“Abrekler”

0
2565

 

Çeçenya dünya tarihinde insanın merak ve ilgi alanına girmişti hep. Eski çağlardan beri antik edebiyat el yazmacısı pek çok kişi bölgeyi dolaşmıştı. Yunanlı kurnaz tüccarlardan, Venedikli George İnteriano’ya, Çinli gezginlerden, İranlı ve Arabistanlı seyyahlara, Evliya Çelebi’ye durak olmuştu Kafkasya. Her biri değişik bilgiler edinmişti, hem coğrafya hem de coğrafyanın insanları ve ilişkileri üzerine. Halklar, dinler, diller diyarı, büyülü, efsunlu bir coğrafya. Çeçenya daha on beşinci yüzyıldan başlayarak dünyanın gündeminden düşmedi hiç. Yüzlerce yıl süren özgürlük savaşları, başkaldırı ve direniş gelenekleriyle ünlenmişti.

Pek çok Rus aydın-yazarı gibi Lermontov da, Çarlık tarafından Kuzey Kafkasya’ya sürgün edilmişti 1845’li yıllarda. Coğrafyanın gözü pek özgürlüğüyle buluşmuş Çeçen insanının direngenliğiyle açığa çıkan asi ve asilliğine tanıklık etmişti. Rus – Kafkas savaşlarının acımasız yüzünü görmüş; ateş, kan ve barutun içerisinde bile cömertliği ve gelenekleriyle halkın konukseverliği karşısında bir köye bir eve bir misafir gidince onu yere göğe sığdıramaz hallerini yaşamıştı. En çetin, en kanlı çatışmalar ve kanunsuzluklar o yüz yılda yaşanıyordu. Baskın ve saldırılarla zor koşulların eğittiği insanın her an atak ve çevik yanlarına, cesaret ve mertliklerine tanık olmuştu. Dağların, ormanların, havanın, suyun ve maden sularının insana sağlıklı bir ruh hali aşıladığını; “Boşuna Nazran’a yaşam kaynağı dememişler” biçiminde tanımlamış ve hayranlığını gizleyememişti. “Muşak Dağı eteklerinde başlayan tüm serüvenlerin burada mutlu sonuca bağlandığını” dillendirmiş; “Hiçbir yerde burada içildiği kadar maden suyu ve Kahetin şarabı içilmez“ demişti. Kafkas coğrafyasına ait pek çok güzelliği ile insanın özelliklerini dillendirirken, onların doğayla bütünleşmiş alışkanlıklarına tanıklıktı yaşadıkları. İnsana yönelik, insan doğasının gerçekliğine yönelik, insanlığın ortak acısı ve sevinciydi Kafkas halklarının gerçeği.

Ve Abrekler…

Mamakayev, Kafkas-Rus savaşları döneminde dağdaki kaçak yaşamlarını anlatan Çeçen edebiyatının temel eseri olan Zelimhan da dillendirmişti Abrekleri. Abrekler, en başlarda Çeçenya’nın kanunsuz insanlarıydı. Haydut, şaki karşılığında kullanılırdı Abreklik. Dağlarda adamlarıyla çetin bir yaşam sürdüren eşkıyalar olarak görülürlerdi. Ama onlar bütün yaşamlarında hep yoksullardan yana olmuşlardı. Zalimliklere karşı durmuş; zenginlerden aldıklarını yoksullara vermişlerdi. Sonra Çarlık işgali başlayınca Çeçenya’da Abrekler yurt savunması için işgale ve Çar askerlerinin baskılarına karşı durdular. Bu tavırlarıyla birer halk kahramanı oldular.

Zelimhan, Çarlık ordu komutanlarının yerleşik halka uyguladığı baskılara karşı direnen, Abreklerin en sonuncusuydu. Çeçenya’da gösterdiği kahramanlıkların destansı mücadelesi halkın diriliş ve direniş geleneği olmuştu. Doğrudan ellerindeki tüfeklerle “tüfek birini dil, on ikisini öldürür“ dedikleri gibi hem güzel dilleriyle hem tüfekleriyle örgütlemişlerdi Çeçen direnişini.

Muşak dağlarına çıkmış Abreklerin acımasız Çar ordu komutanlarına ve askerlerine karşı, gösterdikleri kahramanlıkları Lermontov’dan, Lev Tolstoy’dan ve onların yazdıklarından öğrenmişti Çarlığın subayları. Mamakayev son Abrek olan Zelimhan ile ilgili; Guşmazuqa’nın oğlunun, yüreğinin yiğitliği ta çocukluğundandı. Çok konuşmaz, ama ne yapacağını bilirdi. O bütün bu nitelikleri Şamil’in acımazsız müritlerinin yanlışlarına karşı duran dedesi B’akho’dan almıştı.” Çeçenlerin bin yıllarca sürüp getirdikleri tüm gelenekleri, Abrekler yaşayarak öğrenmişlerdi. “Kapıyı vurmadan giren bir adama köpek bile havlamazmış” denildiği gibi her şeyi Çeçen halkının kültüründen öğrenmişlerdi.

Çeçen halkı savaşın en zor koşullarında bile utanılacak davranışlar gösterenleri sevmedi. Her kime yapılırsa yapılsın onlar; parmağa takılmış yüksükle dürtülen iğne” gibi hiçbir kötü davranışı hoş görmediler. Değil ki işgal ve ihanetleri… Hele işbirliği ve ihaneti hiç sevmediler. Ama içlerinde hainleri olmayan bir millet yoktur” yer yüzünde denildiği gibi hep Abrekler işbirlikçilerce dize getirilmek istenilmişti. Dün ve bu gün ne geldiyse Çeçenler’in başına içlerindeki hainlerden gelmişti. İhanet ve işbirliği içine girenler için demişti Abrek Zelimhan; “Bizimkiler yabancılardan daha alçaktır. Bizimkilerden daha fazla korkulur. Bizdendir diye güveniyorsun, arkandan hançerliyorlar, demekte haklı Zelimhan.” Bir kör tarafından ihbar edilişini, ele verilişini böyle dillendirmişti Mamakayev.

Güzel bir dünya ve Çeçenya’da tüm mutlu serüvenlerin noktalandığı Muşak dağı da, insanlara acımazsız davranan ve bir büyük zulüm içinde yer alan işbirlikçilere karşıydı.

Ey dağ! Ey Muşak!

Asılı kaldı eteklerinde yiğitlik.

Analar ne yiğit doğurmuştu.

Çeçen kadını, Çeçen anası!

Çeçenin ayrıcalıklı bakışı.

 

 

 

 

 

Sayı: 2009 04
Yayınlanma Tarihi: 2009-04-01 00:00:00