Dönemin tanıklarından ‘BÜYÜK ÇERKES SÜRGÜNÜ’ – 21 Mayıs 1864

0
7

Yeni Cami önünde çerkesler, yerli halkla birlikte. Amerikan Keyntone Viev Company firmasının kataog sayfalarından görülen orjinal fotoğraf

Belge 1.
Çerkesler’in Toplu Çıkışı – The Circassian Exodus*
(From the Times, May 9, 1864)
Constantinople, 28 Nisan, 1864

Daha önceki mektubumda Türk topraklarına Kafkasya’dan sel gibi yağan göç konusundan, kahraman dağlıların yaşadığı yenilgilerden ve Çerkeslerin şu anda gerçekten durumlarının umutsuz olduğundan ve eğer acil bir müdahale olmazsa bu çaresiz insanların çok daha büyük felaketlere düşeceğinden bahsetme şansım olmuştu. Nedeni yenilgi sonucu ani panik midir ya da Ruslar tarafından yaratılan kin midir bilinemez ama bilinen o ki 3 Çerkes kabilesi Şapsığlar, Wubıhlar ve Abzehler ülkelerini terkederek Türk bölgesine sığınmaya karar verdiler. Bu şanssız insanların 27.000 i büyük bir yoksulluk içinde Trabzon’a aktılar. Mevsimin en zorlu hava şartlarında gerçekleşen bu yolculuğun sıkıntıları sonucu hastalık geldi ve tüm nüfusa yayıldı. Trabzon’da tifüs ve çiçek şiddetle yayılıyor ve bölge kıtlık tehlikesi ile karşı karşıya.

Türk hükümeti mültecileri almakta istekli ama endişeli. Göç hareketi öylesine yoğun ve ani oldu ki hükümet tedbirler alamadı. Önümüzdeki 2-3 ay içinde 300.000 kadar insan daha bu ülkede barınak arıyor olacak ve bunlardan yarısı şu anda Karadeniz’in Türk kıyılarına varmak için nakliye araçları temin etmeye çalışıyor. Maalesef en zor olanı da bu nakil araçlarını temin etmek. Osmanlı hükümeti karşılıksız olarak her türlü parasal desteği yapacaklarını teklif etti. Bu savaş insanlarının bir kısmını silahsızlaştırarak bu iş için görevlendirmek niyetindeler. Ama bu kaynak bile varolan zorlukları yenmek için yeterli olmayacak. Buharlı araçlarla yola çıkan 600 kişiden 3-4 günlük yolculuk sonrasında ancak 370 i hayatta kalabilmişti. Bu çaresiz ve yoksul insanların yaşadığı zavallılık ve korku, gördüğüm en büyük acı çeken insanlık örneğidir.

Hamile kadınlar Karadeniz yolculuğunun tüm zorluklarına maruz kaldılar. En temel ihtiyaçlardan bile yoksundular. Doğan çocuklarını yırtık elbiselerinin bir köşesinde kundakladılar. Büyük kahramanlıklar gerçekleştiren dayanıklı savaşçılar korkunç ölümün ızdıraplarını gizlercesine yüzü koyun yatıyorlardı, güverte ölülerle kaynıyordu. Bu olaylar şu sıralar Karadeniz sularında her gün görülebilen olaylar.

Çerkesler’in yaşadığı bu korkunç felaketi tarif ederek gereksiz bir dehşeti kışkırtmak istemiyorum ama bu arada belirteyim ki, bu insanların yaşadığı korkulu ızdırabın acısını hiçbir tarif açıklayamaz. Fakat bu kadar çok şey olurken gördüğüm bu dehşetli afeti kayıt altına almazsam görevim adına kusurlu davranmış olurdum. Her geçen gün bu korkunç olayları anlatmak benim için daha da kaçınılmaz hale geliyor, durumun önemi hem bugün hem de gelecek için çok önemlive buna dikkat çekmek istiyorum ve kamunun dikkate alarak bir gösteriye neden olması umudunu taşıyorum.

Bu acil durumda hükümetin ve Türk halkının yardımsever tavırları olduğu bir gerçektir. Ancak bu yardımlar etkili bir şekilde gerçekleştirilememektedir. Çerkeslerin yenilgisi ve teslimiyetinin belli olmasından sonra Ruslar Osmanlı Divanına Çerkesler ülkelerini terketmek isterlerse Sultan’ın kendi topraklarına kabul edip etmeyecekleri konusunda teklif götürdüler. Türk hükümeti göçün yavaş yavaş olması ve uygun hava şartları oluştuğunda başlaması şartıyla rıza gösterdi. Toplam 40.000-50.000 civarında göçmen olacağına inanılıyordu. Ancak olayların akışı öylesine hızlı oldu ki tüm bu şartlar gözardı edildi, Rus ordusunun Kafkaslardaki zaferi büyük paniğe yol açtı ve akış başladı. Barınak ve beslenme için bir takım önlemler alındı ancak bunlar gerçek ihtiyaç için yetersiz kaldı. 100 hanelik Türk köyüne 10 aile olacak şekilde bölünerek yerleştirilmeleri düşünüldü… Böyle bir şey insanlar üzerinde baskı yaratacaktır. Bu çaresiz insanları parçalara ayırmak, en azından bir süre de olsa yerel halkın sınırlı kaynaklarına dayalı olarak yaşamak zorunda bırakmak onları rahatsız edecektir. Ayrıca hastalıkların yayılmasına neden olacaktır. Bu yüzden kararın değiştirilmesini ummak gerekir. Eğer düzenli bir yardım sistemi oluşturulacaksa Türk hükümeti bunun başkenti olabilir.

Küçük Asya (Anadolu)’ da ve imparatorluğun diğer bölgelerinde az nüfuslu, geniş, verimli ovalar ve araziler var. Çerkesler oralara çekilebilir. Sadece el işçiliği gerektiren pamuk üretimindeki hızlı gelişme büyük bir nüfusa iş bulma konusunda yararlı ve karlı olabilir. Ama acilen bir şeyler yapılmalıdır, önlemlerin en pratik ve faydalı olanı nakil araçlarının temin edilmesidir. Belirli bir bölgede toplanan çok sayıda insanın kendilerini kaygı ve sefalet içinde bulduklarında hoşnutsuzluk ve başkaldırı hızla yayılır. Ki zaten Trabzon’da ve diğer bölgelerde bulunan mültecilerde böyle bir ruhun göstergeleri oluşmaya başlamıştı. Tüm bu şartlar hükümeti zorluyordu ve Rus hükümetiyle, Karadeniz’deki limanlarını açmaları konusunda ikna etmek konusunda görüşmeler yapmaya başladılar. Böylece göç hareketi düzenli ve sistematik olacaktı. İnsanlar, küçük teknelere kapasitelerinin üzerinde doluşup perişanlık içinde yolculuk etmeyecek ve ölüm sahneleri yaşamıyacaklardı.

Bu insanlardan 20.000 ini

Türk ordusuna çekmek konusunda bir proje var

Savaş Bakanı ve vezir Fuat Paşa bu konuda görüşmek üzere askeri bir komisyon gönderdi. Komisyonun başında bu insanlar üzerinde ağırlığı ve otoritesi olan Çerkes görevli Ali Paşa var. Bu görev yerine getirilirse savaş departmanı askere alma konusunda önemli bir rahatlama yaşayacak ve tüm ülkenin hayrına bir sonuç doğuracaktır. Ayrıca Çerkes ırkının geçmişteki kahramanlıkları düşünüldüğünde ne ordu ne de paşa bu yeni kanın kendi saflarına katılmasından şikayet edeceklerdir. Bu gerçekten mükemmel bir fikir ve zamanla iyi olacağından şüphe yok. Ama şu anda en acil ve en zorunlu ihtiyaç hızlı bir rahatlama sağlamaktır. Bunun için bu zavallı insanları neredeyse %20 oranında yok eden hastalığın ilerlemesini kontrol etmek için sağlıkla ilgili sıkı tedbirler alınmalıdır. Hükümetin bu özel durumla ilgili bir komisyonu var. Sultan’ın bakanları kendi imkanları dahilinde bağışlarda bulundular. Sultan kendi özel hazinesinden en az 50.000 sterlin verdi. Hükümet, göçmenlerin kalıcı olarak yerleştirilmelerinin sağlanması için 1 milyon sterlinin üzerinde bir gider tahmini yapmıştır.

Çerkeslerin yüreklerini ve varlıklarını terkedercesine yabancı bir yere sığınarak böylesine korkunç şartlara ve tehlikelere maruz kalmalarının nedenleri konusu gerçekten ilgiye değerdir. İşte bu konuda tam doğruya ulaşmak, daha önce belirttiğim gibi gerçekten de zor.. Yokluklar, sıkıntılar göçün başlangıç safhasındaki can kayıpları bile geride kalanların kararlılığını asla zayıflatamadı. Ana vatan topraklarında kalmaktansa aynı zorluklara göğüs germek kararlılığını… Çerkeslerin belirttiğine göre bu sonuç için yeterince gerekçeleri var. Kafkaslar’da Rus egemenliği tabiatlarının asla tahammül edemiyeceği bir durumdur. Bağımsızlıklarını kurban etmek 300.000 kişinin ülkelerinden tek bir vücut halinde ayrılmalarının tek nedeni değildi tabii, milli duygularının bunu yapmaya sevkettiğini sanıyorlardı. İnanılan şuydu, Ruslar onları ülkelerinden atma telaşındaydılar ve bölgeyi Kazak unsurlarıyla kolonize edeceklerdi. Diğer yandan Ruslar, ‘kabilelerin kendi topraklarında kalmaları için çok çaba sarfettikleri’ni anlatıyorlardı. Diyelim ki öyle oldu. Bu çabalarının başarısızlığı ile onların bu kabileler üzerinde egemenliklerini kabul etmeye zorlamak için uyguladıkları yöntemler arasında bir çelişki çıkıyor ortaya. Ve işte bu noktada modern zamanların kitaplarında daha önce benzeri hiç görülmemiş şaşırtıcı bir olay kalıyor geriye. Baskı ve zulümün yarattığı semptomların etkisinde, topraklarını fethedenlerin emri altında kalmaktansa tek vücut olarak yabancı topraklara doğru dalgalanan uçsuz bucaksız cengaver bir nüfus…

Kaptan L. Oliphant 12 Mayıs’ta Times’a yolladığı mektupta şöyle diyor:

 “Pazartesi günü Times’ta yayınlanan Çerkeslerin göçü ile ilgili yürek parçalayıcı yayın tüm okuyucuların yüreğine dokunmuş olmalı. Yıllar önce Çerkesya’ya seyahat ettim. Ve şu anda Rus egemenliğinin dehşeti yerine büyük bir ulusal intiharı yeğleyen Şapsığlar, Vubıhlar ve Abzehler tarafından misafirperverce ağırlandım. Ben oradayken Sivastopol düşmüştü ve bu cesur dağlılar boşu boşuna, birleşik bir hareketle kazanacakları başarı sonucunda Rusların doğu Karadeniz kıyıları boyunca kaleleri yeniden kurmalarını engelleyebileceklerini düşünüyorlardı. Ki bu kaleler onları ablukaya aldı ve sonunda boyun eğmek zorunda kaldılar.

Biz antlaşmamızda Çerkeslerin Ruslar tarafından asla dışarı çıkarılamayacağı konusunda ısrar etmiş olsaydık herşey kolay olacaktı. Bu nedenle belli bir noktaya kadar bu büyük felaket ve ayrıntılarındaki emsalsiz şiddet konusunda bize de sorumluluk düşüyor. Sonunda batılı kabileler parçalandı ama onlar diz çökmedi. 40 yıldan fazla zamandır Çar’ın ordularını uzakta tuttular ve şimdi dünyanın en güzel vadilerini her zaman yaşadıkları gibi özgür ve fethedilmemiş olarak ölmek için yoksulluk ve vebadan çürümek pahasına terkettiler. Böylesine görkemli bir kahramanlık örneğinin her İngilizin yüreğinde bir karşılık bulmamasının imkanı yoktur. Dünyada ölümü köleliğe tercih eden millet çok yoktur. Bu durumda yazarınızın belirttiğine göre önümüzdeki 2-3 ay boyunca Türkiye’nin Anadolu kıyılarında yoksulluk çekecek olan bu 300.000 insanın acılarını dindirecek şefkati ve parayı vermekten kaçınmamalıyız. Aynı yazarın belirttiğine göre 4 günlük yolculuk sonunda 600 kişiden sadece 370 i hedefe varmış; belli ki büyük bir kısmı yolculuk sırasında ölecek.

Rusya Polonya’da olduğu gibi Çerkesya’da da aynı acımasız politikasını uygulamaktan çekinmemiş. Elimizi uzatarak her iki kurbanı da kurtarabileceğimiz zamanlar olmuştur. Şimdi bize kalan tek şey biraz da ulusal bencillik karakterimizin borcunu ödemek adına ferdi cömertliğimizi sergileyerek onların öldürücü ızdıraplarını mümkün olduğunca çabuk hafifletmektir. Halihazırda bir çok yerden bağış sözleri aldım. Şu anda bu çağrının halk tarafından cevaplanacağına ciddi olarak güvenmek istiyorum.”
*New Zealand Spectator and Cook’s Strait Guardian, Volume XIX, Issue 1987, 17 August 1864, Page 4 – (Origianelly published in Times of London, 1864. (The Circassian Exodus’, The Times, May 9, 1864, p.11.))Exodus: Özellikle Musa Peygamber zamanında Museviler’in Mısır’dan çıkışlarını tanımlamada kullanılır.

Belge 2.

Kaynak: Otago Witness, 6 Ağustos 1864 tarihli yayından

Çerkes Göçü – The Circassian Immigration*

Constantinople, 4 Mayıs

Çerkeslerin Karadeniz kıyısı boyunca toplanmaları devam ediyor. Trabzon’a akın edenlerin sayısı gitgide artıyor. Sağlık kurulu adına orada bulunan Dr. Barozzi’nin gayreti ve imkanları da giderek tükeniyor. Şu anda Trabzon’da 60.000 e yakın muhtaç Çerkes var ve bu perişanlık durumu her geçen gün katlanarak artıyor. Samsun’da şu anda yatacak yer ve yiyecek ihtiyacı olan 10.000 kadar Çerkes var ve kasaba bu yükü derinden yaşıyor.

Osmanlı hükümeti zorlukları yenmek ve kötülükleri yatıştırmak için her türlü imkanı değerlendiriyor gibi gözüküyor. Çerkes göçü olayının önceki yöneticisi olan Yaver efendi görevden alındı ve yerine Türk vilayetlerinde Çerkes kolonizasyonunu organize etmek üzere yeni bir komisyon kuruldu. Eski polis müsteşarı Tevfik bey yönetimindeki bu komisyon pazartesi günü Trabzon’a doğru yola çıktı. Komisyonun iki üyesi paşa ve bunlara Çerkes göçmenler arasından 2000 kişiyi seçerek Türk hizmetinde çalışacak özel bir Çerkes lejyonu kurulması görevi verildi.

Son birkaç günde Donanma Trabzon’a birkaç büyük tekne ve vapur sevketti. Amaç göçmenlerin yoğun oldukları bölgelerden alınarak daha uygun yerlere sevk edilmesiydi. Söylenenlere göre bir kısmı Kıbrıs’a ve hatta Tripoli’ye sevkedilecekler. Ruslara karşı uzun süren ve kahramanlık dolu mücadelelerinin onlara kazandırdığı asla bozulamaz üne sahip bu kahraman insanların şu anki durumları karşısında herkes yoğun bir sempati ve üzüntü hisseder. Türk hükümeti onlara bu zor günlerinde yardım eli uzatıyor.

*Otago Witness, Issue 662, 6 August 1864, Page 2

Belge 3.
Kaynak: Otago Witness, 9 Aralık 1865 tarihli yayından

Çerkeslerin Göçü – The Emigration of the Circassians*

Çerkes kabilelerin göçü azalmadan devam ediyor. Rus görevliler tarafından Kars’a getirilen 2000 Çeçen silahları, atları ve sığırlarıyla birlikte Türk otoriteler tarafından alındı. Aynı kabileden 60.000 kadarının daha aynı şekilde getirileceği ve Muş, Sivas ve Diyarbakır bölgelerine dağıtılacakları söyleniyor.

Kabardeyler de göç etmek istediklerini ima ettiler ancak Osmanlı Divanı onları gelecek yıldan önce alamıyacaklarını bildirdi.

Diğer bir kabile Abhazlar ise anavatanlarına dönmek istediklerini belirtip Osmanlı’dan kendilerine dönüş için gemiler verilmesini talep ettiler. Kendilerine kara yolunu takiple Rusya’ya gidebilecekleri ya da daha iç bölgelerdeki vilayetlere dağılabilecekleri söylendi. Son gelenlerle birlikte Karadeniz’in Asya kıyılarında kamp kurmuş Çerkeslerin sayısı 172.000 olmuştur.

*Otago Witness, Issue 732, 9 December 1865, Page 3

Çeviriler: Serap Canbek / Jıneps

 (Kaynak: National Library of New Zealand)
Kaynaklara ulaşmamızı sağlayan CircassianWorld.com‘ a teşekkür ederiz.

Sayı : 2009 05

Yayınlanma Tarihi: 2009-05-01 00:00:00