Çerkes Adının Tarihsel Kökeni

0
2520

 

Biliniyor. Dil insanda önemli bir olgu. Bir canlı organizma. Ve bir üretimdir aynı zamanda. Sürekli değişmektedir o. Her dil konuşulduğu coğrafyada üretim ilişkileriyle şekillenmiştir. Kapalı bir kutu gibidir. Yorganla örtülüdür üzeri. Aralandığında pek çok bilgi açığa çıkar. Dilin tarihi insanın, insanın tarihi dilin tarihidir. İkisinin kökeni uzaklara dayanır.

Çerkes adı nereden kaynaklanmaktadır? Bu nitelendirmenin kökeni nereye dayanmaktadır? İlk defa ne zaman dillendirilmiştir?

Çerkesler tarihin uzak geçmişlerinden beri Kafkasya’da yerleşik olarak yaşamaktaydılar. Çerkes adı ve terimi konusunda onlarca görüşten kaynaklı farklı teori ve açıklamalar mevcuttur. Antik çağdan beri Çerkes kelimesinin kaynağı, kökeni üzerine yaygın görüşler ortaya koyan yazarların türlü tanımlamaları var.

Çerkes terimi İlk defa eski Grek yazarlarınca kullanılmıştır. Kelime, onların görüşlerine dayanarak ortaya çıkartılmıştır. Milattan çok önce Karadeniz sahillerine ticari topluluklar olarak gelen Grek boyları, Karadeniz sahillerinde yerleşik olan halklarla karşılaştıklarında ticari faaliyetler geliştirdiler. Geliştirdikleri ilişkiler içerisinde onlara Kerket ismini verdikleri bilinmektedir. Kerket kelimesinden hareketle ‘Çerkes’ teriminin kökeni ve ‘Çerkes’ adı değişik yazarların bakışlarında üç yaygın ana görüş olarak ortaya çıkmıştır. Bu görüşler; Grek-Latin, İran-Arap, Tatar-Türk yorumlarıdır. Asıl görüş ve yorumun ise ‘Çerkes’ teriminin kökeninin Grekçe bir etnik isim olan “Kerket” (Kercetai) olduğudur. Grek dilinde “ç” foneminin var olmamasına dayandırıldığı üzerine yapılan açıklamalardan kaynaklanmaktadır. Çerkes adının etimolojik tanımları ortaya konulduğunda halihazırda pek çok kaynakta; Çerkeslerin Kafkasya’daki Adığe-Abhaz etnisitesine verilen bir ad olduğu fikri yaygındır. Bu nitelendirmelerin Kafkasya’daki kalabalık boylar olan ve Çerkeslerin ataları olarak kabul gören; Kasog, Zikh, Sind, Dandiri, Psess, Abask, Aspargianlar gibi değişik yirmiden fazla yerli boylara ve kabilelere denildiği bilinmektedir. Kerket-Çerkes, Adığe-Abhaz adlarını; MÖ. 2500-3000’lerde Antik Grek oymakları Karadeniz sahillerine geldiklerinde, Panhagoriha gibi karasal sınırları belirli site devletleri oluşturdukları ve buralarda yaşayan yerleşik boy olan Meotilerle karşılaştıklarını pek çok kaynak açıklamaktadır. Bu yerleşik boylar içerisinde en güçlü olanlar Meotlar ve Sindlerdi. Bu kabileler Kerket-Çerkes etnik kökendeki boyların adlarıydı. Ve onlar bugünkü Adığelerin atalarıydılar.

Bölge halklarının ilişkileri, savaşlar karşısındaki tutumları, ticari faaliyetleri uzun yıllara yayılmıştı.

19. yüzyıl Kafkas-Rus savaşları ile Adığeler, Abhazlar, Vubıhlar, Çeçenler, Alanlar (Osetler) birlikte topraklarından farklı bölgelere sürüldüler. Osmanlı topraklarına sürgün edilenler, Anadolu ve Balkanlarda değişik bölgelere yerleştirildiler. Çerkesleri, Osmanlı uyruğuna kabul etmişti. Bunun çok farklı nedenleri vardı. Osmanlı, Çerkeslerin Ruslara karşı uzun yıllar sürdürdüğü direnme savaşlarında pişmiş usta savaşçı topluluklar olduklarını biliyordu. Direngen bu toplulukları kendi uyruğuna almak istemesinin tek sebebi elbette ki bu değildi. Balkan eyaletlerinde, Arap vilayetlerinde, Yemen’de, Anadolu’da devam eden ayaklanma ve savaşlarda önemli oranda Osmanlı nüfusu kırılmış ve İmparatorluk içerisinde Müslüman nüfus, Hıristiyan nüfus karşısında azalmıştı. Osmanlı, Hıristiyan nüfusa karşı Müslüman nüfusu dengelemek istiyordu. Ve ayrıca savaşlar devam etmekteydi. Osmanlı, Yemen savaşlarından sonra kopan Arap ve Balkan vilayetlerinden sonra Çerkesleri topraklarına kabul etmekle Çerkes ileri gelenlerinden çok önemli kişileri orduya alarak sınır bölgelerinde görevlendirmişti. Osmanlıya karşı gelişen ulusal kurtuluş hareketleri başlamış, Balkanlar ve Araplar ayrılmıştı. Ve Osmanlı kendisine karşı geliştirilen Balkanlar’da, Arabistan’da, Anadolu’daki milli kurtuluş hareketlerini Çerkeslerden oluşturduğu askeri birliklerle bastırmak istemişti.

Arsen Avagyan, Osmanlı topraklarına gelen Çerkeslerin devlet içerisindeki konumlarını İmparatorluğun idaresi altındaki ulusların kurtuluş mücadelelerini bastırılması işinde Çerkes muhacirlerin etkin olarak kullanılması, tüm zulümlerin sorumluluğunu savaşkan Çerkesler ve Kürtler hesabına yazılmasına imkan vermiştir. Bu yabancı unsurun, Türkiye yönetimi tarafından, bir ulus eliyle diğerini yok etme sisteminin bir aracı olarak nitelendirildiğinin kanıtıdır. Böylesi bir siyaset kendisinden bekleneni çoğu durumda haklı çıkartmıştır. Bu nedenle Babıali, 1878’de imzalanan Berlin antlaşmasının 61. maddesinde belirlenen reformları yerine getirerek, ‘Ermenilerin, Çerkesler ve Kürtlere karşı güvenirliğini sağlamak’ zorunda kalmıştır. Türkiye’deki Kuzey Kafkas cemaatinin bir dizi neden ve rastlantının bir araya gelmesi sonucu Kemalist Milli Kurtuluş Hareketi’nde önemli bir rol oynaması, Çerkeslerin, Osmanlı’nın ve Kemalist Türkiye’nin devlet yönetimi sistemindeki rolleriyle örtüşmektedir.”

Çerkeslerin, Osmanlı devletinin son dönemlerinde oynadıkları konumları, Osmanlı İmparatorluğu ve Kemalist Türkiye’nin devlet sisteminde sürgün Çerkeslerin Osmanlı topraklarındaki iskan politikaları bilinmektedir. Yine Rusya’nın Edirne konsolosunun 1860’taki raporları, Osmanlı İmparatorluğunun sürgün Çerkeslerden taze bir ordu donatmak istemlerini sağlamıştır. Çerkesler, Bulgaristan ve Yunanistan ile Arap çöllerine, Anadolu’da da farklı halkların arasına tampon bölge oluşturacak şekilde serpiştirilmişler. Çerkes sürgünlerinin Osmanlıda karşılaştıkları acı sorunlar ise bir trajediydi.

Sayı: 2009 03
Yayınlanma Tarihi: 2009-01-01 00:00:00