Üzerinde Fillerin Tepiştiği Bölge; Uygur Özerk Bölgesi

0
25

Can Uçak
Sincan Özerk Bölgesi, kargaşa ve çatışmalarla 30 Haziran tarihinden itibaren dünya gündemine oturdu. Bu çatışmaların kimin işine yaradığı ya da yarayacağı sorusuna doğru bir yanıt bulabilmek için önce yakın geçmişin iyi analiz edilmesi gerekir.
Uygur Türkleri, 1949’da Çin Halk Devrimi’yle özerkliğe ve ulusal kimliğine kavuşmuştu. Çince resmi dil eğitiminin yanında anadilde eğitim hakkına sahiptiler. Nüfus yoğunluğu nedeniyle devlet politikası olarak nüfus planlaması tek çocuk ile sınırlandırılmışken Uygur bölgesinde bu kural uygulanmamış, birden fazla çocuk yapma hakkı tanınmıştı. Ayrıca Uygur kökenli yurttaşların üniversite eğitiminde kimi ayrıcalıklar da tanınmıştı. Bunun nedeni ise daha çok; feodal geri kültürün kırılması ve bölgenin bilimsel, kültürel gelişimine katkıda bulunabilmek amacını taşıyordu..
Sosyalist Blokun yıkılmasının ardında yaşanan değişimlerle birlikte Çin Halk Devrimi’nde de geriye gidişler yaşandı. 2000’li yıllardan sonra işsizlik ve ticari kaygılarla yapılan göçler Uygurlarda rahatsızlık yaratmaya başlamış, aynı dönemde Kültür Devrimi ile kazanılan ana dilde eğitim hakkı da kısıtlanmaya başlanmıştı. Bu gelişmeler Uygur halkında ekonomik ve sosyal tepkilerin artmasına yol açtı. Almanya’da sol içerikli ve günlük olarak yayınlanan Junge Welt gazetesinde 13 Temmuz günü yayınlanan habere göre; Müslüman olan Uygurlar çalıştıkları işyerinde günde 5 vakit namaza gitmek için işi bırakma hakkına sahiplerdi. Müslümanların tatil günü olan cumaları ve pazar günü de Çin genelinde tatil olduğu için çalışmazlardı. Bu nedenle Sincan bölgesinde yaşayan Han Çinlileri, Uygurların sahip oldukları ayrıcalıklardan, kendilerinden daha iyi çalışma koşullarına sahip olmalarından rahatsız oluyorlardı.
2000’den sonra Çin Halk Cumhuriyeti’nin Doğu kesiminde başlayan ve başka bölgelere de yayılarak hızla gelişen sanayileşme, bu bölgeye kırsal alandan yoğun Çinli işçi akını olmasına yol açtı. Uygurlar, bölgede azınlıkta kalmalarını asimilasyon politikasına bağlasalar da gerilimin başka boyutları da vardı:
Hiçbir özel ya da yarı özel fabrika doğal olarak, haftada 6 gün çalışacak işçiye karşılık 5 iş günü çalışanı tercih etmeyecekti. Diğer yandan Uygurlar arasında köktendincilik yayılmaktaydı.
Sincan bölgesinde yaşananlar; ÇHC ve ABD için taşıdığı stratejik önemden kaynaklanıyor. ÇHC’nin petrol ve doğal gaz kaynaklarının üçte biri bu bölgede bulunuyor. Ayrıca, Türkmenistan ve Kazakistan’dan boru hatları ile gelecek petrolün bir bölümünün de bu bölgeden geçmesi planları yapılıyor.
Ortadoğu ve Orta Asya petrol ve türevleri açısından çok zengin bölgeler. Bu bölgelerin sahibi olmayanlar, bölgede istikrarsızlık yaratarak kendi adacıklarını oluşturmaya çalışıyorlar. Bunu da; bölgede var olan sorunları, kendi amaçları için kullanarak, gerektiğinde halkları birbirine düşürüp kırdırarak yaratılan istikrarsızlık üzerinden, merkezi devlet gücünü zayıflatmak gibi bilinen yöntemlerle yapıyorlar.
Türkmenistan ile ÇHC arasında imzalanan doğalgaz boru hattı, ABD’nin hesaplarını bozdu. Bu boru hattı Uygur Özerk Bölgesi’nden geçiyor. Anlaşmanın imzalanmasıyla Uygur Özerk Bölgesi’ndeki çatışmaların tarihinin çakışması tesadüf olmayacak bir dünyada yaşıyoruz..
Uygur Özerk Bölgesinde ABD’nin güdümündeki İslami Reform Partisi, Doğu Türkistan Ulusal Birlik İttifakı, Uygur Kurtuluş Örgütü, Doğu Asya Uygur Cihat Partisi’nin işlevlerini sorgulamak ve burada yaşanan çatışmaları kimin organize ettiğini ve kime yarar sağladığını değerlendirmek gerekiyor.
Bazı paragrafları sıralarsak;
-Rabia Kadir, ÇHC Ulusal kongresi üyesiyken gizli bilgileri ABD’ye vermekten suçlu bulunmuş ve sekiz yıl hapse mahkum olmuştur.
-Dünya Uygur Kurultayı ve Uygur-Amerikan Derneği başkanı olan Rabia Kadir, National Endowment for Democracy (NED- SOROS’a ait bir kuruluş) tarafından finanse edilmektedir. Ayrıca, Uygur Amerikan Derneği ve Dünya Uygur Kongresi örgütlerinin başkanlığını yapıyor. Ve 2004 yılında, CIA denetiminde Norveç merkezli olarak faaliyet gösteren RAFTO Enstitüsü’nden insan hakları ödülü aldı.
-Dünya’daki gelişmeler öyle bir hal aldı ki; artık İnsan Hakları çerçevesinde görünen olaylar dahi, güç hesaplaşmasının paravanı olarak kullanılıyor.
-ABD’nin, Rusya’yı güneyden, İran’ı kuzeyden, Azerbaycan, Ermenistan, Türkiye hattı üzerinden kuşatma planı Çin-Azerbaycan anlaşması ile zedelendi.
-Son zamanlarda Çin-Pakistan-Hindistan yakınlaşmalarının önünün alınması gerekiyordu.
-El Kaide’nin “Sincan Uygur bölgesinde katledilen Müslümanların intikamını almak için Kuzey Afrika’daki Çinliler’e saldırma tehdidi” yorumlanırsa; öncelikle, neden Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki Çinliler’in hedef alındığı sorgulanmalı ve bu tehdidin neden İngiliz kaynakları üzerinden yapıldığı. ÇHC’in bu ülkelerde ciddi yatırımlarının oluşu ve bu ülkelerde keşfedilen yeni petrol yataklarının ÇHC tarafından işletiyor olması ciddi bir neden gibi görünüyor, üstelik tehdidin kaynağının El-Kaide gibi şaibeli olması da cabası.
-Bugün artık sonucu itibariyle farklı ülkelerin ittifaklarından oluşan bölgesel savaşlar dönemindeyiz. Ve bunu, enerji kaynaklarının ve transfer yollarının ele geçirilmesi adına, en son Irak savaşında görmüştük; gerektiğinde bahaneler yaratılıyor ve halklar emperyalist çıkarların piyonları durumuna düşürülüyor. Petrol önümüzdeki dönemde toplumsal gelişmelerin temel nedenleri olmaya devam edecek.

Sayı : 2009 08

Yayınlanma Tarihi: 2009-08-01 00:00:00