“Çeçenya’ da Bir Askerin Savaşı”

0
16

Aziz Üstel’ in kaleminden;

Rusya bağımsızlığını ilan etmeye çabalayan Çeçenistan’la iki kez savaştı. Ve bu savaşlardan Rus ordusu yolsuzluk, acımasızlık, beceriksizlik ve ahlaksızlık çukurunda debelendi, sonunda güç bela geri dönebildi. Arkadi Babçenko ‘Vatan senden hizmet bekliyor’ çağrısına kulak kabartıp Rus ordusuna katıldığında 18 yaşındaydı. Hukuk Fakültesi’nde okuyordu, yani erteletebilirdi askerliğini; ne var ki Rusya Ana’nın yakarışına dayanamadı, gitti. Ama 1999’da, ikinci çağrıya hangi akla hizmeten yanıt verdiğini hala anlayamıyor. Acımasızca dövüldüğü, sövüldüğü bir orduda ne işi olduğunu kestiremiyor bi türlü…

Ä°kinci kez askerden dönünce kağıdı kalemi aldı, sözcükler kağıda aktıkça acıların yüreğinden, ruhundan sökülüp gittiğini hissediyordu. Sonunda ortaya, Şubat 2008’de bütün dünyada yayınlanacak, ‘Bir Askerin Savaşı’ çıktı.

‘Çeçenistan’a iki kez saldırmakla suç işledi devlet. Bu yüzden Moskova’da hiç kimse bu konuyla ilgili konuşmak istemiyor, gerçeklerle yüzleşmek kimsenin işine gelmiyor…’ diye başlıyor Babçenko. ‘Savaşta kaybolan askerlerin anneleri, Çeçenistan sınırındaki kışlaya geliyordu… Yüzlerce, hatta binlerce, evlatlarını bulmaya uğraşıyordu. Karların ortasında, ölen askerlerin cesetleri üst üste yığılmıştı. Anaların çığlığı hala kulaklarımda. Cesetlerin çoğu parçalanmıştı… Künyeleri de yoktu boyunlarında… Analar, çocuklarının fotoğrafları ellerinde ağlaya ağlaya köy köy, kasaba kasaba dolaştı durdu… ‘Yavrumu gördünüz mü?’ diye sordu, sordu hiç bir yanıt almamacasına…’

Babçenko Rus ordusunun içler acısı halini anlatıyor uzun uzun: ‘Temel Eğitim diye bi şey yoktu orduda… Savaşa girdiğimizde tüfeğimi salt bi kez ateşlemiştim… Üç mermi yakmıştım topu topu… Çoğumuzun postalı, ayakkabısı yoktu… Terlik vardı ayağımızda ya da kalın yün çorap… Bi süre yürüdük mü, çorap paralanıyordu, kan içinde kalıyordu ayağımız… Açlık korkunç boyuttaydı… Köylere gidip kedi, köpek ne bulursak yakalıyor, derilerini yüzüp ateşte pişiriyor, yiyorduk… Cephaneliklerde ne var ne yok hepimizce yağmalanıyor, Çeçenler’e para ya da yiyecek karşılığı satılıyordu.’ Dayak günlük tayınmış Rus ordusunda. Öyle bir iki tokat falan değil. Tekme, sille, dipçik, palaska… Bir seferinde ölesiye dövmüş baş çavuş Babçenko’yu… Boyanmış koğuşun duvarları… Ağzından, burnundan fışkıran kanlarla… ‘Orduda gücü gücü yetene… Albay binbaşıyı dövüyor tekme tokat, binbaşı yüzbaşıyı; o da teğmeni, teğmen dönüyor ast subaylara onlar da bize, gariban erata…’

Rus ordusundan ‘Savaşabilir bir güç olarak söz etmek olası değil’ diye sürdürüyor anılarını Babçenko. ‘Ä°nsanlar askere gitmek istemiyor, ordunun morali yerlerde sürünüyor. Ä°lk kez 1992’de gittim askere. Bütün bunları yaşadıktan sonra ikinci kez, 1999’da niye gittim, hala anlamıyorum. Salt ben değil, hemen hemen bütün arkadaşlarımla birlikte eski birliğimize katıldık yeniden. Savaş olağanüstü bir uyuşturucu sanki. Alışkanlık, bağımlılık yapıyor… Kurtulamıyor insan kolay kolay…’

Herkesin avantadan para kazanma tutkusuna yakalandığı Rusya’da ordunun eridiğini, içten çürüdüğünü gören ya da bununla ilgilenen bir tek siyasi yok… Bir zamanların dev Kızıl Ordusu’nun yerinde yeller esiyor artık…

Aziz Üstel
(Star Gazetesi) 

Sayı : 2009 04

Yayınlanma Tarihi: 2009-04-01 00:00:00