Açılıma “Diğerleri”nden Çerkes Katkısı Haddimiz Olmayarak…

0
288
Yalçın Karadaş (Nam-ı Diğer Anzor Keref)  
  
Kimlik arızalı Çerkesler ve kimliğine sahiplendiğini iddia eden Kafkasyalılar’ın onlarca derneğini çatısı altında toplayan kurumları sessiz kalınca, yine “aykırı” olmayı göze alıp, şu toz duman çıkaran açılım konusunda daha net şeyler yazayım dedim.
Benim öncelikle adından doğru başlanması düşüncesi ile “Demokratik Yeniden Yapılanma Açılımı” olarak nitelenmesini doğru bulduğum, birilerinin ısrar ve inatla “Kürt Açılımı” diye lanse ettikleri çalışma, sanki hiç bilinmeyen şeyler tartışılıyormuş gibi ülkenin altını üstüne getirdi.
Her kafadan bir ses çıkıyor; iyi ki çıkıyor ve biz de bu çok seslilikten umutlanıyoruz. İyi şeyler olacağını düşünmek istiyoruz. Ama bizden “tıs” bile yok…
Kafkas kurumları ve aydınlarımızın “davet bekler” halde olaya müdahil olmamaları kaygı verici. Yarın çok geç olduğunda sanırım, “ama bize kimse söz hakkı vermedi ki” diyerek kendimizi savunacağız. Onlarca gazete ve TV, radyo var bu ülkede. Ve dünyada binlercesi… Bunlara görüşleri bildirmek, isterseniz elbette mümkündür. Bildirmiyor ve böylesine tarihi bir dönemde kenarda duruyorsanız, hele hele ülkeyi bu berbat ötesi hale getirmede baş sorumlu olan parti ile sanki tüm Çerkesler onları destekliyor gibi ilişki kuruyorsanız ortada çok çok büyük bir sorun var demektir.
Neyse biz kendi düşüncelerimizi açıklamaya çalışalım.
JAKOBEN YÖNTEMLERLE TÜM HALKLARI YOK SAYARAK VE “TÜRKLEŞTİRME”
İDEOLOJİSİNİ TEMEL ALARAK KURULAN YAPI ÇATIRDAMAKTADIR.
Sorun Nerede?
Bırakın sayıları milyonlarla ifade edilen ve ülkenin üçüncü büyük nüfusuna sahip olan Çerkesler ve vatanları tam da burası olan Lazlar gibi halkları, dili, kültürü ve etnik kimliği Türk ve Kürt’ten tamamen farklı herhangi bir grubu “yok sayarak” bu ülkede barış, demokrasi ve adalet tesisi mümkün değildir.
Her kesimin katkısını almadan ortaya konan dayatmacı, jakoben yapılar sağlıksızdır ve içinde yaşayanları mutlu edemez. Süreç içinde de yıkılması muhtemeldir.
Ülkemiz Türkiye Cumhuriyeti’nde de durum budur. Jakoben yöntemlerle tüm halkları yok sayarak ve “Türkleştirme” ideolojisini temel alarak kurulan yapı çatırdamaktadır. Çözüm de bu yapıyı tüm elemanları ile yeniden, sağlam olarak ayağa dikmektir.
Peki Ne Yapmalı?
1-     Öncelikle bu mesele Türkleşen, Kemalizmi din gibi gören ve Çerkes kavramını “aksesuar ve övünme aracı” sananların meselesi değildir. Bu nedenle, bu insanlarımız olgunluk ve anlayış göstererek meydanı “her hal ve şartta Çerkes kimliğine sahip çıkanlar” a bırakmalıdırlar. Çerkes kimliğine sahiplenen kesim de ivedi olarak “ortak aklı bulma çalışmaları” yapmaya başlamalı, “kendimize ait strateji ve uygulanabilir kısa, orta ve uzun vadeli planlar” üretmelidir. Sadece bize özgü “politik yol haritası” ortaya konmalıdır. Bunda en büyük kitleyi temsil eden Kafkas Dernekleri Federasyonu ve Birleşik Kafkas Dernekleri Federasyonu başı çekmelidirler.
Uluslar arası Çerkes kuruluşları ve Anavatandaki devlet yapılarından destek alınmalıdır.
2-     En kısa sürede “Açılım” konusunda ortak görüşlerimiz, taleplerimiz Türkiye ve Dünya kamuoyu ile paylaşılmalıdır.
3-     Bunların yapılması sırasında geçecek zaman içinde aydınlarımız hür iradeleri ile gerek kendi yayın organlarımızda ve daha önemlisi Türkiye kamuoyunun gözü önündeki gazete, dergi, radyo ve TV’larda “şahsi düşüncelerini” ifade etmelidirler.
Yol Haritasına Katkı İçin Başlangıç
1- Öncelikle bu açılımın başarıya ulaşmaması durumunda içinde yaşamakta olduğumuz “örtülü faşizm”in yerini “açık faşizm”in alacağını bilmek ve eylem ve söylemlerde bunun gereği olan olgunluğu göstermek gereklidir.
2- Çok sıkıştırınca “Türk olun, her tür açılıma varız” diyen Kemalist ve çağdaş, laik ve ülkenin gerçek sahipleri olduklarını düşünen kesim;
“Açılım falan istemez bu düzen böyle sürecek” diyen bence yine de pek çok kesime göre samimi olan Türk ırkçıları ile;
bunlara tek başına karşı çıktıklarını düşünen ve “Türk ve Kürt bu ülkenin asli unsurları ve asıl sahipleridir, diğerleri kaale alınmasa da olur, Kürt ve Türk’ün birliği onlara ne lütfederlerse onunla yetinmek durumundadırlar” diyen Kürt milliyetçileri- ki bunlar da kendilerini demokrat ve ilerici gösterirler- daha gerçekçi olmalı, ezberlerinden uzaklaşma cesareti göstermelidirler…
3- Ana sorun tarafların “samimiyetsiz” olmalarıdır. Samimiyetsizlik bu ülke aydınlarının temel özelliğine dönüşmüş haldedir. Neredeyse kimse asıl düşüncesini net olarak ortaya koy(a)muyor. Kürt milliyetçileri asıl amaçlarını saklarken, olayı başlatarak takdiri hak eden AKP hükümeti ve sözcüleri yanı sıra Türk milliyetçileri ve kendini aydın sanan birçok soytarı demagoji içinde, sürekli konunun etrafında dolanıp, bir türlü asıl konuya gelmemekte ve gerçek düşüncelerini ifade etmemektedirler. Tıpkı patronu karşısında kıvırtarak kendine kariyer yapan sözde yöneticiler gibi…
4-     12 Eylül anayasası baştan aşağı değişmelidir. Bu yapılmadan 12 Eylül vesayeti ile, faşizan bir anayasa ile doğru bir yere varılamaz. Bu anayasa değiştirilip ülke ve dünya gerçeklerine uygun hale getirilmeden neyin açılımı, nasıl yapılabilir?
5-      “Türk kavramının etnik bir kavram olmadığı yalanı”na ivedilikle son verilmeli, farklı kimlikleri eritme, farklı dilleri yok etme ve inkar, imha ve baskı politikaları son bulmalıdır.
6-     Demokratikleşmenin bir önemli parçası olması gereken “Kürt Sorunu” tüm sorunların en başına alınmamalıdır. Bu yaklaşım Türk ya da Kürt olmayan onlarca halkın hiyerarşik bir sıraya sokulması anlamına gelir ki, asıl amaçlanan eşitlik ve adalet ile demokrasi olmaktan çıkar, başka bir ırkçı yapının Türk ırkçı yapısıyla sorunları çetrefil hale getirmesine, sonuçta etnik çatışmalarla ülkenin kan ve gözyaşı içinde boğularak parçalanmasına neden olabilir. Bölünme ve parçalanma değil, farklılıklarımızla bir arada yaşama isteği ile yazıyoruz bu yazıları.
7-     Söylemler yumuşamalı ve diyalog kanalları kapatılmamalıdır.
8-     Ülkeyi demokrasi dışı (meclis dışı ve yasalar dışı) yöneten ve yönlendiren Ergenekon vb. örgüt, kurum, kuruluş ve gruplarla, devletin içindeki ve dışındaki her türden mafyatik zorba örgütlenme ve kişiler hızla tasfiye edilerek, en ağır şekilde cezalandırılmalıdır.
9-     Bireysel, kurumsal ve devlet silahsızlanması hızla gerçekleştirilmelidir.
10-Ülkedeki tüm “farklı” kimlikler ve kesimler sürece ve tartışmalara dahil edilmelidir.
11-Ortak doğrular hayata geçirilip, pratikteki sorunlarla revize edilmelidir.
Tüm bu yazdıklarımın ülkenin hakim anaforu içinde başta “Kürt milliyetçileri ve onları kayıtsız destekleyenler” olmak üzere önemli bir “ezberci” kesim tarafından “provokatif” ve tartışmayı “sulandırıcı” olarak değerlendirileceğinin;
kraldan çok kralcı, Türkten Türkçü, Kürtten Kürtçü, Araptan Arapçı ama Çerkesliği de kimseye bırakmayan “asimile Çerkes asıllı kahramanlar”ın şiddetli itirazına uğrayacağının bilincindeyim.
 “Demirden korkan trene binmez!”
Zaman kimin ne olduğunu gösterir.
1 Eylül 2009
PS: Dünya Barış Günü kutlu olsun

Sayı: 2009 09
Yayınlanma Tarihi: 2009-09-01 00:00:00