Engin Çeber’in Ardından…

0
10

Ahhh! Gitti Çocuk!
Dr. Yeşim Akbulut
Uğur Mumcu öldürüldüğünde babam böyle demişti: “Ahhh! Gitti çocuk!” Kim bilir kaç yürek parçasından, kaç dilden, kaç ağızdan ve kaç binlerce kez çıkmıştı bu sözcükler. Kim bilir o “giden”lerin duvarlara yapışan parçalarıyla birlikte, kaç beyin hücresi yitirdik acıdan. Kim bilir kaç can ve akan kan, o “ahhh” kadar kırmızıydı.
Felç oldu Ferhat aylar önce polis kurşunuyla. Suçu sol görüşlü bir dergi satmak! Ferhat felç haliyle sanıktı, O’nu vuran polise soruşturma dahi açılmadı. Arkadaşları bu durumu anlatmaya çalıştılar. Ellerinde silah değil, sadece bir pankart vardı. Tutuklandılar. Tutuklanmaları “haber” olmadı. Çok önemli değildi medya için. Üç beş işçi çocuğuydular alt tarafı! İçeri atıldılar ve……………….
Bilmem kimin kıçı başı, öpüşmesi, üstüne giydiği çaput bile her gün haber olur da, bazılarının ancak ölümü haber olur bu ülkede. O da ancak, ölecek sırasındaki birkaç kişi avaz çığlık sesini duyurabilirse tabii! Aslında mesele bence daha da vahim. Engin’in işkence sonucu ölümü, Ferhat’ın polis kurşunuyla felç olması vs. “münferit olay” niteliği kazanmış durumda çoktan bu toplumda. “TOPLUM!” “Aman canım, tabii çok yazık ama ne çocuklar gitti, Engin ne ilk ne de son olacak” diyen bir TOPLUM! Kapıcısından yargıcına, öğretmeninden doktoruna, işçisinden işsizine bunu düşünen, bunu söyleyebilen bir TOPLUM! Hatta daha da ileri gidip, “karışmasaydı, arı kovanına çomak sokulmaz” diyen bir TOPLUM!..
Düşünelim mi!?
Bir genç insan işkence sonucu öldürülüyor.
Gazetelerin birinci sayfasında ekonomik kriz. Kenarda “Ceber için soruşturma… sayfa 3”
Eski Adalet Bakanı, şimdiki İçişleri Bakanı’na soruluyor konu. “Adli konu, görev savcı ve yargıçların… takip edeceğiz”
Cumhurbaşkanı; “refomların yapıldığı….” Kıvır zıvır, gak guk.
İNSAN ÖLDÜRÜLMÜŞ KARDEŞİM, İN SAN. Senin güvenliğinde olması gereken bir insan, senin personelin tarafından işkenceyle öldürülmüş. Daha bunun bahanesi olabilir mi yahu! “Utanıyorum” bile desen bir şeyler değişecek a be utanmaz! Günler sonra bugün Adalet Bakanı –lütfen- Devlet ve hükümet adına özür diledi. “Buna da şükür” mü demeliyiz! Metin’in ve daha nicelerinin katilleri ne oldu? Onlar da hani şöyle en şıkından bir “pardon”u hak etmiyorlar mı dersiniz!
Birileri daha ağzını açmadan dayaktan komalık edilirken, birileri de mahkemeyi panayır alanına çevirip şarlatanlık yapıyor ve kimsenin gıkı çıkmıyor. Adamlar basının önünde tehditler yağdırıyor ve haklarında soruşturma dahi açılmıyor. Cezaevinde semirip, küstahça bağırırken onlara “sus” bile denmiyor. Asla yanlış anlaşılmasın; onlara da işkence yapılsın filan demiyorum elbette. Ama bu kadar aleni bir durumun yok sayılması da kanıma dokunuyor. İşkence ve cinayetlerin ardından, “Üzerine kararlılıkla gidilecektir. Kimsenin şüphesi olmasın.” sözlerinin gayr-ı ciddiliğini defalarca yaşamış insanlar olarak, bunlara karnımız tok. Bu sözlere artık kargalar bile gülüyor ve bizde de dalga geçiliyormuş hissi yaratıyor. Somut davranış ve tutumlar görmek istiyoruz. Başbakan ve Adalet Bakanı elele tutuşup derhal cezaevine gitsinler mesela. Hükümet kendi kendisi için “görevi ihmalden” soru önergesi hazırlasın mesela. Şeffaflıktan bahsedip duran mütebessim Sayın Cumhurbaşkanı, “ağzımdan çıkanı kulağım duymuyor” başlıklı bir basın bildirisi yayınlasın mesela… En bi Sayın Vali Muammer Güler ve kankası Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah’ı da katiyen atlamamak gerek tabii. Onlar ki, -en hafifinden- 1 Mayıslarda yaptıklarıyla dahi yerlerinden olmamış, aksine sağlam-laştırılmış “delikanlı!” adamlar. Onlar da birazcık hicap duysalar mesela. (Onlara sadece hicap duyma önerisi getirdiğim için torpil geçtiğimi sanmayın. Zira bu onların ellerinden gelebilecek en fazla şey; daha fazlasını beklemek safdillik olur!)
Ve bizler; TOPLUM, HALK… her ne isek artık, bizler de topyekun isyan etsek… İSYAN ETSEK mesela… mesela dedik!!! 

Sayı : 2008 10

Yayınlanma Tarihi: 2008-11-01 00:00:00