Sıradağların doğu ucu: Dağıstan

0
8

BBC Turkish – Nick Nugent
Rusya’nın Kafkas Cumhuriyetlerinde dikkat çeken ilk özellik, halkın Ruslara ne kadar az benzediği. Ruslar, Kafkaslar’da yaşayan çok çeşitli etnik grup arasındaki azınlıklardan biri. Burası ‘diller dağı’ olarak anılıyor.
“Sıradağların doğu ucunda, güney cumhuriyetlerinin en büyüğü olan Dağıstan yeralıyor. Ve bu bölgede Avarlar, Darginler, Lezginler ve Laklar gibi on ayrı aşiret yaşıyor. Bu aşiretlerin hiçbiri komşu Çeçenler ya da Osetyalılar gibi kendi cumhuriyetlerini oluşturabilecek düzeyde nüfusa sahip değil. Tarih boyunca Kafkas aşiretlerinin ortak noktası, dış güçlerin işgallerine karşı direnmeye çalışmak olmuş.
19.Yüzyılda Rus orduları güneydeki bu toprakları kontrol altına almak için savaşırken, Dağıstan komşu Çeçenistan’la birlikte ilk Müslüman devletlerden birini kurmuş. ‘İmamet’ adı verilen bu yönetim, çeyrek yüzyıl boyunca Çar kuvvetlerinin işgal girişimlerine direnmiş. Ama sonunda yenik düşerek Rus İmparatorluğu’nun bir parçası haline dönüşmüş.
Dağıstan halkı arasında İslam inancının yoğunlaştığı ve hatta İslam militanlığının gözlenmeye başladığı haberlerinin, Moskova’yı giderek tedirgin ettiği bir dönemde, bölgeyi ziyaret ettim.
Beni misafir eden yerel gazeteci Selim, Dağıstan’a çok az yabancı geldiğini anlatıyor. Çok güzel bir bölge olmasına rağmen yoksulluk açıkça görülüyor. Rusya’nın çoğu bölgesinde tanık olunan hızlı ekonomik kalkınma buraya uğramamış henüz. Üstelik Dağıstan upuzun bir kıyı şeridine sahipken ve kış sporlarının yapıldığı dağların hayli yakınında yer alırken.
Selim beni Hazar Denizi kıyılarındaki tarihi Derbent kentine götürdü. Burası Rusya’nın en eski ve tarih boyunca hep meskun kalmış kenti. Bir zamanlar burada yükselen kale duvarlarıyla güneyden gelen Pers kuvvetlerine ve Büyük İskender’in önderliğindeki Makedonlara set çekilmiş.
Derbent’teki büyük kale hala duruyor, şimdi UNESCO’nun koruması altında. Ama bir zamanlar dağlardan denize dek uzanan duvardan artık eser yok. Günümüzde Derbent’ten geçen kara ve demiryolu Rusya ile Azerbaycan’ı birleştiriyor.
Dağıstan’ın giderek yayılan ve epeyce kasvetli başkenti Mohaçkale’ye dönüyoruz. Sovyet tarzı yüksek apartmanlarla dolu bu kentte yaşam gayet yavaş akıyor. Çok sayıda caminin inşa edilmekte olduğunu görüyorum. Yaşlı kadınların birçoğunun başı örtülü. “Komünizm zamanında bu böyle değildi” diyor Selim. “Giderek daha çok insan İslamiyete yöneliyor. Bazı üniversite öğrencileri dağa çıkıyor, İslamiyet için silahlanıyor” diye sürdürüyor. Selim, bu militan gençlerin sayısının henüz az olduğuna inanıyor ama faaliyetlerinin yetkililerde giderek artan bir kaygı uyandırdığını da ekliyor.
Bütün bu gelişmeler komşu Çeçenistan’da yaşanan savaşın bir yansıması mı diye düşünüyorum. Selim, işin başında, Dağıstanlıların, Moskova’dan daha fazla özerklik isteyen Çeçen komşularını desteklediklerini; ama ayaklanma hareketleri kendi topraklarına sıçradığında ve Çeçen göçmenler Dağıstan’a yerleşince, dayanışma duygusunun kaybolmaya başladığını anlatıyor. “İşte o zaman kendi cumhuriyetimiz için kaygılanmaya başladık” diyor Selim ve Dağıstan’da, birçoğu Müslüman olan, farklı etnik topluluklarla Rus azınlık arasındaki ilişkilerin her zaman iyi olduğunu kaydediyor.
Günümüzde bölgedeki isyan hareketlerinin gerçekten dini amaçlardan mı kaynaklandığı ve Vahhabilik akımını mı desteklediği; yoksa yolsuzluk ve ekonomik darlıkların mı sonucu olduğu konusunda yoğun tartışmalar yapılıyor. Genel anlamda Dağıstan’ın Moskova’ya sadık olduğu tartışma götürmez bir gerçek. Geçen yılki genel seçimlerde Dağıstanlıların büyük çoğunluğu Rusya’daki iktidar partisine oy verdi. Ama seçimlerde şiddet olayları da patlak verdi. Bazı siyasetçiler, hükümet yetkilileri ve gazeteciler kaçırıldı ve öldürüldü. Bu eylemlerin arkasında İslam savaşçılarının bulunduğu iddia edildi.
Selim, “Sorun Dağıstan’da, Hazar Denizi kıyılarındaki diğer komşularında olduğu gibi büyük petrol rezervleri bulunmamasında yatıyor” diyor. Denizden balık avlanıyor ama petrol çıkmıyor. Dağıstan, Rusya’nın en iyi konyağını üretiyor ama konyak, pek de petrolün yerine geçmiyor. Dağıstan’da suyun bile darlığı çekiliyor.
Kaldığım deniz kıyısındaki devlete ait otelde, çoğu zaman ne su ne de elektrik vardı. Anlatılana göre kışın, ısı sıfırın çok aşağılarına düştüğünde kent halkı sokaklara dökülüp koşulları protesto etmiş. Devlete ait enerji kurumu, darlığı, yolsuzluklara bağlıyor ve milyonlarca ruble alacağı olduğunu söylüyor. Dolayısıyla bölgedeki İslamî isyan hareketi, Dağıstan’daki sorunların nedeni değil, sonucu olabilir. Rusya’nın diğer bölgelerinde gözlenen ekonomik patlamanın buraya yansımaması, bu tür hareketleri tetikliyor olabilir.
Dağıstan’ın siyasî liderleri, bölgenin güvenliği ve kalkınması için 150 yıldır Moskova’dan medet umuyorlardı. Şimdilerdeyse Körfez’de Arap devletlerine yakınlaşma peşindeler. Umulan Arap şeyhlerinin petrolden elde ettikleri dolarları Dağıstan’ın altyapısını geliştirmek üzere bölgeye aktarmaları… Dağıstan lilerleri, bölgenin İslamî geleneklerinin bir tehdit ya da sorun haline gelmesindense, olumlu bir yolda ilerlemek için yarar getirebileceğini savunuyorlar.
Ben de devlete ait otele, Arap şeyhleri gelmeden yeniden elektrik ve su verilmeye başlanacağını umuyorum."
Haber X – 01.11.2008

Sayı : 2008 12

Yayınlanma Tarihi: 2009-01-01 00:00:00