Eve Dönüş Mektupları – 2

0
7

Mutluluktan uyuyamamak ne demekmiş ben o gece anladım
Evinden uzak yaşayan tüm Çerkesler’e; Merhaba,
YEBJİN (EBJUNOU) Engin AY (Aqua/Abhazya – Ocak’09)

Ben eve ulaştım. Merak etmenize gerek yok.
İki aylık hazırlık süresi ve uzun vedalaşmalardan sonra; yakın arkadaşlarımdan Gupse ile Ömer, havaalanından beni uğurladılar. Uçaktaydım artık. Yıllardır özlemini duyduğum -hatta, duyduğumuz- rüyanın tam ortasındaydım artık. Güzel bir başlangıç yapmam gerekiyordu; sanırım yaptım da…
Eskiden; büyüklerimin yaşadığı, atlarımın otladığı, Sache (Soçi)’ de bulunan Adler havaalanına vardım. Kontroller ve valizlerimi almam 45 dakika sürdü. İki valiz ve bir büyük sırt çantasıyla dikkat çekiyordum tabii. Bu yüzden valizlerimi kontrol etmek için ucundan biraz açmak zorunda kaldım.
Aynı dili konuşamadığımız için biraz komik oldu tüm bu yaşanan süreç. Tam son kontrolden çıktım gidecekken; bir görevli, benim turist olduğumu ama vizemin ticari olduğunu söyledi. Derdini anlamıştım ama; kendi usüllerime göre geçebileceğimi düşünerek bastırdım. Bildiğim biraz İngilizceyle; işimin zaten turizm olduğunu, sporcu olduğumu, 2014 Olimpiyatları için Krasnaya Polyanna’ ya bilgi toplamaya gideceğimi söyledim. Sonra belki başka yerlere de gidebilirim dedim. Hemen çantalarımı aldım ve çıkıp, olabildiğince uzaklaştım. İçerdeydim.
On dakika soluklandım ve yanıma gelen taksicilerden üçüncüsüyle anlaşarak, Abhazya sınırına doğru yola çıktık. Yolda, tarzanca; ‘buralar hep bizimdi’ sohbeti yapmayı ihmal etmedik tabii.. Taksici arkadaş beni araçların değil de; yayaların geçtiği kapılara yönlendirmek istiyordu. Giriş pazar yeriydi ve çantalarla 1 km. yürümem gerekiyordu. Arkadaş pazarın girişini bulamadı lakin; bir dükkan sahibinden rica ile bana geçiş izni aldı. Çantalarımı yüklendik beraber ve bir un dükkanından pazar yoluna geçtik. Vedalaştık, ayrıldık. Sınıra 1 km. kala eşyalarımla yürümeye koyuldum. Yolun yarısını geçmiştim ki; beni bir gülme tuttu. Hem de kahkaha atarcasına. Terliyordum ama çok mutluydum çok…
Sınırın Rusya tarafında 15 dakika sıra bekledim. İşlemlerim için bir telefon etti bayan memur ve hemen geçtim. Psou köprüsüne vardım ve Abhazya’ yı görebiliyordum. Mutluluğumun kat kat arttığını hissettim. İki fotoğraf çektirdim köprüde. Yeni yaşamımdaki ilk iyiliği de yapma fırsatım oldu o an; ipin kopmasıyla el arabasından düşen un çuvallarını tekrar yerleştirmesine yardım ettim bir bayanın. Teşekkürler bayan.
Valizimden, 2007 yazında aldığım, Abhazya Pasaportumu çıkardım. Görevli memurun bana ‘hoş geldin’ demesiyle, gerçek yaşamım başlamış oldu. O anki hislerimi, yazıyla anlatamam.
Soluklanıp bir şeyler içmek için büfeye ilerledim. Geri dönüş yapmış bir kişi benim yeni geldiğimi anladı, ilgilendi, otobüse bindirdi ve ineceğim durağı söyledi: Wakzal (Aqua yani Sohum). Güneşin, denizin içinde kaybolma saatiydi ve ben otobüsün sağında oturuyordum. Manzara o kadar güzel ki; insana yaptığı işi, ‘iyi ki yapmışsın’ hissi veriyor. Etrafımda, evlerine dönen insanların telaşsız yorgunluğu…, -çok güzel olduğunu düşündüğüm- bir bayanın sesinden müzik…, yolcular alıp, yolcular indirerek yolumuza devam ediyorduk.
Toplam yol 110 km. idi. 1 saat 40 dakikada Gudavuta’ ya vardık. Ve anlam vermediğim bir rahatlama… Yanımda oturan bayana, ‘Sohum’ diyerek, ellerimi yere doğru bastırma hareketini yol boyu dört kez yaptım. Her seferinde de cevabı hayır oldu. Aslında biliyordum gelmediğimizi ama; maksat iletişim kurmaktı. Dil en iyi böyle öğrenilir demişti bir büyüğüm. Halkın arasına karışarak. hehehe…
Başkent’e vardım. Beni aldılar, pansiyona yerleştirdiler. Sohbet, yemek derken, yatma vakti geldi. Işıkları söndürdüm. Ay ışığı süzülüyordu odama. Gözlerimi tavana dikip düşündüm yaşadıklarımı ve yaşayacaklarımı. Mutluluktan uyuyamamak ne demekmiş ben o gece anladım.
Abhaz-Abazin Kongre Merkezinde, Abhazca kursuna başladım hemen. Halen devam etmekteyim. Geri dönenlerle ilgilenen makamlara gerekli başvurularımı yaptım. Bana bir konut ayarlanacakmış ama biraz vakit alır dediler. O yüzden bu süre zarfında kiralık bir eve yerleşmeme karar verdik.
Üçüncü gün, aynı soyadı taşıdığım akrabalarımla buluştum. Ve şu an, -neredeyse- hepsiyle tanıştım. İlk günden bu yana, her şeyimle ilgilendiler. Hatta “ilgilenmek” sözcüğü az kalır; beni bağırlarına bastılar. O kadar içten bir samimiyetle bana sarıldılar ki; bu durumu nehrin denizle buluşması gibi anlatmak doğru olur. Beni misafir ettikleri ilk gece, sadece bir Abhazca konuşma kılavuzu aracılığıyla saatlerce sohbet ettik, güldük, eğlendik, sarıldık… 144 yıllık hasret neymiş, onu da o gece anladım. Akrabalarımdan birisinin oturduğu apartmandan bir daire ayarladılar bana ve şu an da size oradan yazıyorum. Onlara yakın olmamı istediler. Pek eksiği olmayan, bir oturma odası, bir mutfak, bir yatak odası olan ve eşyalı bir ev, yalnız yaşayan bir kişi için ideal. Gerçi; zamanımın çoğunu kuzenlerle geçiriyorum ve bu dil öğrenme sürecinde beni hızlandırıyor. Hele bir yılbaşı kutladık ki beraber, anlatması yeni bir yazı konusu. 13 ocakta da; Abhaz geleneklerine göre yapılması gereken bazı ritüeller için köyde toplandık. Diğer aile bireyleriyle de tanışmış oldum. Gudavuta’ da Cirxua köyü. Güzelliğini anlatmak yetmez, görmelisiniz. Eskişehir’de üniversitede okuyan kuzenimin gelmesiyle iletişimimiz daha da arttı. Artarak da sürüyor. Artık bir elin parmakları gibiyiz. Birlikte daha kuvvetli.
Akrabalarımın dışında daha bir çok kişiyle dostluk kurdum. Hepsi de değerli insanlar. Her geçen gün de çevrem genişliyor. Bunlarda birisi var ki; evinin kapılarını bana sonuna kadar açtı. Kendisi on altı yıl önce Türkiye’den gelip yerleşen bir Ubıh. Abhazyalı eşi ve kendisi; kardeşleri olarak tanıtıyorlar beni, herkese. İki dünya güzeli kız çocukları da bana ağabey diyorlar. Manevi destek, teknik bilgi, yapılabilecek projeler üzerine sohbetler, Abhazya’nın bilmediğim yönleri – adetleri, sınırsız iyi niyet ve güler yüz… Öyle ki; akrabalarımla buluşmaya giderken; bana dikkat etmem gereken ipuçları bile verdi. Pek çok bedel ödeyerek kazandıkları deneyimi, benimle bedelsizce paylaşmaları; anılarını dinledikçe daha da anlam kazanıyor. Ve yaşayacağımız daha güzel günlerin olduğunu biliyorum.
İşte öyle, sevgili Kuzey Kafkasyalılar, hayat burada da acısıyla-tatlısıyla akıp gidiyor. Nasıl olduğu bakış açınıza bağlı. “Güzel bir başlangıç yapmalısın” demişti, o deneyim sahibi büyüğüm. Bu hafta ise “Sen, güzel bir başlangıç yaptın, Engin” dedi. Ben de öyle hissediyorum.
Kurs merkezine gidiyorum; Abhaz dili, müziği ve dansı öğreniyorum; evde ufaktan el sanatlarıyla uğraşmaya başladım; akşam eve şöyle bir uğrayıp, akrabalarımın evine çıkıyorum; yeni şeyler keşfediyorum; tasarımlar yazıyorum, çiziyorum; bir de arkadaşım gitarını verdi bana; yeni bir işle ilgili girişimlerimiz var kuzenlerle, onun üzerinde çalışıyoruz. Her şey olabileceğinin haddinde iyi gidiyor; aman nazar değmesin.
Ben sadece yaşadıklarımı paylaşıyorum.
Geleceğini planlayacak olan sizlersiniz.
Dilerim ki; seçimleriniz, sizi mutsuz etmesin !
Sağlıcakla…

NOT: İnsanların isimlerini bilerek yazmadım. Unuttuğum biri olursa ayıp etmekten sakındım. Bahsedemediğim de çok insan var muhakkak. Hepsine yürekten teşekkür…

Sayı : 2009 02

Yayınlanma Tarihi: 2009-02-01 00:00:00