesi düşünülmüyor mu?
R.B: Bu lüks olur. Rusça, Osetçe, Ä°ngilizce ve büyük ihtimalle Türkçe.
J: Suriye’deki Osetler’le ilişkileriniz var mı?
R.B: Bu filmin kapsamında Suriye’deki Osetler yok. Bizim kurumsal bazda Suriye’deki Osetler’le bir bağlantımız yok, ancak şahsi ilişkiler ve tanışıklıklar var. Suriye’deki Oset nüfus çok az.
J: Oset sorununu, gerçeğini ilk elden sahiplenecek benzer sorunları olan Kafkas halklarının tümüne bu gelişmeler, bilgiler aktarılmalı ve dünyada tanınmak için bir güç oluşturulmalı. Osetler’i anlayabilecek, yanında olabilecek bütün halklara kendimizi tanıtmak, konuyu gündemde tutmak gerekiyor. Bu açıdan baktığımızda Suriye ve Ürdün’de çok Çerkes var, bu ayağı da belki daha sonra kullanmak gerekecek.
R.B: Gerçekten iyi olurdu Arapça da olsaydı. Ama engeller var, zorluklar var. Tercüman, finansman vs. lazım. Film devlet bütçesinden yapılıyor, bu nedenle kaynakları çok sınırlı. Genellikle bir dile çevrilmesi planlanıyor. Filmin Rusça olarak tek dilde yapılması için bütçe çıkmıştı. Ancak biz Osetçe ve Ä°ngilizce’ye çevirmek için ayrıca finansman bulabiliriz, ya da Türkçe için, ama Arapça, Fransızca için bu mümkün değil.
J: Şöyle bir açılımı olamaz mı? Film hangi ülkede gösterilecekse o ülkedeki Kafkasyalı örgütlenmeler aracılığıyla çevrilerek gösterime sunulabilir. Bu mümkün olsa gerek.
R.B: Tabii böyle yaklaşımlarda bulunulursa neden olmasın.
J: “Osetya Suçluyor” adlı organizasyon hakkında da bilgi almak istiyoruz. Nedir? Kurulma aşaması nasıl gelişti? Amacı ne? Biz nerede yer alabiliriz?
R.B: 7-8 Ağustos savaşından hemen sonra, Rusya tarafından Güney Osetya’nın (GO) tanınmasından önceki ara süreçte kuruldu. Amaçları basittir:
1- GO’da meydana gelen olayların gerçeklerini dünya kamuoyuna duyurmak.
2- Gürcistan ve Batı Avrupa kaynaklı; basın organları, medyaları ve devletleri tarafından bilinçli yayılan Osetya konusundaki bilgi kirliliği ve yanlışları su yüzüne çıkarmak, onların gerçek yüzünü ortaya koymak, böylece yine dünya kamuoyuna doğru bilgiyi sunmak.
3- GO’daki olaylar hakkında fotoğraf, video vb. her türlü materyal, belge toplamak ve bu yolla Gürcistan yöneticileri, onları destekleyen diğer kuruluşlar ve devlet adamları, onları teşvik eden ve destek olan devletler hakkında Lahey Mahkemesi’nden başlayarak bütün uluslar arası mahkemelerde suç duyurusunda bulunmak.  
Bu organizasyonun çeşitli çalışma faaliyetleri vardır, tek bir faaliyet türüyle sınırlı değildir. Şu anda her türlü malzeme toplanıyor.
Bir zincirin halkaları gibi tanımlanabilecek, birbirine eklenen “Osetya Suçluyor” etkinlikleri yapılıyor. Ä°lki 26 eylülde Tsinval’de başlatıldı. Ertesi gün Vladikafkas’da yapıldı, ondan sonra da 29 eylülde eş zamanlı olarak Moskova ve Strazburg’da yapıldı. Moskova’da Ä°sveç büyükelçiliğin önünde -çünkü Ä°sveç şu anda AB Parlamentosu’nun dönem başkanlığını yapıyor- ve Strazburg’da Avrupa Parlemontosu’nun önünde yapıldı bu etkinlikler. Bu mitinglerde savaş suçu işleyen Gürcistan suçlandı ve bunlar televizyon kanalları aracılığıyla duyuruldu. GO sorununun tartışıldığı her yerde bu tür etkinlikler ve çalışmalar yapmaya devam edeceğiz. Ayrıca “Osetya Suçluyor” başlıklarıyla yayınlar hazırlıyoruz. Bir ay içinde bu yayınlar hazırlanmış olacak. Bunlar; belgesel değeri olan fotoğraflarla hazırlanmış albümlerden oluşacak ve bu yayınlar dağıtılacaktır.
J: Bu oluşumun içinde kimler var? Kurum, kuruluş, tanınmış entelektüel kişiler, bilim adamları, sanatçılar, halktan kesimler,.. bu nasıl bir oluşum?
R.B: Bu tamamen sivil, gayri resmi, ticari olmayan, hiçbir yere bağlı olmayan toplumsal sivil bir örgüt. Hatta bizim etkinliklerimize devlet adamlarının, parlamentodan kişilerin katılmasından kaçınıyoruz. Bilim adamları, sanatçılar her kesimden insanlar var bu oluşumun içinde ve tabi ki olaylara bizzat kendileri tanık olmuş insanlardan oluşan bir üst yapısı, yönetim kurulu var.
G.Ç: Şunu da söylemek gerekiyor ki Ruslan Bzarov bilim adamı olarak bu oluşumun başkanıdır.
J: Oset halkı bu oluşuma sahip çıkıyor mu?
R.B: Mesela Tsinval’deki ilk mitinge 2000 kişi katılmıştı. Sanırım Osetya’da herkes şu ya da bu ölçüde destekliyor bu oluşumu.
J: Bu oluşumun etkinlikler programı ve ileriye dönük çalışmaları varsa okurlarımızı da bu konuda bilgilendirmek isteriz.
R.B: Memnuniyetle. Yıl sonuna kadar programımız var aslında. Osetya’dan size gönderelim.
Tabii, bizden gelecek olan belgeler Rusça olacaktır. Ayrıca bu oluşumun yakında Ä°ngilizce olarak da erişilebilecek versiyonu hazırlık aşamasında. www.nfossetia.com.en. Rusça olarak site erişime hazır. Sanıyorum birkaç hafta içinde Ä°ngilizce versiyonu hazır olacaktır. Ayrıca internetten izlenebilecek ciddi televizyon ve gazeteler var, örneğin osradio.ru ve GO Enformasyon Bakanlığı’nın yayını olan www.cominf.org.
J: GO’nın Gürcistan’a bağlanması sürecinden itibaren yaşamış olduğu bir sorun var. Diğer yandan Kuzey Osetya (KO) önce SSCB’ne ve daha sonra da Rusya Federasyonu’na (RF) bağlı bir cumhuriyet olarak kaldı ve aslında Osetler’in ülkesi olan Osetya, politik ve idari anlamda ikiye ayrılmaya çalışıldı. Bunun neden olduğu farklılıklar, etkiler ile buna rağmen olduğu gibi kalan hiç değişmeyen unsurlar nelerdir?
R.B: En önemli farklılık isimlerindedir. Biri KO, diğeri GO diye adlandırılıyor. Bundan daha ciddi bir fark düşünemiyorum. Bugün bildiğimiz bu Kuzey ve Güney Osetya olarak bölünmüş durum aslında çok yeni bir şeydir. Eski tarihlere gitmiyor. Sovyetler kurulurken yapılmış bir düzenleme. Gerçekten Sovyet dönemi içersinde Gürcistan tarafından gelen baskıların bazı etkileri oldu. Gürcistan’ın tarihsel açıdan yayılmacı politikalarına bakarsak, bu politika yalnız GO topraklarıyla sınırlı değildir. KO’ya karşı da yayılmacı eğilimleri sözkonusudur.
J: Gürcistan’ın asimilasyon tehdidi altında kalan GO, bu tehdit karşısında kendi değerlerine, kültürüne ve diline daha çok sarılmış, böyle bir etkisi olmuş. Bu durum; kültürel varlığı üzerinde çok somut, gözle görülen, net hissedilen herhangi bir tehdit görmeyen KO ile aralarında sosyal, kültürel, ekonomik bir farklılık oluşturmuş mudur?
R.B: Haklısınız. Gerçekten Oset ulusal hareketinin merkezi şu anda GO’dır. Çünkü GO’daki insanların söylediğiniz sebeplerden dolayı ulusal bilinci daha yüksektir. Kuzey Osetyalılar ise enternasyonal bir bilince sahiptir, ancak şunu bilmeliyiz ki, son olaylar KO’da çok hızlı olarak ulusal bilinç uyanışına neden oldu. Kuzey ve Güney Osetler’in ayrı topluluk olduğunu düşünen ve böyle düşler kuran dost olmayan dış güçler bu anlamda çok yanıldılar. Kuzey Osetyalılar çok rahat, çok sakin, depolitize bir topluluk ve GO’ya yeterli desteği vermeyecek sanıyorlardı. Ancak gördüğünüz gibi büyük destek geldi Kuzey’den. Şunu da bilmeliyiz, Kuzey’de yaşayan, Sovyet dönemi boyunca mülteci olarak gelen veya ekonomik nedenlerden dolayı göçen GO kökenli nüfus, GO nüfusundan daha fazladır. Bu nedenle Osetler’in bu iki parçasını ayırmak, koparmak mümkün değildir. Kuzeydeki insanların çoğunun güneyde akrabaları var. Şimdilerde biz Kuzeyde hızla artan ulusal bilinçlenme sürecinin tanığıyız.
Ekonomiye gelince; GO’nın ekonomisi, Sovyetler Birliği’nin bütün bölgeleri içinde, altyapı ve diğer parametreler açısından en geri kalmış ekonomidir. Hem ekonomik hem de sosyal alanda. Özel Gürcistan projesinin bir sonucudur bu. Sovyet dönemi Gürcistan idaresinin bir politikası olarak GO topraklarından Osetler’in göç etmesini sağlamak için hiçbir yatırım yapılmadı. Sonuçta önemli sayıda göç de oldu aslında GO’dan. Sovyet döneminde 5 yıllık sosyo-ekonomik gelişme planları vardı. Tabii ki GO özerk bir bölge olduğu için o 5 yıllık planlarda birkaç satır yer ayrılıyordu, bazı şeylerin yapılması planlanıyordu. İşletmeler kurulacak, yatırım yapılacak vb., ama gerçekleşenlere baktığımızda ki bu her zaman böyle oluyordu, planlarda Moskova ayağında kabul edilenler daha sonra Gürcistan tarafından değiştirilmeye çalışılıyordu. Ve sonuçta planlarda yer alanlar yerine getirilmiyordu. Hiçbir işletme kurulmuyordu vb. Yani özel olarak GO’nın ekonomisini geliştirmeyerek bölge halkının başka yerlere göç etmesini sağlamaya çalıştılar.
KO’ya gelince; Sovyet döneminde tüm Kafkasya bölgesinde sanayi ve teknoloji, elektronik sanayi açısından en gelişmiş bölgelerden biriydi. Sürecin nasıl yaşandığını anlamak açısından şu rakamları verebiliriz: 1920 lerin başlarında yani Sovyet iktidarının kurulduğu sırada GO’nın nüfusu 70 bin civarındaydı, 1989 son Sovyet sayımında ise 68 bin. Oysa aynı dönemler arasında Osetler’in toplam nüfusu 3 misli arttı. Osetler’in toplam nüfusu 1920-1989 yılları arasında 3 kat artmışken GO’da nüfus azalıyor. Osya 1920 lerin başlarında nüfusun yaklaşık yarısı KO’da yarısı GO’da yaşıyordu, nüfus dağılımı yaklaşık yarı yarıyaydı. 1990 lara gelince Osetler’in aşağı yukarı %90’ı Kuzeyde, %10’u Güneyde yaşıyordu. GO’dan Gürcistan’a göç edenler oldu, onların çoğu Gürcüleşmiştir; RF’na gidenler oldu, iş bulmak ve daha iyi koşullar için, onların da bir kısmı Ruslaşmıştır; önemli bir kısmı KO’ya göç etti.
J: Gürcistan GO’da yatırımlar yapmış olsaydı süreç nasıl gelişirdi. Ekonomik etkenler her zaman belirleyici oluyor bağımsızlık kararlarında, burada da etkisi olmuş mudur?
R.B: Ekonomik etkenlerin çok büyük önemi vardır, aslında temel faktördür. Mesela daha 1988’de GO’nın geri kalmışlığı nedeniyle ilk gösteriler, mitingler yapıldı. Ekonomik ve sosyal geri kalmışlığa karşı Gürcistan yönetimine başkaldırılar başladı. Ekonominin yanı sıra diğer önemli faktörler de vardı. Dillerinden, kültürlerinden uzaklaştırmak ve Gürcüleştirme politikası, kısacası asimilasyon… Gürcistan’da Sovyet döneminde işçiler 3 etnik gruptan oluşuyordu; Ruslar, Ermeniler ve Osetler. Bunların arasında Gürcüler yoktu.
GO’ya yatırım yapsalar orayı daha da güçlendirmiş olacaklar ve Osetler orada kalacaklardı. GO ekonomisi daha güçlü olacaktı. Ve bu durumda biliyorlardı ki Osetya’yı yutamazlar, tam tersine ulusal bilinçleri oldukça gelişmiş olduğu için daha hızlı adımlarla Gürcistan’dan KO’ya doğru yaklaşırlardı. Gürcistan kendi çıkarı açısından doğru yaklaşıyor, GO’yı eritmeye çalışıyordu. Ama gördüğünüz gibi olmadı.
J: Gürcistan saldırısından önce geçen yıl GO’da bir referandum yapılmıştı. Ve o referandumdan bağımsızlık kararı çıkmıştı. Şu anda halk hala bağımız kalmaktan yana mıdır yoksa bütünleşmekten yana bir eğilim çıktı mı? Yoksa bu bir süreç midir?
R.B: O referandum Osetya’nın birleşmesi hakkında değildi. Orada Güney ve Kuzey Osetya’nın birleşmesi konusunda bir seçenek yoktu. ‘GO’nın bağımsız bir devlet olmasını istiyor musunuz?’ diye bir soru vardı yalnızca. Hukuki olarak bizim Ä°ngiltere’yle nasıl bir ortaklığımız varsa Gürcistan’la da öyle bir ortaklığımız olabilir ancak.
J: Tümüyle Osetya değil de, GO’nın Gürcistan’a bağlanmasının nedeni nedir? Bunun coğrafi nedenlerle bir ilgisi var mı?
R.B: Bence bu, dışarıdan planlanan, zoraki bir bölmedir. Bir ulusu parçalama olayıdır. Çünkü hiçbir coğrafi, ekonomik ya da kültürel gerekçeyle böyle bir parçalamayı açıklamak mümkün değildir. Bu tamamen uydurmadır. Böyle bir gerekçeyi öne süren bir politika var. Osetya’nın iki parçaya bölünüş nedeni olarak, Osetya’nın ortasından geçen Kafkas sıradağları gösterilmektedir. Yani bölünmüşlüğün nedeni coğrafi durum gibi gösterilmeye çalışılıyor. Dünyadaki dağlık bölgelere bakarsak, bir çok ülkedeki sıradağların o ülkenin içinde olduğunu ve bölünmüşlüğe yol açmadığını görürüz. Böyle bir gerekçe bulunmuyor. Hem Güney hem de Kuzey Kafkasya’da bu duruma örnek tek ülke Osetya’dır.
Daha önceki tarihlerde bölünmedi Osetya. Coğrafi özellik sadece bir bahanedir. KO’da bulunan tarihi Osetya’nın bir kısmını Kafkas sıradağlarının kuzeyinde bulunmasına rağmen Stalin döneminde Gürcistan’a bağladılar. O zaman Kafkas sıradağlarına bakmadılar. 1940’lı yıllarda ise KO’nın diğer bazı bölgeleri, ilçeleri de Gürcistan’a verildi ama bu çok uzun sürmedi, ancak nereye ulaşmaya çalıştıklarını iyi ifade ediyor bu durum. Balkarlar Stalin zamanında Kazakistan’a sürüldüğü zaman bütün Balkarya, ki Kafkasya’nın kuzeyindedir, Gürcistan’a bağlandı. Bu örneklerden de görüyoruz ki, coğrafi özellikler istendiği zaman bahane olarak kullanıldı. Aslında 1917 devriminden birkaç yıl önce Stalin bir makale yazmıştı ve orada Güney Osetler Gürcü, Kuzey Osetler Rus olmalı demişti. O anlayışını devrimden önce ortaya koymuştu ve ne istediğini biliyordu.
J: Osetya’nın kuzeyi veya güneyi tanımlamasından öte, Osetya’nın Gosetya ve KO diye tanımlanması ne zaman başladı. Bu tarihi bir döneme oturuyor mu?
R.B: Bu tanımlama, 19.yy’a kadar Rusya imparatorluğu döneminde Osetya’nın idari olarak bölünmesiyle kullanılmaya başlandı. Ancak o dönemde bu sadece kuzeyini ve güneyini ifade eden coğrafik tanımlardı. Aslında o zamanlar idari olarak Osetya 4 kısma ayrılmıştı, ancak o zaman adı Osetya değildi, imparatorluk döneminde ulusal isimler yoktu, eyaletler vardı. Osetya’nın toprakları bu eyaletler arasında bölündü, o zamanlar coğrafi anlamda GO ve KO tanımları kullanılmaya başlandı. Ama bu tanımlama politik bir tanımlama değildi. Daha sonra Sovyet döneminde bu idari sınırlar politik sınırlara dönüştürüldü.
J: 1992 yılında Gürcistan’ın saldırısıyla başlayan Abhazya savaşı sizi nasıl etkiledi?
R.B: Bu saldırı öncesinde, 1989 da Gürcistan’ın GO’ya saldırısıyla bir savaş yaşandığından zaten Gürcistan’ın saldırganlığı çok net biliniyordu ve özelde farklı bir etki yaratmadı. Zaten kamuoyu, toplumsal bilinç buna hazırdı. Oset halkı Gürcistan’ın emelleri ve izlediği siyasetin farkındaydı, ilk günlerde gönüllü olarak Abhazya’ya gittiler ve savaşmaya başladılar. Çünkü artık 3 yıllık deneyimleri vardı. İşgal altındaki Sohum’un Gürcüler’den alınmasında da önemli rol aldılar. Kesinlikle söyleyebiliriz ki, Abhazya’daki savaş hem Güney hem de Kuzey Osetya’da kendi savaşları gibi algılanıyordu. Ve Abhazlar’ı da kardeş halk olarak görüyorlardı, aynı durumda aynı düşmana karşı bulundukları için ortak bir direniş veriyorlardı. 
J: Bu savaştan sonra Osetya’yı nasıl bir gelecek bekliyor, ne olabilir? Kendi özgülünde ve diğer Kafkasya ülkeleriyle ilişkileri ne yönde gelişir?
R.B: GO ve Abhazya’nın iki ülke tarafından tanınması aslında Rus politikasında bir devrimdir. Bu çok önemli, temelde bir değişiklik getiriyor. En üst boyutta etkileri oldu. Bu durum Rusya’yı nasıl etkiledi sorusunu sorabiliriz. Ama Osetya için etkilemekten öte başka bir evre söz konusu. 700 yıldan beri ilk defa Osetya bağımsız bir devlet olarak başka devletler tarafından tanındı. Osetya tarihinde yeni bir devre başladı. Bu Osetya için çok büyük bir olaydır tabii, ama bütün Kafkasya için de çok önemli etkileri olabilir.
Bu soruyu aslında birkaç alt başlığa bölebiliriz. Birinci tarihsel ders nedir? Yani bu olaylardan ne gibi tarihsel dersler çıkarılabilir. Gürcistan’a bakıyoruz ve görüyoruz ki bu olaylardan hiçbir tarihi ders çıkarmaya çalışmıyor. Rusya bu olaylardan kendi dersini çıkarmıştır. Osetya ve Abhazya’yı tanıması da bu dersleri aldığının bir göstergesidir. Gürcistan’ı bu saldırıya teşvik eden ve ona finansman sağlayan, tetikleyen çevrelere, ülkelere gelince; kuşkusuz onlar da bu olaylardan kendi derslerini çıkarmaya başladılar. Çeşitli uluslar arası kuruluşların ve organların faaliyetlerinden bu anlaşılıyor. Osetya’nın kendisi de bu olaylardan dersini almıştır. Ve o ders şudur ki; biz bir daha hiç kimseyi, hiçbir şeyi affetmeyeceğiz, hiçbir şeyi unutmayacağız. Mesela 1920 Oset soykırımını unutmak, affetmek, Sovyet dönemi boyunca asimilasyon politikalarını unutmak, 90’lı yılların başındaki saldırıları unutmak, düşmanlarımızı bağışlamak gibi tutum almak mümkün değil. Geçmişte bir sorun yaşanmamış gibi dostluk yaklaşımları içinde olmak bir sonuç getirmedi, bunu artık anlamış olduk, artık eskisi gibi olamaz. Her zamanki gibi dostça yaşamaya hazırız ancak, kiminle karşı karşıya olduğumuzu da unutmak istemiyoruz. Osetler için çıkarılacak ikinci ders de, Oset halkının gelecekte yaşamını sürdürmesi ve devamlılığını sağlaması için en önemli ve belki de tek güvence kendi devletini, kendi ulusal bağımsız cumhuriyetini kurmaktır.
J: Güney Osetya için mi bahsediyoruz?
R.B: Evet. Son 20 yılın gelişmeleri ve olayları şunu göstermiştir ki; Oset halkının yaşaması için tek garanti GO Cumhuriyeti nedeniyle tek bir bağımsız Oset devletinin var olmasıdır. Osetler için üçüncü ders şudur ki; hiçbir zaman, hiç kimseye Osetya’yı bölme hakkını biz tanımayız artık. Özellikle vurguluyoruz; istisnasız olarak hiç kimsenin Osetya’nın politik kaderi konusunda karar verme hakkı yoktur. Kendi kaderimiz hakkında biz karar vereceğiz. GO’nın bağımsızlığı ya da KO’nın RF içinde federe bölge olması Oset halkının çıkarlarına uygunluğu ölçeğinde olacaktır. Buna Oset halkı karar verecektir. Osetya dışında dışardan herhangi bir gücün müdahalesine meydan vermeyiz. Şimdiye kadar bu müdahaleler ciddi facialara yol açmıştır.
 
Kaderimizin sahibi sadece biziz. Bu sadece GO’nın ya da sadece KO’nın seçimi değil, tüm Oset halkının seçimidir. Bugünkü şartlarda bu bizi tamamen memnun eden bir birliktelik şeklidir. Son zamanda GO’nın Rusya ile imzaladığı işbirliği anlaşmasından sonra Oset birliğine -politik, kültürel, sosyal- yönelik bütün projelerin yolu açılıyor. Son olarak; eğer bu format Oset halkının ihtiyaçlarına, çıkarlarına ters düşerse biz başka şartlar, başka çözümler bulabiliriz.
J: Bu anlaşma Güney ve Kuzey Osetya’nın tek bir ülke olarak bağımsızlığının önünü açacak bir anlaşma mıdır?
R.B: Ä°ki ülke arasında imzalanan anlaşma üçüncü bir devletle birleşmeye imkan sağlayamaz. Bu anlaşma sadece bir halkın, ulusun kendi topraklarında kendi anavatanında barış içinde yaşamasını sağlayabilir.Şunu gözlemleyebiliriz ki Osetya’nın birleşmesi konusu ve bununla ilgili tahminler daha çok Osetya’nın içinde değil dışında yapılmaktadır son zamanlarda. Osetya’nın birleşmesi milli bir amaçtır, Oset milli hareketinin idealidir, bunu söyleyebiliriz. Bugünkü format bu idealin gerçekleşmesinin pragmatik bir yöntemidir. Ve elbette ki son hedef birleşmektir.
Değindiğiniz dil ve kültürü koruma sorunuyla ilgili olarak şunu söyleyebilirim ki; etnik dili, kültürü korumak ve güçlendirmek için yapılan projeler bugünkü şartlarda yalnızca KO’da mümkündür ve yalnızca RF’nun kaynaklarına dayanarak mümkündür. Bu tür uygulamaların ilk sahası bu nedenle Federasyon ülkesi olması ve kaynağını oradan sağlaması açısından KO’dır. Son yıllarda bu projeler hayata geçirilmeye başlandı.
GO’da ekonomik şartlar farklıdır, hemen hemen bir yüzyıl süren baskılardan sonra kültür projeleri için kaynakları kendi başına bulamaz. Bu projeler KO’da başlatılacak –zaten başlatılmış durumdadır ki ilerde bu projeler hakkında ayrıntılı bilgi de verilebilir- olsa da bu bütün Osetya için anlamlı ve faydalı olacaktır. Osetya’yla ilgili olarak UNESCO projesi var. Aslında bu proje pilot bir proje olup çok dilli eğitim projesidir. Amacı ilk ve orta öğrenimde çocukların anadilleriyle eğitim görmelerinin yanısıra iki dil daha öğretilmesidir. Bunlardan biri Rusça diğeri de Ä°ngilizce olacak. Mezun olan çocuklar sosyal mobilite açısından bugünkü hayat şartlarına uygun olarak yetiştirilmiş olacaklar. Kendilerini hem Osetya’da hem de Osetya dışında ifade edebilecekler. Bir yandan ulusal, kültürel eğitim garantileniyor öte yandan çağdaş dünya şartlarına sosyal açıdan entegre olabilmeye hazırlıyor. Şu anda pilot bölgede bu uygulanıyor. Daha sonra bütün KO’da uygulanacak, bir yıl sonra da GO bu uygulamaya geçecektir. Bir yıl sonra deneme süresi bitecek ve proje genelleştirilecek. Bunu uluslaşma sürecinin önündeki engelleri yenmenin bir başlangıcı olarak görebiliriz.
J: GO’nın yeniden oluşumunda, sosyo-ekonomik kalkınmasında, kültürel ve piskolojik dayanışma anlamında diğer Kafkasya ülkeleriyle bir ilişkilenme olabilecek mi?
R.B: Bu ilişkilenme savaştan birkaç yıl önce başlamıştı zaten. Ekonomik, sosyal ve kültürel konularda Kuzey Kafkas ülkeleri ile GO arasında anlaşmalar yapılmıştı. Bazen anlaşmalar olmadan bile ortak projeler uygulanıyor, bu o devletlerin o projeleri desteklediği anlamına geliyor. Kabartay-Balkar ve Karaçay-Çerkes Cumhuriyetini özellikle vurgulamak istiyorum. Bu cumhuriyetlerle ilişkiler gelişmiş durumdadır. Dayanışma simgesel bir işbirliği değil, çok pratik, reel bir işbirliğidir. Tabii ki yeni koşullarda bütün Kafkasya cumhuriyetleri, eyaletleri ile bu ilişkiler gelişecektir. KO ve Abhazya’yla olan işbirliğinden bahsetmeye gerek yok herhalde.
J: Osetya’dan Diyasporaya bakış nasıl? Diyasporadan ne bekleniyor? Diyaspora ülkelerindeki izlenimleriniz nasıl?
R.B: Diyaspora geniş bir alan. Osetler’in bir kısmı Avrupa’da, bir kısmı RF’nun diğer bölgelerinde ve Türkiye’de. En çok bulundukları ülkeler bunlar. Ancak en büyük ilgi Türkiye’deki diyasporaya karşı duyulmakta. Zaten Türkiye diyasporası en iyi bilinen diyasporadır. Gerçi Türkiye’deki soydaşlarımızın durumunu çok iyi bildiğimizi söyleyemeyiz ancak en çok bilinen Türkiye’dir ve duygusal yaklaşımlar daha yoğundur. Belki de Osetler’in Türkiye’ye göçünün şartları nedeniyle böyledir, göçten sonraki ilk yıllardan beri hem klasik hem de sözlü Oset edebiyatının önemli bir temasını oluşturmuştur Türkiye’ye göç olayı. Bugünlerde Osetya’da herkes Türkiye’de bir Oset toplumu olduğunu biliyor. Tabi ki bu bilgiler çoğu zaman yetersiz kalıyor ama duygusal yaklaşım çok olumlu.
Beklentilere gelince, diyasporadan bir şey beklemek herhalde doğru değildir. Diyasporadan bir şey beklemek değil, onu desteklemek ve yardım etmek daha önemlidir. Yaklaşım tarzı da bu yöndedir, ‘nasıl yardım edebiliriz’… Ağustostaki savaştan hemen sonra, Kuzey Kafkasya diyasporasının Türkiye’de Güney Osetya ve Abhazya’yı desteklemek, onları korumak amacıyla yaptığı çalışmalar Osetya’da çok iyi biliniyor ve bu minettarlıkla karşılanıyor. Sanıyoruz ki bu aktif tutum Türkiye’nin bu gelişmelere karşı tutumunu da önemli ölçüde etkilemiştir. Burada 8 Ağustosu izleyen günlerde yapılan faaliyetler çok önemli rol oynamış olabilir. Sadece dayanışma anlamında değil de Türk Devletinin Osetya ve Abhazya’ya karşı tutumunu bizce daha olumlu hale getirdi.
J: Diyasporadan anavatana yatırım yapmak, ekonomik katkılar için projeler geliştirmek anlamında bir çağrınız, beklentiniz var mı?
R.B: Bu işi hızlandırmak için adımların Kafkasya’dan atılması gerekiyor. Orada bu duruma göre mevzuatlar değiştirilmeli belki, güvenceler geliştirilmeli. Koşullar ve ortamı hazırlamadan, gereklerini yapmadan sadece yatırım beklentilerinde bulunmak herhalde yanlıştır. Bu gerekleri yerine getirmek de anavatanın diyasporaya karşı sorumluluğunun bir parçasıdır aslında.
J: Teşekkür ederiz.
18.10.2008
KO: Kuzey Osetya
GO: Güney Osetya
RF: Rusya Federasyonu

Sayı : 2008 10

Yayınlanma Tarihi: 2008-11-01 00:00:00