Ayşe Tufan ile röportaj

0
9

‘Anadil eğitmeni eğitimi’ alıp Kafkas Kültür Derneği’nde – Bağlarbaşı – anadil eğitimi veren öğretmenimiz Ayşe Tufan’la söyleştik

Röportaj: Fatma Çetinkaya – Sebahattin Çurmıt


– Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?

– Ayşe Tufan. Çerkesçe adım soyadım Beçimko Ayşe. Çorumluyum. 15 yıldır sınıf öğretmenliği yapıyorum.

– Siz anadilinizi biliyor muydunuz? Konuşup, yazabiliyor muydunuz?
– Çerkesçeyi zaten konuşuyordum ama okuma yazmayı bilmiyordum.

– Anadil eğitmenliği eğitimini nerede aldınız. Eğitmenleriniz kimlerdi?
– Bir öğretmen arkadaşım bir sözlük vermişti bana. Yasin Çelikkıran’ın hazırladığı. Onunla başladım… Kafkas Kültür Derneği’nde (Bağlarbaşı) kurs olduğunun haberini alınca katıldım. Çerkesce okuma – yazmayı dernekteki kursta Yılmaz Ölmez’den öğrendim. Daha sonra Avrupa Birliği Projesi kapsamında Ankara’ ya gittik, eğitmen eğitimi aldık ve döndükten sonra Kafkas Kültür Derneği’nde kurs vermeye başladım, halen devam ediyorum.

– Ankara’da neler oldu? Bize biraz bahsedebilir misiniz?
– Dernekteki kurstan sonra Çerkesçe bilen öğretmenlere Ankara’dan davet geldi. 40 kişi Ankara’ da toplandık.. Türkiye’ nin her yerinden gelen arkadaşlar vardı. Güzel bir süreç yaşadık, çok şey paylaştık. Bir aylık eğitim sürecinden geçtik. Nalçik’ ten Murat Tabış geldi, bize eğitim vermek üzere. Adıgecenin her iki diyalektine hakim olduğu için. Bir ay otelde kaldık, hiç dışarı çıkmadan yatılı okuduk. Sabah 10’ dan akşam 5’ e kadar. 2 saatlik ara, yemek molası ve tiyatro provaları… Kursta tiyatro oyuncusu arkadaşlarımızın sayesinde iki tiyatro oyunu çıkarttık. Oynayanlar, tüm arkadaşlar herkes kendi ana dilinde konuştu. Çok güzel zaman geçti. Sıcak ve samimi bir ortam oluştu.

– Anadil öğretmenliği konusu nasıl gündeme geldi?
– Ankara’ dan döndükten sonra bu olay bende sorumluluk oluşturdu. O kadar emek verilmişti. Oraya gidip, o kadar zaman geçirdikten ve emek verdikten sonra.. o bir sorumluluk veriyor. Kurs açtık. İlk sene katılım çoktu, devam eden arkadaşlar da nispeten çoktu. 2006 dan bu yana her sene eylül / ekim ayında kursa başlıyoruz. Kurs başlangıcında katılan arkadaşlarımızın sayısı oldukça fazla oluyor ama daha sonraki aylarda bu sayı geriliyor. Kalanlarla birlikte mayısa kadar sürdürüyoruz. Çerkesçe öğretmenliği diye özel bir tercihim yoktu ama Ankara’ da kursa katılmak bana bu sorumluluğu yükledi…
Çerkesçe benim ana dilim. Ben okula başlayıncaya kadar birkaç kelime Türkçe biliyordum.
Her zaman ailemiz içinde, çevremizle, arkadaşlarımızla Çerkesçe konuşuyor hatta oyunlarımızı Çerkesçe oynuyorduk. Daha sonra yatılı okudum. Tatil döneminde köye geldiğim zaman unutmamaya gayret ettim. O da annem sayesinde oldu. “İstanbul’a baktın geldin de Çerkesçeyi mi unuttun? Dalga geçerler seninle” demişti. Tatillerde köye gittiğimde hep Çerkesçe konuşmaya gayret ettim ve öyle de iletişim kurmaya çalıştım.

Anadilimiz anavatan Kafkasya’da Kiril alfabesi ile kullanılıyor. Diasporada ise Latin alfabesi kullanılan yerler var. Konu ile ilgili Türkiye’de çeşitli tartışmalar yaşandı. Sadece Kiril’i ve sadece Latin’ i savunanlar olduğu gibi, geçiş dönemi için her ikisini de kullanmaya çalışıp caydırıcı bir unsur oluşturmayalım diyenler oldu. Sonuçta Federasyon Kiril alfabesinde karar kıldı. Eğitmenlik için eğitim almış bir öğretmen olarak sizin bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?
-Ben bu konunun uzmanı değilim. Bunları duydukça benim de kafamda bazı soru işaretleri oluyor.Çerkesçe’nin Avrupa Birliği projesi içinde yer almasının nedeni önümüzdeki 100 yıl içerisinde kaybolacak bir dil olması. Unutulmaya başlanan bir dil olması nedeni ile koruma altına alınması. Ankara’ da zaman zaman kedimi Kızılderili gibi hissettim. Dilimiz kaybolmasın, kültürümüz yaşasın diyerek bir çaba içinde olunması aslında bizim için acı bir durum. Konuşmak, okumak, yazmak; Kiril alfabesi ile de olsa Latin alfabesi ile de olsa dil için çaba harcanması iyi bir olay. Ama Latin alfabesi ile yazalım diyenler için şöyle bir çelişki oluyor. Ürdün’ de yaşayan insanlar Arap harfleri ile mi yazacaklar? Rusya Federasyonu içindeki cumhuriyetlerde yaşayanlar Kiril ile yazıyor. Herkes için bulunduğu ülkeye göre mi bir alfabe oluşturulacak? O zaman bir bütünlük oluşur mu diye düşünüyorum.
Zaten oluşmuş bir alfabe var. Okuma- yazma konusunda yaşayan bir dil varsa  bunu öğrenmek daha iyi değil mi? En azından kaynak daha fazla olur. Kafkasya’ ya gidip gelmek şimdi daha kolay. Latin alfabesi ile yazıldığı zaman Türkçe’ ye göre yazılacak. Türkçe bilmeyen Çerkeslerle nasıl iletişim kurulacak? Ben dil bilimci değilim. ‘Bu böyle daha iyi öğrenilir’ diye bir şey söyleyemem. Ama düşüncem; var olan bir şey varken onu öğrenmeye çalışmak daha kolaymış gibi geliyor.

– Türkiye diasporasında anadilimizi yaşatabilme, geleceğe taşıyabilme umudumuz var mı? Neler yapabiliriz?
– Umutsuz değilim. Umutsuz olsam kursu da bırakırım, yeterli katılım yok diye. Yalnız şu var. Ne zaman dilin önemi vurgulanıyor? Özel günlerde, törenlerde, Kafkasya’ dan ekip geliyor o zaman dilimizi bilmemiz gerektiği söyleniyor, önemi vurgulanıyor. Üç senedir bunu gördüm… Dil konusunda çok özel çalışmalar görmedim, somut adımlar atılmıyor. Ama umut her zaman vardır.
18-25 yaşlarındaki Çerkes gençleri elektronik posta adreslerinde, rumuz kullanmak gerektiğinde Çerkesçe bir sözcük kullanıyor; Adıge olduğunu vurgulayan Thamade, Adıge pşaşe vb. gibi muhakkak Çerkesçe bildiği bir kelimeyi oraya katıyor. Bu kendini unutmadığını, Çerkeslikle ilgilendiğinin göstergesi… Kendini öyle ifade etmek istiyor demek ki.. Bu gençlerin anadillerini öğrenmek istediğinin de bir göstergesi. Büyükler tarafından bu istek doğru yerlere kanalize edilirse neden öğrenmesinler. İstanbul’ da yaşayan gençler bir sürü alternatifi varken, buraya gelip buradan bir şey öğrenmeye çalışıyorsa umudumuz var demektir. Gençlerdeki ilgi ve merak büyüklerden çok daha fazla.
Bir genç ‘ben Adıgeyim’ diye ortaya çıkıyorsa ve kendini öyle ifade ediyorsa o ilgiyi folklorik düzeyde bırakmak o gençlere halksızlık. Bir insan kendini öyle ifade ediyorsa, devamında öğrenmesi gereken en önemli şey anadili. Burada devreye büyükler, o gençleri organize edebilecek yöneticiler girmeli. Ama asıl bu noktada tıkanıyoruz. Aslında eleştirmek kolay. İşin içine girip de taşın altına elinizi koymak lazım. Bir kere uzun bir süreci kapsayan bir program olabilir. Gençlerin saatlerine uygun kurslar düzenlenebilir. Anavatanla iletişim kurulabilir. Eskiden dans etmeyi öğretmek için Çorum’un ilçesinin herhangi bir derneğine bile Kafkasya’ dan öğretmenler geliyordu. Dil için de bunu yapabilirler. Kafkasya’ ya geziler düzenlenebilir. En önemli husus gençlerde bu konuda merak uyandırılması gerekir.

Kafkas Kültür Derneği’ ndeki eğitim konusunda bizi bilgilendir misiniz?
– Eylül/Ekim ayında kursumuz başlıyor, mayıs ayına kadar devam ediyor. Haftada iki gün, ikişer saat kurs yapıyoruz. Bu sene 15 kursiyer düzenli devam ediyor. Yedi ay süren bir çalışma. Çalışma süresi çok kısa, bu süre boyunca sadece okuma – yazma öğrenilebiliyor.
Bir sene sonra başka öğrenciler geliyor, onlarla okuma -yazma kursu yapıyoruz. Hiç bir dil yedi ay içinde haftada dört saatle öğrenilemez.
Dilimizi öğrenmek isteyenlerin, gerçekten çaba harcayan insanların, bunu göz önünde bulundurmaları gerekiyor. Kursa katılan herkesin, çaba harcanarak öğrenileceğini öncelikle bilmesi gerek. Kursa gelip sesleri çıkartamayıp bırakanlar da oluyor. Her şeyin zorluğu vardır. Her kelimeyi çok doğru telaffuz edemeyebilirsin. Öğrenciler 10 sene İngilizce okuyor, haftada kaç saat üstelik, bir eğitim programı var ama liseyi bitiren bir kişi İngilizceyi çok iyi konuşamıyor. Üstelik İngilizceyi her yerde duyabilirsin. Tv de, sokakta bir sürü sözcük görebilmek mümkün. ‘Çerkesçe’yi yedi ay içinde öğrenemedim’ diye kursu bırakıyorlar. Bu en büyük sorun. Öğrenmek bir süreç ve pratik gerektirir. Ben birilerine kapı açmaya çalışıyorum. Kendi kendini geliştirir umudu ile.
Ama en acısı, Ankara’ ya gittiğimizde çok üzülmüştüm; “koruma altına alınmışlık” duygusu, çok kötü bir duygu gelmişti bana. Bitmek üzeresin… Bu beni çok yaralamıştı. İlk Adıgece okuyabildiğim kitap bir masaldı. Çerkesce okuyabilmek beni çok mutlu etmişti. En çok mutlu olduğum anlardan biridir bu.

 (Röportaj içinde Çerkesçe; Adıgece – Çerkes; Adıge anlamında kullanılmıştır)

Sayı : 2009 03

Yayınlanma Tarihi: 2009-03-01 00:00:00